|

İLETİŞİM KOPUKLUĞU HASTALIĞI*
Çiğdem Çalıkılıç
'Gel buraya diyorum, çabuk gel buraya!!'
tam kaçacakken saçtan yakalama ve kendine çekme, alıp kucağa oturtma,
tepinerek aşağıya inme denemesi ve bir tokat yüksek sesle ağlama sonra
bir aralık duraksama ile birlikte tekrar kaçma denemesi ve kaçış.
Gözlerin içine baka baka karşıdaki sıraya oturma ve yüksek sesle 'Anne
seni utandıracağım' cümlesini tekrarlama...
Annede çaresizlikle karışık bir kızgınlık ifadesi, dönüp yanındaki
arkadaşlarına ne kadar bıktığından bahsetme ve 'artık yuvaya kesin
gidecek' cümlesini karşıdakinin gözünün içine baka baka yüksek sesle
tekrar etme...
4-5 Yaşlarında görünen bir kız çocuğu ve annesi aralarındaki meseleyi
halledememenin, birbirlerini anlayamamanın egzersizini yapmaktalar.
Büyük bir olasılıkla aralarında süregelen küçük bir didişme tarihçesinin
yansımaları bunlar.
Kucağında duman renkli kedisiyle yanıma oturan küçük kız, bir süre bana
da dik dik baktıktan sonra her nedense ke(n)disinden bahsetmeye başladı.
'Üff bu da kucakta oturmaktan sıkıldı, yani benden sıkıldı' kediyi
yanına koydu. 'Evet öyle bir hali var, adı ne?' dedim. Uzunca bir süre
şaşkın şaşkın suratıma baktıktan sanra 'adı yok ki' dedi bir süre daha
düşündü ve 'ama koyabilirim' diye ekledi. Sanki 'kedi adları el kitabı'
arıyormuşçasına gidip annesinin çantasının içine baktı, şöyle bir
karıştırdı ve tekrar yerine oturdu. 'Adını minnoş koydum'. 'Ne güzel bir
isim'. 'Biliyor musun bu miyav diyor ama şimdi diyemiyor çünkü eee pili
yok yani bozuk bozuk', 'demek bozulmuş', 'ama bak karnında bir yara var
ne yapsam?' kedinin göbeğine yakın bir yeri elleriyle iyice yoklayarak
devam etti 'mehrem de yok ki' 'Bende vardı dur bir çantama bakayım'.
Hayali merhemi verdiğimde büyük bir ciddiyetle kapağını açtı, bir yandan
gözlerimin içine bakarak dikkatle oyuncak kediye sürdü ve geri verdi.
'Acaba iyileşir mi? Ne yapsam yoksa hastaneye mi götürsem' 'Bence
iyileşmesi için biraz bekle' 'yok ben en iyisi şey neydi.... bepantern
alıyım' Yine annesinin çantasından onbin lira alıp geldi. 'En iyisi ben
hani bizim orda var ya, hani tam karşıda ordan bepantem alıyım süriyim'
'peki öyle yap'.
'Başkası' nın henüz daha ayırdına varamayan bu küçük kız, benim onların
evinin karşısındaki eczaneyi bildiğimi zannederek (zannetmekten öte
bundan kesinlikle emin) anlatıyordu. Ne de olsa onun biliyor olması
benim de biliyor olmam için yeterliydi onun yaşlarında...
Birden anakaraya yanaştığımızı farkettim. Anne ve arkadaşları kalktılar,
kedili kız da kalktı yanımdan. 'Hoşçakal' döndü el salladı. "Yine gel
olur mu, bak yine gel' Tamam gelirim'...
İletişim kopukluğu özellikle eşit güçte olmayanlar arasında vahim
sonuçlar doğuruyordu besbelli.
Bir taraf fiziksel şiddet kullanmanın vicdani rahatsızlığıyla
kıvranırken diğer taraf, 'seni utandıracağım' diye bağırıyordu
yaralarını sarmaya çalışarak..
* hayalet gemi, sayı 31, 1996 |