Abdullah oğlu Muhammed: Peygamberler silsilesinin son
halkası. Rabbimizin, lütfunun ve merhametinin sonucu, bizlere ve
bütün alemlere rahmet olarak irsâl ettiği şerefli elçi. Bize bizden
çok düşkün, mü'minlere çok merhametli, kafirlere ise o oranda
izzetli ve sert bir Peygamber... Yeryüzündeki beşer hayatını sırât-ı
müstakîme inkılâb etmek için Allah'ın seçtiği en iyi rehber.
Muhammed: Bir yetim. Rabbi'nin barındırıp koruduğu,
fakîrken zengin ettiği, sırtından yükünü hafiflettiği, şanını
yücelttiği bir yetim… Sıfır yaşından itibaren hayatın her türlü
ezasını ve cefasını tatmış, gerçek bir kahraman; çelikleşmiş irade.
Derken, insan hayatının en olgun dönemi olan kırk
yaşında, neredeyse hiçbir asgarî müştereği olmadığı kavminden îtizal
etmek isteğiyle gittiği bir mağarada Rabbinden gelen ilk mesajla
girdiği yeni dönem. Ve bir ömür boyu içlerinde kaldığı kavmiyle
arasına örülen duvarlar.
Muhammed (a.s)ın kırk yaşına kadar yaşadıkları,
kırkından sonra, nübüvvet döneminde sarsılmaz bir irade ile dimdik
ayakları üstünde duracağının, hiçbir zaman ökçesi üzerinde
dönmeyeceğinin, Allah'ın adını en yüce tutacağının ve imanî
ilkelerinden asla taviz vermeyeceğinin garantisi gibiydi. Onüç
yıllık çok zorlu bir tebliğ döneminin ve tevhid mücadelesinin
bitiminde, nihayet o, takva üzere inşâ ettiği ilk mescidle birlikte,
İslamî iktidarın temellerini de atmış oluyordu.
Peygamberimiz Muhammed (sav)in kimliğini, hicret
anında mağaranın kapısına ağ geren örümcekle, gittiği evdeki yiyecek
küplerinin dolup taşmasıyla veya, o giderken rastladığı ağaçların
yerlere kapanıp secde etmesiyle açıklayanlar büyük bir yanılgı
içindedirler. Muhammed Mustafâ'nın kimliğini en iyi şekilde, onun
yaşadığı gerçek hayat açıklamaktadır.
Mekke'den adeta umudunu kestiği bir demde gittiği
Taif'ten taşlanarak kovulduğunda sığındığı bağda yaptığı dua,
Muhammed Mustafâ'yı tanıtmaya yetmektedir. Şöyle diyor orada:
"Allahım! Kuvvetimin zayıflığını, çaresizliğimi ve
insanların nazarındaki hakîrliğimi ancak Sana arz ederim. Ey
merhametlilerin en merhametlisi! Mustaz'afların rabbi sensin! Sen
beni, kötü huylu bir düşmanın eline düşürmeyecek, hatta işimi
kendisine temlik ettiğin yakın bir akrabaya bile bırakmayacak kadar
bana merhametlisin. Eğer bana karşı gazab içinde değilsen, çektiğim
mihnetlere ve belalara hiç aldırmam. Gerçi senin beni himayen son
derece geniştir. Üzerime gazabının inmesinden ya da rızasızlığını
hak etmekten yine senin o karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret
umurunu düzene koyan vechinin nûruna sığınırım. Sen razı olasıya
kadar affını diliyorum. Senden başka güç ve kuvvet yoktur."
Bu duâ, Muhammed (as)ı, halkın muhayyilesindeki Kaf
Dağı'ndan, Mekke, Taif ve Medine topraklarına indirmekte, ayaklarını
yere bastırmaktadır.
Peygamberler, getirdikleri vahyin ete kemiğe bürünmüş
timsalleridir. Peygamberler olmasaydı, Din adına ortaya atılan
binlerce pratiği kendisiyle reddedeceğimiz bir temel kriter olmazdı.
Peygamber Muhammed (sav) de, Kur'an Dini İslam'ın insan kıvamındaki
lezzetidir. O gerçekten mükemmel bir mü'mindi. Hayatın her alanıyla
ilgili onun hayatında bir kare bulmak mümkündür. İyi bir İslam
emîri/yönetici olarak, iyi bir komutan, iyi bir siyaset adamı, iyi
bir stratejist, iyi bir teşkilatçı olarak, Peygamber Muhammed (sav)
bizim için gerçek anlamda bir model, bir sünnet sahibidir.
Günümüzde hala 'sünnet' sözcüğünü saçla, sakalla,
misvakla veya yemekli davete icabet etmekle eş anlamlı
bilenlerimizin, bir cahiliyye toplumuna İslam'ın nasıl tebliğ
edileceği hususunda, Peygamber'in sünnetinden bîhaber olmaları utanç
vericidir. Elbette sünnet deyince bir bütün halinde onun, İslam'ı
hayatının tamamına tatbik etmesi akla gelmeli ve bu Peygamberî
hayatı da ehemden mühime doğru bir sıralamaya tabi tutmalıdır. Fakat
bilinmelidir ki, Din'i tebliğ ve Din'e dayalı bir hayat inşa etme
çabası, sünnete rağmen ve sünnetten habersiz kesinlikle başarıya
ulaşmayacaktır.
Bunun ötesinde Peygamberimiz aynı zamanda Müslüman
bir tacir örneğidir. İyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir komşu ve
akrabadır. Fakat Peygamber hiçbir zaman beşer üstü, tanrısal bir
varlık değildir. O, bir beşer olması hasebiyle bizden biridir. Yiyen
içen, çarşıda gezen, alış veriş yapan, evlenen, hanımlarıyla iyi
günleri olduğu gibi kötü günleri de olan, hastalanan ve nihayet ölen
bir insan. İşte gerçek Peygamber. İşte gerçek insan. Muhammed budur.
Onun bir beşer olması, 'Yol'a girmek istemeyen
mızıkçı insanların 'ama…' diye başlayan mazeret beyanlarına meydan
vermemenin garantisidir. Muhammed bir beşerdi, çünkü yeryüzünde
yaşayan insan soyuna irsal edilmişti. Bizler gibi beşerlere ancak
beşer bir peygamber hitap ederdi. Mesela bir melek, bize örnek
olabilir miydi? Fizikî sınırları, beden yapısı, duyu organları,
aklı, kalbi, duyuları açısından bizden müstesnâ olmaması icab ederdi
elçinin. Aksi taktirde mazeret hazırdı: Ama o bizim gibi değil ki!
O, Allah'ın özel bir kulu. O, beşer üstü. Biz onun gibi tabi ki
olamayız… Dolayısıyla biz iyi bir Müslüman değilsek, tam bir
muvahhid olamıyor, sözümüzde duramıyorsak, Allah yolunda malımızla,
canımızla cihada koşamıyorsak, rabbimizi en ciddi biçimde tekbir
edemiyor, O'nun adını îlâ edemiyorsak, ezvâcımıza iyi
davranamıyorsak v.d. bunda mazur sayılmalıyız! Çünkü biz 'sıradan'
insanlarız, Muhammed (sav) ise sıra dışı…
Bunların hiç birisi mazeret değildir. Çünkü bütün bu
anılanları daha fazlasıyla başarmış bir insan var önümüzde. Allah
onu bize 'üsvetün hasene' olarak takdim etmektedir. Anlamı: "siz de
Muhammed gibi olabilirsiniz!" Onun yaşadığı mü'mince hayatı
yaşamamak için hangi gerekçeniz var? Allah, Peygamberine, bizim
sahip olmamız mümkün olmayan 'ilahi vergiler' vermiş olsaydı, hiç
şüphesiz bizi onlardan muaf tutardı. Aksini düşünmek Allah'ın
adaletiyle bağdaşır mıydı?
Dostlar! İslam olmak, teslim olmak elbette zordur.
İslam olmak, maldan, candan, evlattan fedakarlık ister. Muhammed
gibi olmak, İbrahim gibi, Musâ gibi, Îsâ gibi olmak, cefaya
katlanmayı gerektirir. Cefaya katlanmayı göze alamayan insanlar,
Muhammed'in ve diğer enbiyanın (Allah'ın salât ve selamı üzerlerine
olsun) 'peygamber' olmakla, bizim onlar gibi olamayacağımızı ileri
sürerek, ellerini taşın altına sürmemenin mazeretini tedarik
etmektedirler. Gerisi laf ü güzaftır.
Peygamberimiz Muhammed (sav)’in rehberliğine her
zamanki gibi, muhtacız. Bilimsel, parasal, fennî, teknolojik,
sosyolojik, telekomünik v.b. bilumum 'ilerlemeler' insanın
yalnızlığını, mutsuzluğunu ve gurbetini artırmaktan öte hiçbir işe
yaramamaktadır. İnsanlık, bir bebek için anne kucağı mesabesinde
ilahî vahye ve Rasul'ün risaletine başını yaslamadığı müddetçe,
huzuru bulamayacaktır. Risâletsiz bütün zevkler sahtedir. Kur'an'sız
bütün 'ilerlemeler'in sonunda ancak bir ateş çukuru vardır. Nuh'un
gemisini arayan insanlar, Kur'an'ı ve sünnet-i Rasûlillah'ı neden
göremezler?
Allah Rasulü'nün başardığı gibi, kendi Medine'mizi
kurabilmek için, onun yaşadığı gibi Kur'an'ı hayatımıza girdirmek,
onun sünnetini yeniden ihya etmek zorundayız. Hayatımızdan bütün
şerîkleri, ancak Muhammedî örneklikle çıkartabiliriz.
Ama şu biline ki, "yetiş yâ Rasulallah!", "kurtar
bizi yâ habîballah!" türünden seslenişler, ciddiyetsiz
mızırdanmalardır. Biz ne Muhammed'in (sav), ne de bir başka
peygamberin yeniden bir daha dünyaya döneceğine inanmadığımız için,
imdat çığlığımızı doğrudan Peygamber'in şahsına yöneltmiyoruz. 632
Yılı Rebîülevvel ayından bu yana Muhammed (a.s)ın bizi duymayacağını
ve cevap veremeyeceğini biliyoruz. Dolayısıyla, idrakimiz odur ki,
Peygamber'i doğru anlamanın yolu, ilkin onu bütün tanrısal
sıfatlardan tenzih etmekten geçer.
Hicret etmek için evinden çıktığında Yasin Suresi'ni
okuyarak, bir avuç toprağı, evinin önünü sarmış bulunan düşmanları
üzerine atıp, adeta görünmez adam olarak içlerinden geçip giden bir
'Peygamber' nasıl, doğru anlatılmamış bir Peygamber ise, çağımızın
İslam karşıtı sömürgeci projelerine refere edilen Peygamber de,
doğru anlatılmamış Peygamberdir. Bunların her ikisi de, Hz.
Muhammed'in Peygamberliğini, vaz edildiği bağlamından
saptırmaktadır. Gerçek 'Muhammed' modelini elde etmek için her iki
cins hurafeyi de tashih etmek zorundayız.
Peygamberimiz Muhammed (sav)in sünnetini günümüze,
21. yüzyıla taşıyabilmek için öncelikle onun risaletini sahih
şekilde anlamamız gerekir. 'Rasulullah Muhammed'e ilişkin
anlatılanları Kur'an süzgecinden geçirmek zorundayız. Kur'an bize
mutlaka onunla ilgili anlatılanları tashih etme imkanını
vermektedir. Bu tashih işlemi aynı zamanda bize, Kur'an'ı doğru
anlamanın yöntemini de öğretecektir.
Biz, mızırdanmanın ötesinde, gerçek anlamda
felahımızın, Kur'an'da ve Hz. Peygamber'in güzel örnekliğinde
(sünnet) bulunduğuna iman ediyoruz. Özlemini çektiğimiz, geleneksel
ve modern bütün hurafelerden arınmış bir Peygamber modelidir;
610-632 yılları arasında Kur'an'ın şahitlik yaptığı, henüz İran
Zerdüştlüğünün, Orta Asya şamanizminin, Yahudi Talmudunun ve Pavlus
Hristiyanlığının içine sızmadığı bir model.
İslam'la ve Peygamber'le olan savaşlarını karikatür
silahıyla sürdürenleri protesto etme girişiminde bulunan dünya
Müslümanları şunu fark ettiler ki, bu uğurda ne yapacaklarını pek de
bilmemektedirler. Çünkü meydanlara inen Müslüman grupların her
birinin peygamberi diğerinden ayrı. Öte yandan, Peygamber (a.s)
böyle bir savaş türüne muhatap olsaydı, nasıl davranırdı acaba?
sorusuna Müslümanlar aynı cevabı veremiyorlar. Danimarka'yı
protestoya giden Müslümanlar, evlerindeki kültürde var olan
peygamber karikatürünü ne yapacaklarını bilmemenin şaşkınlığını
yaşamaktadırlar.
İşte bu gayeye hizmet etmesi umuduyla, Peygamberimiz
Muhammed (sav)i doğru anlamak konulu bu soruşturma dosyasını
hazırladık. Böyle bir dosyayı bilhassa Nisan ayında yayınlamanın
uygun olacağını düşündük. Çünkü Rasûlullah'ın doğduğu ay olması
hasebiyle Türkiye'de 21 Nisanı müteakiben bir hafta 'kutlu doğum
haftası' olarak kutlanmaktadır. 'Kutlu Doğum Haftası Etkinlikleri'
adı altında Rasûlullah Muhammed (sav)in nebevî metodu etrafında
örülen sis duvarlarının daha da kalınlaştırılmasına, seyirci
kalmamız doğru olmazdı.
Kur'an, doğmuş olması 'kutlu' bir Peygamber'den
ziyade, kutlu vahiy inzal edildiği ve kutlu bir vazifeye memur tayin
edildiği için şeref kazanan bir Peygamberden bahsetmektedir.
Geleneğin Peygamber tasavvuru ise, Peygamber'in zâtında odaklaşmakta
ve abartılı bir övgü esasına dayanmaktadır. Bu haliyle ise, şirke
ramak kalmaktadır. Öte yandan 'kutlu doğum haftası', 'mübarek günler
ve geceler' halkasına eklenen bir yenisi olmamalıdır. Peygamber,
sadece yılın bir haftasında anılıp geçiştirilecek birisi değildir.
Peygamber demek, yürüyen Kur'an demekse, biz ona hergün muhtacız.
Peygamber'i anmamız, modern haçlı ordularına tabasbus etmek gibi bir
fısk-u fücûru da doğurmamalıdır.
Bizi kırmayarak soruşturmamıza yazılarıyla katkıda
bulunan bütün katılımcıların her birine dergimiz ve siz
okuyucularımız adına ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Bu katkıların
ameli salih kapsamında olduğuna ve her ameli salih gibi bunun da
ecrini Allah'ın vereceğine inanıyor ve kendilerine hayır duada
bulunuyoruz.
Şimdi sizleri dosya yazılarıyla baş başa bırakıyor ve
istifade edilmesini temenni ediyoruz.
İKTİBAS
SORULAR
-
"Muhammed (sav) kimdir?" sorusunun karşılığına neler yazmak
istersiniz?
-
Sizce
Kur'an'ın çerçevesini çizdiği insan/peygamber Muhammed (sav) ile,
geleneğin Muhammedi (sav) aynı mıdır? Varsa farklılıkları ve
nereden kaynaklandığını açıklar mısınız?
-
Özellikle tasavvufî yorumda, 'hâtemül enbiyâ' kavramını da çıkış
noktası alarak, 'hâtemül evliyâ' ve 'insan-ı kâmil' gibi
kavramlarla Peygamber Muhammed (sav)i Kur'an'da tanık olmadığımız
bir konuma oturtmak, onu insanüstüleştirmek, hatta İsa Peygamber'i
Allah'ın oğlu ittihaz etmenin bir benzeri sayılabilir mi?
-
Muhammed (sav)i, her işi ve her sözü, tıpkı Kur'an gibi vahiy
ürünü bir Peygamber olarak tanımlayanlar olduğu gibi, ona, bir
postacıdan öteye gitmeyen bir misyon tayin edenler de mevcuttur.
Muhammed (sav)in üsvetün hasene olması bugün için tam olarak neyi
ifade eder? 'Tarihselci okuma' biçimi bu alandaki 'sorunları'
çözmede bir araç mıdır?
-
'Kutlu
Doğum Haftası' gibi etkinlikler, Din'in aslından doğmuş özgün
girişimler midir? Peygamberin doğumunu Din 'kutlu' saymakta mıdır?
Husûsan, kutlu doğum haftasında Peygamber'i 'Gül' sembolüyle,
'hoşgörü ve sevgi Peygamberi' söylemleriyle 'anmanın' ve bu esnada
uzlaşma gibi kavramların yâd edilmesinin 'Türk İslamı' ile veya
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi siyasi manevralarla bir alakası
var mıdır?
-
Muhammedi (sav) en doğru şekilde anlamak için hangi imkanlara ve
kaynaklara sahibiz?