Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 326 | Şubat  2006

                   

 

 


İslam Nasıl Bir Dindir?

Abdi Keçeli

Bu sorudan hareketle, öncelikle dinin tanımını yapmakta fayda var sanırım. Yani din nedir sorusunun cevabını almamız lazım ki, İslam'ın nasıl bir din olduğunun farkına varalım. 'Din nedir' sorusuna farklı farklı cevaplar verilmiştir. Kimine göre din, kutsallara verilen genel bir isim, kimine göre kuru bir inanç, kimine göre de manevi değerler toplamı olarak yorumlanmıştır. Sözlükte ise, kısaca gidilen yol, tutulan ve benimsenen yöntem olarak tarif edilmektedir. Bu tarifi biraz daha genişletecek olursak, "Din, bir yaşam biçimi öngören, hayatın ilkelerini belirleyen bir anlayıştır" demek mümkündür. Yani yaşanan hayatın ekonomik, sosyal, siyasal ve hukukî ilkelerinin dayandığı, referans alındığı kaynaktır ve her din, ismini, dayandığı sistemden alır. Buna göre, insanın hayatını etkileyen, düzenleyici kuralları olan bütün sistemler din sayılır ve bu anlamda dini iki guruba ayırmak mümkündür: beşerî dinler ve ilahî, bir başka tabir ile semavi dinler. Ki bu sonuncu da İslam dinidir.
Beşeri dinler, adından da anlaşılacağı üzere, kurallarını insanların belirlediği, tamamen insan merkezli bir düşüncenin ürünü olup, insanlara kendi anlayışları ile hükmetmektir. Bugün insanlar Müslüman olduklarını ifade etmelerine rağmen, gerçekte ve pratikte başka dinlerin ilkelerini hayatlarının belirleyicisi olarak kabul etmiş bulunmaktadırlar. İnsanın hayatına müdahale eden ve bu müdahaleye boyun eğip tasdikleyen, kabul eden ve hayatını o kurallara göre belirleyen bir şahıs o anlayışa iman etmiş olur. Öyle ise bu anlayışlar yani bu dinler nelerdir? Bunları ilk bakışta Yahudilik, Hıristiyanlık, komünizm, sosyalizm, heva ve heves, Mecusilik, tasavvuf, şamanizm, demokrasi ve atalar dini olarak sıralayabiliriz. Bugün insanların çoğu İslam dinine mensup olduğunu söylemesine rağmen İslam dininin ilke ve kurallarını bir bütün olarak almadıklarından şirke düşmelerine neden olmaktadırlar. Oysa İslam dini hayatın kendisine göre düzenlendiği ve yaşamın esas düzenleyicisi olarak kabul görüldüğü zaman bir değer ifade eder. Dinin gerçek anlamını bilen her şahıs, elbette inandığı dinden, yani inandığı sistemden, ideolojiden başka anlayışları taşımaz, bilakis bünyesinde eritir.
Bugün yeryüzünde yürürlükte olan sistemlerin yani dinlerin hepsi beşeri dinlerdir. Dolayısı ile Allah'ın hükümlerine muhalefet etmektedirler. Keza Allah'ın dininin yeryüzünde hakim olma, iktidar olma biçimlerinin önüne oturup insanları haktan saptırmanın yoluna bakarlar. Allah'ın nişanelerini hiçe sayar, yani faizi helal sayar başörtüsünü yasaklar. Haram olanları helal, helal olanları ise haram sayar. Beşeri sistemler içinde bugün en iyi olarak kabul gören sistem demokratik sistemdir. Bu sistem dikkatle incelendiği zaman firavun anlayışı ile paralellik arz etmektedir. Firavun nasıl ki, kural koyucu sıfatıyla insanları sınıflara ayırarak, kuralları sadece kendisi belirliyor ve böylece insanların neye saygılı neye saygısız olması gerektiğini tesbit edip ele geçirdiği güçlü şirk sistemiyle, yine din adamları yoluyla rableşiyor idiyse, aynı anlayış bugünkü sistemde de ne yazık ki varlığını sürdürmektedir. Geniş kitleleri servetten mahrum edip, sömürü politikaları ile insanları ezip sindirip, oylarını alıp adam yerine koymayarak kendisine muhtaç etmektedir. Beşeri dinlerin hemen hepsi bu anlayışa sahiptirler.
Peki din bir yaşam tarzı ve kurallar koyan bir anlayış olduğuna göre, İslam dini nasıl bir dindir? Biz insanlara nasıl bir hayat sunar? Bu bağlamda İslam'ın bir tevhid dini olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Bu dinin sahibi olan Allah, kuralların, ana ilkelerin, yasanın tamamen kendisine ait olduğunun altını çizmektedir. Kendisinin 'bir' olduğu gibi, özelliklerinin de sadece kendisine ait olduğunu vurgulamaktadır. Bu bakımdan İslam dini birleyici olmasından dolayı kendisinden başka hiçbir sistemle hiçbir otorite ile bir araya gelmeyi (uzlaşmayı/otorite bölüşümünü) asla kabul etmez. Çünkü Allah kendisine ortak tanımadığı gibi, kendi sistemine de hiçbir görüşü ortak tanımaz. Bu bakımdan İslam dinini tercih eden şahısların, başka düzen, sistem, kısaca başka dinleri tercih etmelerine izin vermemiştir. Bilakis böyle tercihte bulunanları müşrik, münafık, fasık küffar vb. gibi sıfatlarla sıfatlandırmıştır.
İslam dininin belirleyicisi Allah olduğundan, beşeri sistemlerin aksine kesinlikle adaletsizlik söz konusu değildir. Din, dil, ırk, soy ve renk ayrımı yapmadan ister bir dost, ister bir akraba, isterse bir düşman olsun, adaletle davranılmasını emreder. Oysa beşeri dinlerde durum daha farklıdır. Kuralı insanın belirlemesinden dolayı, insanı insana kul yapmaya götürmekten başka bir şey değildir. Gaziantep'te, açlıktan baklava çalan çocuklara dokuz yıl ceza verip ve buna rağmen, İstanbul'da halkın malını gaspedip milyar dolarlar hortumlayana ise beyefendi demez İslam adaleti. Çünkü islami hukuk sistemi kaynağını Kuran ve sünnetden alır; yani kaynağı ilahidir. Onun içindir ki İslam, kendisine tabi olanları onurlandırmayı garanti etmiş, haksızlık, ahlaksızlık, hırsızlık, rüşvet, kısaca her türlü suistimale karşı savaş ilan etmiştir.
İslam sisteminin ideolojisinin temeli tevhid anlayışına dayanır demiştik. İslam sosyal düzeyinde ırk ayrımı yapmadan, bütün müslümanları bir ümmet olarak kabul eder. Belli bir soyun diğerine üstünlüğü yoktur. Kim Allah'a yakınsa, üstün olan odur; yani üstünlük takvadadır. Tek hakim ve otorite olan Allah'ın koymuş olduğu kurallar aynen uygulanır ve bu kurallar onun, "sizi en doğru yola götürür" dediği kitabı Kur'an'da açık açık belirtilmiştir.
İslam'ın ekonomik sistemi yine beşeri dinlerin aksine ne kapitalist ne de komünisttir. Esas olarak infak, kanaat ve merhameti ele alır. Herkes çalıştığının karşılığını alır. Haksız kazanç yollarının önü tıkanmış, faiz, tefecilik ve aşırı hırslanarak, tabiri caizse 'hep bana' anlayışı yasaklanıp ayaklar altına alınmıştır. Buna göre doğal kaynaklar toplumun refahı için kullanılmalı, toplumun geneli yoksun bırakılıp, asla başkasına peşkeş çekilmemelidir. Buna rağmen tamamen asalak bir sınıfın, yani çalışmadan başkalarının sırtından kazananların ortaya çıkmasını da İslam engeller.
İslam dini, "içinizden iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan bir topluluk bulunsun" diyerek iyiye tabi olmayı, Allah'ın rızasını kazanmayı ve yine Allah'ın yoluna bağlı kalmayı hedefler. Bu anlayış, İslam'ın derin iç bağımlılığı olan teslimiyetin asıl özünü ortaya çıkarmaktadır. İslam dininde kişi kendi iradesini kullanarak iman etme ya da etmeme hakkına sahiptir. İslam dini tüm ilahi dinlerin aynısıdır. Adem (as) dan Muhammet (as)a kadar tüm peygamberlerin yüklendikleri misyon aynıdır. İnsan Allah tarafından sorumlu bir varlık olarak seçilen, belirli mükellefiyetlerle donatılan yegane varlıktır.
Gerçek tanımı bu şekilde olan İslam dini zaman içinde gerçek anlamını yitirerek kuru bir inanç haline dönüşüp hayat sahnesinde bu etkin rolünü yitirmiştir. Tarihi süreç içinde vahiyden kültüre dönüşen İslam dini toplumun sadece manevi ihtiyaçlarını karşılayan bir vicdan meselesi haline dönüştürülüp camilere ve yine vicdanlara hapsedilmiştir. Ondan boşalan boşlukları beşeri dinler doldurmuş, böylece İslam dini Müslümanların hayatlarında ancak kendisine izin verildiği kadarı ile yer almıştır. Oysa Allah'ın dininden başka diğer dinleri kabul edenleri biraz önce de ifade ettiğimiz gibi Allah, müşrik, münafık, küffar olarak niteliyor. Halbuki kendilerini Müslüman sayanlar Allah'ı birledikleri gibi O'nun sistemini yani dinini de birlemedikçe asla mü'min olamayacaklarını bilmek zorundalar. Çünkü İslam'ın esası Allah'ın dininin tüm dünyaya yüceliğini taşımaktır. Mü'minin en önemli özelliği Allah'ın dininden başka bütün sistem ve otoriteleri reddetmektir. Allah, Al-i İmran suresi 19. ayette "hiç şüphesiz Allah katında din İslam'dır" ve bir başka ayette ise "kim İslam'dan başka bir din arzularsa ondan kabul edilmeyecektir"(3/85) buyurmaktadır. İslam dininin ne anlama geldiği Kur'an'da bütün açıklığı ile ortaya konmasına rağmen, Müslüman olduğunu söyleyen kimselerin, İslam ile birlikte başka dinleri yani sistemleri de kabul etmeleri izah edilecek bir şey değildir. "Müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Rasulü'nü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur" (9/33) ayetinde görüldüğü gibi, kendi koyduğu kurallara din diyen Allah, müşriklerin yaşamlarını uydurdukları yasalara, kurallara da din demektedir. Yusuf suresi 76. ayetinde de "Biz Yusuf'a böyle bir plan ilham ettik zira kralın dinine göre kardeşini asla alıkoyamazdı" buyurmaktadır. Buradan da anlaşılıyor ki Allah kralın yasalarına ve kanunlarına din demektedir.
İdeoloji veya sistemlerin günümüzde din olarak adlandırılmaması ise İslam'ın siyasi, ekonomik ve hukuki boyutunun açığa çıkmasından çekinildiği içindir. Aksine İslam'ın yegane düşmanları İslam'ı bir ruhbanlıkmış gibi tanıtıp dünyevi hiçbir kural ve kaidesinin olmadığını ve insanı kesinlikle muasır medeniyetler seviyesine çıkaramayacağını, aksine ortaçağ karanlıklarına mahkum edeceğini insanlara devamlı telkin etmekte, empoze etmekte ve bu yönde programlar yapmaktadırlar. "Sen onların dinine uymadıkça onlar senden asla hoşnut olmayacaklardır. De ki Allah'ın yolu, asıl yol bu yoldur, eğer sen sana gelen bunca ilimden sonra onların heva ve heveslerine uyarsan Allah'tan sana ne bir dost ne de yardımcı bulamazsın." (2/120) buyurarak İslam'dan başka dinlere de uymanın getireceği hezimeti bildirmektedir.
Tüm bunlara rağmen, dinimizi çok iyi seçip ve seçtiğimiz dini ise iyi tanımayı kendimize görev bilmeliyiz. Bu seçtiğimiz dinin kriterleri Allah tarafından mı belirlenecek, yoksa insan tarafından mı belirlenecek? O'ndan yani Allah'tan başkaları tarafından belirlenecekse mutlak anlamda bu din 'şirk' dini, batıl din demektir. Çünkü yaratılmışın asla ve asla yaratanın hüküm alanına müdahale etme hakkı yoktur. Her kim bu alanda Allah'a rağmen bir şeyler dayatmaya kalkar, ya da kurallar koymaya kalkarsa ve kim de bu kuralları ilke olarak kabul ederse, Allah'a savaş ilan ettiğini unutmasın. Yıllardan beri din denince insanların aklına ya Yahudilik ya Hıristiyanlık ya da İslam gelmektedir. Oysa belirttiğimiz gibi milliyetçiliğin, tasavvufun, demokrasinin, komünizmin de tesirli bir din olduğunu unutmamak gerekir. Bu dinlerin hepsi insanı kendi kriterlerine çağırmaktadır. Hepsinin de ekonomik, askeri, hukuki müeyyideleri vardır. Ne yazık ki Müslüman olduğunu söyleyen insanlar bu anlayışlardan birine bilerek ya da bilmeyerek tabi olarak kendilerine ilke edinmişlerdir. Bunun korkunç bir zulüm olduğu ise ne kürsülerde ne hafızların yetiştiği Kur’an kurslarında ne de din eğitimi veren okullarda dile getirilmiştir.
Tüm bunlara rağmen vahiy yine gelmiştir. Fakat bu vahiy Kâbe inşaatından bahsetmiyor, Safâ ve Merve'yi başka yere taşımıyor ve ihram yerine başka bir elbise emretmiyor. Oysa İbrahim (as) inen ayetlerle yeniden tanıtılıyor, oğlu İsmail'le inşa ettiği Kâbe şimdi putlarla dolduğu halde gençliğinde bu putları nasıl kırdığı anlatılıyor. Maalesef düşünme mağduru olan toplum bunu göremiyor. İbrahim yine mukaddes ama Kâbe yine putlarla doludur. Dışımız Müslüman olmasına rağmen, içimize yerleşmiş putları kah Allah'a yakın olma bahanesi ile, kah menfaat icabı, kah gemilerimiz yüzsün diye bir türlü söküp atamıyoruz. Böyle olunca Allah indinde yüceliğimiz, putlarla dolmuş Kâbe'nin meşruiyeti gibidir. Fakat din adına bir şey oldu mu, hemen İslam elden gidiyor diye feveran ediyoruz. Yaşamadığımız dini savunmaya kalkıyoruz. Sahi şu elimizden gidecek olan İslam'a bir baksak söz açılmış iken. Böylece hangi İslam'ın elden gittiğini de görmüş olur, İslam'a karşı sağlıklı bir yaklaşım sergilemiş oluruz böylece.
Hangi İslam'ı kaybetmekten korkuyorsunuz gerçekten? İdeolojik sarhoşluk altında kıldığınız ve sizi Allah'tan başkalarına da secde ettiren namazınızı kaybetmekten mi korkuyorsunuz? Yoksa müstekbir sultanlarca enflasyon, kriz, iç borç, dış borç dalgası altında çöp bidonlarını karıştırıp bayat ekmek kuyruğunda ezilen bu insanları hatırlamayı unuttuğunuz, oniki ay aklınıza getirmediğiniz ve Ramazan’da şatafatlı çatılar altında gelenektir diye verdiğiniz iftar vaktinizin mi elden gitmesinden korkuyorsunuz? Ya da hacca gidip şeytan taşladıktan sonra sizi yeryüzündeki şeytanlarla sıkı fıkı eden akidenizin mi elden gitmesinden korkuyorsunuz? "Allah'tan başka ilah yok" dedikten sonra bu sözün ne anlama geldiğini bilmeden söylediğiniz kelime-i tevhidin mi elden gitmesinden korkuyorsunuz? Ya da yıllardır Türkçesiyle de Arapçasıyla da sanki bir ölü toprağına okunuyormuş gibi beş vakit okunan ve uyukladığınız hayatınızda sizi uyandırmayan ezanın mı elden gitmesinden korkuyorsunuz? Sahi biz hangi İslam'ın elden gitmesinden korkuyoruz? Cevabı gayet basittir. Kaybetmekten korktuğumuz İslam, sistem tarafından asla kaybına fırsat verilmeyen, fakat Peygamber tarafından da asla yaşanmamış İslam'dır. Bir baş örtüsü karşısında sapır sapır dökülen bu toplumun sorunu ameli salih değil, akide sorunudur
Bir hayatın İslam olabilmesi için, inanmanın ve yaşamanın ilkeleri İslam dininin kurallarına göre belirlenmelidir. Hayatı İslam kurallarına göre belirlenmemiş kişi, kurum ya da toplumların dinine İslam denemez. Kısaca, yaşam biçimini hangi sistemden alıyorsa o sistem o kişinin dinidir. Bunun böyle olduğu hususunda Allah Kafirun suresinde şu ayetlerle bizi ikaz etmektedir. "De ki: ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim; siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size benim dinim banadır." Bir başka ayette ise Allah, "İçinizden iman edenlere ve iyi iş işleyenlere kendilerinden öncekileri hükümran kıldığı gibi onları da yeryüzünde hükümran kılacağını kendileri için hoşnut olduğu dinlerini yine onlar için iyice yerleştireceğini ve korkulu hallerini güvene çevireceğini vaad etmiştir. Çünkü onlar yalnız bana ibadet ederler ve hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Bundan sonra her kim küfrederse işte fasık olanlar onlardır" (24/55) buyurarak vaadini ilan etmektedir.
Evet, kurtuluşu başka sistem ya da dinlerde değil, yalan yanlış vaadler veren liderlerin peşinden giderek değil, zeytin diyarını, inciri, Tur-u Sina dağını, İbrahim'in Kâbesini, emin beldeyi aydınlatan kaynağa vahye, yani Allah'ın sistemi olan Kur'an'a dönerek bulabiliriz. Çünkü hak gelince batılın yaşama şansı olmayacaktır.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...