Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 326 | Şubat  2006

                   

 

 


Sınırsız Tiranlıklar

Atasoy Müftüoğlu

Bugünün dünyasında, toplumlarında, hukukun üstünlüğü kimi zaman ideolojik nedenlerle, kimi zaman ırkçı nedenlerle, kimi zaman politik çıkarlar nedeniyle, askıya alınabiliyor. Güvenlik adına hukuktan vazgeçilebiliyor, güç yasaüstü kullanılabiliyor. Egemenler yasaüstü ayrıcalıklara sahip olabileceklerini iddia edebiliyor. Nesnel çözümlemeler, değerlendirmeler, yorumlar yok artık. Tek kutuplu dünya konusunda, tek kutuplu toplum konusunda vahşi bir saplantı var. Hemen her toplumda ayrıcalıklı kesimler ideolojik klişelere sığınarak, toplumsal, siyasal ve ekonomik ayrıcalıklarını sürdürebiliyor. Tüm hayatların kutsallığı ilkesi açıkça çiğnenebiliyor. Irksal ve etnik çerçeveler belirleyici olmaya devam ediyor. İslam toplumları etrafında bir korku iklimi oluşturuluyor. Bir yandan bunlar yaşanırken bir diğer yanda, Ümmet’in sorunlarına ayrılması gereken petrol gelirleri, debdebe/ ihtişam/ sefahat içerisinde yaşayan krallar, kraliçeler, prensler ve prenseslerin saltanatı için harcanıyor.
Medya sistemi, egemenlerin ürettiği şiddeti, dehşeti ve vahşeti göstermiyor, yansıtmıyor, egemen şiddete, vahşete verilen tepkileri yansıtıyor. Teröre neden olanların, terörle mücadele sloganları kesinlikle inandırıcı olmuyor. Gerçek dünyada yaşamakla, medya tarafından yansıtılan dünyada yaşamak birbirinden çok farklı şeyler. Medya tarafından yansıtılan dünyada yaşamak, gerçek dünyada yaşanan pek çok şeyin farkına/ bilincine varmadan yaşamaktır. Medya aracılığıyla yığınların istenilen doğrultuda yönetilebilir hale getirilmesi, yığınların zihinlerinin işgal altına alınmasıyla mümkün olabiliyor. Kamuoyunun zihnine egemen olmayı başaranlar, kamuoyunu diledikleri gibi yönetebiliyor. Türkiyede hemen her dönemde yaşandığı üzere, ideolojik şiddet’in, medya şiddetinin ne tarihsel, ne ahlaki, ne kültürel, ne de entellektüel bir boyutu var.
Bugünün dünyasında, Iraklı hayatların, Filistinli hayatların, Afganistanlı hayatların, Çeçen hayatların saygınlıkları yok, bu hayatlar için acı çekilmiyor, bu hayatlar için yas tutulmuyor. Sınırsız tiranlık iktidarı, Müslüman halkları, toplumları, tutsakları insan saymıyor. Guantanamo tutsakları temel insan haklarından, yasal haklarından süresizce ve keyfi olarak mahrum bırakılıyor. Guantanamo tutsaklarının neyle suçlandıkları bilinmiyor, suçlu olup olmadıkları bile bilinmiyor, haklarında suçlu olduklarına dair bir delil bulunmuyor, mahkemeye çıkarılma hakları bulunmuyor. Guantanamo tutsaklarının hayatları değersiz hayatlar olarak görülüyor. Bu tutsaklar suçlu oldukları için değil, emperyalistlerin, çok aşağılık işbirlikçilerinin ihbarları sonucu Guantanamoda tutuluyor. Tutsaklar arasında henüz reşit olmayan çocuklar olduğunu biliyoruz.
Günümüzde hiç birimizin İslami tercihlerimiz güvence altında değil. İslami dile, hukuka, tanımlara göre değil, haklarımızı, modern kavram ve kurumların çerçevelerine göre aramaya çalışıyoruz. Reelpolitik adına, medya politikaları aracılığıyla, Müslümanlar marjinalize ediliyor. İslam’ın ancak simgesel boyutları gündeme alınılabiliyor. İnsanlık tarihi ideolojik amaçlar doğrultusunda saptırılıyor. Avrupalılar Avrupalı olmayanlar karşısında ayrıcalıklı olduklarını düşünüyor. Avrupalı olmayanlar hakkında gerçek olmayan değerlendirmeler yapılıyor. Avrupalı olmayanların tarihleri yokmuş gibi davranılıyor. Avrupamerkezciliğin gündeminde tüm insanlığın bulunmadığını görüyoruz. Batı’nın İslam tahayyülü yanlış temeller üzerinde kurulmuştur. Batılılar farklı kültürlere etnografik çerçeveden bakıyor. Avrupalı olmayan kültürler bir şekilde baskı altında tutuluyor, kimi kültürlere kültürsüzleştirme yoluyla egemen olunabiliyor. İnsanlık tarihinin en büyük uygarlıkları Avrupa uygarlığı tarafından aşağılanarak tanımlanıyor. Müslüman halkların kültür, bilim, sanat, uygarlık başarıları Yunan kültürüne maledilmeye çalışılıyor. Batı uygarlığı her alanda küresel mülkiyet iddiasında bulunabiliyor.
Dizginsiz bir egemenlik karşısında, Türkiye örneğinde olduğu gibi, toplumlar, tam olarak nerede duracağını, nerede durması gerektiğini tam olarak bilemiyor, kestiremiyor. Bu toplumlar iki arada, bir derede tutunmaya çalışıyor. Türkiye’nin kültür ve uygarlık kimliği ile, stratejik kimliği arasındaki gerilim ve çatışma büyüyor. Egemenlik adına şiddet üreten bir siyaset anlayışı bütün toplumları kısıtlıyor, engelliyor. Toplumlar, ABD ve AB tekyanlılığını yansıtan perspektiflere mecbur ve mahkûm ediliyor. Irksal histeri derinleşiyor. Emperyalist söylem ırkçı/ faşist perspektifleri yönetiyor, onaylıyor. Bilimde, kültürde, siyasette ve din de ırkçı tezahürler artıyor. İslam Dünyası toplumlarını her alanda kontrol edebilmek için, aralarında ideolojik akrabalık bulunan yeni ve eski emperyalistler birlikte hareket ediyor.
Müslüman olarak, hassasiyetlerimizi, kaygılarımızı, düşüncelerimizi, öfkemizi, muhalefetimizi, kamusal bir biçimde dile getiremiyoruz. Neonurculuk örneğinde somutlaştığı üzere, mevcut dünya durumu karşısında aşırı bir pasifizmi temsil eden, moda’ya çok uygun bir Müslümanlık öne çıkarılıyor.
Varoluş nedenimiz üzerine içtenlikle düşünmeliyiz.
Anlamlı etkinlikler, hizmetler, eylemler içerisinde bulunmaksızın yaşamak, ya otomatik olarak yaşamayı seçmek ya da yaşamayı bırakmaktır.
Müslümanlarla ilgili, insanlıkla ilgili hiç bir konuda tepki vermeyen, statükonun etkisi altında bulunan, bütün durumlara boyun eğen, hiç bir olumsuzluğa karşı koymayan, hiç bir kötülüğe karşı koymayan, direnme ihtiyacı duymayan, muhalefet etmeyen bir İslam algısı olamaz. Böyle bir algılama ahlakın, onurun ve bilincin iflas ettiği anlamını taşır.
Hepimiz, kamusal irdeleme, sorgulama bilincine ve iradesine sahip olmalıyız.
Bugün, her zamandan daha çok niteliksel bir altüst oluşa ihtiyacımız var. Adalet için mücadele etmesi gerekenler bir direniş kültürü oluşturabilmelidirler. Sorumluluk duygularının ve bilincinin oluşturulması hayati önemi olan bir konudur. Tarafsızlık ve kayıtsızlık, duyarsızlığın bir başka biçimidir. Hepimiz, düşünmeye, yapmaya, irade sahibi olmaya cesaret etmeliyiz. Hayatımızın her safhasında İlahi iradeyi temsil bilinci ve kararlılığı içerisinde olabilmeliyiz. Aziz İslam ailesi adına, sorumlulukları bilinçli bir özne olarak paylaşmanın, ortak bir sorumluluğa, ortak bir duyarlığa, ortak bir iradeye dayalı olan her çabanın, her yönelişin ahlaki değeri kuşkusuz çok yüksek olacaktır.
Varoluşu bir oyun ve eğlence olarak algılamama, varoluşu bir sorumluluk idraki içerisinde yaşamak gerekir.
İslami ilkeleri, yükümlülükleri ve tanımları zamanı - mekanı dönüştürecek ilkeler ve yükümlülükler olarak algılamak gerekir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...