Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 328 | Nisan 2006

                   


  

Katılımcılar

Zübeyir Yetik

Prof. Dr. İbrahim Sarmış

Prof. Dr. M. Said Hatipoğlu

Prof. Dr. M. Hayri Kırbaşoğlu

Prof. Dr. Zeki Duman

Ahmet Rânâ

Mehmed Durmuş

Hikmet Zeyveli

HZ. MUHAMMED’İ DOĞRU ANLAMAK

Abdullah oğlu Muhammed: Peygamberler silsilesinin son halkası. Rabbimizin, lütfunun ve merhametinin sonucu, bizlere ve bütün alemlere rahmet olarak irsâl ettiği şerefli elçi. Bize bizden çok düşkün, mü'minlere çok merhametli, kafirlere ise o oranda izzetli ve sert bir Peygamber... Yeryüzündeki beşer hayatını sırât-ı müstakîme inkılâb etmek için Allah'ın seçtiği en iyi rehber.

Muhammed: Bir yetim. Rabbi'nin barındırıp koruduğu, fakîrken zengin ettiği, sırtından yükünü hafiflettiği, şanını yücelttiği bir yetim… Sıfır yaşından itibaren hayatın her türlü ezasını ve cefasını tatmış, gerçek bir kahraman; çelikleşmiş irade.

Derken, insan hayatının en olgun dönemi olan kırk yaşında, neredeyse hiçbir asgarî müştereği olmadığı kavminden îtizal etmek isteğiyle gittiği bir mağarada Rabbinden gelen ilk mesajla girdiği yeni dönem. Ve bir ömür boyu içlerinde kaldığı kavmiyle arasına örülen duvarlar.

Muhammed (a.s)ın kırk yaşına kadar yaşadıkları, kırkından sonra, nübüvvet döneminde sarsılmaz bir irade ile dimdik ayakları üstünde duracağının, hiçbir zaman ökçesi üzerinde dönmeyeceğinin, Allah'ın adını en yüce tutacağının ve imanî ilkelerinden asla taviz vermeyeceğinin garantisi gibiydi. Onüç yıllık çok zorlu bir tebliğ döneminin ve tevhid mücadelesinin bitiminde, nihayet o, takva üzere inşâ ettiği ilk mescidle birlikte, İslamî iktidarın temellerini de atmış oluyordu.

Peygamberimiz Muhammed (sav)in kimliğini, hicret anında mağaranın kapısına ağ geren örümcekle, gittiği evdeki yiyecek küplerinin dolup taşmasıyla veya, o giderken rastladığı ağaçların yerlere kapanıp secde etmesiyle açıklayanlar büyük bir yanılgı içindedirler. Muhammed Mustafâ'nın kimliğini en iyi şekilde, onun yaşadığı gerçek hayat açıklamaktadır.

Mekke'den adeta umudunu kestiği bir demde gittiği Taif'ten taşlanarak kovulduğunda sığındığı bağda yaptığı dua, Muhammed Mustafâ'yı tanıtmaya yetmektedir. Şöyle diyor orada:

"Allahım! Kuvvetimin zayıflığını, çaresizliğimi ve insanların nazarındaki hakîrliğimi ancak Sana arz ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Mustaz'afların rabbi sensin! Sen beni, kötü huylu bir düşmanın eline düşürmeyecek, hatta işimi kendisine temlik ettiğin yakın bir akrabaya bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin. Eğer bana karşı gazab içinde değilsen, çektiğim mihnetlere ve belalara hiç aldırmam. Gerçi senin beni himayen son derece geniştir. Üzerime gazabının inmesinden ya da rızasızlığını hak etmekten yine senin o karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret umurunu düzene koyan vechinin nûruna sığınırım. Sen razı olasıya kadar affını diliyorum. Senden başka güç ve kuvvet yoktur."

Bu duâ, Muhammed (as)ı, halkın muhayyilesindeki Kaf Dağı'ndan, Mekke, Taif ve Medine topraklarına indirmekte, ayaklarını yere bastırmaktadır.

Peygamberler, getirdikleri vahyin ete kemiğe bürünmüş timsalleridir. Peygamberler olmasaydı, Din adına ortaya atılan binlerce pratiği kendisiyle reddedeceğimiz bir temel kriter olmazdı. Peygamber Muhammed (sav) de, Kur'an Dini İslam'ın insan kıvamındaki lezzetidir. O gerçekten mükemmel bir mü'mindi. Hayatın her alanıyla ilgili onun hayatında bir kare bulmak mümkündür. İyi bir İslam emîri/yönetici olarak, iyi bir komutan, iyi bir siyaset adamı, iyi bir stratejist, iyi bir teşkilatçı olarak, Peygamber Muhammed (sav) bizim için gerçek anlamda bir model, bir sünnet sahibidir.

Günümüzde hala 'sünnet' sözcüğünü saçla, sakalla, misvakla veya yemekli davete icabet etmekle eş anlamlı bilenlerimizin, bir cahiliyye toplumuna İslam'ın nasıl tebliğ edileceği hususunda, Peygamber'in sünnetinden bîhaber olmaları utanç vericidir. Elbette sünnet deyince bir bütün halinde onun, İslam'ı hayatının tamamına tatbik etmesi akla gelmeli ve bu Peygamberî hayatı da ehemden mühime doğru bir sıralamaya tabi tutmalıdır. Fakat bilinmelidir ki, Din'i tebliğ ve Din'e dayalı bir hayat inşa etme çabası, sünnete rağmen ve sünnetten habersiz kesinlikle başarıya ulaşmayacaktır.

Bunun ötesinde Peygamberimiz aynı zamanda Müslüman bir tacir örneğidir. İyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir komşu ve akrabadır. Fakat Peygamber hiçbir zaman beşer üstü, tanrısal bir varlık değildir. O, bir beşer olması hasebiyle bizden biridir. Yiyen içen, çarşıda gezen, alış veriş yapan, evlenen, hanımlarıyla iyi günleri olduğu gibi kötü günleri de olan, hastalanan ve nihayet ölen bir insan. İşte gerçek Peygamber. İşte gerçek insan. Muhammed budur.

Onun bir beşer olması, 'Yol'a girmek istemeyen mızıkçı insanların 'ama…' diye başlayan mazeret beyanlarına meydan vermemenin garantisidir. Muhammed bir beşerdi, çünkü yeryüzünde yaşayan insan soyuna irsal edilmişti. Bizler gibi beşerlere ancak beşer bir peygamber hitap ederdi. Mesela bir melek, bize örnek olabilir miydi? Fizikî sınırları, beden yapısı, duyu organları, aklı, kalbi, duyuları açısından bizden müstesnâ olmaması icab ederdi elçinin. Aksi taktirde mazeret hazırdı: Ama o bizim gibi değil ki! O, Allah'ın özel bir kulu. O, beşer üstü. Biz onun gibi tabi ki olamayız… Dolayısıyla biz iyi bir Müslüman değilsek, tam bir muvahhid olamıyor, sözümüzde duramıyorsak, Allah yolunda malımızla, canımızla cihada koşamıyorsak, rabbimizi en ciddi biçimde tekbir edemiyor, O'nun adını îlâ edemiyorsak, ezvâcımıza iyi davranamıyorsak v.d. bunda mazur sayılmalıyız! Çünkü biz 'sıradan' insanlarız, Muhammed (sav) ise sıra dışı…

Bunların hiç birisi mazeret değildir. Çünkü bütün bu anılanları daha fazlasıyla başarmış bir insan var önümüzde. Allah onu bize 'üsvetün hasene' olarak takdim etmektedir. Anlamı: "siz de Muhammed gibi olabilirsiniz!" Onun yaşadığı mü'mince hayatı yaşamamak için hangi gerekçeniz var? Allah, Peygamberine, bizim sahip olmamız mümkün olmayan 'ilahi vergiler' vermiş olsaydı, hiç şüphesiz bizi onlardan muaf tutardı. Aksini düşünmek Allah'ın adaletiyle bağdaşır mıydı?

Dostlar! İslam olmak, teslim olmak elbette zordur. İslam olmak, maldan, candan, evlattan fedakarlık ister. Muhammed gibi olmak, İbrahim gibi, Musâ gibi, Îsâ gibi olmak, cefaya katlanmayı gerektirir. Cefaya katlanmayı göze alamayan insanlar, Muhammed'in ve diğer enbiyanın (Allah'ın salât ve selamı üzerlerine olsun) 'peygamber' olmakla, bizim onlar gibi olamayacağımızı ileri sürerek, ellerini taşın altına sürmemenin mazeretini tedarik etmektedirler. Gerisi laf ü güzaftır.

Peygamberimiz Muhammed (sav)’in rehberliğine her zamanki gibi, muhtacız. Bilimsel, parasal, fennî, teknolojik, sosyolojik, telekomünik v.b. bilumum 'ilerlemeler' insanın yalnızlığını, mutsuzluğunu ve gurbetini artırmaktan öte hiçbir işe yaramamaktadır. İnsanlık, bir bebek için anne kucağı mesabesinde ilahî vahye ve Rasul'ün risaletine başını yaslamadığı müddetçe, huzuru bulamayacaktır. Risâletsiz bütün zevkler sahtedir. Kur'an'sız bütün 'ilerlemeler'in sonunda ancak bir ateş çukuru vardır. Nuh'un gemisini arayan insanlar, Kur'an'ı ve sünnet-i Rasûlillah'ı neden göremezler?

Allah Rasulü'nün başardığı gibi, kendi Medine'mizi kurabilmek için, onun yaşadığı gibi Kur'an'ı hayatımıza girdirmek, onun sünnetini yeniden ihya etmek zorundayız. Hayatımızdan bütün şerîkleri, ancak Muhammedî örneklikle çıkartabiliriz. 

Ama şu biline ki, "yetiş yâ Rasulallah!", "kurtar bizi yâ habîballah!" türünden seslenişler, ciddiyetsiz mızırdanmalardır. Biz ne Muhammed'in (sav), ne de bir başka peygamberin yeniden bir daha dünyaya döneceğine inanmadığımız için, imdat çığlığımızı doğrudan Peygamber'in şahsına yöneltmiyoruz. 632 Yılı Rebîülevvel ayından bu yana Muhammed (a.s)ın bizi duymayacağını ve cevap veremeyeceğini biliyoruz. Dolayısıyla, idrakimiz odur ki, Peygamber'i doğru anlamanın yolu, ilkin onu bütün tanrısal sıfatlardan tenzih etmekten geçer.

Hicret etmek için evinden çıktığında Yasin Suresi'ni okuyarak, bir avuç toprağı, evinin önünü sarmış bulunan düşmanları üzerine atıp, adeta görünmez adam olarak içlerinden geçip giden bir 'Peygamber' nasıl, doğru anlatılmamış bir Peygamber ise, çağımızın İslam karşıtı sömürgeci projelerine refere edilen Peygamber de, doğru anlatılmamış Peygamberdir. Bunların her ikisi de, Hz. Muhammed'in Peygamberliğini, vaz edildiği bağlamından saptırmaktadır. Gerçek 'Muhammed' modelini elde etmek için her iki cins hurafeyi de tashih etmek zorundayız.

Peygamberimiz Muhammed (sav)in sünnetini günümüze, 21. yüzyıla taşıyabilmek için öncelikle onun risaletini sahih şekilde anlamamız gerekir. 'Rasulullah Muhammed'e ilişkin anlatılanları Kur'an süzgecinden geçirmek zorundayız. Kur'an bize mutlaka onunla ilgili anlatılanları tashih etme imkanını vermektedir. Bu tashih işlemi aynı zamanda bize, Kur'an'ı doğru anlamanın yöntemini de öğretecektir.

Biz, mızırdanmanın ötesinde, gerçek anlamda felahımızın, Kur'an'da ve Hz. Peygamber'in güzel örnekliğinde (sünnet) bulunduğuna iman ediyoruz. Özlemini çektiğimiz, geleneksel ve modern bütün hurafelerden arınmış bir Peygamber modelidir; 610-632 yılları arasında Kur'an'ın şahitlik yaptığı, henüz İran Zerdüştlüğünün, Orta Asya şamanizminin, Yahudi Talmudunun ve Pavlus Hristiyanlığının içine sızmadığı bir model.

İslam'la ve Peygamber'le olan savaşlarını karikatür silahıyla sürdürenleri protesto etme girişiminde bulunan dünya Müslümanları şunu fark ettiler ki, bu uğurda ne yapacaklarını pek de bilmemektedirler. Çünkü meydanlara inen Müslüman grupların her birinin peygamberi diğerinden ayrı. Öte yandan, Peygamber (a.s) böyle bir savaş türüne muhatap olsaydı, nasıl davranırdı acaba? sorusuna Müslümanlar aynı cevabı veremiyorlar. Danimarka'yı protestoya giden Müslümanlar, evlerindeki kültürde var olan peygamber karikatürünü ne yapacaklarını bilmemenin şaşkınlığını yaşamaktadırlar.

İşte bu gayeye hizmet etmesi umuduyla, Peygamberimiz Muhammed (sav)i doğru anlamak konulu bu soruşturma dosyasını hazırladık. Böyle bir dosyayı bilhassa Nisan ayında yayınlamanın uygun olacağını düşündük. Çünkü Rasûlullah'ın doğduğu ay olması hasebiyle Türkiye'de 21 Nisanı müteakiben bir hafta 'kutlu doğum haftası' olarak kutlanmaktadır. 'Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri' adı altında Rasûlullah Muhammed (sav)in nebevî metodu etrafında örülen sis duvarlarının daha da kalınlaştırılmasına, seyirci kalmamız doğru olmazdı.

Kur'an, doğmuş olması 'kutlu' bir Peygamber'den ziyade, kutlu vahiy inzal edildiği ve kutlu bir vazifeye memur tayin edildiği için şeref kazanan bir Peygamberden bahsetmektedir. Geleneğin Peygamber tasavvuru ise, Peygamber'in zâtında odaklaşmakta ve abartılı bir övgü esasına dayanmaktadır. Bu haliyle ise, şirke ramak kalmaktadır. Öte yandan 'kutlu doğum haftası', 'mübarek günler ve geceler' halkasına eklenen bir yenisi olmamalıdır. Peygamber, sadece yılın bir haftasında anılıp geçiştirilecek birisi değildir. Peygamber demek, yürüyen Kur'an demekse, biz ona hergün muhtacız. Peygamber'i anmamız, modern haçlı ordularına tabasbus etmek gibi bir fısk-u fücûru da doğurmamalıdır.

Bizi kırmayarak soruşturmamıza yazılarıyla katkıda bulunan bütün katılımcıların her birine dergimiz ve siz okuyucularımız adına ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Bu katkıların ameli salih kapsamında olduğuna ve her ameli salih gibi bunun da ecrini Allah'ın vereceğine inanıyor ve kendilerine hayır duada bulunuyoruz.

Şimdi sizleri dosya yazılarıyla baş başa bırakıyor ve istifade edilmesini temenni ediyoruz.

İKTİBAS

SORULAR

  1. "Muhammed (sav) kimdir?" sorusunun karşılığına neler yazmak istersiniz?

  2. Sizce Kur'an'ın çerçevesini çizdiği insan/peygamber Muhammed (sav) ile, geleneğin Muhammedi (sav) aynı mıdır? Varsa farklılıkları ve nereden kaynaklandığını açıklar mısınız?

  3. Özellikle tasavvufî yorumda, 'hâtemül enbiyâ' kavramını da çıkış noktası alarak, 'hâtemül evliyâ' ve 'insan-ı kâmil' gibi kavramlarla Peygamber Muhammed (sav)i Kur'an'da tanık olmadığımız bir konuma oturtmak, onu insanüstüleştirmek, hatta İsa Peygamber'i Allah'ın oğlu ittihaz etmenin bir benzeri sayılabilir mi?

  4. Muhammed (sav)i, her işi ve her sözü, tıpkı Kur'an gibi vahiy ürünü bir Peygamber olarak tanımlayanlar olduğu gibi, ona, bir postacıdan öteye gitmeyen bir misyon tayin edenler de mevcuttur. Muhammed (sav)in üsvetün hasene olması bugün için tam olarak neyi ifade eder? 'Tarihselci okuma' biçimi bu alandaki 'sorunları' çözmede bir araç mıdır?

  5. 'Kutlu Doğum Haftası' gibi etkinlikler, Din'in aslından doğmuş özgün girişimler midir? Peygamberin doğumunu Din 'kutlu' saymakta mıdır? Husûsan, kutlu doğum haftasında Peygamber'i 'Gül' sembolüyle, 'hoşgörü ve sevgi Peygamberi' söylemleriyle 'anmanın' ve bu esnada uzlaşma gibi kavramların yâd edilmesinin 'Türk İslamı' ile veya Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi siyasi manevralarla bir alakası var mıdır?

  6. Muhammedi (sav) en doğru şekilde anlamak için hangi imkanlara ve kaynaklara sahibiz?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...