|

Derin
Devlet’le Nereye?
26.01.2006 / Radikal
Die Welt *
Boris Kalnoky
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn geçen ay İstanbul'da, "Mahkemeye
çıkan Orhan Pamuk değil Türk adaletidir" demişti. Şimdi Orhan Pamuk
hakkındaki dava, yargıçların ifadelerine göre, ülkenin Adalet Bakanı bu
davanın görülmesine onay vermediği için düşürüldü. Kuvvetler ayrılığı
ilkesine temelden aykırılık gösteren bu gerekçe nedeniyle Avrupa
perspektifinden bakıldığında, Pamuk davasının düşmesinin ardından, Türk
yargısına yönelik 'şikâyetten' de vazgeçilmesi yanlış olur.
Orhan Pamuk'un dava edildiği 301. madde geçmişten arta kalmış bir
kalıntı değil, aksine geçen yıl yürürlüğe giren ve Türk hukukunu Avrupa
standartlarına getirmesi istenilen reform paketinin bir parçası. Ancak
bu standartlara, yasaların vatandaşları devletin keyfiyetine karşı
koruması gereken temel düşünceler de dahil. 301. madde ise devleti
bireylere karşı koruyor. "Türklüğün, ordunun ve yargının aşağılanmasını"
cezaya tabi tutan ve her türlü itirazı "yargıyı etkilemeye çalışmak"
olarak tanımlayan diğer bir madde ile tamamlanan bu maddenin içerisinde
AB'de yeri olamayacak, Türkiye'ye has yapılaşmalar mevcut. Bu
yapılaşmalar 'derin devletin' gücünü koruyor. Askeri-bürokratik sınıftan
oluşan 'derin devlet', kendini Atatürk'ün mirasının ve ulus-devletçi
ilkelerinin koruyucusu olarak algılıyor. 'Derin devlet', hem bürokrasiye
hem yargıya, hem siyasete ve idari personele sızılmasıyla ve gerekli
yasaların çıkarılmasıyla işliyor. Bu fark edilmeden ve her gün
gerçekleşiyor. Askeri darbe sadece çok acil durumlarda gerekli oluyor.
Bu yüzden, Türk adaletini Avrupalılaştırmayı denemek, ülkenin AB'ye
yakınlaşmasıyla çok şey kaybedecek askere ve bürokratik-adli sınıfın
arpalıklarına doğrudan cephe almak demektir.
Bu arada 'derin devletin' gücü, reform siyaseti sayesinde azaldı. Bu
sadece, hükümet partisi AKP, geleneksel Kemalizmci sınıftan değil,
İslamcı hareketten geldi diye mümkün oldu. 'Kıdemliler rejiminin'
temsilcileri kendilerini bu yüzden daha çok tehlikede görüyor ve buna
karşı direniyor. Son dönemdeki olumsuz haberlerin hemen hepsinin
kaynağının Türk bürokrasisi ya da yargıyla ilgisi oluşu da bu yüzden.
Türkiye'nin imajını zedelemek ve Avrupa'dan uzaklaştırmak amacıyla ister
tarihi bir konferansın ertelenmesi olsun isterse Pamuk konusu bir
skandala dönüştürülüyor. Türk hukuk sistemi, reform siyaseti ile eski
takımın karşı direnişi arasındaki ihtilaf nedeniyle derin bir krize
düştü. Dünden kalmaların etkisiz kılınmasında, ki bu Avrupa'ya
yakınlaşmanın kayıtsız şartsız koşuludur, çok temkinli davranılmazsa
tehlikeli iç siyasi tepkiler beklenebilir.
Ancak, AKP'nin yargıyı Avrupalılaştırmak için mümkün olan her şeyi
yapmamasının başka bir nedeni daha var. Bu sadece iç siyasi sonuçlar
getirebileceği endişesiyle ilgili değil, aynı zamanda da sahip olunan
güç olanaklarından bir gün kendilerinin de faydalanabileceği zaafıyla da
ilgili.
Örneğin, eski AKP Kültür Bakanı Erkan Mumcu (artık ANAP Lideri)
Erdoğan'ın Türkiye'yi gerçekten demokratikleştirmek istemediğini ve
istese de bunu yapamayacağını, zira var olan sistem içerisinde kendi
gücünü artırmanın çok daha işine geldiği görüşünde.
Bununla beraber Türkiye'de stratejik AB katılım hedefi hâlâ önceliğini
koruyor. Yani Avrupa normlarında bir hukuk devletinin hayata geçirilmesi
düşünülebilir. Bunun oldukça fazla zamana ihtiyacı var. İlk önce
cumhurbaşkanı seçilecek, sonra da yeni meclis.Bu ortamda,
milliyetçilerin AB'nin boyunduruğu altına girildiği yönündeki
bağrışmalarına yol açacak yeni siyasi açılımlar için fazla fırsat yok.
Bu da, Erdoğan'ın kısa bir zaman önce AB büyükelçilerinden reformların
hayata geçirilmesi için biraz daha zaman istemesinin nedenini teşkil
ediyor.
Tanınan sürelerden çok daha uzun olanı ise yapılması gerekenlerin
listesi: her şeyin üzerinde tutulan devleti bireylere karşı koruyan,
düşünce özgürlüğünü sınırlayan maddelerin ortadan kaldırılması gerekiyor.
Ordunun sivilleri dava etme hakkı elinden alınmalı ve özellikle
savcılıklarda köklü bir personel yenilenmesine gidilmeli.
'Derin devlet' iktidarı elinde bulundurduğu sürece Türkiye özgür bir
devlet değildir.
*(Alman gazetesi, 24 Ocak 2006) |