|

İRAN'IN NÜKLEER PROGRAMI
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK)'nun Viyana'da yaptığı son
toplantısında, İran'ı nükleer programı nedeniyle BM Güvenlik Konseyi'ne
sevk etmesi ve İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın da, "baskılara boyun
eğmeyeceğiz" beyanıyla birlikte, Amerika-İran arasındaki gerginliğin
yeni bir safhasına girildiği görülmektedir. Bilindiği gibi, Amerika,
Ortadoğu'yu yeniden dizayn etme politikası bağlamında, Afganistan ve
Irak deneyimlerinden sonra Suriye ve bilhassa İran üzerinde duruyor.
Burada özellikle İran üzerinde duruluyor olmasının nedeni ise, açıktır
ki, İran'ın Devrim'den bu yana, küresel iktidara karşı gösterdiği
dirençtir. Çeyrek asırlık profilin kimi dönemlerinde bu direncin dozajı
değişmiş olsa da, esas itibarıyla İran, ABD'nin tahakkümündeki küresel
sisteme karşı çıkan bir ülke olmuştur. Bu yüzden, ABD'nin hazırladığı
'haydut ülkeler' listesinin de hep başında yer almıştır. Kuzey Kore,
Küba, Suriye gibi ülkelerin de içinde bulunduğu bu listenin 'tehdit
sıralaması'nda İran'ın başta gelmesinin başlıca nedeni ise, direnme
arzusunu belirleyen ana unsurun İslam olmasıdır. Çünkü Batı, uzun
tarihsel tecrübesinden de bilmektedir ki, Batı-karşıtlığının İslam
temeline dayanması, gerçekten (şu an itibarıyla potansiyel de olsa)
ciddi tehlikeleri içinde barındırmaktadır. Bu nedenledir ki, Devrim'den
sonra Batı, 'ikinci bir İran' olmaması için çok çalışmıştır. 'Kuşatma'
politikasının bir biçimde işe yaradığını gördüğünde de, çemberi daraltma
ve bu kez 'başı dik duran' İran'ı 'cezalandırma' yolunu tercih etmiş
görünmektedir. İran ise, bu durumu görmüş ve Hatemi ekibinin temsil
ettiği ılımlı üslubu değiştirip, duruma uygun 'sert' üslup sahibi bir
Cumhurbaşkanını devletin başına getirmiştir. Ahmedinecad'ın
Cumhurbaşkanı oluşunu, basit manada bir iktidar değişimi olarak
görmekten ziyade, bir devletin, yeni tehlikeye karşı aldığı bir 'tedbir'
olarak görmek gerekir. Bu durum, bir bakıma, Amerika'nın da 'işine
gelmiştir'; zira İran'ın bu tavrı, Amerika'nın yapmak istediklerine bir
açıdan da 'mazeret' temin etmektedir. Fakat durum, ırmağın yukarısında
duran kurdun, aşağıdaki kuzuya 'suyumu bulandırıyorsun' demesi örneğine
benzediği için, İran'ın bu noktada çok fazla manevra alanı da yoktur.
Yapabileceği en iyi şey, güvenlik tedbirlerini almak ve direniş
göstermektir. İşte İran, şu an bu politikayı uygulamaktadır.
İran'ın nükleer programı ise, takındıkları siyasi tutum açısından, her
iki taraf için de, uygun bir 'araç' işlevi görmektedir. Amerika, yapmayı
düşündüğü icraatlar için, nükleer programı bahane kılmak istemekte, İran
da, bu programı, 'direneceğine' dair uluslararası topluma mesaj vermek
açısından iyi bir araç olarak görmektedir. UAEK'nin aldığı son kararı
ise, İran'ın köşeye sıkıştırılması yönünde Amerika'nın gösterdiği
çabaların bir ürünü olarak görmek gerekir. Amerika, İran etrafına örmeye
çalıştığı çemberi daraltmak isteyecek, İran ise, direniş üzerinden
'prestij' elde etmeye çalışacaktır. Bu noktada elbette, gelişmelerin,
Saddam örneğindeki gibi olmayacağını söylemek mümkündür. Çünkü gerçekten
İran, Irak değildir. Fakat şunu da unutmamak lazımdır ki, dünya da
sahiden Humeyni dönemindeki dünya değildir. Amerika, tabir-i caizse,
İran'ı gözüne iyice kestirmiştir. İran'da halk da, Humeyni döneminde
olduğu kadar birbirine kenetlenmiş bir vaziyette değildir. Zaten bu
durum nedeniyledir ki, Amerika, İran üzerine bu denli açık bir şekilde
gidebilmektedir.
Güvenlik Konseyi'nin vereceği karar karşısında ise İran'ın göstereceği
tepkiler değişebilir. Burada, 'sık-gevşet' politikası uygulanması
ihtimali vardır. Yani İran, zaman kazanma veya manevra yapma açısından,
denetçilerin tekrar ülkeye girmesine izin verebilir. Konjonktüre göre,
daha sonra, bu denetçileri tekrar ülkeden çıkartabilir. Ya da nükleer
programında revizyona gidebilir. Bütün bunlar, taktik kabilindendir ve
sonucu değiştirme ihtimali zayıftır. Hatırlanacağı gibi, Saddam'ı,
kimyasal silah üretip sakladığı gerekçesiyle deviren Bush yönetiminin
icraatına temel oluşturduğu söylenen 'bilgilerin', daha sonra, asılsız
olduğuna dair medyada pek çok haber yayınlanmıştı. İran'ın, nükleer
programını 'barışçıl' amaçlarla yürüttüğüne dair açıklamaları da, bu
kabildendir ve gerçek bu olsa bile, Amerika, İran'ı bu konuda
sıkıştıracaktır. Bu hususta ciddi olduğuna dair emareler ise artık daha
fazla görülmeye başlamıştır. Nitekim Amerika, bu arada başka ülkeleri
de, kendi politikası doğrultusunda tavır almaya zorlamaktadır. Bunun en
iyi örneği ise, Fransa'dır. İran, henüz Güvenlik Konseyi'ne sevk
edilmemişken, Fransa, İran'ın nükleer programının 'askeri' amaçlar
taşıyabileceği açıklamasını yapmıştır. Bu üslup değişikliği, Amerika'nın
işi sıkı tuttuğunu göstermektedir. |