|

Bahadır GÜLMEZ / ERZİNCAN
SORU -1 : Dinimizi doğru öğrenebilmek için
işe doğru noktadan başlamanın gerekli olduğunu biliyoruz. Bunun için de
merkeze Kur'an'ı koyarak işe başlıyoruz. Ancak Peygamberimizin yirmi üç
yıllık Peygamberliği süresince ortaya koyduğu söz, fiil ve
takrirlerinden istifade edebilmek için nasıl bir yol izlemeliyiz?
Özellikle Peygamberimiz adına söylenmiş yalanlardan nasıl kurtulacağız?
CEVAP 1 : Peygamberimize izafe edilen söz,
fiil ve sükutun vukuu anında kaydedilen bir konumda olmadığını bilmemiz
gerekir. Bunun sebebi ise Peygamberimizin: "Benden Kur'an'ın dışında
herhangi bir şey yazmayın" sözüdür. İnsanların Kur'an'la
karıştırmalarından korkulduğu için böyle yapıldığı söylenmekle beraber,
bunun dışında da bir takım sebeplerinin olabileceği ihtimali de göz ardı
edilmemelidir. Çünkü aynı yasağı Hz. Ömer kendi döneminde de tekrar
etmiştir. Sebep sadece Kur'an'la karıştırma konusu olsaydı bu sebep
ortadan kalkmıştı. Peygamberin vefatıyla birlikte vahiy noktalanmış, Hz.
Ebubekir döneminde de Mushaf iki kapak arasına alınarak
kitaplaştırılmıştı. Hz. Ömer'in kaygısı : "İnsanların bu sözleri
Kur'an'ın önüne geçirmeleri korkusu idi. Bu nedenle yaklaşık yüz yılı
aşkın bir zaman ağızdan kulağa nakledilerek taşınmış, sonra da kitaplara
yazılmaya başlanmıştır.
Bu durumu değerlendirirken bilmeliyiz ki, karşımızda peygamber
konuşuyor; biz de bu sözleri ondan dinliyor değiliz. Eğer böyle olsaydı
peygamberimizin her sözünü başımız üstüne işittik ve itaat ettik,
işittik ve kabul ettik diyerek karşılamamız gerekirdi. Sahabenin bizden
farklı yanı da budur. Onlar sözü sahibinden dinliyorlardı. Bugün bizim
muhatap olduğumuz bu rivayetler, yüz yılı aşkın bir zaman ravilerin
ağızdan kulağa naklettikten sonra, en son ravinin ifadesiyle kitaplara
geçen sözlerdir. Bu nedenle hadisi tanımlarken bunu şöyle ifade
ediyoruz:
Hadis, Peygamberimizin söylediği söylenen ve ona izafe edilen söz, fiil
ve takrirlerdir.
Her Ravi, duyduğunu anladığı gibi kendi kelimeleriyle nakletmiştir.
Peygamberimizden, onun ifade ettiği kelimelerle aynen nakledilen tek bir
hadis mevcuttur ki o da: "men kezebe aleyye" hadisidir. Mütevatir olarak
yapılan nakiller de dahil hadislerin hepsi manen nakledilmiştir. Bunun
anlamı şudur: her ravi işittiği hadisi, anladığı gibi kendi
kelimeleriyle nakletmiştir. Bu nedenledir ki dil bilimciler cahiliye
şiirlerini eski arap dili için örnek alırken hadis metinlerini bu
nedenle almamışlardır. Durum böyle olunca sözü ilk söyleyenin maksadı
çoğu zaman muhafaza edilememiştir. Bunun için ne kadar iyi niyetli
olunursa olunsun, işitmede, anlamada ve nakilde meydana gelecek hatalar
anlam kaymasına sebep olmuştur.
Hz. Aişe validemizin hadisleri tenkit edişinde bunun ilk örneklerini
görüyoruz. Daha birinci kuşak sahabeden olan zevat, peygamber (a.s)dan
duyduklarını anladıkları gibi naklediyorlardı. Bununla ilgili örnekleri
birlikte değerlendirelim:
"Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır" diyen
Ömer ve İbni Ömer'e Hz. Aişe(r.a) "sizler yalancı olmaksızın hadis
rivayet ediyorsunuz. Ama kulak hata edebilir. Allah'a yemin ederim ki
ailesinin ağlamasından dolayı ölüye azap edeceği konusunda Allah bir şey
söylememiştir. "Allah'ın kitabı size yeter." "kimse başkasının suçunu
taşımaz " (53/38) ayetini okuyarak onların hatasını düzelmiştir.
Yine kendisine ulaşan yanlış bir rivayeti şöyle düzeltir: Rasulullah
(s.a.v.) "Bedirde müşriklerin cesetlerinin atıldığı kuyunun başında
durarak şöyle dedi: Onlar benim söylediklerimi duyuyorlar" diye rivayet
eden sahabelere : "Yine bu sözü de yanlış anlamışınız. Rasulullah'ın
sözünün aslı şöyledir: "Onlar (müşrikler) şimdi kendilerine söylediğimin
hak olduğunu biliyorlar." Bunun arkasından da Hz. Aişe (r.a) onlara şu
ayeti okur: "Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah dilediği
kimseye işittirir. Ey Muhammed! Sen kabirlerde olanlara işittiremezsin.
" (35/22)
İsra gecesi peygamberin Rabbini gördüğü ile ilgili yapılan nakilleri de
şöyle reddeder: "Amir Hz. Aişe ye: " Ey Anacığımız! Muhammed (a.s) İsra
gecesi Rabbini gördü mü?" diye sorduğunda, ona şöyle cevap verir:
"Söylediğin tüylerimi ürpertti. Senin üç meseleden haberin yok mu? 1-
Kim sana Muhammed'in Rabbini gördüğüne dair rivayette bulunursa yalan
-söylemiştir. "Gözler onu idrak edemez, Fakat o gözleri idrak eder. O
latiftir, her şeyden haberdardır (6/103)"; Vahiy veya perde arkasından
olmadan Allah'ın bir insanla konuşmuşluğu yoktur (42/51); 2-Kim sana
yarın ne olacağını bildiğine dair bir şey söylemişse yalan söylemiştir.
"Hiç bir nefis yarın başına ne geleceğini bilmez." (31/34) 3-Kim sana
Rasulullah'ın bir şey gizlediğine dair bir nakilde bulunursa yalan
söylemiştir. "Ey Rasulüm Rabbinden sana indirileni tebliğ et" (5/67)
ayetini okuyarak görüşlerinin doğruluğuna Kur'an'dan delillerini
getirmiştir.
Yine Ebu Hureyre'den peygamberimizin: "şu üç şeyde uğursuzluk vardır:
Atta, evde ve kadında" dediğini işitince, Hz. Aişe (r.a.) Ebu Hueyre'ye
sitem ederek: "Allah onun hayrını versin; lafın başını aklında tutarsa
sonunu kaçırır, sonunu tutarsa başını kaçırır. Bu sözünde Peygamber
cahiliyenin anlayışından bahsediyordu. Yani onlar bu üç şeyde uğursuzluk
olduğuna inanırlardı" diye onların yanlışta olduklarını söylemişti,
diyerek düzeltir ve "Bütün işler Allah'a döndürülür" (2/210) ayetini de
peşine ekler.
Hz. Aişe validemizin olayları çözmedeki bu yöntemi her zaman için genel
geçer bir kuraldır. İşte Kur'an’ı merkeze almanın anlamı da budur. Bütün
işlerimizin meşruiyetinin delilini Kur'an'dan almalıyız. Kur'an'ın
hikmetine sahip olan insan ne güzel bir tespitte bulunuyor: "Kulak
duymada yanılabilir." Bu nedenle duyduklarımızı mutlaka Kur'an'la test
ederek almamızın doğru olacağını örneklerle ortaya koyuyor.
Kur'an neslinin ilk halkasında meydana gelen bu hadiseden sonra Hz. Ömer
(r.a.) hilafeti yıllarında hadisleri yazdırmayı düşünüyor. Fakat
halktaki eğilimi görünce: "Bunlar bu sözleri Kur'an'ın önüne geçirirler"
diyerek bu işten vazgeçiyor ve bütün valilere genelge göndererek
bölgelerinde hadis yazanların yazdıklarını imha etmelerini söylüyor. Bu
durum Ömer Bin Abdülaziz dönemine kadar devam ediyor. Ömer Bin
Abdülaziz, hadislerin tedvin edilmesi için Medine kadısı Ebu Bekir İbni
Hazm'a emir veriyor. Ancak hadis tedvininde İbni Şihab Ez Zühri ilk
tedvine başlayan kişi olmuştur. Kitaplara girme işi ise H. 150'den
sonraya kalmıştır.
Bu badire de iyi niyetli insanların işitmede ve sözün maksadını
kavramada gösterdikleri hataların yanında; Ehli Kitaptan İslam'a girip
İslam'ı içten bozmak isteyen, Kab'ul Ahbar, Vehb İbni Münebbih, Temim
ed-Dari gibi isimlerin gösterdikleri faaliyetler sonucu mevzu sözlerin
de hadislerin içine karışmasını sağlamışlardır. Bir de bunlara bu
toplumun içinde zuhur eden, dini ve siyasi fırkaların kendilerine
peygamberimizin sözünden destek sağlamak amacıyla yaptıklarını ilave
edince milyonlarca söz piyasada milletin diline dolanmıştır.
Muhaddislerin bunların yanlışını doğrusundan ayırmak için gösterdikleri
gayretler sonucunda ayıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda
en çok şu konularda söylenen sözlerin mevzu olduğu kanaatine
varılmıştır. Bunları M. Yaşar Kandemir, Mevzu Hadisler isimli eserinde
şöyle sıralamaktadır: Senenin veya haftanın belirli gün ve gecelerinde
kılınması tavsiye edilen namazlar hakkındaki hadisler ile, Recep ayının
ve bu aydaki tutulacak oruçlar hakkındaki hadisler mevzudur.
1. Belirli tarihlerde bazı hadiselerin cereyan edeceğini haber veren
hadisler.
2. Kıyamet alametlerinin muayyen aylarda zuhur edeceğini beyan eden
hadisler.
3. Türkleri, Habeşlileri, Sudanlıları zemmeden hadisler.
4. Ebu Hanife ve İmam Şafi'nin adlarını anarak medh veya zemmeden
hadisler.
5. Hızır ve İlyas (a.s)ın hayatlarından bahseden hadisler.
6. Mürcie, Cehmiye, Kaderiye, Eş'ariye mezheplerinden bahseden hadisler.
7. İskenderiye, Dimyat, Basra, Bağdat, Kazvin, Ürdün, Abadan, Cidde,
Askalan, Nusaybin, Antakya, Horasan, Taklan, Şaş, Merv, Buhara,
Semerkant, Tus, Cürcan, Herat, Kayrevan, Sebte, Fas gibi şehir ve
memleketleri medheden veya zemmeden hadisler.
8. Peygamberin veya diğer büyük zevatın kabirleri hakkında ileri sürülen
hadisler sahih değildir.
9. Aşure gününün faziletinden ve o gün sürmelenmek, süslenmek veya
hüzünlenmek, namaz kılmak, infak etmek ve aşure çorbası pişirmekten
bahseden hadisler.
10. Mercimek, pirinç, bakla, patlıcan, portakal, üzüm, pırasa, karpuz,
ceviz, peynir ve helva gibi yiyecek maddeleri ve gül, nergis, menekşe
gibi çiçek ve bitkiler hakkındaki hadisler.
11. Sokakta yemek yemeyi ve eti bıçakla kesmeyi yasaklayan ve etin
faziletinden bahseden hadisler.
12. İçinde Hz. Aişe'nin lakabı olan "humeyra" kelimesi bulunan veya "ya
humeyra" diye başlayan hadisler.
13. Hz. Peygamberin "ya Ali falan şeyin üç alameti vardır" diye
başlayarak Hz. Ali'ye muhtelif vasiyetlerde bulunduğu iddia edilen
hadisler. Bu sözde hadisler "vesaya'n-nebi" adıyla bir kitapta
toplanmıştır. Bunların içinde sadece "Ey Ali, Harun'un Musa'ya olan
yakınlığı ne ise sen de bana öylesin" hadisi sahihtir. "Vasaya Fatıma"
ve "Vasaya Ebi Hureyre" adıyla Hz. Peygamberin Hz. Fatıma ve Ebu
Hureyre'ye olan sözde vasiyetlerini ihtiva eden hadisler tamamen
uydurmadır.
14. Kur'an-ı Kerim surelerinin faziletleri hakkındaki hadislerin çoğu
uydurmadır. Suyuti’nin beyanına göre hakkında hadis varit olan sureler
şunlardır: Fatiha, Bakara, Ali İmran, Nisa, Maide, En'am, A'raf, Tevbe,
Kehf, Yasin, Duhan, Mülk, Zelzele, Nasr, Kafirun, İhlas ve
Mu'avvizeteyn.
15. İmanın artıp eksilmesi hakkındaki hadislerin çoğu uydurmadır.
16. Akıl hakkındaki hadislerin çoğu uydurmadır. Davud İbni'l Muhabir
(ölm.206/821)'in, bu mevzuda uydurduğu hadisleri ihtiva eden bir nüshası
vardır.
17. Çocuğa Muhammed ya da Ahmet adını koymanın faziletine dair sahih
hadis yoktur.
18. Evladı zemmeden hadislerin tamamı uydurmadır.
19. Bekarlığı öven hadisler.
20. Beyaz horozu medheden hadisler.
21. Akik taşından yapılmış yüzükleri takmanın fazileti hakkındaki
hadisler
22. Mescide kandil, lamba takmanın ve hasır sermenin sevabı hakkındaki
hadisler
23. Ticareti zemmeden ve malın fitne olduğundan bahseden hadisler
24. Meşhur muhaddislerin meydana getirdiği bir sened zinciriyle Hz.
Peygamberden veya Hızır (a.s) dan, Hasanül Basri, İmam Cafer Sadık gibi
büyük zevattan rivayet edilen haberin akabinde bazen "bundan şüphe eden
kimse kafir olur" şeklinde bir beyan bulunur. Umumiyetle bu nevi
nakillerde uydurmadır.
Hadisleri Peygamberimize isnat etmenin en doğru yolu Hane-i Saadetin
hikmetinden nasibini almış olan Hz. Aişe validemizin ortaya koyduğu
Kur'an'a dayanarak metin tenkidini yapmaktan geçmektedir.
Metin tenkidi, herhangi bir hadisin metninin ifade ettiği manayı/hükmü
masaya yatırarak Kur'an'a uygunluğunun gözden geçirilmesidir. Hadisin
ortaya koyduğu şey, Kur'an'ın herhangi bir ayetiyle veya Kur'an'ın bütün
olarak ifade ettiği genel anlayışa aykırı olmamasına bakılır. Uygunsa
alınır değilse bırakılır. Çünkü hiçbir peygamber kendi kitabıyla
çelişkiye düşecek bir söz söylemez. Bunun yolunu peygamberimizden hemen
sonra Hz. Aişe validemiz açmıştır.
Ancak bunu yapmak için Kur'an'ın bilinmesi ve konuyla ilgili ayetler
verilerek tezimizin müdellel olması sağlanmalıdır. Bugün ravi zincirini
inceleyerek bir yere gelebilmenin imkanı kalmadığı gibi, sağlıklı bir
sonuca ulaşmak için tercih edilecek bir yanı da yoktur. İnsanların
insanı değerlendirmesinden ibaret olan bu yöntemde birinin ölçüsüne göre
sıka olan bir ravi başkasına göre olmayabiliyor. Bir örnek olması
açısından Buhari'nin Ebu Hanife'yi değerlendirmesini verebiliriz.
Buhari, Kitab'uz-Zuafa'sında şöyle diyor:
"Tenzih ederim o Allah'ı ki, toprağın temiz karnını Ebu Hanife'nin pis
vücuduyla kirletti. Kendisine üç kere tevbe teklif edilmiştir, ancak
tevbe edip etmediği bize ulaşmadı" Bu insanın günahı nedir? Buhari'ye
göre bazı hadisleri zayıf ve Kur'an'a aykırı bulduğu için almamış ve
kendisi içtihadıyla amel etmiştir. Bunun için yukarıdaki kanaatini
kitabına almıştır. Bu nedenle insanların kıstaslarıyla değil Allah'ın
kitabıyla değerlendirmek daha doğru bir yöntemdir diyoruz.
Bunun için iki şeyin çok iyi bilinmesi gerekir: Birincisi Kur'an
ikincisi de Kur'an'ın bize takdim ettiği peygamber. Allah, Kur'an'ı bize
şöyle takdim ediyor:
Kur'an'ın üzerinde düşünmüyorlar mı? Şayet (o) Allah'tan başkası
katından olsaydı, onda çok çelişkiler bulurlardı. (4/82)
Bu kitabın indirilmesi, güçlü ve bilge olan Allah katındandır. Ey
Muhammed! Biz sana kitabı hak ile indirdik. Öyle ise dini Allah'a has
kılarak O'na kulluk et.(39/1-2)
Biz bu kitapta insanlar için her çeşit örneğe yer verdik. Fakat insan
tartışmaya en düşkün bir varlıktır.(18/54)
Biz size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden bir örnek ve
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için de bir öğüt indirdik.(24/34)
Sana: "Sen okumuşsun" desinler diye ve bilen bir topluma O'nu açıklamak
için ayetleri böyle türlü türlü anlatıyoruz.(6/105)
Suçluların yolu iyice belli olsun diye ayetleri böyle açıklıyoruz.
(6/55)
Ey inananlar! Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerde olana bir şifa,
inananlara bir rehber ve rahmet gelmiştir. De ki : "Bunlar Allah'ın bol
nimeti ve acımasıyladır." Buna sevinsinler. Bu onların topladıklarından
daha hayırlıdır. (10/57)
Allah, İnananların içerisinden elçi seçtiği kimselerin ve özellikle de
son elçi olan Muhammed (a.s)’ın görev ve yetkileriyle ilgili olarak da
şu bilgileri vermektedir:
(Ey Muhammed) De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum;
gaybı da bilmiyorum; size ben bir meleğim de demiyorum. Ben ancak bana
vahyolunana uyuyorum. "De ki : "Kör ile gören bir midir? Hiç düşünmüyor
musunuz?"(6/50)
De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana tanrınızın tek bir
tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık ona yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin,
ortak koşanların vay haline."(41/6)
De ki: "Ben diğer elçilerden farklı, türedi biri değilim; ne benim ne de
sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana
uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."(46/9)
(Ey Muhammed!) Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik; sen
öleceksin de onlar ebedi mi kalacaklar? (21/34)
De ki : "Allah dilemedikçe ben kendime bir fayda ve zarar verecek güce
sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim daha çok iyilik yapardım ve bana
kötülükte dokunmazdı . Ben ancak inanan insanlar için bir uyarıcı ve
müjdeciyim." (7/188)
Sen sana bu kitabın vahyolunacağını ummazdın. O ancak Rabbinin bir
rahmetidir. Öyleyse sakın inkarcılara arka çıkma.(28/86)
De ki : "Beni Allah'a karşı kimse koruyamaz ve ben de ondan başka bir
sığınak bulamam. Benim yaptığım sadece Allah katından geleni duyurmak ve
onun mesajını iletmektir." (72/22)
(Ey Muhammed!) sen sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah
dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yolda olanları da en iyi O bilir.
(28/56)
Eğer (Muhammed!) Bize bazı sözler isnat etmiş olsaydı, Biz onu kuvvetle
yakalar ve onun şah damarını koparırdık. Hiçbiriniz de onu
koruyamazdınız.(69/44-47)
Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan
O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır.
Allah inkarcıları doğru yola iletmez.(5/67)
(Ey Muhammed!) De ki : "Bana dini Allah'a has kılarak O'na kulluk etmem
emrolundu. Müslümanların ilki olmam emrolundu." De ki: "Rabbime karşı
gelirsem büyük günün azabından korkarım." De ki: "Ben dinimi Allah'a has
kılarak O'na kulluk ederim."(39/11-14)
Zikredilen ayetlerde peygamberimizin görev ve yetkilerinin sınırları
belirlenmekte, yetkilerinin sınırları çizilmektedir. Kur'an'ın bize
tanımladığı peygamber portresi budur. Gaybı bilmeyen, gelecekten haber
vermeyen, dilediğini değil kendisinden isteneni yapan, dini Allah'a has
kılan, Allah'ın vahyinden başkasına tabi olmayan, vahiyle
bilgilendirilmediği konuda konuşmayan, Kur'an'la konuşan ve Kur'an'ı
konuşan bir elçi.
Böyle bir elçiye inanan insanlar, hadisleri değerlendirirken bunu
dikkate alacaklardır. Bilecektir ki, Kur'an'da olmayan bir konuda
peygamber konuşmaz ve konuşamaz. Allah'ın bildirmediğini bilemez ve
bildiremez. Ancak hakkında vahyi bir malumat olmayan nice konularda
peygamber konuşturuluyor ve Allah'ın gaybi bilgileri deşifre
ettiriliyor. Kıyamet alametleri, kabir hayatı, cennet ve cehennem,
şefaat, ilk yaratılış, peygamberlerin mücadelesi ve kavimlerin helakı
gibi konularda Kur'anî olmayan nice haberler bu tip hadislere
dayandırılıyor.
Bilgi kaynağı vahiy olan bir peygamberin, vahyin bilgilendirmediği
konularda bilgi sahibi olması düşünülemez. Bunlardan kurtulmanın yolu,
gaybi konularla ilgili tüm haberleri Kur'an'ın hakemliğine başvurarak
çözmeliyiz. Gaybın dışındaki olayları da tarihi vakıalara uygunluğu,
aklın ilkelerine ters olmaması, kevni ayetlere ve eşyanın tabiatıyla
çelişmemesi durumuna göre almalıyız. Bunu hep yapmalıyız. Doğrular,
üzerinde düşünüldükçe, muhakeme ve mukayese edildikçe doğruluklarından
bir şey kaybetmezler. Bilakis daha da sağlamlaşıp mutmain olunurken;
yanlışların üzerinde düşünmeye tahammülü yoktur: düşünüldükçe yanlışlığı
ortaya çıkar ve yok olur. Sizler de Kur'an'la düşünün ve Kur'an'ı
düşünün, yanlışlar yokluğa mahkum olacaktır. |