|

Depodaki Osmanlı Arşivi’nin Faydası Kime?
Mustafa Köker / 16.01.2006 / Referans
Londra,
tarih araştırmacıları için de dünyanın en önemli merkezlerinden biri.
İngiliz diplomasisinin dünya üzerindeki etkisinin de bunda payı olduğuna
şüphe yok.
Tek başına "Diplomasi" kavramının bile İngilizleri ve dolayısıyla
İngiltere'yi hatırlattığı söylenebilir.
İngiltere'nin tarihte olduğu gibi bugün de dünya üzerinde etkili bir
ülke olmasında köklü bir diplomasi kültürüne sahip olmasının payı var.
Artık eski bir yakıştırma olmanın ötesinde pek bir şey ifade etmeyen "Üzerinde
Güneş Batmayan İmparatorluk" denilen Birleşik Krallık ile dost kalmanın
en iyi yolununun diplomasiden geçtiği gerçeği, Britanya'nın önemini
artırıyor.
Türkiye ile İngiltere arasındaki diplomatik ilişkiler, üç asır öncesine
gidiyor.
İki ülke arasındaki ilişkiler, Osmanlı Devleti'nin "sürekli diplomasi"ye
geçiş sürecinin başladığı Sultan III. Selim dönemine kadar uzanıyor.
Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği'nin, 1794 yılında kurulduğu ve ilk
büyükelçisinin de Yusuf Agah Efendi olduğu biliniyor.
Tarihçilerin de altını çizdiği gibi, Osmanlı'nın son dönemi ve
Cumhuriyet'in ilk yıllarına rastlayan süreçte iki ülke arasında sağlam
diplomatik bağlar da mevcut.
İki ülke arasındaki ilişkilerin eskiye dayanması, bugünün
araştırmacıları için paha biçilmez bilgilerden oluşan büyük bir
diplomasi tarihi de oluşturdu. Bu birikim sadece iki ülke tarihçilerinin
ilgisini çekiyor değil elbette.
Düne ait bilgiler bugün sadece araştırmacıların bilgi dağarcığını
zenginleştirmekle kalsa belki geriye dönüp tozlu sayfaları karıştırmanın
anlamı olmazdı.
Türkiye'nin de içinde yer aldığı coğrafyaya yeniden şekil verildiği
günümüzde bu bilgilerin değeri bir kat daha artırıyor.
Geçmişin, büyük emperyal devletlerinin söz konusu coğrafyaya ilgisinin
kesintisiz bir tarihi devamlılık arz ettiği ortada. Geçmişte yaşananın
geçmişte kalmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Londra büyükelçiliği göreve
Bugün olanların geçmişte yaşananların devamı olduğunda herkes hemfikir.
Çünkü her açıdan zengin toprak parçaları olan söz konusu coğrafyaya
emperyal devlet ilgisi bugün de bitmiş değil.
Geçmişe ait ilişkiler, geliştirilen politikalar, zaman zaman bu ülkenin
müttefiki olmuş olan Osmanlı İmparatorluğunu da kapsıyor. Londra'daki
elçiliğimizde bulunan Osmanlı arşivinin, Birleşik Krallık'la ülkemiz
arasındaki tarihi ve diplomatik bağları ortaya koyacak zenginlikte
olduğu biliniyor. Bu arşivin ülkemize taşınması, hem tarihi hem de
diplomatik bir haktır. Ancak nedense Londra büyükelçiliğimiz bu hakkı
kullanmamaktadır. Çünkü, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel
Müdürlüğü'nün "gönderin" talebine Dışişleri bakanlığımız olumlu cevap
vermiyor.
Durumu iyice garipleştiren ise, isteyen araştırmacıların elçilikteki
arşivden yararlandırılmaması.
İnsan düşünmeden edemiyor, birçok önemli başkentten Ankara'ya taşınan
arşivlerimizden Londra'da olanının yerinden kıpırdatılmaması, İngiltere
kaynaklı bir uygulama mıdır?
İngiltere makamlarının, arşivin Londra'da kalması yönünde bir isteği mi
vardır? Soruların çoğlatılması mümkün ve haklıdır çünkü Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün de bizzat ilgilenme gereği duyduğu durum garip bir
durumdur.
Fransa'da soykırım kavramı dahil her kavramın politikacılar tarafından
değil, tarihçiler tarafından ele alınması gerektiği konusu ortak bir
karara bağlanmışken, bu kavramların uluorta kendisine karşı
kullanıldığından yakınan Türkiye arşivlerini isteyene açmalıdır.
Açılması gereken arşivlerden birisi de herhalde Londra
büyükelçiliğimizdekidir. |