|

Filistin Depremi’ne Nasıl Bakalım?
Güven Sak / 27.01.2006 / Referans
Artık yüzde
70'e yüzde 30'dan bahsedildiğine göre, Filistin'de bir siyasi depremden
bahsetmek gerekiyor. Halbuki ilk sonuçlar böyle değildi. Bir Zeit
Üniversitesi'nce Ramallah'ta yapılan sandık başı anketine göre Fetih
yüzde 46.4 iken Hamas yüzde 39.5'ti. Bir başka anket ise oranları, Fetih
ve Hamas için, sırasıyla, yüzde 42 ve yüzde 35 olarak gösteriyordu. Ama
sonra sabahın ilerleyen saatlerinde rakamlar değişti. Ortaya bu siyasi
deprem görüntüsü çıktı. Şimdi İsrail'de, Filistin'de ve her yerde
insanlar neler olabileceğini düşünüyor. Biz de dışarıda kalmayalım.
Dünyanın yeterince derdi var. Bölgemizde İran ve Suriye'ye doğru zaten
endişeli endişeli bakıp duruyoruz. Şimdi bir de Filistin'e endişeyle
bakmak gerekiyor mu? Bu seçim sonuçları ne anlama geliyor? Türkiye
ekonomisi için risklerin esas olarak dışsal olduğu, iktisatçıların bu
nedenle dış politika gelişmelerini de merakla izlediği bir dönemdeyiz.
Gelin kısaca bir bakalım. Çünkü eninde sonunda bu da ortadaki listeye
eklenecek.
Müsaadenizle, önce iki noktanın altını çizelim. Birinci nokta şu: bu
beklenmedik bir gelişme miydi? Esasen evet. Geçen hafta Ramallah'ta
edindiğimiz izlenim Hamas'ın yüzde 45'i bulabileceği yönündeydi. Ama
doğrusu ya bu büyüklükte bir depremi pek bekleyen yoktu. İkinci soru ise
şudur: Hamas'ın sergilediği güçlü performans, laik gelenekleri göreli
olarak güçlü Filistin toplumunda, bir İslami canlanma olduğu anlamına mı
gelmektedir? Evet ve hayır. Evet, Hamas İslamcı bir kaynaktan
gelmektedir ancak Hamas'ın bugünkü gücü esasen Fetih'in güçsüzlüğünden
kaynaklanmaktadır. Oslo süreci içinde Filistin Ulusal Yönetimi'nin
oluşturulmasından beri geçen yaklaşık on iki yıllık organizasyon
bozukluğu ve kötü yönetim Hamas'ı bu ilk demokratik seçimden güçlü
çıkarmıştır. Hamas, İslamcı olduğu için değil, Fetih'e alternatif olduğu
izlenimini verdiği için güç kazanmış görünmektedir. İsrail'in "kapama"
politikasının da bu kötü sonuçta elbette bir katkısı olmuştur. En
azından bizim ilk izlenimimiz böyledir.
Şimdi bundan sonra ne olur? Siyasetçiler ne düşünürlerse düşünsünler,
Filistin halkı iş ve normal bir yaşam istemektedir. Siyasetçilerin
karşılaması gereken talep esasen budur. Peki, bu talep nasıl
karşılanabilir? Çabucak karşılanabilir mi? Evet, bu talep çabucak
karşılanabilir. İki intifada ve İsrail'in kapama (closure) politikası
ile geçen son dört yıl bir noktayı büyük bir açıklıkla göstermiştir.
Filistin ekonomisi, İsrail ekonomisi ile derin bir entegrasyon içindedir.
Filistinliler, ürettiklerini esas olarak İsrail pazarında satmakta ve
İsrail'de çalışmaktadırlar. İsrail-Filistin iş ortaklıkları bu nedenle
yoğundur. Kapama politikasının kontrol noktaları ve yoğun askeri
denetimi tam da bu yakın ilişkiyi sağlayan damarları kesmiştir. O
nedenle de son derece etkili olmuştur. Şimdi Filistin'de hızla istihdam
yaratmanın ön koşulu, İsrail ekonomisi ile Filistin ekonomisi arasında
dün kesilen bağları bugün hızla yeniden kurmaktır. Çabucak istihdam
yaratmanın bizim bildiğimiz başka bir yolu yoktur.
Elbette Filistin ekonomisini doğrudan dünyaya açmak, İsrail ekonomisi
ile Filistin arasındaki entegrasyonu azaltmak mümkündür. Ancak bu yolu
seçmek, daha zor yoldan Filistin ekonomisini canlandırmaya çalışmak
demektir. İsrail ekonomisi ile entegrasyonu yeniden başlatmayı tercih
etmemek demek, kısa vadede istihdam yaratılamayacağını da peşinen
kabullenmek demektir. Bu ise sürdürülebilir değildir. Kısa vadede
istihdam yaratmanın ve fark yaratmanın ön koşulu ise, Filistin
ekonomisini İsrail ekonomisine bağlayan damarları yeniden onarmaktır. Bu
onarım işi için ise, İsrail'le birlikte davranmak önem taşımaktadır.
Boş lafla politika yapılabilir ama karın doyurulamaz, sağlık hizmeti
sağlanamaz, ülkelerin geleceği kurulamaz. Hamas'ın güçlenmesi boş lafla
değil, kamu hizmetlerini halka götürmek suretiyle olmuştur.
Dolayısıyla biz seçim sonuçları ne olursa olsun, vaktin geldiğini
düşünüyoruz. Filistin'de çözüm vakti gelmiş, bıçak kemiğe dayanmıştır.
Zaman konuşmak değil, iş yapmak zamanıdır. İhtiyaçlar ise ulvi değil,
son derece dünyevidir. |