Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 326 | Şubat  2006

                   

 

 


Depodaki Osmanlı Arşivi’nin Faydası Kime?

Mustafa Köker / 16.01.2006 / Referans

Londra, tarih araştırmacıları için de dünyanın en önemli merkezlerinden biri.
İngiliz diplomasisinin dünya üzerindeki etkisinin de bunda payı olduğuna şüphe yok.
Tek başına "Diplomasi" kavramının bile İngilizleri ve dolayısıyla İngiltere'yi hatırlattığı söylenebilir.
İngiltere'nin tarihte olduğu gibi bugün de dünya üzerinde etkili bir ülke olmasında köklü bir diplomasi kültürüne sahip olmasının payı var.
Artık eski bir yakıştırma olmanın ötesinde pek bir şey ifade etmeyen "Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk" denilen Birleşik Krallık ile dost kalmanın en iyi yolununun diplomasiden geçtiği gerçeği, Britanya'nın önemini artırıyor.
Türkiye ile İngiltere arasındaki diplomatik ilişkiler, üç asır öncesine gidiyor.
İki ülke arasındaki ilişkiler, Osmanlı Devleti'nin "sürekli diplomasi"ye geçiş sürecinin başladığı Sultan III. Selim dönemine kadar uzanıyor.
Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği'nin, 1794 yılında kurulduğu ve ilk büyükelçisinin de Yusuf Agah Efendi olduğu biliniyor.
Tarihçilerin de altını çizdiği gibi, Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına rastlayan süreçte iki ülke arasında sağlam diplomatik bağlar da mevcut.
İki ülke arasındaki ilişkilerin eskiye dayanması, bugünün araştırmacıları için paha biçilmez bilgilerden oluşan büyük bir diplomasi tarihi de oluşturdu. Bu birikim sadece iki ülke tarihçilerinin ilgisini çekiyor değil elbette.
Düne ait bilgiler bugün sadece araştırmacıların bilgi dağarcığını zenginleştirmekle kalsa belki geriye dönüp tozlu sayfaları karıştırmanın anlamı olmazdı.
Türkiye'nin de içinde yer aldığı coğrafyaya yeniden şekil verildiği günümüzde bu bilgilerin değeri bir kat daha artırıyor.
Geçmişin, büyük emperyal devletlerinin söz konusu coğrafyaya ilgisinin kesintisiz bir tarihi devamlılık arz ettiği ortada. Geçmişte yaşananın geçmişte kalmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Londra büyükelçiliği göreve
Bugün olanların geçmişte yaşananların devamı olduğunda herkes hemfikir. Çünkü her açıdan zengin toprak parçaları olan söz konusu coğrafyaya emperyal devlet ilgisi bugün de bitmiş değil.
Geçmişe ait ilişkiler, geliştirilen politikalar, zaman zaman bu ülkenin müttefiki olmuş olan Osmanlı İmparatorluğunu da kapsıyor. Londra'daki elçiliğimizde bulunan Osmanlı arşivinin, Birleşik Krallık'la ülkemiz arasındaki tarihi ve diplomatik bağları ortaya koyacak zenginlikte olduğu biliniyor. Bu arşivin ülkemize taşınması, hem tarihi hem de diplomatik bir haktır. Ancak nedense Londra büyükelçiliğimiz bu hakkı kullanmamaktadır. Çünkü, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nün "gönderin" talebine Dışişleri bakanlığımız olumlu cevap vermiyor.
Durumu iyice garipleştiren ise, isteyen araştırmacıların elçilikteki arşivden yararlandırılmaması.
İnsan düşünmeden edemiyor, birçok önemli başkentten Ankara'ya taşınan arşivlerimizden Londra'da olanının yerinden kıpırdatılmaması, İngiltere kaynaklı bir uygulama mıdır?
İngiltere makamlarının, arşivin Londra'da kalması yönünde bir isteği mi vardır? Soruların çoğlatılması mümkün ve haklıdır çünkü Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de bizzat ilgilenme gereği duyduğu durum garip bir durumdur.
Fransa'da soykırım kavramı dahil her kavramın politikacılar tarafından değil, tarihçiler tarafından ele alınması gerektiği konusu ortak bir karara bağlanmışken, bu kavramların uluorta kendisine karşı kullanıldığından yakınan Türkiye arşivlerini isteyene açmalıdır.
Açılması gereken arşivlerden birisi de herhalde Londra büyükelçiliğimizdekidir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...