Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 325 | Ocak  2006

                   

 

 


“Tahrip Edilmiş Evren”

 

Çev.: Kamil Cengiz

DER SPIEGEL 46, 14.11.2005

İslam bilim adamı ve filozof Tarık Ramazan Fransa'daki olaylar, Müslümanların Avrupa'daki entegrasyonu ve İslam'ın gerekli olan modernize edilmesi hakkında konuştu
SPIEGEL: Sayın Ramazan, siz Avrupa'nın en nüfuzlu ve aynı zamanda en çok tartışılan müslüman entellektüelisiniz. Fransa'daki varoşlar yandığında siz neredeydiniz?
Ramazan: Benim Paris'deki bürom olayların bir merkezi olan Saint-Denis'in tam ortasında bulunmaktadır. Fakat size itiraf edeyim ki, geceleyin sokaka çıkıp eylemleri seyretme eğilimi taşımadım.
SPIEGEL: Çok alakasız bir tavır sergilemişsiniz gibi algıladım. Birçok müslüman size kulak veriyor, kasetlerinizdeki vaazlarınızı dinliyor ve yazılarınızı okuyor. Sizin bu gençleri şiddetten uzaklaştırmak için bir çaba sarfetmeniz gerekmez miydi?
Ramazan: Bakın, benim pozisyonum gün gibi açık: Şiddetin asla bir çözüm olmadığı ve otobüslerin ve arabaların tahrip edilmesine son verilmesi gerektiği konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Bu eylemler cezalandırılmalı. Yine bir kısım gençlerin vahşi bir anarşiye düştükleri konusunda da şüphe yoktur. Düzenin yeniden sağlanması elbette en üst hedef olmalı - özellikle şiddet patlamalarının en çok etkilediği varoşlardaki vatandaşlar için.
SPIEGEL: Öyle mi? Siz gerçekten bu kundakçıları anlayışla karşılamıyor musunuz?
Ramazan: Elbette, anlayışlı olmak, açıklama aramak, çığırından çıkan işleri onaylamak anlamına gelmemektedir. Eğer bu patlamaların mesajı, gereği gibi anlaşılmaz ise, hükümetin baskı tedbirlerinin yetersiz ve etkisiz kalacağı konusunda hiçbir şüphem yok.
SPIEGEL: Peki siz bu mesajı nasıl yorumluyorsunuz?
Ramazan: İslam'ın bu ayaklanmayla hiçbir ilgisi yoktur. İslam Fransa'da uzun zamandan beri kök salmış bir dindir ve din sorunu bu ülkede hallolmuştur. İslam kesinlikle Fransa'nın geleceğini tehdit etmiyor. Cumhuriyetin birliğine yönelik asıl tehlike sosyal sorundur. Soldan sağa bütün siyasetçiler bu realiteye gözlerini kapatıyorlar. Onlar kafalarını kuma sokuyorlar ve şayet İslamı şerrin kaynağı olarak hedef tahtasına koyuyorlarsa seçmenlerinin algılarını çarpıtıyorlar.
SPIEGEL: Hiç kimse Fransız toplumundaki sosyal kırılmaların ne kadar keskin olduğunu inkar etmiyor. Fakat cepheleşme etnik ve dini çizgilerde gerçekleşmektedir. İslam sosyal gettoları, etnik toplulukların içine hapsolmayı teşvik etmedi mi ya da cesaretlendirmedi mi?
Ramazan: Fransa'nın siyasi retoriğinde sarhoşluk derecesine kadar idealize edilen birlik, eşitlik retoriği sosyal düzeyde bir mittir ve kocaman bir yalandır. İslam, entegrasyon ve göç üzerindeki tartışmalar özellikle korkuların oluşturulmasına hizmet ediyor. Bunlar siyasetçilerin hakikate gözlerini kapamalarını sağlayan ideolojik stratejilerdir.
SPIEGEL: Nazarı ne tarafa çeviriyorlar ?
Ramazan: Belli Fransız vatandaşlarının ulusal topluluğun ikinci sınıf vatandaşı, belki tecrid edilmiş üyeleri gibi muamele gördükleri bir hakikattir. Onları tecrübesiz öğretmenlerin bulunduğu getto-okullarına gönderiyor, insani onurla bağdaşmayan yerleşim yerlerine sıkıştırıyor ve kilitli, kapalı iş piyasasıyla karşı karşıya getiriyorlar. Kısacası: Onlar karanlık, tahrip edilmiş bir evrende yaşıyorlar. Fransa gözlerimizin önünde sosyo ekonomik topluluklara dağılıyor, teritoryal ve sosyal bir apartheid'e düşüyor. Zenginler de gettolarda yaşamaktadırlar. Kurumsal ırkçılık gündelik bir realitedir.
SPIEGEL: Dezavantajlı olan insanlara planlı bir şekilde destek olunması gerektiğini, müslümanlarla diyaloğa girilmesi ve Fransa'nın katı laiklik anlayışının yumuşatılmasını taleb eden İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy bunun bilincinde değil midir ?
Ramazan: Sarkozy daha çok varoşlarda mevcut olan oy potansiyelinin bilincindedir. Şimdiki gibi kriz durumlarında gerçek yüzünü gösteriyor: Hor bakma, hakaret etme. Vatandaşların belli kesimlerine büsbütün ‚serseri' suçlaması yöneltmesinden sonra bunların da gerçekten öyle davranmalarına şaşmamalıdır. O saygısızlık ikliminde polislerin yularını bırakmaktadır. 2020 yılı için siyasi perspektifler tasarlayacağına 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gözünü dikmektedir. Bu ülkede değişim, eğer varoşlardaki vatandaşlar tam Fransız olarak kabul edilirlerse, problemin bir yansıması değil, çözümün bir parçası olarak görülürlerse gerçekleşecektir.
SPIEGEL: İyi ve güzel - fakat eleştirinin yanında özeleştiri nerede kalıyor? Müslüman göçmenler gerçekten entegrasyonu aramaktadırlar mı, ya da daha çok ayrılmayı mı tercih etmektedirler?
Ramazan: Sosyal sorunun İslamileştirilmesi siyasi münakaşayı saptırıyor ve çarpıtıyor. Avrupa'daki müslümanların ezici çoğunluğu vicdan ve inanç hürriyetini garanti eden demokratik bir anayasa ve hukuk devletinde yaşama hakikatini değerli bulmaktadır. Fakat güven ilişkisi çok defa kırıldı, korkular ve ırkçılık Fransa'yı, Büyük Biritanya'yı, Hollanda'yı ve Almanya'yı sarsıyor. Göçmenlerin çocukları ikinci, üçüncü ve dördüncü nesilde getto-çocukları olarak‚ yaramaz' ve ‘yabani’ denilerek dışlanmamalılar.
SPIEGEL: Yine de: Müslümanların entegrasyonunu, Polonya, İtalya, İspanya ya da Portekiz'den gelen eski göçmenlere nazaran zorlaştıran nedir?
Ramazan: Bence iki şey: Birincisi bu göç eskisi gibi parti parti gerçekleşmemektedir, o daha çok yoğun ve devamlı olmaktadır. Bu kemiyet sorunu. Sonra, ikincisi, keyfiyet sorunu: Müslüman göçmenler için din kendi kökleri ve kimlikleri ile kopmaz bir bağ içindedir. Onlar eğer Fas'lılıktan, Cezayir'lilikten Fransız'lığa geçerlerse daha az iyi müslüman oldukları hissine kapılıyorlar. Bu eklenmeyi zorlaştırmaktadır, çünkü müslümanları sözde ‘kendini bırakma’ ya da ‘kendini tecrid etme’ alternatifleriyle karşı karşıya bırakmaktadır.
SPIEGEL: Fakat İslam gerçekten Batı dünyasında moderniteye yetişememiş yabancı bir din gibi durmuyor mu?
Ramazan: Kur’an’ın lafızcı yorumunu savunan gelenekçiler var. Ben 15 seneden beri zamanda ve çevrede evrimi, dogmatizm ve rasyonalitenin ayrılmasını şart koşan bir Avrupai İslam'ı savunuyorum. İslam kendisini tarihin dışına yerleştiremez.
SPIEGEL: Ve dogma ile akıl arasında, geleneğe sadakat ile moderniteye açıklık arasındaki sınır nereden geçiyor ?
Ramazan: İslam'ın dogmatik, yani dokunulamaz çekirdeği çok kolay ifade edilebilir: İnanç bildirisi, ibadet, zekat, oruç. Pratikte geri kalan herşey zaman ve mekan içinde yoruma müsait ve intibak kabiliyetinde.
SPIEGEL: Bu gerçekten de çok açık ve basit gibi geliyor. Fakat bir örnek ile bunu deneyelim: Bir müslüman inancından vazgeçebilir mi?
Ramazan: Kuran-alimlerinin çoğunluğuna göre yapamaz. Fakat irtidad-yasağı Peygamber Muhammed etrafındaki ilk müslümanların komşu kabileler ile savaş çatışmaları içinde bulundukları bir zamanda ortaya çıktı. O dönemde inancı değiştirmek büyük ihanet ve savaştan kaçmak ile eşanlamlıydı. Bugün bu bağlam tamamen değişmiş durumda.
SPIEGEL: O zaman ‘inançsızlara’ karşı bir mücadele bugün tamamen zamana uygun düşmeyen bir şey olmalı?
Ramazan: İnançsız kavramı bile yanlış kullanılıyor, zira inançsız olan aslında Tanrı tarafından vahyedilmiş Kur’an hakikatini kabul etmeyen başka türlü inanan kişi demektir. Bu onun tabii hakkıdır, benden kendi hakikatime inanma hakkını elimden almadığı sürece.
SPIEGEL: Herkes kendi bildiği tarz ile mutlu olmalı? Peki ateistlerin durumu nedir?
Ramazan: İnanç hürriyetinin mantığı ateizm hürriyetini de içerir, her ne kadar bunun tarihi bakımdan İslam dünyasında bir yeri olmasa da…
SPIEGEL: ... ve çoğu zaman vahşice cezalandırılmaktadır. Kadın erkek eşitliği hakkında ne düşünmektesiniz?
Ramazan: Bizim İslami bir feminizme ihtiyacımız var. Geleneksel İslam kadını sadece anne, eş, kız ya da kızkardeş olarak görüyor. Bu fonksiyonlarda görevleri ve hakları vardır. Biz ise kadını bağımsız, kendi kaderini kendisi tayin eden, dışarıdan baskı olmaksızın kendi hayatını organize eden bir birey olarak görme durumuna gelmeliyiz.
SPIEGEL: Kendisi kendi başına başörtüsünü çıkarma kararını alabilmeli mi ?
Ramazan: Elbette, tıpkı kendi başına başörtüsünü takma kararını alabileceği gibi.
SPIEGEL: Bu pratikte bir illüzyon. Kadınlar ve kızlar aileleri içinde hür değiller ki.
Ramazan: Haklısınız, bu çoğu zaman böyle, fakat bir emansipasyon sadece içeriden gelebilir, dışarıdan emredilemez. Devletsel bir başörtüsü yasağı dış görüntünün dışında hiçbir şey değiştirmez. İslami feminizm elbette öğretim, iş ve eşini serbest seçme hakkını içermeli.
SPIEGEL: Harika. O zaman bize kamuoyunda neden zina eden kadınların recmedilmesiyle ilgili bir moratoryum taleb ettiğinizi açıklar mısınız? Açıkça bir kınama değil, bir moratoryum! Tarık Ramazan siz ikiyüzlü müsünüz?
Ramazan: Tekrar edelim: İslam kendisini sadece içeriden modernize edebilir. Eğer ben ortaya çıkıp desem ki, ‘ben recmi kınıyorum, bu ceza vahşicedir’, bu hiç bir şey değiştirmez. Din kardeşlerim şöyle derler: Tarık kardeş, sen bir Avrupalı ve İsviçreli oldun, artık bizden değilsin. Ben İslam toplumunda bir şuurlanma ve düşünme sürecini başlatmak istiyorum. Dışarıdan eleştiri ve saldırılar kramp girmesine yol açıyor. Bunun dışında Amerika’da birçok federal devlet ölüm cezası için bir moratoryum istediler, bu cezanın anlamı ve meşruiyeti üzerinde düşünmeye zaman kazanabilmek için.
SPIEGEL: İslam'ın kendisine has bir şiddete eğilimi var mı? Birçok insan cihad olgusunda İslami öz anlayışın asli bir unsurunu görmüyorlar mı?
Ramazan: Haçlı Seferleri Hıristiyanlığın asli bir unsuru mudur? Hayır. Her topluluğun kendisini savunmaya hakkı vardır. Filistinlilerin kendi devletsel bağımsızlıkları için İsrail’e karşı savaşmaya hakları vardır. Fakat bu amaç bütün araçları meşru kılmaz. Hiçbir şey masum sivillerin öldürülmesini meşru kılmaz. İsrailli çocukları havaya uçuran intihar saldırıcısı bir şehit olarak görülemez. Filistin-sorunu İslami bir sorun değildir.
SPIEGEL: İslam'ın reform ve modernize edilmesi sürecini nerede görüyorsunuz? Herhangi bir yerde bir başlangıcı yapıldı mı?
Ramazan: Avrupa'da. İlk etki Avrupa İslam'ında başlamalı ve Arap dünyasına geri yansımalı. Batılı demokrasinin evrensel değerleri ile İslam arasında ortak bir payda var: Anayasal-hukuk devleti, vatandaşların eşitliği, genel seçim hakkı, iktidar değişimi, özel ve kamusal alanın ayrı olması. Bunlar her ne kadar doğrudan Kuran'da kayıtlı olmasalar da, benim görüşüme göre İslami geleneğe aykırı düşmemektedirler.
SPIEGEL: Bu bütün müslüman hukuk alimleri tarafından paylaşılmayan bir görüş.
Ramazan: Kuran'ın çok fazla lafızcı yorumu İslam'ı 13. yüzyıldan itibaren zihinsel bir donukluğu ve siyasi bir krampa götürdü. Metne sadakat tarihi ve sosyal bağlamların yorumlanmasından ayrı tutulmalı. Eğer bu ictihad, tefsir ve hermenötik ile başlarsak, İslami düşünceye hareketlilik gelir.
SPIEGEL: Siz burada bir rasyonalist, salt entellektüel gayretleri bulunan aydınlanmış bir ilahiyatçı gibi konuşuyorsunuz. Siyasi realitede, Fransa, İngiltere ya da Amerika'da siz gizliden gizliye İslam'ı yaymak ve şiddete sempati beslemekle suçlanıyorsunuz. Çift dille mi konuşuyorsunuz?
Ramazan: Evet, evet ben en çok iftiralara kurban olmuş müslüman entellektüellerdenim-Tarık Ramazan son dereceli maharetle kendini gizleyebilen bir kişi. Benim gibi insanlar hakkında eskiden Yahudiler hakkında konuştukları gibi konuşuyorlar. O İsviçreli ve Avrupalı, fakat çift sadakati var. O bir şey söylüyor ve başka bir şey düşünüyor. O uluslararası bir organizasyona bağlı - eskiden Dünya Yahudiliği, bugün Dünya İslamı. Ben müslüman bir yahudi gibi bühtan ve iftiralara uğruyorum.
SPIEGEL: Bunun sizin aile tarihinizle ilgisi olabilir mi? Dedeniz, Hasan el Benna, 1928'de Mısır'da fundamentalist-islami bir yeniden şekillenmeyi hedef edinen İhvanı Müslimin'in kurucusuydu.
Ramazan: Düşünceler genetik bir şekilde geçiş yapmaz. Ben dedeme İngilizlere karşı yürüttüğü anti koloniyalist mücadelesinden dolayı hayranlık duyuyorum. O kız ve kadınların eğitimi için yoğun çabalar sarfetmişti. Beş kızı, teyzelerim ve annem, hepsi okudular. Ve o dönem için çok ilerici olan bir kardeşlik hareketi başlattı. Fakat İhvan’a komplocu yönü, hiyerarşik yapısı ve basitleştirici sloganları itibariyle eleştirel yaklaşıyorum.
SPIEGEL: Siz İhvan'a hiç üye oldunuz mu ?
Ramazan: Ben size garanti veriyorum: Ben İhvan üyesi değilim, her ne kadar beni eleştirenler sırf bana zarar vermek ve çamur atmak için bunu sürekli iddia etseler de.
SPIEGEL: Bir parti, birlik, hareket kurmayı düşünüyor musunuz?
Ramazan: Hayır, ben siyasetçi değilim. Bana son 15 sene içinde buna benzer bir çok teklif getirildi. Ben sürekli reddettim. Ben kendimi sağ ve solda yeni düşünceler ateşleyen, düşünsel bir evrim başlatan bağımsız, eleştirel bir entellektüel olarak görüyorum. İslam dünyası güçlü liderler tasavvuruyla adeta tutulmuş. Bu bir hata. Bizim güçlü liderlere ihtiyacımız yok, fakat sıra dışı ve açıklığa cesareti olan öncü düşünürlere ihtiyacımız var.
SPIEGEL: Sayın Ramazan söyleşi için teşekkür ederiz.
TARIK RAMAZAN, İslam'ın en önemli düşünürlerinden kabul ediliyor. Amerikan dergisi Time, onu 2000 yılında yeni yüz yılın önde gelen şahsiyetlerinden biri olarak seçti. Boston Globe 43 yaşındaki entellektüel hakkında‚ “hayranları için liberal bir Avrupai İslam'ın lideri, karşıtları için ise kendini saklayan tehlikeli bir teokrat” şeklinde yazdı. Cenevre'de doğdu ve İsviçre vatandaşı. Meşhur akrabaları olan bir bilgin: Dedesi Hasan el Benna 1928'de Mısırlı İhvanı Müslimin teşkilatının kurucusuydu ve 1949'da dini ayaklanmacı olarak öldürüldü. Amerikan Vatanı Koruma Bakanlığı için Ramazan bir radikaldir. Amerikan Federal Devleti İndiana'daki katolik üniversitesi Notre Dame ona din ve çatışma araştırmaları alanında bir profesörlük vermek istediğinde Bush hükümeti bu bilim adamına giriş vizesi vermedi. İngiliz hükümeti ise buna karşın onu şimdi radikal İslamcılara yönelik araştırmalar için kurulan danışmanlık komisyonunun üyesi kabul etti. O şu an misafir doçent olarak Oxford'daki St. Antony's kolejinde ders veriyor.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...