Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 326 | Şubat  2006

                   

 

 


Ağca Olayı'nın Düşündürdükleri

Mehmet Ali Ağca'nın, tahliye edilmesi üzerine başlayan ve birkaç gün sonra tekrar hapsedilmesiyle sonuçlanan süreç bağlamında bazı hususların altını çizmek gerekiyor. Bunlardan ilki 'derin devlet' konusunda medyanın takındığı tavrın içerdiği tuzaklardır. Bu ülkede artık sıradan vatandaşın dahi, devlet içinde bir 'derin' mekanizmanın işlediği ve kritik noktalarda 'belirleyici' olduğu hususunda kanaati vardır, ancak sorun, bu derin ilişkilerin 'herşeye kadir olma' noktasına havale edilmesinde yatmaktadır. Bu noktada şu hususun altını çizmek gerekir ki, medyanın, toplumsal düzenin işleyişinde 'önemli' bir rolü vardır. Çünkü kamuoyu yönlendirme imkanlarına sahip etkin ve işlevsel bir araç olarak medya, 'iktidar ilişkileri'nin içindedir. Bu noktadaki genel işlevi ise, istisnalar hariç, statükonun eleştirilmesinden çok, sağlamlaştırılmasıdır. Seçim dönemlerinde bir parti liderini destekleyen medya patronları, bu partinin seçim yenilgisi üzerine, parti liderinin yaptığı 'yolsuzluklar' üzerine günlerce yayın yapabilmektedirler!
Her ne kadar, istisnai durumlarda (mesela Watergate ve Susurluk örneklerinde olduğu gibi), sistem-içindeki bazı 'kirli' ilişkilerin deşifre edilmesi noktasında medyanın rolü olursa da, iktidar ilişkileri noktasında, medya ile 'güç bloku' arasındaki ilişkinin belirleyici önemini gözden ırak tutmamak gerekir. Çünkü 'güç bloku', 'tehdit' olarak algıladığı muhalif güçleri bastırmak ister ve buna medyanın bazı unsurları da dahildir. Bu blok, muhtemel tehditleri nasıl kontrol edeceği noktasında hazırlıklıdır ve bir takım mekanizmalar geliştirmiştir. Nitekim Susurluk hadisesi de göstermiştir ki, 'örtülü ödenek' gibi mali imkanlar kullanılıp 'rutin' dışına çıkılarak yapılan eylemler bir biçimde kamuoyuna yansıdığında, güç bloğu, Chomsky'nin de altını çizdiği gibi, derhal 'hasar denetim mekanizmalarını' devreye sokar ve suç, devlete değil, 'bireysel' hareket eden şahıslara yüklenir. 'Görevimiz Tehlike' ve 'Kurtlar Vadisi' dizilerinde, bu mekanizmanın nasıl işlediğinin pek çok örneği bulunabilir!
Bu açıdan bakıldığında, Ağca'nın 'derin devlet' veya 'her şeye kadir' (!) istihbari örgütlerle muhtemel ilişkileri üzerinden yapılan psikolojik manipülasyonların sonuçları üzerinde durmak gerekmektedir. Öncelikle 'Yahudi fobisi' örneğinde de açıkça görüleceği üzere, bu tür yönlendirmeler, kamuoyunun, 'eleştirel yaklaşma' mekanizmalarını (bir başka ifade ile 'savunma mekanizmaları'nı) çökertme işlevi görürler. Zaten 'psikolojik harp' tekniklerinin asli amacı da budur. Bu amaca ulaşıldığında, artık rollerin ve şahısların çok önemi kalmamaktadır. Ağca örneğinde de, benzer bir durum söz konusudur. Medyanın genel tavrının sonuçlarına bakıldığında, bu kişinin yaptığı eylemler ve bunların sonuçlarından çok, bu tür operasyonlarla işini halleden bir derin mekanizmanın etrafa saldığı korku öne çıkmaktadır. Derin devlete bağlı birimlerin, rutin yollardan halledilemeyen işleri, 'derin' operasyonlarla çözdüğü konusu bir gerçek olarak kabul edilebilir, ancak 'derin devlet'in 'sınırları' olduğu hususu da aynı şekilde bir gerçektir. Elbette her devletin kendini savunma araçları vardır ve olacaktır; ancak bunlar da sonuç da planlama ve uygulama süreçlerine tabidirler. Bunların içinde de insan unsuru vardır ve bu tür operasyonların başarısızlıkla sonuçlananları da çoktur. Fakat medya, başarısızlıkla biten operasyonları değil, başarılı olanları gündemde tuttuğu için, hayat, genel kamuoyu tarafından 'Görevimiz Tehlike" dizisindeki gibi tahayyül edilmektedir. Bu da, medyanın hakim güçle ilişkisinin mahiyetine ilişkin yeterince ipucu sunmaktadır.
İkinci husus, konunun 'af'la ilgili boyutudur. Her ne kadar 'af' uygulaması, 'insani' ve 'toplumsal' hayatta yeri olan bir kavram olarak, öteden beri farklı toplumlarda şu veya bu şekilde görülse de, afdan beklenen fayda ile uygulamanın içeriği arasında mutlaka bir uyum aranmalıdır. Bu uyum gerektiği şekilde tesis edilmez ve sistem gereğince işlemezse, bu kez affın, tam tersi yönde bir etkisi olur ve bu uygulama, toplum vicdanını ciddi biçimde yaralayan bir icraata dönüşür. Bu açıdan affı, silaha benzetebiliriz. Silahı, ülke, din ve namusu korumak için kullanmak mümkün olduğu gibi, haksız yere adam öldürmek için de kullanmak mümkündür. Af da bunun gibidir: toplumsal bir fayda hasıl edecekse işe yarar. Türkiye'de af uygulamalarının altında çoğunlukla siyasi rant hesapları yer aldığı için, uygulama, genel olarak, topluma yararlı olamamıştır. Bilakis, sadece toplumun vicdanı değil, bizatihi 'kendisi' de zaman içerisinde bu uygulamadan olumsuz yönde etkilenmiştir. Nihayet bu iş öyle bir noktaya varmıştır ki, uygulama, 'suça teşvik' edici bir boyut kazanmıştır. Son yıllarda adi suçların ciddi biçimde artmasında bu uygulamanın katkısı olduğuna kuşku yoktur. Siyasi suçlar noktasında da, af uygulaması işe yaramamıştır. Aftan yararlanan siyasi suçlular, ıslah olmaktan çok, 'yarıda bıraktıkları' işlere devam etmeyi tercih etmektedirler!
Bütün bunlar, af uygulamasının bu toplumda beklenen neticeyi vermediğini göstermektedir. Bilakis, bu uygulama, toplumun adalet duygusunu zedelemektedir. Bir toplumda 'mafya'yı üreten temel mekanizma da zaten budur. Ağca hadisesinde medyanın en çok tartıştığı konunun bu olması bile, bu ülkede 'mülkün temeli'nin ciddi bir biçimde sarsılmış olduğunu göstermektedir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info