Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 326 | Şubat  2006

                   

 

 


Dinsel Konularda Bir Ara Yol Yok mu?

Ertuğ Yaşar / 10.01.2006 / Referans

Hepimize hayırlı Bayramlar...
Nüfusunun çok büyük bir kısmı Müslüman olan Türkiye için Kurban Bayramı, Ramazan Bayramı ile birlikte, en önemli bayramdır. Sanayici bir arkadaşımın bu konuda verdiği örneği her zaman anımsarım. Arkadaşım, bütün resmi tatil günlerinde işçilerinin fazla mesai yapmak için can attığını; ama hiçbir işçisinin dini bayramlarda kesinkes fazla mesaiye gelmediğini söylemişti.
İlkokul ve orta okul günlerini 1970'lerin zor yıllarında yaşamış birisi olarak, ben de o "eski bayramların" tadını bir parça da olsa bilirim. Örneğin eğer bana yeni bir ayakkabı alınacaksa, bu mutlaka bir bayram öncesi olurdu. Ya da her bayram öncesinde mutlaka bana yeni giysiler alınırdı; ya da sevgili anneciğim bana yeni giysiler dikerdi. Doğal olarak bayramlar öncesi yeni giysilere kavuşan sadece ben de değildim. Ailemizin bütün fertleri bayramları yeni giysileri ile karşılarlardı.
Halk arasında "dini bütün" olarak tanımlanan bir aileden geldiğim için, kendimi bildim bileli babamın bayramlarda kurban kestiğini anımsıyorum. Babam 1970'lerin o en buhranlı günlerinde bile gururla, "ben CHP'liyim ve solcuyum" derdi. Ama hiçbir zaman da ne cuma namazından, ne bayram namazından, ne de kurban kesmekten vazgeçmedi.
Bizim de bahçe ya da tarla gibi açık bir alanda, o sabah yoldan bulunan bir kasap aracılığı ile kurban kestiğimizi; kurban kesilmeden önce edilen dualara benim de bilmeden eşlik ettiğimi; kesilen kurban kanının benim de alnıma sürüldüğünü; kesilen hayvanın etinin uzun süre açıkta durduğunu ve sonra da büyük kaplar ile taşınmaya çalışıldığını hala anımsıyorum. Boynu tamamen kesilen büyük baş bir hayvanın ayaklarının uzun süre hareket etmesi beni o zamanlar çok şaşırtmış ve korkutmuştu.
Yine de bizim eve "uygarlaşma" erkenden gelmiş olmalı ki, son yirmi yıldır babam kurbanını hep mezbahada kesti. Evet bu iş, sıra nedeni ile, daha uzun sürüyordu. Ama çok daha temiz ve zahmetsizdi.
Ben babam kadar dini bütün değilim. O nedenle pratik olarak hiç kurban kesmedim. Bir çok kere, çoğunda da babamın zorlaması ve bastırması ile, kurbanımı bağışladım. Bu yıl da, daha babam anımsatmadan, kurbanımı bağışlayarak bu işi çözdüm.
Bugün yedi yaşında olan oğlumun benim kadar Kurban Bayramı anısı olmayacak. O bayramları, ya olağan zamanlarda işi nedeni ile sürekli yolculuk eden babasının evde olduğu "hoş günler" olarak anımsayacak; ya da ailece tatile gidilen günler olarak...
Zaman değişiyor, biz "asrileşiyoruz", ama o eski güzel alışkanlıklarımız da bu değişme ile yok oluyor.
Bu satırların yazarı profesyonel işi nedeni ile bir çok yabancı ile ilişki içindedir. Bu yabancıların çoğu Katolik Hıristiyan, bazıları da Ortodoks Hıristiyandır. Bu yabancıların da bizim bu yıl Kurban bayramında olduğu gibi, uzun dini bayram tatilleri vardır. Örneğin Katolik Hıristiyanların daha birkaç gün önce kutladığı Noel gibi.
Gözlemim o ki, ne kadar liberal ve hatta ateist olursa olsunlar, Katolik Hıristiyanlar Noel gecesini (24 Aralık) ve Noel gününü (25 Aralık) büyük aileleri ile birlikte geçiriyorlar. Eğer çıkacaklarsa tatillerine, 26 Aralık'tan sonra başlıyorlar.
Peki ya biz?
İşte bu yıl güzel bir örnek değil mi?
Ortada dolaşan sayılara bakılırsa, 70 ile 100 bin arasında "beyaz Türk", Kurban bayramı tatilini kullanarak yurtdışına gitmiş. Bir o kadar "beyaz olmak isteyen Türk" de, Türkiye içinde tatil yörelerine gitmiş. Yani tam bir "bayramdan bana ne? Ben tatile bakarım" tutumu (bu satırların yazarı da böyle yaptığı için rahatlıkla eleştiri hakkını kullanmaktadır!).
Üzülerek görüyoruz ki Türkiye, dinsel konularda da bir ara yol bulamıyor. Yani ya kökten dinciliğe yaklaşan bağnazlık, ya da reddetmeciliğe yaklaşan vurdumduymazlık... Peki bunun bir arası hiç yok mu?

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...