|

“Tahrip Edilmiş Evren”
Çev.: Kamil Cengiz
DER SPIEGEL 46, 14.11.2005
İslam bilim adamı ve filozof
Tarık Ramazan Fransa'daki olaylar, Müslümanların Avrupa'daki
entegrasyonu ve İslam'ın gerekli olan modernize edilmesi hakkında
konuştu
SPIEGEL: Sayın Ramazan, siz Avrupa'nın en nüfuzlu ve aynı zamanda
en çok tartışılan müslüman entellektüelisiniz. Fransa'daki varoşlar
yandığında siz neredeydiniz?
Ramazan: Benim Paris'deki bürom olayların bir merkezi olan
Saint-Denis'in tam ortasında bulunmaktadır. Fakat size itiraf edeyim ki,
geceleyin sokaka çıkıp eylemleri seyretme eğilimi taşımadım.
SPIEGEL: Çok alakasız bir tavır sergilemişsiniz gibi algıladım.
Birçok müslüman size kulak veriyor, kasetlerinizdeki vaazlarınızı
dinliyor ve yazılarınızı okuyor. Sizin bu gençleri şiddetten
uzaklaştırmak için bir çaba sarfetmeniz gerekmez miydi?
Ramazan: Bakın, benim pozisyonum gün gibi açık: Şiddetin asla bir
çözüm olmadığı ve otobüslerin ve arabaların tahrip edilmesine son
verilmesi gerektiği konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Bu eylemler
cezalandırılmalı. Yine bir kısım gençlerin vahşi bir anarşiye düştükleri
konusunda da şüphe yoktur. Düzenin yeniden sağlanması elbette en üst
hedef olmalı - özellikle şiddet patlamalarının en çok etkilediği
varoşlardaki vatandaşlar için.
SPIEGEL: Öyle mi? Siz gerçekten bu kundakçıları anlayışla
karşılamıyor musunuz?
Ramazan: Elbette, anlayışlı olmak, açıklama aramak, çığırından çıkan
işleri onaylamak anlamına gelmemektedir. Eğer bu patlamaların mesajı,
gereği gibi anlaşılmaz ise, hükümetin baskı tedbirlerinin yetersiz ve
etkisiz kalacağı konusunda hiçbir şüphem yok.
SPIEGEL: Peki siz bu mesajı nasıl yorumluyorsunuz?
Ramazan: İslam'ın bu ayaklanmayla hiçbir ilgisi yoktur. İslam
Fransa'da uzun zamandan beri kök salmış bir dindir ve din sorunu bu
ülkede hallolmuştur. İslam kesinlikle Fransa'nın geleceğini tehdit
etmiyor. Cumhuriyetin birliğine yönelik asıl tehlike sosyal sorundur.
Soldan sağa bütün siyasetçiler bu realiteye gözlerini kapatıyorlar.
Onlar kafalarını kuma sokuyorlar ve şayet İslamı şerrin kaynağı olarak
hedef tahtasına koyuyorlarsa seçmenlerinin algılarını çarpıtıyorlar.
SPIEGEL: Hiç kimse Fransız toplumundaki sosyal kırılmaların ne
kadar keskin olduğunu inkar etmiyor. Fakat cepheleşme etnik ve dini
çizgilerde gerçekleşmektedir. İslam sosyal gettoları, etnik
toplulukların içine hapsolmayı teşvik etmedi mi ya da cesaretlendirmedi
mi?
Ramazan: Fransa'nın siyasi retoriğinde sarhoşluk derecesine kadar
idealize edilen birlik, eşitlik retoriği sosyal düzeyde bir mittir ve
kocaman bir yalandır. İslam, entegrasyon ve göç üzerindeki tartışmalar
özellikle korkuların oluşturulmasına hizmet ediyor. Bunlar
siyasetçilerin hakikate gözlerini kapamalarını sağlayan ideolojik
stratejilerdir.
SPIEGEL: Nazarı ne tarafa çeviriyorlar ?
Ramazan: Belli Fransız vatandaşlarının ulusal topluluğun ikinci
sınıf vatandaşı, belki tecrid edilmiş üyeleri gibi muamele gördükleri
bir hakikattir. Onları tecrübesiz öğretmenlerin bulunduğu
getto-okullarına gönderiyor, insani onurla bağdaşmayan yerleşim
yerlerine sıkıştırıyor ve kilitli, kapalı iş piyasasıyla karşı karşıya
getiriyorlar. Kısacası: Onlar karanlık, tahrip edilmiş bir evrende
yaşıyorlar. Fransa gözlerimizin önünde sosyo ekonomik topluluklara
dağılıyor, teritoryal ve sosyal bir apartheid'e düşüyor. Zenginler de
gettolarda yaşamaktadırlar. Kurumsal ırkçılık gündelik bir realitedir.
SPIEGEL: Dezavantajlı olan insanlara planlı bir şekilde destek
olunması gerektiğini, müslümanlarla diyaloğa girilmesi ve Fransa'nın
katı laiklik anlayışının yumuşatılmasını taleb eden İçişleri Bakanı
Nicolas Sarkozy bunun bilincinde değil midir ?
Ramazan: Sarkozy daha çok varoşlarda mevcut olan oy
potansiyelinin bilincindedir. Şimdiki gibi kriz durumlarında gerçek
yüzünü gösteriyor: Hor bakma, hakaret etme. Vatandaşların belli
kesimlerine büsbütün ‚serseri' suçlaması yöneltmesinden sonra bunların
da gerçekten öyle davranmalarına şaşmamalıdır. O saygısızlık ikliminde
polislerin yularını bırakmaktadır. 2020 yılı için siyasi perspektifler
tasarlayacağına 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gözünü
dikmektedir. Bu ülkede değişim, eğer varoşlardaki vatandaşlar tam
Fransız olarak kabul edilirlerse, problemin bir yansıması değil, çözümün
bir parçası olarak görülürlerse gerçekleşecektir.
SPIEGEL: İyi ve güzel - fakat eleştirinin yanında özeleştiri
nerede kalıyor? Müslüman göçmenler gerçekten entegrasyonu aramaktadırlar
mı, ya da daha çok ayrılmayı mı tercih etmektedirler?
Ramazan: Sosyal sorunun İslamileştirilmesi siyasi münakaşayı
saptırıyor ve çarpıtıyor. Avrupa'daki müslümanların ezici çoğunluğu
vicdan ve inanç hürriyetini garanti eden demokratik bir anayasa ve hukuk
devletinde yaşama hakikatini değerli bulmaktadır. Fakat güven ilişkisi
çok defa kırıldı, korkular ve ırkçılık Fransa'yı, Büyük Biritanya'yı,
Hollanda'yı ve Almanya'yı sarsıyor. Göçmenlerin çocukları ikinci, üçüncü
ve dördüncü nesilde getto-çocukları olarak‚ yaramaz' ve ‘yabani’
denilerek dışlanmamalılar.
SPIEGEL: Yine de: Müslümanların entegrasyonunu, Polonya, İtalya,
İspanya ya da Portekiz'den gelen eski göçmenlere nazaran zorlaştıran
nedir?
Ramazan: Bence iki şey: Birincisi bu göç eskisi gibi parti parti
gerçekleşmemektedir, o daha çok yoğun ve devamlı olmaktadır. Bu kemiyet
sorunu. Sonra, ikincisi, keyfiyet sorunu: Müslüman göçmenler için din
kendi kökleri ve kimlikleri ile kopmaz bir bağ içindedir. Onlar eğer
Fas'lılıktan, Cezayir'lilikten Fransız'lığa geçerlerse daha az iyi
müslüman oldukları hissine kapılıyorlar. Bu eklenmeyi zorlaştırmaktadır,
çünkü müslümanları sözde ‘kendini bırakma’ ya da ‘kendini tecrid etme’
alternatifleriyle karşı karşıya bırakmaktadır.
SPIEGEL: Fakat İslam gerçekten Batı dünyasında moderniteye
yetişememiş yabancı bir din gibi durmuyor mu?
Ramazan: Kur’an’ın lafızcı yorumunu savunan gelenekçiler var. Ben
15 seneden beri zamanda ve çevrede evrimi, dogmatizm ve rasyonalitenin
ayrılmasını şart koşan bir Avrupai İslam'ı savunuyorum. İslam kendisini
tarihin dışına yerleştiremez.
SPIEGEL: Ve dogma ile akıl arasında, geleneğe sadakat ile
moderniteye açıklık arasındaki sınır nereden geçiyor ?
Ramazan: İslam'ın dogmatik, yani dokunulamaz çekirdeği çok kolay
ifade edilebilir: İnanç bildirisi, ibadet, zekat, oruç. Pratikte geri
kalan herşey zaman ve mekan içinde yoruma müsait ve intibak
kabiliyetinde.
SPIEGEL: Bu gerçekten de çok açık ve basit gibi geliyor. Fakat
bir örnek ile bunu deneyelim: Bir müslüman inancından vazgeçebilir mi?
Ramazan: Kuran-alimlerinin çoğunluğuna göre yapamaz. Fakat
irtidad-yasağı Peygamber Muhammed etrafındaki ilk müslümanların komşu
kabileler ile savaş çatışmaları içinde bulundukları bir zamanda ortaya
çıktı. O dönemde inancı değiştirmek büyük ihanet ve savaştan kaçmak ile
eşanlamlıydı. Bugün bu bağlam tamamen değişmiş durumda.
SPIEGEL: O zaman ‘inançsızlara’ karşı bir mücadele bugün tamamen
zamana uygun düşmeyen bir şey olmalı?
Ramazan: İnançsız kavramı bile yanlış kullanılıyor, zira inançsız
olan aslında Tanrı tarafından vahyedilmiş Kur’an hakikatini kabul
etmeyen başka türlü inanan kişi demektir. Bu onun tabii hakkıdır, benden
kendi hakikatime inanma hakkını elimden almadığı sürece.
SPIEGEL: Herkes kendi bildiği tarz ile mutlu olmalı? Peki
ateistlerin durumu nedir?
Ramazan: İnanç hürriyetinin mantığı ateizm hürriyetini de içerir,
her ne kadar bunun tarihi bakımdan İslam dünyasında bir yeri olmasa da…
SPIEGEL: ... ve çoğu zaman vahşice cezalandırılmaktadır. Kadın
erkek eşitliği hakkında ne düşünmektesiniz?
Ramazan: Bizim İslami bir feminizme ihtiyacımız var. Geleneksel
İslam kadını sadece anne, eş, kız ya da kızkardeş olarak görüyor. Bu
fonksiyonlarda görevleri ve hakları vardır. Biz ise kadını bağımsız,
kendi kaderini kendisi tayin eden, dışarıdan baskı olmaksızın kendi
hayatını organize eden bir birey olarak görme durumuna gelmeliyiz.
SPIEGEL: Kendisi kendi başına başörtüsünü çıkarma kararını
alabilmeli mi ?
Ramazan: Elbette, tıpkı kendi başına başörtüsünü takma kararını
alabileceği gibi.
SPIEGEL: Bu pratikte bir illüzyon. Kadınlar ve kızlar aileleri
içinde hür değiller ki.
Ramazan: Haklısınız, bu çoğu zaman böyle, fakat bir emansipasyon
sadece içeriden gelebilir, dışarıdan emredilemez. Devletsel bir
başörtüsü yasağı dış görüntünün dışında hiçbir şey değiştirmez. İslami
feminizm elbette öğretim, iş ve eşini serbest seçme hakkını içermeli.
SPIEGEL: Harika. O zaman bize kamuoyunda neden zina eden
kadınların recmedilmesiyle ilgili bir moratoryum taleb ettiğinizi
açıklar mısınız? Açıkça bir kınama değil, bir moratoryum! Tarık Ramazan
siz ikiyüzlü müsünüz?
Ramazan: Tekrar edelim: İslam kendisini sadece içeriden modernize
edebilir. Eğer ben ortaya çıkıp desem ki, ‘ben recmi kınıyorum, bu ceza
vahşicedir’, bu hiç bir şey değiştirmez. Din kardeşlerim şöyle derler:
Tarık kardeş, sen bir Avrupalı ve İsviçreli oldun, artık bizden
değilsin. Ben İslam toplumunda bir şuurlanma ve düşünme sürecini
başlatmak istiyorum. Dışarıdan eleştiri ve saldırılar kramp girmesine
yol açıyor. Bunun dışında Amerika’da birçok federal devlet ölüm cezası
için bir moratoryum istediler, bu cezanın anlamı ve meşruiyeti üzerinde
düşünmeye zaman kazanabilmek için.
SPIEGEL: İslam'ın kendisine has bir şiddete eğilimi var mı?
Birçok insan cihad olgusunda İslami öz anlayışın asli bir unsurunu
görmüyorlar mı?
Ramazan: Haçlı Seferleri Hıristiyanlığın asli bir unsuru mudur?
Hayır. Her topluluğun kendisini savunmaya hakkı vardır. Filistinlilerin
kendi devletsel bağımsızlıkları için İsrail’e karşı savaşmaya hakları
vardır. Fakat bu amaç bütün araçları meşru kılmaz. Hiçbir şey masum
sivillerin öldürülmesini meşru kılmaz. İsrailli çocukları havaya uçuran
intihar saldırıcısı bir şehit olarak görülemez. Filistin-sorunu İslami
bir sorun değildir.
SPIEGEL: İslam'ın reform ve modernize edilmesi sürecini nerede
görüyorsunuz? Herhangi bir yerde bir başlangıcı yapıldı mı?
Ramazan: Avrupa'da. İlk etki Avrupa İslam'ında başlamalı ve Arap
dünyasına geri yansımalı. Batılı demokrasinin evrensel değerleri ile
İslam arasında ortak bir payda var: Anayasal-hukuk devleti,
vatandaşların eşitliği, genel seçim hakkı, iktidar değişimi, özel ve
kamusal alanın ayrı olması. Bunlar her ne kadar doğrudan Kuran'da
kayıtlı olmasalar da, benim görüşüme göre İslami geleneğe aykırı
düşmemektedirler.
SPIEGEL: Bu bütün müslüman hukuk alimleri tarafından
paylaşılmayan bir görüş.
Ramazan: Kuran'ın çok fazla lafızcı yorumu İslam'ı 13. yüzyıldan
itibaren zihinsel bir donukluğu ve siyasi bir krampa götürdü. Metne
sadakat tarihi ve sosyal bağlamların yorumlanmasından ayrı tutulmalı.
Eğer bu ictihad, tefsir ve hermenötik ile başlarsak, İslami düşünceye
hareketlilik gelir.
SPIEGEL: Siz burada bir rasyonalist, salt entellektüel gayretleri
bulunan aydınlanmış bir ilahiyatçı gibi konuşuyorsunuz. Siyasi
realitede, Fransa, İngiltere ya da Amerika'da siz gizliden gizliye
İslam'ı yaymak ve şiddete sempati beslemekle suçlanıyorsunuz. Çift dille
mi konuşuyorsunuz?
Ramazan: Evet, evet ben en çok iftiralara kurban olmuş müslüman
entellektüellerdenim-Tarık Ramazan son dereceli maharetle kendini
gizleyebilen bir kişi. Benim gibi insanlar hakkında eskiden Yahudiler
hakkında konuştukları gibi konuşuyorlar. O İsviçreli ve Avrupalı, fakat
çift sadakati var. O bir şey söylüyor ve başka bir şey düşünüyor. O
uluslararası bir organizasyona bağlı - eskiden Dünya Yahudiliği, bugün
Dünya İslamı. Ben müslüman bir yahudi gibi bühtan ve iftiralara
uğruyorum.
SPIEGEL: Bunun sizin aile tarihinizle ilgisi olabilir mi?
Dedeniz, Hasan el Benna, 1928'de Mısır'da fundamentalist-islami bir
yeniden şekillenmeyi hedef edinen İhvanı Müslimin'in kurucusuydu.
Ramazan: Düşünceler genetik bir şekilde geçiş yapmaz. Ben dedeme
İngilizlere karşı yürüttüğü anti koloniyalist mücadelesinden dolayı
hayranlık duyuyorum. O kız ve kadınların eğitimi için yoğun çabalar
sarfetmişti. Beş kızı, teyzelerim ve annem, hepsi okudular. Ve o dönem
için çok ilerici olan bir kardeşlik hareketi başlattı. Fakat İhvan’a
komplocu yönü, hiyerarşik yapısı ve basitleştirici sloganları itibariyle
eleştirel yaklaşıyorum.
SPIEGEL: Siz İhvan'a hiç üye oldunuz mu ?
Ramazan: Ben size garanti veriyorum: Ben İhvan üyesi değilim, her
ne kadar beni eleştirenler sırf bana zarar vermek ve çamur atmak için
bunu sürekli iddia etseler de.
SPIEGEL: Bir parti, birlik, hareket kurmayı düşünüyor musunuz?
Ramazan: Hayır, ben siyasetçi değilim. Bana son 15 sene içinde
buna benzer bir çok teklif getirildi. Ben sürekli reddettim. Ben kendimi
sağ ve solda yeni düşünceler ateşleyen, düşünsel bir evrim başlatan
bağımsız, eleştirel bir entellektüel olarak görüyorum. İslam dünyası
güçlü liderler tasavvuruyla adeta tutulmuş. Bu bir hata. Bizim güçlü
liderlere ihtiyacımız yok, fakat sıra dışı ve açıklığa cesareti olan
öncü düşünürlere ihtiyacımız var.
SPIEGEL: Sayın Ramazan söyleşi için teşekkür ederiz.
TARIK RAMAZAN, İslam'ın en önemli düşünürlerinden kabul ediliyor.
Amerikan dergisi Time, onu 2000 yılında yeni yüz yılın önde gelen
şahsiyetlerinden biri olarak seçti. Boston Globe 43 yaşındaki
entellektüel hakkında‚ “hayranları için liberal bir Avrupai İslam'ın
lideri, karşıtları için ise kendini saklayan tehlikeli bir teokrat”
şeklinde yazdı. Cenevre'de doğdu ve İsviçre vatandaşı. Meşhur akrabaları
olan bir bilgin: Dedesi Hasan el Benna 1928'de Mısırlı İhvanı Müslimin
teşkilatının kurucusuydu ve 1949'da dini ayaklanmacı olarak öldürüldü.
Amerikan Vatanı Koruma Bakanlığı için Ramazan bir radikaldir. Amerikan
Federal Devleti İndiana'daki katolik üniversitesi Notre Dame ona din ve
çatışma araştırmaları alanında bir profesörlük vermek istediğinde Bush
hükümeti bu bilim adamına giriş vizesi vermedi. İngiliz hükümeti ise
buna karşın onu şimdi radikal İslamcılara yönelik araştırmalar için
kurulan danışmanlık komisyonunun üyesi kabul etti. O şu an misafir
doçent olarak Oxford'daki St. Antony's kolejinde ders veriyor. |