|

Ankara'da 'İşgal Ordusu' mu Var?
Mehmet Y. Yılmaz / 08.12.2005 / Hürriyet
TOKAT
Milletvekili AKP'li Resul Tosun, 'Genelkurmayımız, Muhafız Alayı'nı
Meclis'ten çekmeli, Kara Harp Okulu'nu başka bir şehre veya en azından
şehir dışına çıkarmalı, kuvvet komutanlıklarını daha sakin semtlere
taşımalı' diyor.
Tosun, bu önerisini, Ankara'nın 'sivil bir başkent gibi' görünmesi için
yaptığını söylüyor. 'Ankara'da attığınız her adım, askerin siyasi
başkent üzerindeki etkisini hal diliyle anlatmaktadır' diyor.
'Demokratik rejim üzerindeki asker gölgesi' tartışmaları yeni değil.
Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde bu konunun sıkça tartışılacağına
da tanık olacağız.
Resul Tosun da kendince bu konuda fikir beyan ediyor; ama deyim
yerindeyse 'sapla samanı karıştırıyor'!
Bir demokraside askerin yeri ve rolünü tartışırken, konuyu 'kışlaların
kent içindeki yerlerine' bağlamak için de sanırım insanın 'siyaset
teorilerinden' hiç haberinin olmaması gerekiyor.
Bir ülkenin başkentinde insanı rahatsız edecek 'asker görüntüsü', olsa
olsa bir işgal ordusunun varlığı söz konusuysa mümkün olabilir.
Tosun, belli ki Pentagon'un bulunduğu Arlington'u hiç görmemiş.
Kilometrelerce uzayıp, ABD'nin başkenti Washington D.C.'nin tam
merkezindeki Mall'a bir köprüyle bağlanan Arlington Askeri Mezarlığı'nı
da görmemiş olmalı. Bu görüntülere ve sokaklarda yüzlercesi dolaşan
üniformalı asker ve subaylara bakıp ABD'nin bir 'askeri vesayet altında
olduğunu' düşünen herhangi bir kimse var mı?
Ya da Brüksel'de NATO Karargáhı civarında oturanlar, bir 'askeri
diktatörlük' altında yaşadıklarını mı düşünüyorlar?
Tosun, ülkede gerçek demokrasinin yerleşmesi için Anayasa ve yasalarda
neler yapılması gerektiğini düşünmek ve yapmak için milletvekili olarak
Ankara'da bulunuyor.
Bir ülkenin vatandaşlarının, kendi askerine bir 'işgal ordusu' gözüyle
bakmaması gerektiğini unutuyor.
Antalya'da 'Küçük İran' yaratma hevesi
'TÜRKİYE'yi İranlaştırma Operasyonu' adım adım ilerliyor. Önce 'bazı
AKP'li belediyelerin işgüzarlığı' gibi görünen içki yasaklamaları,
İçişleri Bakanlığı'nın bir genelgesiyle artık 'devlet kararı' haline
geliyor.
Antalya'nın sekiz ilçesinde kaymakamlıkların 'içkili işletmeleri belli
bölgelere toplama' kararları, Türkiye'nin en önemli gelir kalemlerinden
biri haline gelen turizmi de tehdit ediyor.
Yasağı savunan AKP Antalya Milletvekili Fikret Badazlı, 'Alkolün dinen
sakıncalı olduğunu, ancak yasalarda alkol kullanımının sınırlanmadığını'
belirterek şöyle diyor:
'Her yerde içkili mekán olması bazen hoş olmayabiliyor. İçki kullanmak
bir eğitim meselesidir. Adam bir kadeh içki alsa bile hemen yanındakini
rahatsız edebiliyor, mahallesine nara atarak girebiliyor.'
Yasakçı kaymakamlıklar da hareketlerinin gerekçesini 'asayişi korumak'
amacıyla açıklıyorlar.
Her içki içeni 'potansiyel sarhoş' ve 'suç işlemeye hazır' olarak gören
bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Bugüne kadar Türkiye, sarhoşların sokaklarında her an olay çıkardığı,
içki içilen yerlerde suç şebekelerinin birbiri ardına kurulduğu bir ülke
miydi ki şimdi bu yasaklar gündeme getiriliyor?
Yapılmak istenen şey çok açık: Bir yaşam anlayışını, toplumun tümüne
zorla kabul ettirmek!
Belli ki bu yolu tam da buradan açmayı başarabilirlerse, ileride başka
isteklerini de kolayca topluma kabul ettirebileceklerini düşünüyorlar.
Unuttukları küçük bir detay var ama: Burası İran değil!
'Kılıç-kalkan'la resmi tören neden olmaz
BAŞBAKAN Recep Tayip Erdoğan'a, Yeni Zelanda'da yapılan 'karşılama
töreni' birçok kişinin aklına bizim 'kılıç-kalkan oyununu' getirmiş.
'Maori'lerin yaptığı geleneksel 'haka dansı' ile bizim geleneksel
'kılıç-kalkan'ı karşılaştırmak pek mümkün değil oysa.
Kılıç-kalkan oyununun tarihsel kökleri, Osman ve Orhan Gazi'nin, Bursa
kuşatmalarına kadar dayanıyor. Kuşatma altındakilere 'korku vermek
amacıyla' askerlerce oynanan bu 'müziksiz oyun' halen Bursa-Balıkesir
bölgesine özgü bir yerel oyun olarak yaşıyor.
Yeni Zelanda ise İngiliz kökenli göçmenler ile Maori yerlilerinin ortak
devleti.
İki resmi dili var: İngilizce ve Maorice. Ziyarete gelen devlet
adamlarına da bu nedenle iki kere 'resmi karşılama' yapılıyor.
Biri, dünyanın neredeyse her yerinde ve bizim ülkemizde de uygulandığı
gibi, yabancı devlet adamının bir askeri birliği denetlemesi,
selamlaması ve ulusal marşların dinlenmesiyle gerçekleşiyor.
Bu törenin sembolik anlamı şu: Ziyarete gidilen ülkenin askerine, 'ben
buraya iyi niyetle geldim' demek. Maorilerin haka dansı da aynı sembolik
anlamı taşır. Maori savaşçısı, gelen yabancının iyi niyetini test eder,
dostça geldiğini anlayınca bir 'Tanrı misafirini' kabul ettiğini
gösterir. Nefesler birbirine karışır vs.
'Kuşatma altındakilere korku vermek için oynanan' kılıç-kalkan oyunu,
işte bu nedenle haka dansı ile karşılaştırılamaz.
Ve sadece bu nedenle de ziyarete gelen yabancılara karşı bu dansı yapmak
pek hoş görülmez! |