Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 326 | Şubat  2006

                   

 

 


İran’ı Durdurmak

Yasemin Çongar / 09.01.2006 / Milliyet

Yeni yıla, Ortadoğu'nun yeni krizlere gebe olduğunu hatırlatan olaylarla girdik:
İsrail siyasetinin bir anda Ariel Şaron'suz kalması... Irak'ın en kanlı haftalardan birini yaşaması... El Kaide'nin iki numarası Ayman El Zevahiri'nin yeniden boy göstermesi... Beşar Esad'ın Hariri cinayeti konusunda BM tarafından sorgulanmayı reddetmesi... Ve İran'ın nükleer çalışmalara yeniden başlayacağını duyurması...
Bir haftaya sığan bu gelişmeler, bölgemizin 2006'da yine uluslararası gündemin ön sırasında olacağının kanıtı. Ankara da dikkatini, yıl boyunca, başta doğu ve güneyimizdeki üç komşuda yaşanabilecekler olmak üzere Ortadoğu'dan pek ayıramayacak.
Türk dış politikasını bekleyen önemli sınavlardan biri, Mahmud Ahmedinecad liderliğinde giderek sertleşen Tahran'la ilişkilerin nasıl düzenleneceği.
İran'ın nükleer silah edinmesini kendi çıkarına aykırı gören Türkiye, bu çizgideki uluslararası çabayı desteklemeyi komşulukla bağdaştırmaya çalışacak. Bu çabanın başarısı, biraz da, toplum olarak İran'la ilgili gelişmeleri izleyip kavrayabilmemize bağlı. "ABD, şimdi de İran'ı nükleer silah bahanesiyle vurmak istiyor" saplantısının ötesine geçemezsek, bu en çok Ankara'daki hükümetin işini zorlaştırır.
Tahran'ın hesabı
İran, son anda fikir değiştirmezse, yaklaşık ikibuçuk yıldır ara verdiği uranyum zenginleştirme çalışmasını bugün ya da yarın yeniden başlatacak.
Bu karar, Tahran'ın AB troykası (İngiltere, Fransa, Almanya) ile anlaşmasından caydığı ve Natanz nükleer tesisini yeniden faaliyete geçireceği anlamına geliyor.
AB'yi (ve troykayı destekleyen ABD'yi) nereye kadar zorlayabileceğini denemek, Ahmedinecad'ın iş başına geldiğinden beri izlediği taktik.
İran Cumhurbaşkanı , şimdi olmasa da, günün birinde nükleer silahı üretmesine imkan verecek teknolojiyi elde etmeye kararlı görünüyor. Ülkesinin ciddi iktisadi sorunlarını çözme yolunda henüz hiçbir adım atmazken, halk desteğini bir yandan "nükleer inat", bir yandan da özellikle İsrail'i hedef alan demagojisiyle koruma çabasında.
Bu arada, İran-Rusya nükleer pazarlığı hafta sonu Tahran'da başladı. Bu pazarlık, aslında ABD ile AB tarafından da benimsenecek bir çözümü aralayabilir. Tek koşul, "Rusya'nın İran'ın uranyumunu Rusya'daki tesislerde zenginleştirmesi ve hazır nükleer yakıtı İran'a geri vermesi;İran'ın kendi topraklarında zenginleştirme yapmaması"
Tahran'dan gelen son açıklama ise, zenginleştirmenin İran'da da yapılmasını Rusya'ya şart koştuklarını yansıtıyor. Yani ABD ve AB'nin "kırmızı çizgilerini" zorlamaya devam.
Karşı önlemler
Uluslararası topluluk, Türkiye'de de bazılarının dile getirdiği "İsrail'in nükleer silahı var da, İran'ın neden olmasın" sorusunu mantıklı bulmuyor. Rejimin sicili ve Tahran'ın nükleer silahlanma gayretini Uluslarası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) 18 yıl gizlemiş olması, Ankara dahil birçok başkenti tedirgin kılıyor.
Tahran'ın nükleer çalışmaya yeniden başlama kararı, Washington, Berlin, Paris ve Londra'nın yanı sıra, UAEA'ye ev sahipliği ve AB'ye dönem başkanlığı yapan Viyana'dan da sert tepki aldı.
35 üyeli UAEA Guvernörler Kurulu, ocak ortasında bu konuda olağanüstü toplantıya çağrılabilir. ABD'ye göre, bu kurulda İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne sevk etmek için yeterli oy var.
Bilinmeyen, Güvenlik Konseyi'nde ne olacağı.
ABD'li yetkililer, Tahran Moskova'nın nükleer önerisini geri çevirirse, Rusya'nın da yaptırıma yanaşabileceği umudunda. Ancak başta TOR-M füzelerinin satışından sağlayacağı gelir olmak üzere, Rusya'nın İran'la bağlarından kolay vazgeçmeyeceği biliniyor.
Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden Çin'in ise, İran'la 25 yıllık, 200 milyar dolarlık bir doğalgaz anlaşması var.
Zaten Tahran'ın, ABD ve AB'yi zorlaması biraz da, Rusya ve Çin'le kurduğu bu bağlar sayesinde.
İş Güvenlik Konseyi'nde tıkanırsa, İran'ı durdurmanın fazla yolu kalmayacak. Bir olasılık, AB'nin iktisadi yaptırıma gitmesi. Bir başkası, İran'ın nükleer tesislerinin vurulması.
Askeri saldırı, İsrail'de Likud lideri Binyamin Netanyahu gibilerinin ve ABD'deki bazı unsurların öne çıkardığı bir seçenek, ama Bush yönetiminin asıl tercihi değil.
ABD'lilere göre, "1981'de Irak'ın Osirak nükleer tesisini vurduk; 20 yıl rahat ettik" diyen ve kendi başbakanlığında İran'a da aynısını yapacaklarını söyleyen Netanyahu 'nun sözleri havada kalıyor. Zira İran'da tek bir nükleer hedef yok, ülkeye yayılmış bilinen (ve belki bilinmeyen) çok sayıda tesis var.
Birkaç gözdağı vuruşu, İran'ın nükleer silaha doğru ilerlemesini önlemeyecek. Kapsamlı bir operasyon ise, ABD'yi de, bölgeyi de zorlar. Çıkarımız, iş o noktaya gelmeden Tahran'ın durdurulmasında.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...