|

Öklityen Geometriyle Hayatı Algılamak
Raci Durcan
Şaşırtıcı,
hayrete düşürücü şeyler herkesin ilgisini çeker. İki kere ikinin
gerçekte dört etmediğininin mantıklı bir izahıyla karşılaşınca şoka
uğramış, fakat 'bu benim ne işime yarar ki?' diye de düşünmüştüm.
Bildiğinizden emin olduğunuz en basit şeyin bile öyle olmadığını
öğrenmek sizi de şaşırtmaz mı?
Rakamlar saymayı kolaylaştıran fakat gerçekte olmayıp insan zihninde
yaratılan soyut kavramlardır. Birbirine eşit şeyleri toplamak veya
çıkarmak amacıyla zihnimizde canlandırıyoruz onları. Bir, iki... diye
bir şey yok. Bunlar mutlaka bir nesneyle birarada varlar. Bir elma, iki
elma... diye nesnelerle birlikte kullanıldığında anlam ifade ediyorlar.
Fakat tabiatta birbirinin tamamen aynı olan iki nesne
bulunamayacağından, iki kere ikinin bir tam sayı değil; küsüratlı bir
sayıya tekabül ettiğini anlamak zor olmasa gerek. Fakat doğal
dünyamızda, insanı düşünmeye sevk eden ciddi bir felsefi yaklaşım
olmaktan başka pratik ne anlam taşır ki?
Taşıyormuş.
Hava tahminleriyle uğraşan Lorenz adlı bilim adamı, en iyi hava
tahminlerinin sadece 2-3 gün ilerisi hakkında gerçekçi bilgi
verebildiğini, daha ilerisi için spekülasyondan öteye geçmeyeceğini
biliyor, uzun dönemli hava tahminlerinin yapılıp yapılamayacağı
konusunda araştırmalarda bulunuyordu. Bu iş için hazırlanmış olan
bilgisayarına değerleri vermiş ve çıkacak grafik eğrilerinin yazıcıdan
dökümünü bekliyordu. Bu tür işlemleri defalarca yaptıklarından bir
seferinde programın tam bitmesini beklemeden; yarısındayken, değerleri
elle yeniden girip düğmeye basmış, sonra da hem bir kahve içmek hem de
makinanın tıkırtısından kaçmak için oradan ayrılmıştı. Geriye döndüğünde
kendisini büyük bir süpriz bekliyordu. Normal olarak elde ettiği grafik
eğrilerinin, daha önce printer'dan aldıklarına yakın şeyler olması
gerekiyordu. Bu benzerlik 2-3 adımda görülüyor, fakat daha ileride
tamamen farklılaşıyordu. Tabii olarak önce bilgisayara bağlı basınç
tüplerinden birinin bozulduğunu düşündü. Fakat değildi. Bilgisayarın
başka bir yerinde de bozukluk yoktu. Sonra farkına vardı ki; bilgisayara
verdiği değerlerin, yerden kazanmak amacıyla virgülden sonraki üç
rakamdan sonrasını yazmamıştı. Yani 28,625341 olan rakamın sadece 28,625
olarak girmişti. Onbinde bir hassasiyeti ihmal ederek girdiği bir değer
karşısına bambaşka bir sonuç getirmişti. Dünya üzerindeki meteoroloji
uyduları bir bölgenin sıcaklığını binde bir hassasiyetle ölçtüklerinde
kendilerini oldukça başarılı kabul ederler. Fakat meteorolojik
formülasyonda bu kadar küçük değerler büyük farklılıklara işaret
ediyordu. Lorenz o zaman farkına vardı ki Meteorolojide bizim ölçmekte
zorlandığımız çok küçük giriş değerleri çok farklı sonuçlar doğuruyordu.
Onbinde bir farklılık bir kaos, belirsizlik anlamına geliyordu. Bu, uzun
süreli hava tahminleri yapmanın bir spekülasyondan öteye gitmeyeceği
anlamı taşıyordu. Günümüzde de böyledir. Üç-beş günün ötesine uzanan
hava tahmini, sadece tahmindir, bilimsel bir yönü yoktur. Böylece
gelecek senenin şubat ayının 28. gününde Ankara'da havanın bulutlu mu
açık mı olacağını bilmenin mümkünatı yoktu. Bunun için yer yüzünün her
yerine 30 cm. de bir aralıklarla sıcaklık ve basınç sensörleri
yerleştirseniz ve her dakika buradaki bilgileri bilgisayara aktarsanız
yine de başarı şansınız yoktur. Çünkü o zaman bile İstanbul'da, Emirgan
parkında uçan bir kelebeğin yaratttığı hava akımının sizin
formülasyonunuzu bozma ihtimali vardır. Bilimde kelebek etkisi denilen
yeni yaklaşım işte bu laboratuvar deneyinden doğmuştur.
Kaos, yani belirsizlik kendini diğer bilim dallarında da gösterdi.
Atomaltı fiziğinde Newton yasalarının geçerliliğinin olmadığı zaten
biliniyordu. A. Einstein'den beri izafiyet kuramı kabul görmüştü. Fakat
dünyamızı algılamada kullandığımız Öklid'in kusursuz şekilleri de artık
yetersizdi. İstanbul ile Ankara arasındaki mesafeyi Öklityen geometriyle
ölçmek mümkün değildi. Kuş uçuşu bile olsa, dünyanın yuvarlaklığından
dolayı Öklid'in doğrusuyla onu tam olarak ölçmek mümkün değildi. Hiç
sapmadan düz gittiği sanılan ışığın bile daha yakından incelendiğinde
Öklid'in kusursuz düz çizgilerinden farklı ilerlediği anlaşılıyordu.
Gökyüzündeki yıldırımın, iki nokta arasındaki mesafeyi, Öklityen
geometrideki gibi düz bir çizgiyle değil, kırık çizgilerle alması bilim
adamlarının ilgi alanına giriyordu. Işık niçin gökyüzünde dümdüz yol
almıyordu? Su buharının düşük sıcaklıkta kristalleşmesi olan kar
tanelerinin hangi şekli alacağı niçin bilinemiyordu? Ve niçin kusursuz
geometrik şekillerde değil, çok karmaşık, kırıklı bir yapı
oluşturuyordu?
Öklityen geometrinin şekilleri ile bir kar tanesinin çevresini
hesaplayamazsınız. Kar taneleri Öklid'in dünyasındaki gibi keskin
kenarlara sahip değillerdir. Onun kusursuz geometrik şekillerine
benzemezler. Yuvarlak, silindirik, konik ve kare değillerdir. Bu anlamda
tabiatteki hiç bir nesnenin Öklid'in kusursuz şekillerine benzemediğini
biliyoruz. Bütün ölçümlerimiz yaklaşık ve virgülden sonraki rakamları
hesap kolaylığı için ihmal etmeye dayalıdır. Böyle bile olsa bir füzeyi
istediğiniz noktaya gönderebilir, bir silahla ateş ettiğinizde cm. ile
ifade edilecek hassasiyette hedefi vurabilirsiniz. Ateş ettiğinizde
hedefteki insanı ha kalbinden vurmuşsunuz, ha kalbinden 2cm. aşağıda
fazla önem teşkil etmez. Zaten modern silahlar dakikada yüzlerce mermi
fırlatabilme özellikleri nedeniyle bu küçük farkları tolere edebilirler.
Bir uçağın varacağı yere 2 dakika geç ya da erken varması büyük ölçekte
kaos yaratmaz Yani Öklityen geometrinin sunduğu hesap kolaylığı,
teknolojinin bugüne gelişinde bize önemli avantajlar sağlamıştır. Öklid
geometrisinin teknolojideki bu yararlılığı düşünsel alanda farklı bir
etki bırakmıştır.
Sıcakla boğuştuğumuz zorlu bir hasad akşamında, altın sarısı başaklardan
döğenle çıkarttığımız buğdayları ambara götürmek üzere tenekelere
doldurmuştuk. İş bitiminin sevincini yaşarken ağabeyim, harman alanında
yerde kalmış buğday tanelerini de elle teker teker toplamamız
gerektiğini söyledi. Tenekelerce buğdayın yanında toplanabilecek bu bir
avuç buğdayın bir kıymetinin olmaması gerektiğini söyleyerek tepki
gösterdim. Fakat o 'belki de bereketi, yerde kalan tanelerdedir' diyerek
ısrarcı olunca yapacak bir şey kalmamıştı. Oyun zamanı olabilecek bu anı
şu anlamsız geleneğe harcayacaktım. Bu düşünceyle tekrar işime koyuldum.
Lakin topladığım buğday tanelerini daha yakından incelemekten de geri
duramadım. Hakikaten hepsi bir birine benzeseler de detayları farklıydı.
Hatta şekilleri, ağırlığı birbirine tamamen benzeyen iki taneyi bile
bulmak mümkün değildi. Belki herbirinin kalori değeri ölçülse o noktada
da mikro düzeyde farklar yakalanacaktı. Bunları bilmenin pratik bir
anlamını bulamadığımdan bu hadise tatlı bir anı olarak zihnimin
derinliklerine yuvarlandı.
Yemek yediğimizde annem tabakta hiç bir artık bırakmamıza özen
gösterirdi. 'Belki de yemeğin gıdası o bıraktığın artıktadır' diyerek
bizi ikna ederdi. Aynı fasulye tanelerinden oluşan bir yemeğin her
miktarına eşit bakmadığı belliydi. Öklit geometrisi okuyan ve dünyayı
eşit ve doğrusal elemanlarla ölçmeye alışmış bir öğrenciye bunun saçma
gelmesi mormaldir. Fasulye ya da pirinç taneleri de birbirilerinden çok
küçük detaylarla farklıydılar. Fakat insan için bunun ne gibi pratik
değeri ve anlamı olabilirdi? Üçbin kalori değeri olan bir yemekten
geride kalacak ve virgülden sonra iki-üç basamak anlamına gelebilecek
küçük bir ayrıntının pratik anlamı olabilir miydi? Halbuki okulda
hesaplarda oluşan küçük detayları, virgülden sonra gelen rakamları hesap
kolaylığı için yuvarlamayı öğreniyorduk. Aksi taktirde hesaplamalar
zorlaşıyor, virgülden sonraki rakamlar bitmek bilmiyordu. Bu olay bana
eski insanların, bilimsel yöntemlerin revaçta olmadığı bir dönemde
edindikleri bir gözlem ve belki de kıtlık düşüncesinin zihinlerde
bıraktığı bir iz gibi gelmişti.
Mühendislik eğitimim sırasında aynı torna tezgahında üretilen ürünlerin
hiç birinin tamamen aynı değerde üretilemeyeceğini, bu nedenle kabul
edilebilir ölçüler içinde olmalarının yeterli olduğunu öğrenmiştim.
Birbirinden farklı ürünlerin meydana getirdiği aletler de farklı oluyor.
Mesela seri numarası ard arda gelen iki otomobil'i bir birinden farklı
bir gelecek beklediğini hepimiz biliriz. Bu farkın üzerinde inceden
inceye düşünmediğimizden, çalışma şartlarından kaynaklandığını sanırız.
Birbirinin aynı çalışma şartlarına maruz kalmayacaklarını bilir, bundan
dolayı aynı arızaları oluşturmadıklarını düşünürüz. Bunun etkisi vardır
fakat işin aslı başkadır. Seri numaraları ard arda gelen bu iki
otomobil, birbirinden farklı yakıt tüketir, farklı zamanlarda arıza
verir, farklı zamanda hurdaya ayrılırlar. Otomobilin her bir parçasında,
üretim aşamasında meydana gelen farklılık, toplam bir fark oluşturur.
Böylece aynı işletmede kullanılan iki aracın, aşağı yukarı aynı
şartlarda kullanılsalar bile birbirinden çok farklı zamanlarda farklı
arızalar verdiğini gözlemlediğinizi sanıyorum.
Memurken, kendi işimi kurmaya yöneldiğimde beni en çok düşündüren şey,
yarın ne olacağını bilememekti. Bu, bir başkasının iş yerinde memur
olarak çalışırken bu boyutta problem olarak önünüze gelmiyor. Çünkü,
önemli bir hata yapmazsanız işten atılmıyorsunuz. İşten atılmadıkça bu
ay, hatta bu sene elinize ne kadar para geçeceği bellidir. Böylece
ihtiyaçlarınızı belirleyip gelirinize göre bir plan yaparak onları elde
etmeniz mümkündür. Fakat bir iş yeri açarsanız durum farklıdır. Diyelim
ki Caterpillar marka iş makinaları için yedek parça satacaksınız. Bunun
için, müşterilerinizin ihtiyaç duyacağı bazı yedekleri ithal etmeli,
sorulduğunda stoğunuzdan verebilmelisiniz. Hangi parçalara hangi
aralıklarla ihtiyaç duyulabileceğini belirlemeniz gerekir. Mesela 1 tane
yağ filtresine karşılık 10 tane biyel kolu bulundurursanız, muhtemelen
yanlış stoklama yaptığınızdan satışlarınız düzgün olmayacaktır. Bu aynı
zamanda mesleği bilmemek anlamına da gelir. Makinanın kısa ve uzun
zamanda bozulabilecek parçalarını tahmin etmeniz, buna göre iş yerinde
stoklama yapmalısınız. Üstelik, başkalarının da bu maldan çok sayıda
getirip fiyat düşürerek size zarar vermeyeceğini hesaplamanız gerekir.
Bütün bunları yapsanız bile bir müşteri için tek seçenek hiç bir zaman
siz değilsinizdir. Bunu satan çok sayıdaki iş yerinden biri olarak,
müşterinin sizi tercih etmesini gerektirecek başka şeyler vardır. En
ucuz siz olmadığınız halde müşteri yine sizi tercih edebilir. Güleryüzlü
davranmak, borçta vaade tanımak vs. gibi bir çok faktör sizin
işletmenizi diğerlerinden farklılaştırır. Fakat bütün bunlara rağmen
sizin müşteri nezdinde tercih edilebilir bir iş yeri olmanızı sağlayacak
matematiksel kesinlik yoktur.
Elinizde bu parçalara ne kadar zamanda bir ihtiyaç duyulduğuna, ne kadar
satıldığına dair istatiksel rakamlar vardır. Bunlar da sizin yaklaşık
olarak ne kadar bir pazar payı elde edeceğiniz, böylece ne kadar
karlılık sağlayacağınıza ilişkin yaklaşık bilgiler verir. Fakat şunu
unutmayınız ki tüm bilgiler yaklaşıktır. O rakamların olması sizin onun
üstünde satış yapabileceğiniz anlamına da gelir, hiç satamayacağınız
anlamına da... Kaos, belirsizlik hayatın her safhasında gösterir
kendini.
Fakat bu kaos, karmarışık da değildir. Düzenli bir kaostur bu. Ağaçtaki
tüm elmalar birbirinden farklı ve eşitsizdir. Fakat yine de ağırlık,
renk, ve koku olarak bir benzerlik söz konusudur. Her şeye rağmen onlar
birer elmadır, hiç bir zaman başka bir şey, mesela kiraz değildirler.
Hayat düzenli bir kaos olarak gelir önümüze. Aracımızın deposunu yakıtla
doldurduğumuzda her zaman 300 km giden otomobilimiz, 10. km de tüketmez
hepsini. Ya da bunun 10 katı daha fazla yol almaz hiç bir zaman. Hiç bir
zaman da tam olarak aynı yolu aynı depoyla aynı km. yaptıramayız.
Aralarda küçük farklılıklar vardır. Bu küçük farklılıklar hayatın
süprizlerini, sıçramalarını getirirler karşımıza. Öklidin düzgün,
kusursuz doğrularıyla ilerlemez hayat. Onun küsuratsız rakamları gibi
saf ve matematiksel değildir.
Bir kış günü Doğu illerinden birinden dönüyordum. Kar yeni bastırmış ve
birden yolları kapatmıştı. Çoktan yola çıktığıma pişman olmuştum fakat
yapacak bir şey yoktu. Otobüs uzun bir yokuşu zar zor çıkıyordu. Tam
tepeye yaklaştığımızda hızımız da sıfıra yaklaşmıştı. Durduğumuzda bir
daha kalkmanın mümkün olmadığını biliyorduk. Kurtarma ekiplerinin bizi
ne zaman bulabileceklerini tahmin edemezdik. Eğer yolda kalırsak bu bir
felaket olacaktı. Lastiklerdeki patinaj iyice artınca içimizden dua
etmeye de başlamıştık. Tam ümidin tükendiği noktada otobüs son bir
gayretle patinajdan kurtuldu, lastik yere tutundu ve tepeye ulaştık.
Bundan sonrası yokuş aşağı olduğundan daha iyiydi. Böylece yolumuza
devam ettik. Yol boyunca arkamızdan hiç başka otobüs gelmedi. O
badireden son kurtulan biz olmuştuk. Daha sonra öğrendim, yolda kalanlar
ancak 24 saat sonra kurtulup tekrar yola çıkabilmişlerdi. Hiç bir
barınağın olmadığı fırtınalara açık bir yaylada 24 saat geçirmek bir
felaket olabilirdi. Bizi, lastiğin son andaki o önemsiz, hesaplamalarda
hep ihmal ettiğimiz küsüratlı sürtünme katsayısı kurtarmıştı. Bu küçük
küsürat, hayatımızı o gün bambaşka bir yönde değiştirmişti.
Yine şantiyelerde çalıştığım bir dönemde hafta sonu tatili için yakın
bir ile gitmiş, gece geç vakit dönmüştük. Aracın deposunu
doldurduğumuzda bir daha yakıt almadan gidip gelebiliyorduk. Fakat bu
sefer göstergede bir tuhaflık vardı ve dibe vurmuştu. Korkuyla
ilerliyor, ıssız yolda kalırsak ne yapacağımızı düşünüyorduk. Şantiye
binasına iyice yaklaşmıştık ve artık son bir yokuş vardı. Orayı aşarsak
yakıt bitse bile araç yokuş aşağı benzinliğe ulaşabilirdi. Tepeye bir
kaç metre kala motor stop etti. Geri kalan uzun yolu yürüyerek geri
dönmek zorunda kaldık. Yine küçük bir fark önemli bir yaşamsal sonuç
olarak önümüze gelmişti.
Öklityen geometrinin hesapları kolaylaştıran lineer (doğrusal) düşünce
yöntemi artık sadece atomaltı fiziğinde yetersiz kalmıyor. Birbirinin
tamamen aynı olmayan şeyleri aynıymış gibi saymak, toplamak ve çıkarmak
hesap kolaylığı sağlamakla birlikte olumsuz algılamalara da neden
oluyor. Bu mantıkla hareket edip, ticarette kazanılan her kuruşu
birbirinin aynı sanıyoruz. Eskiler haram yemekten, haksız kazançtan,
harman alanında buğday tanesi, yemekte yenmemiş artık bırakmaktan
korkarlardı. Öklit'in doğrusalcı anlayışında bunun yeri yeri yoktur.
Rakamsal olarak çokluk ifade eden para, işletimde karlılık açısından
çokluk ifade eder. Bir milyon lira tamamen birbirinin aynı olan bir
liraların milyon tanesinin bir araya gelmesiyle oluşur. Halbuki biz
onları bir araya getirirken birbirinden farklı emek sarf etmişizdir.
Zaten harcarken de bize aynı değerleri sunmazlar. Borsaya yatırdığımız
bir milyon lira tamamen kaybolurken ticarete yatırdığımız 1000 lira
yüzümüzü güldürebilir. Kazancın elimize geçtiği süre de çok önemli
olabilir. Batmak üzere olan bir tüccarın son anda eline geçen bin lira
ile bundan 1 hafta sonra eline geçecek bin lira ile sadece rakamsal
olarak aynıdır.
Henüz ilkokuldayken derslerle başa çıkabilmek için çaba gösteriyordum.
Matematik bana zor gelen derslerden biriydi. Hiç görmediğim bir havuza
birileri çeşmelerden su dolduruyor, bir başka çeşmeden bir kısmı akıp
gidiyor ve ben hiç görmediğim bu havuzun ne kadar sürede dolacağını
hesaplamak zorunda kalıyordum. Neticede bunları çözmenin çok kolay bir
yolunu öğrendim. Verilenlerle istenilenleri yan yana yazıyor, sonra
verilenlerle istenenler arasında bağlantıyı kuracak formülü ezberimden
araya yerleştiriyordum. Geriye formüldeki rakamları yerleştirmek ve dört
işlem yapmak kalıyordu. İşte bu yöntem sayesinde korktuğum matemetik, en
rahat çözdüğüm ve en çok zevk aldığım ders haline gelmişti. Bu çözüm
yöntemini hayatın tümü için benimsemiş olduğumun ve beni ne kadar yanlış
noktalara götürebileceğinin henüz farkında değildim.
Öklid'in lineer ölçme yöntemi farkında olmadan insanı etkisine alıyor.
İş yeri kurduğumda burası için gerekli masrafları hesaplayıp bunu
karşılayacak gelir için bir pay belirliyordum. Mesela masrafları
karşılamak için günlük 50, hatalık 350 lira kazanmanız gerekiyor. Gelen
işlere bu şekilde bakıyorsunuz. O gün bu parayı kazanmamışsanız, zarar
ihtimaliniz kuvvetli olan bir işe bu miktarı kurtarmak için
girebiliyorsunuz. Sonra bunun yanlış bir yöntem olduğunu fark ettim.
Hesabı bu lineer yaklaşımla rakamsal olarak tutturuyordunuz fakat sonuç
farklı oluyordu. O işten o kadar kar edemediğiniz gibi, zarar bile
edebiliyordunuz. Sonra bir kazanç sadece kağıt üzerinde görünen
rakamları birbirinden çıkarmak, toplamak değildi. Masraf kaleminde
olmayan, ön görülmeyen bir kalem oraya hesapta olmadan yerleşiyor, sizin
kazancınızı kağıt üzerinde hesapladığınızdan farklılaştırıyordu.
Türklerin yatırımcılık anlayışlarını ekonomistler tarafından hep
eleştirilir. Japonların uzun bir süre fizibilite üzerinde çalıştıkları,
sonra işe başladıklarında hemen pes etmeyip direndiklerini ve sonuçta
kazandıkları söylenir. Buna karşın Türkler kısa bir araştırmadan sonra
hemen işe başlıyor ve kısa zamanda ilk zorlukta vaz geçiyorlarmış.
Burada yanlış aktarılan, doğru iredelenmeyen bir şeyler olduğunu
düşünüyorum. Bir kere bir işletme ne kadar hesap yaparsa yapsın, gelecek
adına uzun bir dönemde ne olacağını bilemez. Siz, bir ayakkabı
imalathanesi açarak bundan yıllık şu kadar para kazanmayı umud
edebilirsiniz. Ancak Çin'de bir başkasının çok daha büyük bir imalathane
açacacağını, sizin komşunuzun onun bayisi olacağını ve sizden daha
kaliteli mallari ucuza satacağını hangi bilgiyle bilebilir, tahmin
edebilirsiniz? Aslında çoğu işletme ilerde ne olacağını bilemez. Hangi
dönemde ne kadar büyüyeceğini bilemez. Buna ilişkin tahminler tıpkı
Lorenz'in hava tahminleri gibidir. Hava tahminindeki belirsizlik hayatın
her alanını kapsamaktadır. Düzenli bir kaostur da bu. Karışıklık içinde
düzen. Hayatı yöneten şey budur işte: kaos.
Öklid geometrisinin getirdiği hesap kolaylığının bize armağanıdır
günümüz teknolojisi. Şimdi onun doğrusalcı (lineer) yaklaşımını aşma
zamanı. Hayatın şekilleri keskin köşeler içermiyor. Hesaplarda ihmal
ettiğimiz küçük kusuratlar büyük farklar olarak çıkıyor karşımıza.
İyi ki Öklid'in matematiksel kesinliğiyle gelmiyor karşımıza hayat. Ne
kadar çekilmez olurdu! |