Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 328 | Nisan  2006

                   

 

 


İRAN'IN NÜKLEER PROGRAMI

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK)'nun Viyana'da yaptığı son toplantısında, İran'ı nükleer programı nedeniyle BM Güvenlik Konseyi'ne sevk etmesi ve İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın da, "baskılara boyun eğmeyeceğiz" beyanıyla birlikte, Amerika-İran arasındaki gerginliğin yeni bir safhasına girildiği görülmektedir. Bilindiği gibi, Amerika, Ortadoğu'yu yeniden dizayn etme politikası bağlamında, Afganistan ve Irak deneyimlerinden sonra Suriye ve bilhassa İran üzerinde duruyor. Burada özellikle İran üzerinde duruluyor olmasının nedeni ise, açıktır ki, İran'ın Devrim'den bu yana, küresel iktidara karşı gösterdiği dirençtir. Çeyrek asırlık profilin kimi dönemlerinde bu direncin dozajı değişmiş olsa da, esas itibarıyla İran, ABD'nin tahakkümündeki küresel sisteme karşı çıkan bir ülke olmuştur. Bu yüzden, ABD'nin hazırladığı 'haydut ülkeler' listesinin de hep başında yer almıştır. Kuzey Kore, Küba, Suriye gibi ülkelerin de içinde bulunduğu bu listenin 'tehdit sıralaması'nda İran'ın başta gelmesinin başlıca nedeni ise, direnme arzusunu belirleyen ana unsurun İslam olmasıdır. Çünkü Batı, uzun tarihsel tecrübesinden de bilmektedir ki, Batı-karşıtlığının İslam temeline dayanması, gerçekten (şu an itibarıyla potansiyel de olsa) ciddi tehlikeleri içinde barındırmaktadır. Bu nedenledir ki, Devrim'den sonra Batı, 'ikinci bir İran' olmaması için çok çalışmıştır. 'Kuşatma' politikasının bir biçimde işe yaradığını gördüğünde de, çemberi daraltma ve bu kez 'başı dik duran' İran'ı 'cezalandırma' yolunu tercih etmiş görünmektedir. İran ise, bu durumu görmüş ve Hatemi ekibinin temsil ettiği ılımlı üslubu değiştirip, duruma uygun 'sert' üslup sahibi bir Cumhurbaşkanını devletin başına getirmiştir. Ahmedinecad'ın Cumhurbaşkanı oluşunu, basit manada bir iktidar değişimi olarak görmekten ziyade, bir devletin, yeni tehlikeye karşı aldığı bir 'tedbir' olarak görmek gerekir. Bu durum, bir bakıma, Amerika'nın da 'işine gelmiştir'; zira İran'ın bu tavrı, Amerika'nın yapmak istediklerine bir açıdan da 'mazeret' temin etmektedir. Fakat durum, ırmağın yukarısında duran kurdun, aşağıdaki kuzuya 'suyumu bulandırıyorsun' demesi örneğine benzediği için, İran'ın bu noktada çok fazla manevra alanı da yoktur. Yapabileceği en iyi şey, güvenlik tedbirlerini almak ve direniş göstermektir. İşte İran, şu an bu politikayı uygulamaktadır.
İran'ın nükleer programı ise, takındıkları siyasi tutum açısından, her iki taraf için de, uygun bir 'araç' işlevi görmektedir. Amerika, yapmayı düşündüğü icraatlar için, nükleer programı bahane kılmak istemekte, İran da, bu programı, 'direneceğine' dair uluslararası topluma mesaj vermek açısından iyi bir araç olarak görmektedir. UAEK'nin aldığı son kararı ise, İran'ın köşeye sıkıştırılması yönünde Amerika'nın gösterdiği çabaların bir ürünü olarak görmek gerekir. Amerika, İran etrafına örmeye çalıştığı çemberi daraltmak isteyecek, İran ise, direniş üzerinden 'prestij' elde etmeye çalışacaktır. Bu noktada elbette, gelişmelerin, Saddam örneğindeki gibi olmayacağını söylemek mümkündür. Çünkü gerçekten İran, Irak değildir. Fakat şunu da unutmamak lazımdır ki, dünya da sahiden Humeyni dönemindeki dünya değildir. Amerika, tabir-i caizse, İran'ı gözüne iyice kestirmiştir. İran'da halk da, Humeyni döneminde olduğu kadar birbirine kenetlenmiş bir vaziyette değildir. Zaten bu durum nedeniyledir ki, Amerika, İran üzerine bu denli açık bir şekilde gidebilmektedir.
Güvenlik Konseyi'nin vereceği karar karşısında ise İran'ın göstereceği tepkiler değişebilir. Burada, 'sık-gevşet' politikası uygulanması ihtimali vardır. Yani İran, zaman kazanma veya manevra yapma açısından, denetçilerin tekrar ülkeye girmesine izin verebilir. Konjonktüre göre, daha sonra, bu denetçileri tekrar ülkeden çıkartabilir. Ya da nükleer programında revizyona gidebilir. Bütün bunlar, taktik kabilindendir ve sonucu değiştirme ihtimali zayıftır. Hatırlanacağı gibi, Saddam'ı, kimyasal silah üretip sakladığı gerekçesiyle deviren Bush yönetiminin icraatına temel oluşturduğu söylenen 'bilgilerin', daha sonra, asılsız olduğuna dair medyada pek çok haber yayınlanmıştı. İran'ın, nükleer programını 'barışçıl' amaçlarla yürüttüğüne dair açıklamaları da, bu kabildendir ve gerçek bu olsa bile, Amerika, İran'ı bu konuda sıkıştıracaktır. Bu hususta ciddi olduğuna dair emareler ise artık daha fazla görülmeye başlamıştır. Nitekim Amerika, bu arada başka ülkeleri de, kendi politikası doğrultusunda tavır almaya zorlamaktadır. Bunun en iyi örneği ise, Fransa'dır. İran, henüz Güvenlik Konseyi'ne sevk edilmemişken, Fransa, İran'ın nükleer programının 'askeri' amaçlar taşıyabileceği açıklamasını yapmıştır. Bu üslup değişikliği, Amerika'nın işi sıkı tuttuğunu göstermektedir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info