|

Hamas’a Bakmak: Filistin’i Anlamak
Cengiz Çandar / 30.01.2006 / Bugün
Hamas'ın
Filistin seçimlerindeki "tartışmasız zaferi", Ortadoğu'da "barış" ve
kangren halindeki Filistin sorununun "çözüm" şansı konusunda bazı
çevrelerde "kötümser duygular"a yol açtı.
Bunun başlıca nedeni, Hamas'ın İsrail'in "varlığını reddetmesi" ve "silahlarını
terk edeceği"ni ilan etmemesi.
Türkiye'de de aynı sorular, yani "bundan sonra ne olacak?", "Hamas
İsrail'i tanıyacak mı?", "Hamas'ın daha 'ılımlı' bir çizgiye kayması,
dönüşmesi mümkün mü?" soruları soruluyor. Bunlar yanlış sorular. "Filistin
sorunu" nun yapısal özelliklerinden, "tarihsel arka planı"nından "bihaber"
sorular.
Filistin seçim kampanyası, bu konuyu iyi bilen gözlemcilerin belirttiği
gibi "İsrail ile savaş ya da barış" konulu bir "referandum" değildi.
Hamas, İsrail'i haritadan sileceğine söz vermiş falan olduğu için seçim
kazanmadı. Hamas'ın böylesine ezici bir seçim zaferi kazanmış olması,
Filistin toplumunun son yıllarda içine düştüğü büyük sıkıntıların
başlıca kaynağı olarak, İsrail işgalinin yanı sıra kendi yönetiminin
beceriksizliği ve dahası yöneticilerinin yolsuzluklarını görmesinde
yatıyor.
Filistin Yönetimi'nden sorumlu olanlar, bir yandan İsrail'in işgalci
politikalarının her türlü olumsuz sonucuna karşı toplumlarını
koruyamazken, bir yandan da "küplerini doldurmuş" görüntüdeydiler. Yani,
adeta "işgalcinin işbirlikçisi" görüntüsü veriyorlardı.
Filistin halkı, Fetih'in "eski kuşak" yöneticilerini bu berbat durumun
sorumlusu olarak görüyordu. Daha yıllar öncesinden, "Oslo kliği"
yakıştırması, Fetih'in -dolayısıyla Filistin Yönetimi'nin- yönetici
kadroları için "yolsuzluk" ile eş anlamlı kullanılır hale gelmişti.
Bütün bu nedenlerle, Fetih'i Yasir Arafat'ın ölümünden sonra bir "otorite"
altında tutmak imkânsızlaşmış, Fetih, "eski kuşak" ve "yeni kuşak"
olarak ikiye çatlamış bir şekilde bu seçimlere gitmişti. ("Yeni kuşak"ın
lider figürü, müebbet hapse mahkûm olarak İsrail hapishanelerinde yatan
Mervan Barghuti seçildi; popülaritesini koruyor.)
Kim ne derse desin, dönüm noktası Yasir Arafat'ın ölümüdür. Yasir
Arafat, bir "ölümsüz ulusal simge", bir deyimle insanlık ailesine dahil
"Filistin aşiretinin reisi" olduğu için, tartışılmaz bir otoriteyi ifade
ediyordu. Onun sahneden çekilmesinden sonra, Fetih'in liderliğinin "tartışmasız"
devamı mümkün değildi. Ya genç kuşak Fetih liderleri -yani. El Aksa
Şehitleri Tugayları'nı temsil edenler-ya da Hamas'ın Filistin sahnesinin
önüne geçmesi kaçınılmazdı. Bu seçim sonuçları, söz konusu durumu
belgeledi.
Filistin seçmeni, Hamas'ın, mevcut Fetih'e oranla günlük hayatlarına
daha olumlu katkı yapacağını düşünüyor. Haksız da değiller. Fetih'in
elindeki Filistin Yönetimi, bütçesinin yüzde 70'ini bir "güvenlik
devleti" kurmaya, çeşitli istihbarat kuruluşlarına harcadı. Filistin
Yönetimi, en ziyadesiyle Mısır, Suriye, S.Arabistan, (eski Irak) vs.
gibi değişik ölçülerdeki "polis rejimleri"ne benziyordu. Filistin
Yönetimi'nin boşalttığı toplumsal alanı, okullar, yuvalar, kreşler,
klinikler, gençlik ve kadına yönelik programlarla Hamas çoktandır
dolduruyordu. Toplum, önüne çıkan "ilk demokratik fırsat"ta, yani "sandık
başında" Hamas'ı yüzde 77 katılım sonucu, 132 sandalyenin 74'ünü alacak
şekilde ödüllendirdi. Olan bu.
Elbette ki, Hamas'ın seçim başarısının sebepleriyle bunun yol açacağı
sonuçlar, "Filistin sorunu"nun "özgün niteliği"nde ötürü birebir
örtüşmeyecek. Hamas'ın İsrail'e karşı katı pozisyonu nedeniyle, Amerika
ve İsrail'in Hamas'la görüşülmesine karşı bulunmaları nedeniyle "barış
süreci"nin durabileceği, ortadan kalkacağı tahminleri yapılıyor.
Peki, gerçekten işleyen bir "barış süreci" var mı ki ? Olsaydı, İsrail,
kimisine göre bir "utanç duvarı" olan o "güvenlik duvarı"nı inşa etme
işine girişir miydi? "Barış süreci" gerçekten işliyor ve ilerliyor olsa
idi, Oslo nedeniyle "Nobel Barış Ödülü" kazanmış ve Filistin halkının "ulusal
simgesi" Yasir Arafat'ın Ramallah'ta kuşatma altında ölüme
sürüklenmesini neyle izah edeceğiz.
İsrail, rüzgar ekti, fırtına biçti. Yani; "İsrail, Fetih'in burnunu
sürtmeye kalktı, karşılığında Hamas'la eşleşti."
Şimdi bu "eşleşme"ye itiraz yerine, yeni olgulara göre "yeni sayfa"
açmak gerekecek. Bu kolay olmayacak, zaman alacak ve belki de
başarılamayacak. Ama sorun sadece Hamas'ta değil, tersine, Hamas'ı var
eden ve ona seçim kazandıran koşulları oluşturan İsrail politikalarında.
İsrail, 28 Mart'ta seçime gidiyor. İsrail'in son yıllarına ve hatta
yakın geleceğine büyük bir damga vurmuş olan Ariel Sharon, kendi ilan
ettiği seçimlere katılmayacak. Post-Sharon bir İsrail ile ve şimdide
Filistin tarafından Hamas'lı bir "hasım ya da partner" e sahip bir
İsrail ile karşı karşıyayız.
Siz, Hamas olsanız, İsrail seçim sonuçlarını görmeden silah bırakır
mısınız? İsrail işgalinin nasıl ortadan kalkacağına dair ipuçlarına
sahip olmadan elinizdeki "kartları" terk eder misiniz? Hayal kurmamalı.
Gerçekçi olmalı. Hamas, yakın gelecekte tepeden tırnağa dönüşüm yaşamaz.
Zaman içinde? Mümkündür. Karşılıklı olması kaydıyla.
Bu vesileyle şu satırları izleyiniz:
"Taraftar ya da üye mi olduğu yani tam statüsünün ne olduğu bilinmese
de, 1948'de Müslüman Kardeşler'e sürüklenen Filistinli eylemcilerden
biri, 20 yaşındaki bir Kahire Üniversitesi öğrencisi idi... Yasir
Arafat..." (Armed Struggle and the Search for State- "Silahlı Mücadele
ve Devlet Arayışı, Yezid Sayigh, Oxford, 1997")
Evet, Fetih'in başta Yasir Arafat, aşağı yukarı tüm yönetici kadroları
Müslüman Kardeşler kökenli ve Gazze'den yola çıkmış olanlardır.
Tıpkı, Hamas'ın şu anki liderleri gibi. |