Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 328 | Nisan  2006

                   

 

 


Şemdinli İddianamesi ve Düşündürdükleri

Van Cumhuriyet Başsavcısı Ferhat Sarıkaya'nın, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ı, 'yargıyı etkilemeye çalışmak', 'örgüt kurmak', 'sahte belge düzenlemek' ve 'görevini kötüye kullanmak'la suçladığı ve 'Şemdinli İddianamesi' olarak bilinen belgenin, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesi ve daha sonra da, Van Cumhuriyet Başsavcılığının, konuyla ilgili soruşturma yapma yetkisi olmadığı gerekçesiyle, evrakı, Genel Kurmay Başkanlığı askeri savcılığına göndermesiyle birlikte başlayan tartışmalar, bazı önemli hususların hatırlanması ve altının yeniden çizilmesi açısından önem arz ediyor. Bunların başında, elbette, bugüne kadar bu düzeyde bir ordu komutanı hakkında benzer bir suçlamanın yapılmamış olması hususu geliyor. Susurluk hadisesi patlak verdiğinde de, JITEM'in kurucusu olduğu söylenen tuğgeneral Veli Küçük'ün olayla ilişkisi çokça tartışılmıştı, ancak konunun üzerine bu boyutta gidilmemişti. Şimdi hangi saiklerle, 'derin devlet' tartışmalarında 'dokunulmaz' bir alan olarak görülen veya gösterilmeye çalışılan ordunun bir üst düzey görevlisi için, 'siyasi' sonuçları olabilecek bir soruşturma talebinde bulunulmuştur? Bu sorunun cevabı, elbette sistem-içi güç odaklarının kendi aralarında verdikleri mücadeleyi ve Şemdinli hadisesinde olan-bitenleri anlamakla verilebilir. Bilindiği gibi, Türkiye'de, AB sürecinin hız kazanması ile birlikte, sistem-içi güç mücadelesi veren kesimler arasındaki zıtlaşmalar da daha keskin bir hal almaya başlamıştır. Özellikle de, statükonun devamından nemalanan kesimler, bu sürecin (büsbütün iptalini olmasa da) en azından geciktirilmesi ni amaçlayan çabalar göstermişler ve bu çabalarına da devam etmektedirler. Şemdinli olayları, Başsavcı'nın iddianamesinde de 'ihtimaller arasında' sayıldığı üzere, başka bazı amaçların yanında, bölgedeki gerginliği artırıp, buradan, askerin bölgedeki etkinliğinin artırılması ve böylece sürecin zora sokulması bağlamında faydalar elde edilmek istendiğine dair işaretler vermektedir. Fakat tam da bu noktada, gelişmelerin geldiği aşamaya bakıldığında, bu amaçta olan 'örgüt'ün, amaçlarını gerçekleştirme noktasında bir başarı elde etmesini bırakın, örgütle ilişkilendirilen Büyükanıt hakkında soruşturma açılması gibi bir netice ortaya çıkmış olmasına dikkat edilmelidir. Bu netice, açıktır ki, AB sürecinin Türkiye'de işlemekte olduğunu göstermektedir. Yani AB yanlısı kesimler, bu konuda iyi bir manevra yapmışlar ve hadiseyi, kendi lehlerine çevirmesini bilmişlerdir. Elbette, bu soruşturmadan 'somut' bir ceza vs. çıkması ihtimali çok zayıftır ve bu husus çok da önemli değildir. Ancak daha önemli olan, bu icraatın 'siyasi' anlamıdır. Nitekim böyle olduğu içindir ki, statükonun devamından yana olan kesimler, kendilerini destekleyen 'sivil toplum' unsurlarını da harekete geçirmek istemiş ve bir biçimde kamuoyunu etkilemeye çalışmışlardır.
Bu noktada önemli olan bir diğer gelişme de, Genel Kurmay Başkanlığı'nın konuyla ilgili tavrıdır. Her ne kadar basına yansıyan resmi açıklamalardan birinde ordunun kendi 'hakları'nı savunacağı ibaresi yer almış olsa da, Harb Okulları Komutanlığı'nda Genel Kurmay Başkanı'nın yaptığı konuşmada, konuyla ilgili bir açık tavır koymak şöyle dursun, 'liberal' bir yazarın görüşlerini yansıtacak ve Org. Büyükanıt'a yönelik suçlamalara açık kapı bırakacak bir üslubun tercih edilmiş olması, önemlidir. Bu tutum, Genel Kurmay Başkanı Özkök'ün, siyasi ve askeri çevrelerde niçin 'demokrat paşa' olarak nitelendirildiğini açıklayıcı bir örnek olarak alınabileceği gibi, daha ziyade AB sürecinin Türkiye siyasetine 'aktif' etkisinin bir yansıması olarak alınmalıdır. Evet, bu son gelişmeler, Türkiye'deki siyasi iradenin 'üzerinde' de bir irade olduğunu gösteren gelişmelerdir. Bu, elbette ki 'uluslararası' iradedir ve ABD ve (Türkiye örneği için, bir biçimde) AB'dir. ABD, küresel-sistemin koruyucusu rolüyle, Türkiye'deki siyaseti etkilemekte ve hatta belirlemektedir. AB ise, Türkiye'nin üyelik sürecinin ilerlemesiyle birlikte, bu alanda giderek 'daha aktif' bir pozisyon almaktadır. Bu böyle olduğu içindir ki, ülkede, geniş kesimlerin 'sorgulanamaz' sandığı güçlerin imajları da değişmektedir. İşte Şemdinli İddianamesi'nin 'önemsenmesi' gereken işlevi bu olmuştur.
Bu noktada, AB sürecinin işlemesi ve üyelik müzakerelerinde 'sahici' sonuçlar alınması durumunda, ordunun konumunun ne olacağına da değinilmelidir. Bilinmelidir ki, eğer süreç ilerlerse, statükonun devamından yana olan kesimler, bazı mevzilerini kaybetmek durumunda kalacaklardır. Nitekim bunun ilk işaretleri, MGK Genel Sekreteri'nin, yapılan değişiklikle asker yerine sivil bürokrasiden seçilmesi uygulamasıyla gelmiştir. Süreç içinde, ordunun da kendine bu açıdan 'çeki-düzen' verme çabaları olduğu görülmüştür. Org. Özkök'ün, 'demokratik' olduğu söylenen tutumunun altında da, esas itibarıyla, konjonktüre uygun bir pozisyon belirleme niyeti yattığı söylenebilir. Org. Büyükanıt hakkında istenen soruşturma talebi de, bu sürecin bir halkası olarak görülebilir. Bütün bu gelişmeleri, özetle, AB Süreci'nin 'işlemesi' ile izah etmek mümkündür. Ancak, buradan hareketle, ordunun, tıpkı AB ülkelerinde veya ABD'de olduğu gibi, sürecin sonunda, tamamen sivil bürokrasinin emrine gireceğini beklemek yanlıştır. Çünkü Türkiye'nin 'kendine özgü' şartları, buna imkan vermemektedir. Bunu hem uluslararası irade bilmekte, hem de aktif siyaset içindeki bütün aktörler, bu konuda bir talepte bulunmamaktadır. Sivil unsurların talebi, ordunun 'aşırı' etkinliğinin azaltılmasıdır. Bunun ötesindeki bir talebin 'kırmızı çizgi'yi geçmek olduğunu herkes bilmektedir. Dahası, böylesi bir gelişmeye, herkesten daha çok, uluslararası irade engel olur. Zira Türkiye'de ordu, son tahlilde, 'rejimin bekçisi'dir ve Batı'nın 'güvendiği' son kaledir. Bu kalenin, 'sivil' talepler uğruna, büsbütün zayıflatılmasını, herkesten önce Batı istemez. Bu yüzden, AB süreci tamamlansa ve Türkiye AB'ye 'tam üye' olsa bile, ordunun siyasetteki rolünün 'kökten' bir değişikliğe uğraması ihtimali zayıftır. Daha muhtemel olan, ordunun, siyasete müdahil olma 'derecesi'nin değişmesidir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info