|

Vatandaş Devlete "Sen" Deyince...
Gülay Göktürk / 27.12.2005 / Bugün
İstanbul
Bakırköy 7'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmekte olan bir dava var. Bir
avukat bir hâkime "Altı aydır ne iş yapıyorsun, neden tebligat
çıkarmıyorsun?" dediği için memura hakaretten 6 ila 30 ay arasında hapis
cezasıyla yargılanıyor. Şikâyetçi hâkim duruşmada "sen demesiydi de
hanımefendi deseydi şikâyet etmezdim" demiş. Eminim ki bu dava haberini
gazetelerden okuyan vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu, olayı hiç
yadırgamamışlardır. Çünkü bizler ne bir vatandaşın çıkıp da bir devlet
memuruna neden görevini yapmadın, demesine alışığız; ne de "sen" diye
hitap etmesine...
Bunları yapan birinin mahkemelik olmasını da gayet normal karşılarız.
Oysa bir memura "neden görevini yapmadın" diye hesap sormayı hakaret
kapsamına almanın, herhangi bir ceza maddesine oturtmanın imkânı yok.
Geriye kalıyor, "sen" diye hitap etmek ki, o zaman da şunu hatırlatmak
gerekir: Eğer "sen" demek ağır cezalık bir suçsa, devletin bütün
kurumlarının ve neredeyse bütün memurlarının, karşılarına gelen
vatandaşlara "sen" demekten ağır cezada yargılanması gerekirdi.
***
"Devlet vatandaşa sen diyemez" başlıklı yazımı bundan 11 yıl önce, Yeni
Yüzyıl Gazetesi'nde, o zamanlar yayınlanmakta olan "Adliye Koridorları"
adlı televizyon programında yer alan bir mahkeme sahnesinden hareketle
yazmışım. O duruşma salonunda hakimin, karşısında ifade veren genç kızı
ezen ve aşağılayan bir tarzda sürekli "sen" demesinden o kadar rahatsız
olmuşum ki, şöyle demişim: "Hayal bu ya...Tam bu anda diyorum, Genç kız
bütün cesaretini toplasa, sesini dikleştirse, başını havaya kaldırsa ve
gözlerini o ulu makamdaki kişiye dikerek "Bir dakika Hâkim Bey" dese;
"Bana 'sen' diyemezsiniz!" Hâkimin yüzü ne olurdu? Gözleri nasıl da
faltaşı gibi açılırdı... Karakola evrak götüren vatandaş karşısındaki
komiser "sen" dediğinde sakin bir şekilde "Özür dilerim, sanırım daha
önce tanışmıyoruz. Arkadaş da değiliz. Dolayısıyla bana sen
diyemezsiniz" deseydi. Nüfus İdaresi'ne işi düşen, İl Milli Eğitim
Müdürlüğü'ne dilekçe veren, PTT'ye para yatıran, vergi dairesinde
vergisini ödeyen vatandaşlar hep bir ağızdan isyan etselerdi ve koro
halinde şu sloganı tekrarlasalardı: "Devlet vatandaşa sen diyemez" Bu
bir kampanya haline gelseydi ve eğer devlet hala "sen" demekte
diretirse, vatandaş da devlete "sen" demeye başlasaydı... Örneğin,
dilekçesinin dibine "Emirlerinize arz ederim" yerine "Gereğini yap"
yazsaydı... Ne olurdu, biliyor musunuz? Türkiye'de demokrasi alanındaki
en büyük reformlardan biri gerçekleşmiş olurdu."
***
Bir ülkede demokrasinin var olup olmadığının belli ölçütleri vardır.
Fikrin suç olmaması, siyasi örgütlenme hakkı, din ve vicdan özgürlüğü,
kendi dilini konuşma hakkı bunların önemlilerindendir. Ama bütün
bunlardan daha önemlisi ve belki de hepsinin anası, devlet-vatandaş
ilişkisinin nasıl olduğu meselesidir. İşte, vatandaştan bir metre
yükseğe konuşlandırdığı kürsüsünden parmağını uzatarak "Sen" diye
bağıran yargıçlarımız, bu ilişkiyi en veciz bir biçimde ifade
etmektedirler. Ve günün birinde biri çıkıp da kendilerine "sen" demeye
kalktığında gösterdikleri öfke de bu hiyerarşiyi nasıl hayat memat
meselesi olarak gördüklerinin ifadesidir. Bakırköy 7'nci Ağır Ceza
Mahkemesi'nde görülen davada, bu hiyerarşiyi bozma girişimi
yargılanıyor. O yüzden bu davayı önemseyelim. Hâkimlerin vatandaşa sen
dediği bir ülkede yaşıyorsak, avukatların ya da sanıkların da hâkimlere
sen deme hakkını savunalım. |