Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 326 | Şubat  2006

                   

 

 


Din, Halkların Afyonu mudur?

Nuray Mert / 10.01.2006 / Radikal

Marx'ın, 'Din halkların afyonudur' sözü, bugünlerde yine, kulaklarımda çınlıyor. Marksizm'in pozitivist arka planıyla uzlaşmam mümkün değil, Marx'ın bu sözü de, büyük ölçüde bu arka plana dayalı bir tespit. Ancak, felsefi düzlemden değil, siyasi düzlemden yola çıkarsak, evet bir kez daha dinin (daha doğrusu dine atfedilen anlamın) halkların afyonu işlevi gördüğü bir dünya ile karşı karşıyayız.
İki buçuk senedir, Müslüman ülkelerde dolaşıyorum. Son olarak iki haftaya yakın zamandır, Pakistan'daydım. Oradaki siyasi tartışmaların bende yarattığı derin kaygıyla Türkiye'ye döndüğümde, burada hâlâ Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına aday olması durumunda, eşinin başörtüsünün yaratacağı sorunların tartışılması tam gaz devam etmekteydi.
Ben başörtüsü konusunda çok yazmış, çizmiş biriyim. Dahası, başörtüsü meselesini, sadece bireysel özgürlük ve demokrasi sorunu olarak görmüyorum. Onun ötesinde, Türkiye'nin kimlik, kişilik meselesi olarak önemsiyorum. Başörtüsü karşıtlığının, Türkiye'nin Batı ile özdeşleşme çabasının marazi bir ürünü olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanının eşinin türbanlı olup olmamasını tartışmayı marazi bir takıntının ifadesi olarak görüyorum.
Diğer taraftan, siyasetin şu veya bu şekilde başörtüsüne kilitlenmesinin, tam bir afyon tesiri ürettiğini görmek gerekiyor. Ancak, din, bu noktada, öteden beri, sadece sahip çıkanlar değil, karşısında duranlar için de tam bir afyon etkisi yapıyor. Dini semboller üzerinden yapılan tartışma ve sürtüşmeler, tüm taraflar için son derece etkili manipülasyon işlevi görüyor. Dindarlar, 1950'lerden beri, bu sembollere sözde sahip çıkan sağ/muhafazakâr iktidar ve siyasetleri, sonuna kadar desteklemekte sakınca görmediler. Halen AKP'nin kitle tabanını bu türden bir destek oluşturuyor. Diğer taraftan, din karşıtlığı benzer bir mecrada akıyor, dini semboller, bu açıdan da afyon tesiri yapıyor. Birileri bu sembollere sahip çıkanların, diğerleri karşı çıkanların her yaptığını affetmeye, onları her koşulda kollamaya hazır.
En vahim olanı, 21. yüzyılın başında, ileri kapitalizm/emperyalizmin siyasi tartışma alanını, tüm dünya çapında, yeniden din/kültür/medeniyet eksenine başarıyla oturtmuş olması. Hedef tayin edilen Müslüman dünya, genel tabloyu kavrama aczi içinde, dini sembollere söylemlere tutunmaya çalışıyor. Medeniyetlerarası diyalogdan, katı köktendinciliğe kadar giden ve çok farklı gibi duran ancak aslında aynı kaynaktan beslenen, bir yığın siyaset dışı mevziye savruluyor. Bu arada, dünyanın nasıl bir talanla yüz yüze olduğu, bu talanın kimler arasında nasıl bir mücadelenin konusu olduğu, siyasete nasıl yansıdığı fark bile edilmeyebiliyor.
Bakın, fakirlikten kırılan, otoriter iktidarların birinden diğerine geçiş yapmaktan nefes alamayan, kurulduğundan bu yana dünyadaki iktidar mücadalelerinin platformu olmanın ötesine gidemeyen Pakistan'da, İslamcıların parlamentodaki temsilcileri, devlet memurlarına namaz kılma mecburiyeti getiren kanun tasarılarıyla uğraşıyorlar.
Konuyu fazla dağıtmadan, Türkiye'deki son, cumhurbaşkanının türbanlı eşi olması ihtimali tartışmasına dönersek, kimsenin kuşkusu olmasın, türbanlı eşi olan bir Cumhurbaşkanı, muhafazakâr/dindar kesimin çoğu için, büyük bir galibiyet hissi yaratır. Değerleri, sembolleri, 100 yıla yakın zamandır hakir görülen, her fırsatda tartaklanan insanların böyle hissetmesi anlaşılır olabilir, ancak bunun sonucu, dinsel bir sembolün iktidar gözükmesinin afyon etkisi olacaktır. Dindar kalabalıklar, nasıl 1950'lerde ezanı Arapçaya döndürdü diye DP'ye açık çek vermiş ve siyasetin önünü bu yönde tıkamışsa, aynı şey tekrarlanacaktır, hatta bu tartışmalar vesilesiyle halihazırda tıkamaktadır. Diğer taraftan, böyle bir şeyin gerçekleşme ihtimali, sağ/muhafazakâr kesimin karşısında siyaset yapmanın önünü de büyük ölçüde tıkayacaktır ve halihazırda tıkamaktadır.
Türkiye'de de, dünyada da, dinin afyon işlevi görmesinin maliyeti, bir avuç ayrıcalıklı dışında kalan kalabalıklar için çok ağır oluyor. Ancak, dini afyon olmaktan çıkarmanın yolu, din karşıtlığı değil ve olmamalı. Bunu sadece inanan biri olarak söylemiyorum. Dinin afyon işlevi görmesini, dindarlar kadar, hatta bazen onlardan çok, din karşıtlarının mümkün kıldığını düşündüğüm için söylüyorum.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...