|

Gençlik Cinayetlerine Batı Standardı
Ali Atıf Bir / 05.12.2005 / Hürriyet
Gençleri
hayata nasıl hazırlıyoruz? Nasıl oluyor da 19 yaşında bir genç 16
yaşındaki sevgilisini 'beni aldatıyor' diye yaklaşık 40 yerinden
bıçaklayabiliyor, sonra onu parçalara ayırmaya çalışıyor, sonra
arkadaşlarına gösterebiliyor. Daha sonra o da yetmiyor dondurabiliyor?
Tekrar soruyorum, 'eğlenelim, gülelim, göbek atalım, hayattan zevk
alalım, korku filmi izleyelim, kadın sorunlarına eğilelim, vuruşturalım,
kırıştıralım, tüketelim de tüketelim' derken gençleri hayata nasıl
hazırlıyoruz?
Hazırlayamıyoruz. Kanıtlar ortada... Üniversitede olunca her yıl liseden
gelen gençleri gözlemleyerek de gençlerin hayata hazırlanamadıklarını
çok rahat görebiliyorsunuz.
'Eliniz armut mu topluyor! Üniversitede hazırlayın o zaman!' diyorsunuz
değil mi? Lisede eleştirel düşünmeyi öğrenmeyen, sadece 'şıklara'
odaklanan ergeni üniversitede geleceğe hazırlamak kolay mı!
Bir de aile savruksa, televizyon, sinema ve diğer kitle iletişim
araçları savruksa, düzenleyici kurumlar savruksa gençler ergenlikten bir
türlü yetişkinliğe geçemiyor. Hayata ve iş hayatına hazırlanamıyor.
Çevrenize bir bakın. Yetişkinliği kutsayan bir şey var mı? Herkes
ergenliği, ergenlik zevklerini kutsuyor. Herkes içindeki çocuğu ortaya
çıkarmaya çalışıyor. Ortalık ergenlik çağı ikonlarından geçilmiyor.
Ama sıkı durun. Yüreğinizi ferahlatın. Bu salgın sadece bize özgü bir
salgın değil. Dünya çapında bir salgın... Niye gençlik cinayetlerimiz
bile batıdakilere benzemeye başladı sanıyorsunuz? Ergenlik kültürü
kutsanmasa Türkiye'de hangi 19 yaşındaki genç 16 yaşındaki sevgilisini
40 yerinden bıçaklamayı, parçalamayı, dondurmayı becerebilirdi?
Batılı gelişmiş ülkeler sorunu görüp önlem alabiliyor. Tehlike bizim
için çok daha büyük. Sorunu görmüyoruz. Sorunu hissetsek bile hiçbir
önlem almıyor gençleri ergen kalmaya mahkum edecek eylemlere gözümüzü
kırpmadan devam ediyoruz. Bazen sadece 1 puan rating uğruna, bazen üç
kuruş fazla satış uğruna, bazen şanımız yürüsün diye...
İzmir'deki gencin biyografisinde vahşi bir cinayetin karizmatik duracağı
kesin! Ona birinin hayatta karizmatik bir biyografilerden daha önemli
şeyler olduğunu öğretmesi gerekmez miydi?
Gençlere sırf 'güzel bir öykü' oluşturacağı için hayat yaşamaktan
kaçınmaları gerektiğini öğretmeliyiz. Televizyonun, sinemanın,
bilgisayar oyunlarının öldürmeye, vurmaya, kırmaya, hızlı yaşamaya,
eğlenmeye endeksli kahramanlar yarattığını, gerçekte ise bir iş
hayatının onları beklediğini tekrar tekrar öğretmeliyiz. Tabii ki gerçek
hayatta savcıların, hakimlerin, kanunların, kodeslerin varolduğunu da...
Boyner Yayınları çok iyi bir iş yapmış ve Mel Levine'in 'Ready or Not,
here Life Comes' kitabını Türkçe'ye çevirip, Uzman Klinik Psikolog
Ayşegül Kalem'e de gerekli düzeltileri yaptırmış. 'Hayata Hazır Gençler
Yetiştirmek' ismiyle basmış. 'Çocuğumu nasıl hayata hazırlarım?'
korkusunu içinde yaşayan her anne baba mutlaka bu kitabı okumalı... Çok
yol gösterici bir kitap.
Eski defterleri karıştırırken
Robert Bosch yıllar önce 'İnsanların Güvenini kaybetmektense para
kaybetmeyi tercih ederim' diyen Bosch reklamıyla Vehbi Koç'umuza rakip
olmuştu. Reklamın dramatik yapısı çok sağlamdı. Bir Bosch bayiine giren
hırsızlar duvarda asılı olan Robert Bosch sözünü okuyarak 'Bosch'a
Güvenin' mesajını iletiyorlardı. Bu mesaj o dönemde Arçelikçileri de
derinden etkilemişti. Bosch daha sonra 'çalışanların kendilerini aynada
gördükleri' reklamlarla aynı mesajı farklı şekillerde vermeye çalıştı
ama hiçbiri ilk reklam kadar etkili olmadı.
Bugüne geldiğimizde yeni dönmeye başlayan Bosch reklamının mesajının
yine aynı olduğunu görüyoruz. Bir kurumsal imaj reklamı bu... 'Robert
Bosch 1861-1942. Onu adı güven' diye başlıyor. Sonra Bosch'un yer aldığı
sektörleri özetliyor ve yine Bosch'un ünlü deyişiyle bitiyor. Ama yine
ilk reklam kadar etkili olamıyor. Çünkü düz anlatım, sıradan bir
anlatım, hiçbir beğenilir yanı yok. Bosch 'İnsanları güveninin
kaybetmektense para kaybetmeyi yeğlerim' mesajının etkili olacağını
düşünüyorsa bu mesajı vermenin daha etkili yollarını mutlaka bulmalı.
Bana sorarsa kesin bulmalı. Robert Bosch'un deyişi hala Tür insanının
peşinden koştuğu çok önemli bir 'değeri' ifade ediyor.
Çok yaratıcıyız
Ayakkabı Dünyası yıllardır 'Ayakkabı Dünyası, dünyanın ayakkabısı'
sloganını kullanıyordu. Carpetland'in bir reklamını gördüm, slogan 'Halı
Dünyası, dünyanın halısı'. İnsan 'Bu kadar da olmaz' diyor değil mi? Ne
yapalım, burası Türkiye. Yaratıcılık genlerimiz de var.
Logo'nun KOBİ'ler için geliştirdiği bilgisayar programına kazandırdığı
kimlik ve imaj mükemmel. Anadolu kaplanları için bir program. Görüntüde
heybetli bir kaplan. Ateşin içinden geçiyor. Aynı kaplanın resmi
ambalajda. Ve sözler... Güçlü, çevik, rakipsiz... Logo'dan kurumsal
çözüm pakedi. Meraklandırıcı ve etkileyici... Tebrikler.
Joe Cocker'in ünlü şarkısı televziyon reklamında. Unchain my heart, set
me free... Karlı yollar, yol kenarlarına bırakılmış zincirler. Ne
anlıyoruz? Bizi zincirlerimizden kurtaracak bir kış lastiği geldiğini...
O anda ekrana 'Zincirlerinizden kurtulun' yazısı geliyor. Sonra da 'En
çok tavsiye edilen kış lastiği Bridgestone LM 25 yazısı'. Ekrandaki
yazılar çok küçük olduğu için Bridgestone'u kim niye çok tavsiye etmiş
anlayamıyoruz. Bridgestone niye diğer kar lastiklerine göre üstün bu
konuda da kanıt yok, öğrenemiyoruz. Anladığımız sadece LM 25'in çok
tavsiye edildiği ve kış lastiği olduğu... Bridgestone'un amacı LM 25'i
bu reklamla kar lastiği alternatifleri arasına sokmaksa burada sorun
yok. Reklam bu amacı başarır. Amaç rakipsiz olmaksa daha fazla kanıta
gereksinim var. Bir de kim niye tavsiye ediyor bu bilginin iyi
işlenmesine... Bilgi doğru olmasa şimdiye kadar rakipler RÖK'e şikayet
etmişti bile. Haksız mıyım? O halde ayrıntıyı öğrensek fena olmaz mı?
ÇEKİRGELİK
Çocuklar göremeyeceğimiz bir zamana gönderdiğimiz canlı mesajlardır.
(J.W. Whitehead) |