|

Yahudilere
Schleswig-Holstein Eyaletini Verin!
Çev.: Kamil Cengiz
Der Spiegel, 09.12.2005
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedi
Necad'ın İsrail'i Almanya'ya taşıma düşüncesi öyle algılandığı gibi
absürd değil. Fikri önyargısız değerlendirdiğimizde arkasında, bütün
taraflar için yararlı olabilecek tarihi bir toprak reformunun yattığını
görürüz.
Şimdi tekrar İran Cumhurbaşkanı'na saldırıyorlar, çünkü İsrail'in
Ortadoğu'dan Almanya'ya veya Avusturya'ya aktarılmasını teklif etti.
Hatta Ahmedi Necad'ın 'İsraili haritadan silme' talebine karşı o kadar
öfkelenmeyenler, ortalığı velveleye veriyorlar, zira şimdi sorunun kendi
üzerlerine geldiğini görmektedirler. Belki bir 'world without
zionism'(siyonizmsiz dünya) tasavvur edilebilir, fakat Avrupa'nın tam
ortasında bir Yahudi devleti kimsenin devamını düşünmek istemediği
korkunç bir tasavvurdur.
Alman Başbakanı Angela Merkel Ahmedi Necad'ın teklifini 'kesinlikle
kabul edilemez' olarak nitelendirdi. Aceleden verdiği hüküm için İran'ın
devlet başkanının ne de olsa ilk talebi olan İsrail'i imha etme
düşüncesinden vazgeçip, bunun yerine 'siyonist yapı'nın 'taşınması'nı
kabul etmesi bir rol oynamadı. İnsani bakış açısından bu bir
ilerlemedir: İsrailliler artık denize dökülmemeliler, sadece deniz
üzerinden bir geziye gönderilmeliler. Bunu şöyle ifade etmek de mümkün:
Avrupa ürettiği ve ihrac ettiği sorunu geri almalı. Fakat alıcı postayı,
daha henüz gönderilmeden bile, reddetti.
Şüphesiz Ahmedi Necad haklı olduğu yerde haklıdır. Onu Şark Enstitüsünün
direktörü Udo Steinbach gibi 'dışpolitikada tecrübesiz' olarak
tanımlamak bir yarar sağlamaz.
Ortadoğu-sorunu Yahudi soykırımının sadece bir yan zararı değil, o aynı
zamanda Avrupa antisemitizminin bir ürünüdür. Polonya ve Rusya'daki
Yahudilere yönelik pogrom türü saldırılar, (Herzl'in siyonist olmasını
yol açan) Fransa'daki Dreyfus-hadisesi, Yahudi sorunun Almanya'daki
'nihai çözüm' denemesi olmaksızın Yahudiler kendilerine ait bir devletin
savunması bir tarafa sadece rüyasını görürlerdi.
Filistinliler Avrupa'nın günahları için bedel ödüyorlar
Ahmedi Necad'ın mülahazası kısa görüşlü olabilir, ama prensipte
doğrudur. Filistinliler Avrupalıların günahlarının bedelini ödüyorlar.
Ve eğer tarihi adalet gibi bir şey dünya da varolsaydı, Yahudi devleti
Schleswig-Holstein'da ya da Bavyera'da kurulurdu, Filistin'de değil.
Ben bu cümleyi defaatlerce yazdım, en son burada, ve şimdi Ahmedi
Necad'ın -her ne kadar kaynak belirtmeksizin olsa da- benim
düşüncelerimi almasından dolayı hem sevinçliyim hem de şaşkınlık
içindeyim.
Tarihi bakımdan bu fikir, gösterilmeye çalışıldığı gibi absürd değil.
Siyonist hareket içinde uzun bir zaman ‘Yahudi devleti’nin nerede
kurulacağı belli değildi. Herzl Yahudilerin kendi başlarına yöneteceği
‘bir parça yeryüzü toprağı’ diyordu. Uganda ya da Arjantin'de bir
‘koloni’ kurma düşünceleri vardı. Seçimin Filistin'e düşmesinin hem
tarihi-duygusal hem de pratik sebepleri vardı.
Kendisini Kudüs'deki kutsal toprakların koruyucu efendisi olarak gören
II. Wilhelm Filistin'de Alman himayesi altında bir devlet (protektora)
istiyordu ve bu yüzden Herzl'in fikirlerine müsaitti. Birinci Dünya
Savaşı çıkmasaydı bu projeden bir şeyler olabilirdi.
Böylece İsrail İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulabildi; çok farklı,
aşırı dramatik durumlar içinde. Sözkonusu olan sadece Yahudilere ‘bir
yurt’ vermek değil, fakat yarım milyondan fazla ‘displaced persons’
(Yerinden yurdundan edilmiş insanlar) Yahudi soykırımından hayatta kalan
insanlardan Avrupa'dan kurtulmaktı. Ve böylece eski yahudi duası
‘gelecek sene Kudüs'te’ birdenbire hakikat oluverdi.
Fakat gerçekleşen arzu ve rüyalarla hep olageldiği gibi: Avrupalılar
kendi sorunları çözdükleri anda yenisi oluşturuldu. Filistinlilere neden
kendi ülkelerini Avrupalılar tarafından kötü muamele görmüş Yahudilerle
paylaşmaları gerektiğini açıklamak hakikaten zordur. Filistinliler ne
Kishinew'den Kielce'ye kadar olan pogromlardan ne de Nazilerin toplama
kampı-siyasetlerinden sorumludurlar.
‘Sebebiyet veren’ prensibine geri dönüş
Ahmedi Necad'ın şimdi istediği ‚sebebiyet veren' prensibine geri
dönmektir: Bir sorunun çözümünden o sorunu dünyaya getirenler
sorumludurlar.
Ve bunlar Avrupalılardır. Belki kendisi sadece sorunu Almanların
katkısına indirgemek ve Rusların, Polonyalıların ve Fransızların
katkısını görmemesinden dolayı tarihi iyi bilmediği konusunda
eleştirilebilir.
Fakat bu daraltma Ahmedi Necad'ın prensipte doğru duruşunu değiştirmez.
Ve teklifinden dolayı küplere binmektense, bütün taraflar için
getireceği avantajları kabul etmek daha iyi olur. İsrailliler nihayet en
büyük sorunlarından kurtulmuş olurlar: Emniyet. Zira bunun için şimdi
Almanya sorumlu olurdu. Ve geleneksel olarak iyi olan Alman-Arap
ilişkilerinden dolayı hiçbir Arap ülkesi Almanya'ya saldırmayı göze
almaz.
İkinci büyük avantaj: Avrupa'ya geziler için o kadar para harcamaktansa,
İsraillerin kendilerini iyi hissettikleri, harika bir şekilde alış veriş
yapabildikleri ve Cumartesileri bile otobüs ve trene binebilecekleri
yerde olurlardı. Alman tarafı için kazanım daha büyük olurdu. Nihayet
1939'dan beri özlemi duyulan ‘Alman kültürüne Yahudi katkısı’ tekrar
gelmiş olurdu. Bütün Yahudi kaşifler ve nobel ödülü sahipleri Alman
istatistiğine düşerler.
Allgäu'daki bazı yerler Samariya'daki bölgelere benzemektedir
Geriye kalan tek şey, Yahudi devletinin Alman topraklarının neresinde
kurulacağıdır. Schleswig-Holstein ve Mecklenburg-Vorpommern az nüfusa
sahipler, eski Doğu Almanya'da da milyonlarca ev boş duruyor. Fakat
Yahudilerin tekrar suya yakın yerlere yerleşmek isteyeceklerini
bekleyemeyiz. Dağlar da güzel, ve Allgäu'daki bazı yerlerin
Samariya'daki bölgeyle büyük benzerliği bulunmaktadır.
İran devlet başkanının teklifi peşin hükümsüz değerlendirildiğinde,
bütün avantaj ve dezavantajlarına öfkesiz bir şekilde bakıldığında,
fikrin gayri makul olmadığı itiraf edilmeli. O çekici bir fikir. Şimdiye
kadar Alman Ortadoğu tartışmalarında şu cümle geçerliydi: ‘Alman
tarihinin toprağı Filistine kadar uzanır.’ Şimdi tarihi bir toprak
reformu gerçekleştirmenin, kendi evimizde temizlik yapmanın fırsatı
gelmiştir. Fakat bu noktaya kadar gelmeyecektir. Bütün yeni fikirler
gibi bu da kötülenecek ve dışlanacak. |