|

Tahran'a Bakış
Soli Özel / 22.12.2005 / Sabah
İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad'ın
daha bir süre dünya gündeminden inmeyeceği belli. Attığı her adım bir
yandan dünyaya mesaj veriyor. Diğer yandan da İran'daki rejimin yeniden
yapılanması ve içerideki iktidar mücadeleleriyle ilgili ipuçlarını
ortaya çıkarıyor. Başkanı olduğu ülkenin tarihine ve köklü geleneklerine
aykırı ilkel bir antisemitizmi dillendirip, İsrail'in yok olmasını
isterken de, Batı müziğini yasaklarken de, İran'ın kıdemli
diplomatlarını görevden alırken de Ahmedinecad'ı bu iki zeminde
değerlendirmek gerekiyor.
Fatih Üniversitesi'nden Bülent Aras, İran'la ilgili gözlemlerinde
rejimin varlığını sürdürebilmek amacıyla yeni bir toplumsal
hareketliliğe ve düşmana ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Bu durumda hem
İsrail, hem de nükleer enerji programı bağlamında ABD kolayca bu işlevi
görüyor. Attığı her adımda ipleri gerer ve rejimin kuruluş
dönemlerindeki bir devrimci saflığa dönüş işaretleri verirken
Ahmedinecad bu siyaseti güdüyor.
Tabanına oynuyor
İçeride de reformcuları ezen, muhafazakarların düzenine taş koyacak bazı
adımları atıyor. Ahmedinecad'ın radikalizmi, şimdiye kadar beklentileri
karşılanmayan, kendisine oy vermiş fakir İran'ın iktidar mücadelesinde
desteğini almak amacını güdüyor. Toplumun en eğitimsiz kesimiyle Şii
inançları, sembolleri ve Mehdi aşkı ortak paydasında iletişim kuruyor.
Onlardan aldığı desteği yerleşik düzenden nemalanan, yolsuzluklara
bulanmış muhafazakarlara karşı da kullanmak niyetinde. Doğal olarak
onlar da buna direniyor ve cumhurbaşkanını dizginlemeye çalışıyorlar.
İran'ı yakından izleyen araştırmacı Ray Takeyh, Ahmedinecad ve
destekçilerinin devrimden sonraki ilk yönetici kuşak olarak dünyayla bir
hesapları bulunduğunu da savunuyor. Irak savaşında dünyanın kendilerini
dışladığını biliyorlar. Saddam Hüseyin'in kimyasal silah kullanımına
bile ses çıkarılmamasından aldıkları ders ise bir daha asla benzer bir
durumda kalmama arzusu. ABD ile de eninde sonunda çatışacaklarını
düşünüyorlar ve hem bu nedenle hem de İran milliyetçiliğinin bir
tezahürü olarak nükleer silah üretmek istiyorlar.
ABD doğrudan taraf olmalı
Dün Viyana'da Fransa, Almanya ve Britanya ile İran arasında Tahran'ın
nükleer programı ile ilgili müzakere için ön görüşmeler yeniden başladı.
Geçen yıllarda yapılan müzakerelerde yaşananlar ve anlaşmaların sonuçsuz
kalması güveni yıktı. İran'ın nükleer programı, tüm bölge ülkelerini
tedirgin ediyor. İsrail'in, İran'a yönelik tehditlerini giderek daha
yüksek sesle dile getirmesine yol açıyor. İran'ın, Irak'taki
gelişmelerden en fazla yarar sağlayan devlet olması da Tahran'ı giderek
uzlaşmaya kapalı, kendine fazla güvenen hatta mağrur bir tavra itiyor.
Önümüzdeki aylarda bu müzakerelerden olumlu sonuç alınması ihtimali, ABD
doğrudan taraf olmadığı taktirde düşük . İran'ın tehdit yoluyla dize
getirilebilmesi mümkün değil.
İran açısından ise, Aras'ın vurguladığı gibi Kuzey Kore örneğine bakarak
siyaset üretmek akıllıca bir yaklaşım sayılmaz. Yani "İşi zamana yayar,
silahımıza kavuşuruz bizle bizim koşullarımızda uzlaşmak zorunda
kalırlar" mantığı pek sağlam değil.
Bu durumda açmazın aşılması için ABD'nin müzakere sürecine dahil olması
ve İran'a siyaseten anlamlı bazı ödüller sunması gerekir. Washington'un,
Tahran'ı doğrudan muhatap alması bir krizin yaşanmaması için belki de
tek çaredir.
Türkiye göründüğü kadarıyla bu gelişmelerde sessiz bir izleyicidir.
İran'ın komşusu ve önemli bir ticaret ortağı olarak olası bir çatışmada
çıkarı olmadığı da aşikar. Ancak, avantajlarını AB, ABD ve İran indinde
etkili bir siyasete dönüştürebileceği de şüphelidir. |