Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 325 | Ocak  2006

                   

 

 


Allah'ın İpine Sarılalım mı?

Ertuğrul Özkök / 14.12.2005 / Hürriyet

Rahmetli Turgut Özal'ın o sözü söylediği günü hálá hatırlıyorum.
Diyarbakır'da cuma namazını kıldıktan sonra halka seslenmişti.
Gazeteci olarak o gün oradaydım.
Özal kendisini dinleyen Diyarbakırlılara aynen şunu söylemişti:
'Allah'ın ipine sarılın.'
1980'lerin sonuydu ve henüz 'üst kimlik, alt kimlik' tartışmaları yoktu.
Hatta bu kavramlar henüz ortaya bile atılmamıştı.
Özal Diyarbakır'da insanlara işte böyle sesleniyordu:
'Allah'ın ipine sarılın.'
***
O gün Özal'ın bu sözleri tuhafıma gitmişti.
Biz, siyaseti dini kavramlarla izah etmenin çok yanlış bir şey olduğunu öğrenerek büyüdük.
Yanlış anlamayın, ailem CHP'li falan değildi.
Tam aksine koyu Demokrat Partili ve Adnan Menderes'çi bir aile içinde büyüdüm.
DP-CHP arasındaki parti çekişmesinin alabildiğine ateşli olduğu İzmir'de birçok parti toplantısına katıldım.
CHP'li arkadaşlarımla kavga ettim.
Ama bizim tarafta bile siyasete dini kavramlarla yaklaşma duygusu yoktu.
O nedenle din, ne zaman siyaset alanına girse çok rahatsız olurum.
Özal'ın bu sözleri söylemesinin üzerinden 20 yıla yakın zaman geçti.
Bakın hálá bu meseleyi tartışıyoruz.
Şimdi Başbakan Tayyip Erdoğan aynı şeyleri başka kelimelerle ifade ediyor:
'Din çimentodur' diyor.
Birçok insan da haklı olarak buna kızıyor.
Erdoğan bu sözleri nerede kullanıyor?
'Türk' kavramının, milli beraberliği bir arada tutan çimento olamadığına inandığı bir anda.
Peki, ortak din olarak 'İslam' gerçekten bir çimento mu?
Hemen doğu sınırımıza bakın.
Paramparça olmasına ramak kalan Irak'ın ortak dini İslam.
Ama bu ortaklık kimseyi etkilemiyor.
Demek ki bu tür sözlerin hiçbir anlamı yok.
Ayrıca Avrupa Birliği'nin bir 'Hıristiyan Kulübü' olmadığı tezinin en ateşli savunucusu olarak, Türkiye'yi tanıtıcı tek kimlik olarak İslam dinini bulmamız da gerçekçi değil.
Öyleyse, Türkiye Cumhuriyeti'ni bir arada tutacak daha sağlam bir çimentoya ihtiyacımız var.
***
Geçenlerde Başbakan'ın danışmanı Ömer Çelik'le sohbet ediyorduk.
Çok ilginç bir tahlil yaptı:
'Batı'da oryantalizm Doğu'da ise oksidentalizm, giderek bir bilinç körlenmesi yaratıyor. Bunu önlemeye en büyük aday Başbakan Tayyip Erdoğan olabilir.'
Hemen arkasından ekliyor:
'Ama bunun için AK Parti'nin marjinal gündemlere saplanıp kalmaması lazım.'
İşte bu noktada Nilüfer Göle'nin 'temas bölgeleri' kavramı gündeme geliyor.
Türkiye, Hıristiyan ve Müslüman dünya arasındaki çatışmayı ortadan kaldıracak en güçlü 'temas bölgesi' olabilir.
Evet kesinlikle olabilir.
Bir şartla.
AKP'nin bazı sorumsuz üyelerinin fırsat buldukça gündeme sokuşturmaya çalıştığı şu saçma sapan siyasi hurafeler bir yana bırakıldığı takdirde.
Yani, imam hatip saplantısı, türban fanatizmi ve içki yasağı saçmalığı...
***
Tabii uluslararası alanda yapıcı bir temas bölgesi olmak isteyen Türkiye, önce kendi içindeki ortak temas bölgesini yaratmalı.
Bunu yaratmak için neye ihtiyacımız var?
İsterseniz önce neye ihtiyacımız olmadığını belirleyelim.
Önce provokasyona.
Sonra 'Vuralım, keselim, ezelim' nakaratlarına.
Öfkeye, intikam duygularına, şiddete, teröre...
İhtiyacımız olan şeyi ise tek kelimeyle ifade edebiliriz:
Akıl...
Asıl çimentomuz, birlikte yaşamamızı sağlayacak olan bu ortak akıl olabilir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...