Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 326 | Şubat  2006

                   

 

 


Filistin Depremi’ne Nasıl Bakalım?

Güven Sak / 27.01.2006 / Referans

Artık yüzde 70'e yüzde 30'dan bahsedildiğine göre, Filistin'de bir siyasi depremden bahsetmek gerekiyor. Halbuki ilk sonuçlar böyle değildi. Bir Zeit Üniversitesi'nce Ramallah'ta yapılan sandık başı anketine göre Fetih yüzde 46.4 iken Hamas yüzde 39.5'ti. Bir başka anket ise oranları, Fetih ve Hamas için, sırasıyla, yüzde 42 ve yüzde 35 olarak gösteriyordu. Ama sonra sabahın ilerleyen saatlerinde rakamlar değişti. Ortaya bu siyasi deprem görüntüsü çıktı. Şimdi İsrail'de, Filistin'de ve her yerde insanlar neler olabileceğini düşünüyor. Biz de dışarıda kalmayalım. Dünyanın yeterince derdi var. Bölgemizde İran ve Suriye'ye doğru zaten endişeli endişeli bakıp duruyoruz. Şimdi bir de Filistin'e endişeyle bakmak gerekiyor mu? Bu seçim sonuçları ne anlama geliyor? Türkiye ekonomisi için risklerin esas olarak dışsal olduğu, iktisatçıların bu nedenle dış politika gelişmelerini de merakla izlediği bir dönemdeyiz. Gelin kısaca bir bakalım. Çünkü eninde sonunda bu da ortadaki listeye eklenecek.
Müsaadenizle, önce iki noktanın altını çizelim. Birinci nokta şu: bu beklenmedik bir gelişme miydi? Esasen evet. Geçen hafta Ramallah'ta edindiğimiz izlenim Hamas'ın yüzde 45'i bulabileceği yönündeydi. Ama doğrusu ya bu büyüklükte bir depremi pek bekleyen yoktu. İkinci soru ise şudur: Hamas'ın sergilediği güçlü performans, laik gelenekleri göreli olarak güçlü Filistin toplumunda, bir İslami canlanma olduğu anlamına mı gelmektedir? Evet ve hayır. Evet, Hamas İslamcı bir kaynaktan gelmektedir ancak Hamas'ın bugünkü gücü esasen Fetih'in güçsüzlüğünden kaynaklanmaktadır. Oslo süreci içinde Filistin Ulusal Yönetimi'nin oluşturulmasından beri geçen yaklaşık on iki yıllık organizasyon bozukluğu ve kötü yönetim Hamas'ı bu ilk demokratik seçimden güçlü çıkarmıştır. Hamas, İslamcı olduğu için değil, Fetih'e alternatif olduğu izlenimini verdiği için güç kazanmış görünmektedir. İsrail'in "kapama" politikasının da bu kötü sonuçta elbette bir katkısı olmuştur. En azından bizim ilk izlenimimiz böyledir.
Şimdi bundan sonra ne olur? Siyasetçiler ne düşünürlerse düşünsünler, Filistin halkı iş ve normal bir yaşam istemektedir. Siyasetçilerin karşılaması gereken talep esasen budur. Peki, bu talep nasıl karşılanabilir? Çabucak karşılanabilir mi? Evet, bu talep çabucak karşılanabilir. İki intifada ve İsrail'in kapama (closure) politikası ile geçen son dört yıl bir noktayı büyük bir açıklıkla göstermiştir. Filistin ekonomisi, İsrail ekonomisi ile derin bir entegrasyon içindedir. Filistinliler, ürettiklerini esas olarak İsrail pazarında satmakta ve İsrail'de çalışmaktadırlar. İsrail-Filistin iş ortaklıkları bu nedenle yoğundur. Kapama politikasının kontrol noktaları ve yoğun askeri denetimi tam da bu yakın ilişkiyi sağlayan damarları kesmiştir. O nedenle de son derece etkili olmuştur. Şimdi Filistin'de hızla istihdam yaratmanın ön koşulu, İsrail ekonomisi ile Filistin ekonomisi arasında dün kesilen bağları bugün hızla yeniden kurmaktır. Çabucak istihdam yaratmanın bizim bildiğimiz başka bir yolu yoktur.
Elbette Filistin ekonomisini doğrudan dünyaya açmak, İsrail ekonomisi ile Filistin arasındaki entegrasyonu azaltmak mümkündür. Ancak bu yolu seçmek, daha zor yoldan Filistin ekonomisini canlandırmaya çalışmak demektir. İsrail ekonomisi ile entegrasyonu yeniden başlatmayı tercih etmemek demek, kısa vadede istihdam yaratılamayacağını da peşinen kabullenmek demektir. Bu ise sürdürülebilir değildir. Kısa vadede istihdam yaratmanın ve fark yaratmanın ön koşulu ise, Filistin ekonomisini İsrail ekonomisine bağlayan damarları yeniden onarmaktır. Bu onarım işi için ise, İsrail'le birlikte davranmak önem taşımaktadır.
Boş lafla politika yapılabilir ama karın doyurulamaz, sağlık hizmeti sağlanamaz, ülkelerin geleceği kurulamaz. Hamas'ın güçlenmesi boş lafla değil, kamu hizmetlerini halka götürmek suretiyle olmuştur.
Dolayısıyla biz seçim sonuçları ne olursa olsun, vaktin geldiğini düşünüyoruz. Filistin'de çözüm vakti gelmiş, bıçak kemiğe dayanmıştır. Zaman konuşmak değil, iş yapmak zamanıdır. İhtiyaçlar ise ulvi değil, son derece dünyevidir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...