Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 326 | Şubat  2006

                   

 

 


Hamas Derin Kökler Salmıştı

 

Çev.: Kamil Cengiz

Frankfurter Allgemeine Zeitung, 27.1.2006

On sene önce İsrail Başbakanı Rabin: "İsrail, Filistin'de İslamcılar zafere ulaşmadan önce barışını yapmalı. Bu yüzden Oslo'ya gidiyorum ve bu konuda ısrar ediyorum" demişti. İsrail bu yarışı kaybetti: Devam edegelen işgal, "İkinci intifada"nın terörü, FKÖ lideri Arafat'ın ölümü ve Fetih liderliğinin rüşvete bulaştığına dair yayılan haberler yüzünden, Meclis seçimlerinde Haması zafere taşıdı.
Gerçi 1995 yılından bu yana Hamas da değişti. İsrail hükümeti İslamcıların zaferini Hitler'in Almanya'da 1933'de iktidarı ele geçirmesine benzetiyor. Fakat 1977'de onyıllardır İngilizlere ve Araplara karşı terörlerinden dolayı dışlanmış olan Herut-Likud'un revizyonistlerinin İşçi Partisi'ne karşı kazandığı zaferi anımsatan İsrailliler de mevcut. Dönemin Likud şefi ve başkanı Begin, Mısır'la yapılan barış anlaşmasının mimarı. Buna karşın Hamas, İsrail'e karşı devam edecek olan bir terörü mü simgeliyor?
On sene önce Hamas İsrail'in yıkılması için çalışıyordu. Onun İsrail açısından bir partner olarak kabulü imkansızdı ve üstelik FKÖ de kendisiyle mücadele ediyordu. Mısır'daki İhvan-ı Müslimin'in bir kolu olarak Hamas, Filistinlileri tekrar kendi dinlerine geri döndürmek ve Batılı kültürden uzaklaştırmak istiyordu. Ana okulları ve diğer türde okullar kurdu ve adım adım kök saldı. Arafat guruba kuşkulu gözlerle bakıyordu, fakat onları hep (tabi kendi şartlarına göre) entegre etmek istedi. Hamas ise hep Arafat'ın vermeye razı olduğundan daha fazlasını istedi. 1990'da FKÖ Ulusal Konseyi'nde en az % 40 oranında temsil istediler. Böyle talepleri, ancak entegre olmak istemeyen dile getirebilir.
Bu durum, Oslo anlaşmasıyla değişti. Birdenbire Arafat'ın FKÖ'sü işgal altındaki topraklarda tekeli eline geçirdi ve yeni istediği bir çok şeyi yapabilme imkanına kavuştu. Oluşan sosyal kurumlar ve bakanlıklardan Hamas tecrit edilmişti. "Oslo", Rabin'in de hedeflediği gibi, İsrail'in Hamas'ı dışlamak için Fetih'le girdiği bir birliktelikti. Bunlar keskin bir muhalefete doğru sürüklendiler. O Oslo'ya ve daha sonra gelen anlaşmalara karşıydı; İntifada'yı devam ettirdi. Şubat 1994'de bir Yahudi yerleşimci Hebron'da ibadet eden 29 Müslümanı öldürdüğünde, Hamas intihar saldırılarıyla İsrailli sivillere karşı cevap verdi.

"Havuç ve Sopa"

1996'da Hamas özerk bölge kurul seçimlerini boykot etmişti, fakat o zaman bile, şehir ve köylerdeki gücünün farkında olduğu için, yerel seçimlerin yapılmasını talep etmişti,. Arafat reddetti. O "ikinci bir Cezayir"den korkuyordu. Bir ara Arafat Gazze Şeridi'nde özerk yönetim polislerine Hamas liderlerini bile tutuklatmıştı. Bununla birlikte Fetih'in Hamas'ı sürece katmaya yönelik girişimleri de daima oldu. Bu cümleden olarak Arafat, Mayıs 2004'te belediye seçimleri yaptırdı. Bu seçim 1996'dan beri ertelenmekteydi.
Fetih'in Hamas'a karşı "Havuç ve Sopa" stratejisi İsraillilerin İkinci İntifada zamanındaki baskısı altında "işgalcilere karşı en iyi askeri saldırılar" gerçekleştirme konusunda rekabete dönüştü. Devleti taşıyan Fetih tekrar eski direniş hareketine dönüştü ve git gide daha fazla Hamas'a benzemeye başladı.

Diyalog partnerinden suikastçıya

Bu yolu İsrail'in Ramallah'taki diyalog partnerliğinden İsraillilere karşı suikastçılığa dönüştüren ve şimdi İsrail'de bir hapishanede yatan eski Fetih Genel Sekreteri Barguti ile örneklendirebiliriz. Fetih'in El-Aksa Tugayları ile Hamas'ın İzzettin Kasım Tugayları ortak düşman İsrail'e karşı ortak eylemler yapma noktasında birleşiyorlardı ya da "başarılı bir saldırı" haberini önce verebilmek için yarışıyorlardı.
Arafat ve Barguti bu nedenle tekrar terör liderleri oldular, çünkü bu suretle Hamas'ı ve diğer revizyonist gurupları kontrol edebileceklerini ümit ediyorlardı. Fakat bundan dolayı kendi iktidarlarını kaybettiklerini farkedemediler.
"İkinci İntifada" Fetih'i zayıflattı ve Hamas'ı güçlendirdi. Hamas, sadece İsrail'in Fetih kurumlarının çoğunu ortadan kaldırması ve Arafat'ı Ramallah'taki karargahında çembere almasından dolayı değil, aynı zamanda Hamas'ın Oslo sürecinin ta başından beri yanlış olduğunda ısrarlı olduğu için üstün geldi. Özellikle İsraillilerin Filistinlilere karşı çok şiddetli saldırılar düzenledikleri ve Fetih'in çaresiz kaldığı yerlerde -mesela Refah ya da Mısır sınırında- Hamas ve İslami Cihad zaferler kazandılar.

"Hedefli suikastler " Hamas'ı zayıflatmadı

Hamas liderlerinin İsrail tarafından "Hedefli suikastler"de öldürülmeleri de Hamas'ı zayıflatmadı. Her ne kadar hareket belli bir zaman lidersiz bir görünüm arzetmiş olsa bile, her öldürme olayı, her ölü Filistinli guruba yeni üyeler kazandırıyor gibi görünüyordu. Nihayet İsrail'in tek taraflı olarak Gazze Şeridinden geri çekilmesi de Hamas'ı kuvvetlendirdi. Bu Oslo'da Fetih'le yapılan ikili görüşmelerin bir sonucu değildi. Hamas'a bağlı birçok Filistinli, İsraili geri çekilmeye sadece şiddetin zorladığına inanıyorlardı.
Hamas'ın kurucularından ve pragmatik liderlerinden biri olan Yasin'in -ateşkesten bahseden Hamas temsilcileri ona atıfta bulunuyorlar- 2004 yılında öldürülmesi, önce Hamas'ı radikalleştirdi. Sonunda ise Hamas'ı disiplinli bir şekilde devam ettiren bir lider gurub ortaya çıktı.

Arafat'ın ölümünden felce uğradı

Arafat'ın Kasım 2004 yılında ölmesi Fetih'i bugüne kadar felç etti. Gerçi FKÖ şefi ve yeni Cumhurbaşkanı Abbas hızlı ve kansız bir şekilde iktidarı alabildi, fakat hareketi birleştiremedi ve onu Meclis seçimlerine kadar da işleyen, devleti taşıyabilecek bir partiye çeviremedi. Abbas da belli ki, halefi Arafat gibi Hamas'a karşı hareket etme opsiyonuna sahip değildi. O, Mart 2005'teki ateşkesi, aslında Hamas bu arada kendi içinden değiştiği için uygulayabilmişti.
Mücadeleden bıkmış bir ulus izlenimi içinde Hamas halka ateşkesi hediye etmek isteyen halkın tek temsilciliği konumuna yükseliyor. O, Fetih'in hareketlerine karışmadı. Abbas İsrail'le müzakere ederken ve partisine çeki düzen vermeye kalkışırken Hamas kendini siyasi sahnedeki başarılara hazırlıyordu.

İsraille "üçüncü kişiler" üzerinden müzakere mi?

Önce Hamas geçen aylarda yapılan birçok yerel seçimde kazanmıştı. Belediyelerdeki yönetimi ise Fetih'ten pek farklı değil. Düğünlerde kadın ve erkeklerin birlikte dans etmesini engelleyecek ahlak zabıtası görevlendirmek gibi İslamcı planlar şimdiye kadar akamete uğradı.
Hamas politikacıları, eğer su ve elektrik gibi gündelik işler mevzubahis olursa, İsrail temsilcileriyle pragmatik olarak konuşuyorlar. Gerçi pragmatizmle beraber, özellikle Suriye ve İran'daki Hamas mültecileri arasında, totaliter sözler duymak da mümkün..
1988 yılında yazılmış ve İsraile karşı "Cihadı" hedef olarak koyan Hamas Bildirgesi halen geçerli. Partinin aktüel seçim programında ise sadece "bir halkın silah dahil olmak üzere her türlü araçla haklarını geri almaya hakkı olduğundan" bahsediliyor. Hamas, bu programda Fetih'in Oslo sürecinden önceki -yani FKÖ İsrail'i tanımaya hazır olmadan önce taşıdığı- anlayışı temsil ediyor.
Hamas lideri Zehar geçenlerde "neden İsrail'i şimdi kabul edelim ki?" diye sordu ve ekledi: "Birlikte pratik problemleri konuşmamız yetmez mi?" Birçok Hamas politikacısı "üçüncü şahıslar" üzerinden İsrail'le müzakereler yapmayı benimsiyorlar. Örgüt, ekonomide "ekonominin siyonist yapıdan tamamen ayrışması" ve "bütün geçerli ekonomi ve finans kanunlarının revizyona tabi tutulmasına" yönelik çalışacak. Programda seçim hürriyeti, ifade hürriyeti ve barışçıl yollarla iktidar değişiminden bahsediliyor. Fakat bunun yanısıra Hamas Arap ve İslam halklarının İsrail işgaline karşı mücadelede daha fazla destekçi olmalarını sağlamak istiyor. Şimdi ise Hamas bugüne kadar Fetih hükümetlerini destekleyen Mısır ve Ürdün rejimleriyle karşı karşıya kalacak.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...