|

Ma’rûf
Sözcük
olarak: "bilinen, tanınan ve benimsenen şey" anlamına gelen Ma'rûf
kavramı "A-Ra-Fe" fiil kökünden gelmektedir. A-ra-fe, "Her hangi bir
şeyi görünümüne ve özelliklerine bakarak duyularla kavramak, eserlerine
bakarak tefekkür ve akıl yorarak bir şeyi idrak etmek, nihayetine
ulaşmak" demektir. Kur'an'ın önemli kavramlarından olan Ma'rûf, kavram
olarak: "ihsan, iyilik, bilmek, idare etmek ve örf olan şey" anlamına
gelmektedir. Ma'rûf, içeriği ve taşıdığı anlam itibariyle her zaman
"olumluluğu" çağrıştırır.
Kur'an, ma'rûfu genellikle, Arapça'da "bilinen şeyi" ifade eden "harf-i
tarif" almış şekliyle yani "el-ma'rûf" formatında kullanmaktadır. Bu da
bir şeyin Kur'an'a göre ma'rûf sayılabilmesi için, ma'rûf olarak görülen
şeylerin belli özelliklere sahip olması ve nitelik itibariyle bir
seçicilik içermesi gerektiğini göstermektedir. Günlük uygulamalarımızın
hemen hemen tamamıyla, ya doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantısı olan
"el-ma'rûf", toplumun büyük çoğunluğu tarafından iyi, güzel, doğru ve
yararlı olan şeyler olarak bilinen, uygulana uygulana örf halini alan ve
herkesin kabul edip bildiği şey demektir.
Ma'rûfu konu edinen ayetlere bakıldığında, onun anlam sahasının ne kadar
geniş bir alanı kapsadığı ve pratik hayatı düzenlemede ne kadar önemli
bir yere sahip olduğu görülmektedir. Öyle ki, doğrudan veya dolaylı
olarak onunla bağlantısı olmayan konu yok gibidir. Kur'an, özellikle
sosyal ve ekonomik birçok konuda ma'rûfu yasal düzenleme konumunda
görmektedir. Allah, inananlardan ihtilafa düştükleri birçok konuda
ihtilaflarını ma'rûf olan örfe göre çözmelerini istemektedir. Evlenme,
boşanma, miras, tanıklık ve benzeri konulardaki ayetler yasal anlamda
ma'rûf olana göre davranmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Ma'rûf kelimesi cahiliye döneminde de "iyilik, ikram, gönül okşayıcı
söz, insanın faydalı bulduğu, hoşlandığı ve memnun olduğu durum
anlamında" yaygın olarak kullanılmaktaydı. Ma'rûf, Arap edebiyatında da
cömertlik ve ikram anlamında kullanılmaktaydı. Kur'an, Ma'rûfu büyük
oranda cahiliye döneminde ifade ettiği anlamıyla kullanmıştır. Ancak
diğer bütün kavramlarda olduğu gibi bu kavram da, kavram olarak vahye
uyarlanarak, taşıdığı anlama tamamen İslami bir içerik kazandırılmıştır.
Diğer bir deyimle bu kavramın taşıdığı manaya, kavram olarak ifade
ettiği öze uygunluğu sağlanmıştır. Ve ma'rûf kavramı dinin çok önemli
bir öğesi olarak toplum hayatında belirleyici unsur olmuştur.
Kur'an, Ma'rûfu birçok ayette "ma'rûfu emretme, münkeri nehyetme"
kalıbıyla kullanmaktadır. Münker, Ma'rûfun karşıtıdır. Münker, "salim
aklın" çirkinliğine hükmettiği, kötü şey demektir. Her şeyin zıddıyla
var olduğu gerçeği dikkate alındığında, ma'rûf için münkerin zıddıdır
denebilir. Ne var ki Kur'an'da ma'rûf ve münkerin neler olduğu tek tek
sayılmadığı gibi, tanımı da yapılmamıştır. Ancak ma'rûf ve münkerin
neler olduğunu ismen belirlemeyen Kur'an, ma'rûfa uymayı ve münkerden
kaçınmayı kesin hükümlerle istemektedir. Bu istek önem sıralamasında
"farz kılınan" konuların başında gelmektedir. Zaten ma'rûf olan ve
olmayanların bir listesinin yapılması işin tabiatına aykırıdır. Zira bu
hiçbir listeye sığmayacak bir konudur. Ancak birçok konuda olduğu gibi
bu konuda da Allah liste vermek yerine ölçü vermiş ve verdiği ölçüye
uygunluğu esas almıştır. Hal böyle olunca, ma'rûf ve münkerin ne olduğu
ve ma'rûfa nasıl uyulacağı, münkerden nasıl kaçınılacağı konusunda
belirleyici olma yetkisi ve sorumluluğu insana bırakılmıştır. Böyle
olunca da her konuda olduğu gibi bu konuda da Müslüman'ı diğerlerinden
ayıran temel fark onun ma'rûf ve münker konusunda da Kur'an'ı ölçü
almasıdır. Münkere karşı mücadele verilmesi ve iyiliğin emredilmesi
bütün inananlar için farz kılınmış bir hüküm olduğu halde ve maruf
olanların neler olduğu sayılmadığı halde toplumun ma'rûf olana göre
hareket etmesinin istenmesi; neyin ma'rûf veya neyin münker olduğunun
tespit edilmesinde vahyin yanı sıra insan vicdanının ve aklının da
önemli ölçüde belirleyici olduğunu göstermektedir.
Kur'an, İslam toplumuna öncelikle, ma'rûfun, insanı ve insana ait her
türlü işi kuşatacak şekilde yaygınlaştırılması, kötü olanın ise yok
edilmesine çalışılması çağrısını yapmaktadır. Bu çağrı Kur'an'ın çok
önemli bulduğu çağrılarından birisidir. Aslında bu çağrı, her türlü
zulümden, esaretten ve kötülükten kurtulmanın çağrısıdır. Rabbimiz:
"Hayra çağıran, ma'rûfu emredip münkeri engelleyen bir topluluk olun.
İşte kurtulanlar onlardır"(3/104) buyurmaktadır. Bu çağrı o kadar büyük
bir öneme sahiptir ki bunun ihmal edilmesi küfrün ve zulmün hayata hâkim
olması sonucunu doğurur. Bu çağrı özü itibariyle "hayır"da yarışma
çağrısıdır. Keza Kur'an'ın, birçok ayette Müslümanlardan "hayırda
yarışmalarını" istemesi de bu çağrının ne kadar önemli olduğunu
göstermektedir.
Hayırda yarışmayı gerçekleştiren bir toplum, bununla öyle bir güç elde
eder ki hiçbir güç onunla baş edemez. Hayırda yarışmayı ahlak edinmiş
bir toplum siyasi, ticari, ekonomik kısacası her alanda "hayır" yarışına
girişeceği için; bu yarış doğal olarak o toplumun kalkınmasını,
ilerlemesini ve güçlü olmasını sağlayacağı gibi; aynı zamanda güvenli,
huzurlu ve mutlu olmasına da büyük bir katkı sağlayacaktır. Bütün bu
yararların yanı sıra en büyük yarar da "hayırda" yarıştığı için Allah’ın
onlara yapacağı yardım olacaktır. Zira, hayırda yarışanlara Allah yardım
edeceğini vadetmektedir.
"En kötü kuralın dahi kuralsızlıktan iyi olduğu" gerçeğini herkes kabul
etmektedir. O nedenle bir kimse tek başına yaşasa dahi hayatını kendince
koyduğu bir takım kurallara göre düzenlemek ister. Bu gerçeğin toplumsal
hayat için daha büyük bir zorunluluk ve önem taşıdığı muhakkaktır. İster
kişisel olsun ister toplumsal olsun bu ihtiyacı karşılamak için
belirlenen kurallardan, toplumca iyi ve yararlı olduklarına karar
verilenler, toplumun ma'rûfu olurlar. Söz konusu toplum İslam toplumu
olunca Ma'rûf, o toplumun inancından ve İslami anlayışından doğan
prensiplerden, kurallardan ve değerlerden oluşacaktır. İşte bu nedenle
İslam toplumu, ma'rûf olarak gördüğü şeylere ne kadar uygun davranırsa o
oranda varlığını sürdürebilmek için önemli bir güçten yararlanmış olur.
Ma'rûf, birçok açıdan gelenekten farklı olsa da yine de birçok yönüyle
geleneğin sahip olduğu karaktere sahiptir. Bunun başında toplumda yer
etmiş bir değer olduktan sonra terk edilmesinde veya değiştirilmesinde
taşıdığı zorluktur. Gelenekleşmiş bir konuda değişiklik yapmak nasıl ki
çok zorsa aynı zorluk ma'rûf olarak görülmüş şeyler için de geçerlidir.
Hatta zaman zaman vahyin önüne geçerek "temel ölçü olarak alınma"
tehlikesini de bünyesinde taşımaktadır. O bakımdan değiştirilmesi en zor
olan şeylerden biri de toplumun kendisi için ma'rûf olarak benimsediği
değerlerdir.
Ma'rûf yapısında kimi olumsuzlukları taşısa da büyük oranda toplumun
vicdanından ve selim aklından beslenerek ortaya çıktığı için esas olarak
güzel ve faydalı bir öze sahiptir. Bu öze sahip olduğundandır ki "yazılı
yasa" olmadığı halde halkın nezdinde dikkate alınması hususunda, yazılı
yasaymış gibi etkin bir güce sahiptir.
Geçmişte de günümüzde de ma'rûfu/örfü olmayan toplum yoktur. Nitekim
cahiliye Araplarının da ma'rûfu vardı. Ve Kur'an nazil olma sürecinde en
az müdahale ettiği şeyler o toplumun ma'rûf olarak gördükleri şeylerdi.
Hangi inanca mensup olurlarsa olsunlar toplumların en ortak yanları, en
çok benzeşen yönleri ma'rûflarıdır. Her toplum, saygıyı, sevgiyi,
yardımlaşmayı, dayanışmayı erdemliliği ve ahlakiliği temel alarak
hareket ettiğinden/etmek istediğinden ma'rûf olarak belirledikleri
şeyler arasında büyük benzerlikler bulunabilir. Ancak yine de
toplumların maruf saydıkları şeyler, toplumdan topluma önemli
değişkenlikler göstermektedir. Bu farklılıklar toplumların kendileri
için referans aldıkları değerlere göre değişmektedir. Neyin ma'rûf
olduğunu, neyin ma'rûf olmadığını belirleyen en önemli değer toplumların
inanç sistemi olduğundan, sonuç olarak bu konuda da iş inanca
dayanmaktadır.
Allah, hayatımızı düzenlememiz için temel kurallar koymuştur. Kendi
hükmüyle belirlediği alanların dışında kalan alanlarda ise düzenleme
yapma yetkisini ve sorumluluğunu biz kullarına bırakmıştır. Bu da
yaşadığımız hayatın önemli bir kısmını teşkil etmektedir. Ancak bu
sorumluluğumuzu yerine getirirken yani hayata ve insana dair yapacağımız
her şeyde Rabbimizin, bizden uymamızı zorunlu gördüğü husus, Kur'an'ı
ölçü almamızdır. Kur'an'ı ölçü almak koşuluyla bize bırakılan alanlarda
istediğimiz gibi düzenleme yapabiliriz. Bu düzenleme yaşam biçimimizi
şekillendirmemiz demektir. İşte toplumun vicdanında kabul görerek
benimsenen bu yaşam biçimi kalıcılık sağladığı oranda toplumun örfü
olur. Diğer bir deyimle "ma'rûf olan şey" halini alır. Bu da bize örfün
büyük oranda toplumların dini inançlarıyla oluştuğunu göstermektedir.
Ancak örfün tek kaynağının din olmadığı da bilinmelidir. Toplumlar selim
akıl ve vicdanlarının öngörüleriyle de kimi ma'rûf olan şeyler
oluşturabilirler. Kur'an indiği toplumda o toplumun uygulamalarının
tamamını yasaklamamış veya yok etmemiştir. Kötü ve zararlı olanları
tamamen yasaklamış, yanlış ve eksik olanları düzeltmiş veya tamamlamış,
iyi ve güzel olanları da olduğu gibi bırakmıştır. Diğer bir deyimle
örften ma'rûf bulduklarının sürdürülmesini istemiştir. Bu da bize örfün
bir kısmının toplumun kabulleriyle de olabileceğini göstermektedir.
Marufla ilgili ayetlere bakıldığında Kur'an'ın esas alınmasını istediği
ma'rûf, o tarihin, o coğrafyanın insanlarının oluşturdukları ma'rûftu.
Ve Kur'an muhataplarından kendisinin de ma'rûf olduğunu kabul ettiği
şeylere göre hareket etmelerini istemekteydi. Kur'an'ın esas alınmasını
istediği ma'rûfu kimin oluşturduğunu dikkate aldığımızda, onun nasıl
oluştuğunu ve ne kadar önemli bir bağ olduğunu da anlamış oluruz. Yoksa
Kur'an örfe uygun davranmayı bizden ister miydi hiç. Burada şu hususun
bilinmesinde yarar var: "Urf"(Örf) ve "Ma'rûf" aynı fiil kökündendir. Bu
nedenle aynı anlam alanına sahiptirler.
Allah'ın hükümleri ile tespit edilen konular ile ma'rûf olarak kabul
görmüş konular arasındaki en önemli fark, Allah'ın hükümlerinin kesin ve
evrensel olmasının yanında ma'rûfun değişken (rölativ) bir özelliğe
sahip olmasıdır. Zira marufun içeriğini insan belirlemektedir. Ve
insanın bu belirlemesinde, şartların, ortamın, zamanın, coğrafyanın ve
burada saymadığımız daha birçok nedenin büyük önemi vardır. Özellikle
üretim araçlarının değişmesi ve teknolojik gelişmeler, toplumun ilişki
biçimini belirleyen şartları önemli oranda etkilemektedir. Ancak her
şart ve durumda iyi olanı gerçekleştirmek mümkündür. Ne var ki bu
şartlara bağlı olarak iyi ve yararlı sayılan şeyler şartların
değişmesiyle değişmeye açık şeylerdir. Bu değişiklik işin doğası
gereğidir. Değişkenlik olgusu marufu şeklen değiştirse de içeriğini,
anlamını ve önemini değiştirmez.
Önemli olan diğer bir husus da örfle geleneğin birbirleriyle olan yakın
anlam bağlantısıdır. Örf ve gelenek birçok açıdan benzeşen yönlere sahip
olsalar da aynı şey değildirler. Zira münker olan şeyler de
gelenekleşebilirken, ancak iyi olan şeyler ma'rûf sayılmaktadır. Ma'rûf,
iyi olduğuna aklın ve vicdanın mutabakatıyla karar verilen şeylerden
teşekkül ederken, gelenek kalıntı olarak toplumdan topluma aktarılan iyi
kötü her türlü alışkanlığı içermektedir. Münkerin ve marufun ölçüsü
toplumdan topluma değişiklik göstermektedir. Müslümanlar için ölçü
Kur'an'dır. Böyle olunca da Kur'an'ın onayını almayan hiçbir şey ma'rûf
olarak görülemez. Ma'rûf cahiliye toplumun kullanımından vahye
aktarılmış bir kavram olmakla birlikte Kur'an bu kavramı kendi anlam
örgüsü içinde yeniden tanımlamış ve bu kavramı kendisine özgü ana
kavramlardan biri haline getirmiştir. Öyle ki gerçek anlamını ancak
İslam'la birlikte anıldığı zaman bulabilmektedir. Dolayısıyla ma'rûf
dendiği zaman Kur'an'a uygun iyi ve güzel olan şey anlaşılmaktadır.
"Gelenek" veya "adet" için böyle bir tanımlama yapılamaz. Geleneği
herhangi bir kültüre veya inanca özgülemek mümkün değildir. Diğer bir
deyimle "gelenek" ve "adet" her toplumun, inancın ve kültürün ortak
kavramıdır. Ma'rûf yalnızca olumluluğu çağrıştırırken, gelenek olumluluk
içerdiği gibi olumsuzluk da içerebilir. Ma'rûf dendiği zaman akla ilk
olarak dince uygun, toplumca faydalı, güzel ve doğru davranışlar
gelmektedir. İslami düşünce yapısında Ma'rûf, Kur'an'ın hükümleri, sahih
sünneti, salih amelleri ve Müslümanlarca belirlenen kuralların tamamı
içine alacak şekilde kullanılan bir kavramdır.
Tarihi süreç içinde Müslümanların Kur'an'ı ölçü almada göstermeleri
gereken hassasiyeti kaybetmelerinden dolayı buna paralel olarak ma'rûf
da anlam kaymasına uğrayarak taşıdığı bütün olumlu anlamları kaybederek
geleneğe dönüştü. İslami inançta, anlayışta, zihniyette uğranılan
değişiklikle (bozulmayla) birlikte toplumun örfü de değişikliğe
uğrayarak gelenek halini aldı. |