|

“Biz
Kararlıyız”
Çev.: Kamil Cengiz
Der Spiegel, 29.05.2006
İran
Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad holokost (Toplu Katliam), İsrail
devletinin geleceği, Amerika'nın Irak'taki hataları ve Tahran'ın nükleer
enerji talebi üzerine konuştu.
SPIEGEL:
Sayın Cumhurbaşkanı, siz futbol taraftarısınız ve kendiniz de severek
futbol oynuyorsunuz. İran'ın milli takımı 11 Haziran'da Meksika'ya karşı
oynadığında stadyuma gelecek misiniz?
Ahmedinecad: Duruma bağlı. Maça her halükarda bakacağım, ya evde
veya herhangi başka bir yerde, bilmiyorum. Kararım birçok şeye bağlı.
SPIEGEL:
Örneğin?
Ahmedinecad: Ne kadar zamanımın olduğuna, bazı ilişkilerin durumuna,
canımın isteyip istemediğine ve başka sebepler.
SPIEGEL:
Almanya'da sizin muhtemelen dünya sampiyonasına geleceğinizin haberi
şiddetli tepkilere yol açtı. Bu sizin için şaşırtıcı mıydı?
Ahmedinecad: Hayır, bu önemli değil, ben bunun nasıl meydana
geldiğini anlamadım. Benim için bir önemi de yoktu. Bu kızgınlığı
anlamış değilim.
SPIEGEL:
Bunun Toplu Katliam üzerine söylediğiniz sözlerle bir ilgisi var. İran
Cumhurbaşkanı'nın Almanların Yahudilere yönelik uyguladıkları sistematik
cinayetleri inkar etmesi, kaçınılmaz olarak öfkeye yol açıyor.
Ahmedinecad: İkisi arasındaki bağlantıyı anlayabilmiş değilim.
SPIEGEL:
Önce Toplu Katliam üzerine görüşlerinizi açıklıyorsunuz, sonra sizin
muhtemelen Almanya'ya geleceğinizin haberi geliyor ve bu kızgınlığa yol
açıyor. Yani sizin için bu şaşırtıcıydı değil mi?
Ahmedinecad: Hayır, hiçbir şekilde; zira siyonizm şebekesi dünya
çapında faaldir. Bu, Avrupada da böyledir. O açıdan şaşırmadım. Bizim
muhatabımız Alman halkıydı. Siyonistlerle işimiz yok.
SPIEGEL:
Toplu Katliamın inkarı Almanya'da bir suç unsuru teşkil ediyor. Size
karşı şiddetli tepkilerin gelmesini umursamıyor musunuz?
Ahmedinecad: Ben SPIEGEL'in itibarlı bir magazin olduğunu biliyorum,
fakat Toplu Katliam üzerine hakikati yazma imkanınızın olup olmadığını
bilmiyorum. Bu konuda her şeyi yazmaya yetkiniz var mı?
SPIEGEL:
Elbette, son 60 seneyle ilgili tarihi araştırmaların sunduğu bilgiler
üzerine yazmaya yetkimiz var. Bizim açımızdan, Almanların -ne yazık ki-
altı Milyon Yahudinin katledilmesinden sorumlu oldukları konusunda
hiçbir şüphe bulunmamaktadır.
Ahmedinecad: Şimdi, somut bir tartışma başlatmış bulunuyoruz. Biz
çok açık iki soru yöneltiyoruz. Birincisi: Toplu Katliam gerçekten oldu
mu? Siz bu soruyu olumluyorsunuz. O halde ikinci soru: Bundan kim suçlu?
Bunun cevabının Avrupa'da bulunması gerekiyor, Filistinde değil. Şurası
çok açık: Eğer Toplu Katliam Avrupa'da gerçekleştiyse, buna yönelik
cevabı da yine Avrupa'da bulmak gerekir. Diğer taraftan: Eğer Toplu
Katliam gerçekleşmediyse, bu işgalci rejim…
SPIEGEL:
... Siz İsrail devletini kasdediyorsunuz…
Ahmedinecad: ... nasıl meydana geldi? Avrupa ülkeleri bu rejimi
koruma hususunda kendilerini sorumlu hissediyorlar. Bir başka noktaya
değinmeme müsade edin. Biz şuna inanıyoruz, bir tarihi olayın hakikati,
üzerinde ne kadar çok araştırma yapılır ve konuşulursa o ölçüde gün
ışığına çıkar.
SPIEGEL:
Almanya bunu yapalı çok oldu.
Ahmedinecad: Biz Toplu Katliam yapıldığını ne tasdik ne de inkar
etmek istiyoruz. Biz hangi halka karşı olursa olsun, her türlü soykırıma
karşıyız. Fakat bu suçun gerçekten hakikat olup olmadığını da öğrenmek
istiyoruz. Eğer doğruysa, o zaman sorumlu kim ise onlar
cezalandırılmalı, Filistinliler değil. Neden 60 sene önce olmuş bir olay
hakkında araştırma yapmak yasak? Binlerce sene geçmişte olan tarihi
olaylar araştırılabiliyor ve hatta hükümetler tarafından desteleniyorken
bu yasak niye?
SPIEGEL:
Sayın Cumhurbaşkanı, affedersiniz ama, Toplu Katliam gerçekleşti;
toplama kampları vardı (Yahudilerin imha edilmesiyle ilgili dosyalar
bulunmaktadır), bu konu çok araştırıldı, ve Toplu Katliamın hakikat
oluşu ve Almanların -biz bundan çok müteessiriz- bu konuda suçlu olduğu
konusunda en ufak bir şüphe söz konusu değil. Bir şey daha ekleyecek
olursak: Filistinlilerin kaderi yine başka bir sorun, biz bugüne
bakalım.
Ahmedinecad: Hayır, hayır, Filistin çatışmasının köklerini tarihte
aramak lazım. Toplu Katliam ve Filistin arasında direk bir ilişki
vardır. Ve eğer Toplu Katliam olduysa, o zaman bütün dünyadan tarafsız
grupların araştırmasına müsade edin. Neden araştırmalar belli bir grupla
sınırlandırılıyor. Ben elbette sizi değil, Avrupa hükümetlerini
kasdediyorum.
SPIEGEL:
Toplum Katliam'ın "bir mit" olduğu görüşünde ısrar ediyor musunuz?
Ahmedinecad: Ben bir şeyin hakikatini, eğer gerçekten ikna olduysam
kabul ederim.
SPIEGEL:
Bütün Batılı bilim adamlarının Toplu Katliam üzerinde hiçbir şüphe
duymamalarına rağmen mi?
Ahmedinecad: Ama bu konuda Avrupa'da iki görüş bulunmaktadır. Bir
grup bilim adamı ya da şahıslar, çoğu zaman siyasi saiklerle, Toplu
Katliam'ın olduğunu söylüyorlar. Buna karşın zıt görüşü savunan bir grup
bilim adamı da bulunmaktadır ki, bu yüzden birçoğu tutuklu
bulunmaktadır. Demek ki, bu önemli konuyla ilgili görüş beyan edecek bir
başka tarafsız grup gelip konuyu araştırmalı. Zira bu sorunun çözümü,
dünyadaki sorunların çözümüne katkı sağlıyor. Toplu Katliam paravanıyla
dünya çapında çok güçlü bir kutuplaşma ve cephe oluşumu gerçekleşti. Bu
yüzden, uluslararası ve tarafsız bir grubun konuya eğilip nihai olarak
açıklığa kavuşturmaları çok iyi olur. Normalde hükümetler
araştırmacıların çalışmalarını teşvik eder ve desteklerler ve onları
hapishanelere atmazlar.
SPIEGEL:
Kim bunlar, hangi araştırmacıları kasd ediyorsunuz?
Ahmedinecad: Bunu siz benden daha iyi biliyorsunuz, sizin listeniz
var. İngiltere'den, Almanya'dan, Fransa'dan ve Avustralya'dan insanlar
bunlar.
SPIEGEL:
Muhtemelen hepsi Toplu Katliamı inkar eden kişiler: siz, Britanyalı
David İrving'i, Mannheim şehrinde mahkemesi süren Alman kökenli Kanadalı
Ernst Zündel, Fransız Georges Theil'i kasdediyorsunuz.
Ahmedinecad: Sırf benim ifadelerimin Avrupalı olmadığım halde
şiddetli protestolara yol açması ve Alman tarihindeki belirli kişilerle
kıyaslanmam, sizin ülkenizde araştırmacılar için atmosferin ne denli
çatışma yüklü olduğunu göstermektedir. Burada İran'da endişe etmenize
hiç gerek yok.
SPIEGEL:
Şimdi bu tarihi tartışmayı sizinle aktüel bir sebepten dolayı
yapmaktayız. İsrail'in varlık hakkını red mi ediyorsunuz?
Ahmedinecad: Bakınız, benim görüşlerim çok açık. Biz diyoruz ki,
eğer Toplu Katliam olduysa Avrupa bunun sonucuna katlanmalı ve
Filistinlilere bu bedel ödettirilmemeli. Eğer olmadıysa Yahudiler
geldiklere yere geri gitmeliler. Ben, bugün Alman halkının da Toplu
Katliamın mahkumu olduğuna inanıyorum. İkinci Dünya Savaşında 60 milyon
insan öldü, bu savaş büyük bir suçtu. Biz bütün bunları kınıyoruz, biz
her türlü kan akıtmaya karşıyız, bu isterse bir Müslümana, isterse bir
Hıristiyana, isterse de bir Yahudiye karşı yapılmış olsun. Asıl soru
şudur: Bu 60 Milyon insanın içinde neden sadece Yahudiler ilginin odak
noktasını teşkil ediyorlar?
SPIEGEL:
Bu dediğiniz gibi değil. Bütün halklar İkinci Dünya Savaşının kurbanları
için üzüntü duyuyorlar, Almanlar, Ruslar, Polonyalılar ve diğerleri.
Fakat biz Almanlar kendimizi özel bir suçtan, yani Yahudilerin
sistematik bir şekilde öldürülmesinden, azad edemeyiz. Neyse, öbür
konuya geçelim.
Ahmedinecad: Hayır, benim size bir sorum var. Bugünkü gençliğin
İkinci Dünya Savaşında rolü var mıdır?
SPIEGEL:
Hayır.
Ahmedinecad: O halde neden siyonistlere karşı suçluluk duygusuna
sahip olsunlar? Neden siyonistlere paralar onların cebinden ödeniyor?
Eğer o dönemde insanlar suç işlediyseler 60 sene önce mahkeme önüne
getirilmeleri gerekirdi. Hadise bitmiştir! Neden bugün Alman halkı
tarihinde bir grup insan onların adına suç işlediler diye bugün
aşağılanmaktadır ?
SPIEGEL:
Bugünkü Alman halkının bir sorumluluğu yok. Fakat babalarımız ve
dedelerimizin Almanlar adına yaptıklarına karşı bir çeşit kollektif
utanç var.
Ahmedinecad: O dönemde zaten yaşamamış bir insan hukuken niye
sorumlu olsun?
SPIEGEL:
Hukuken değil, ahlaken.
Ahmedinecad: Neden Alman halkına bu kadar yükleniliyor. Bugün Alman
halkının bir suçu yok. Alman halkının kendini savunmaya neden hakkı
olmasın? Neden bir gurubun suçları bu kadar önplanda tutuluyor da, buna
karşın büyük Alman kültür mirası öne çıkartılmıyor? Neden Almanların
kendi görüşlerini ifade etme hürriyeti olmasın?
SPIEGEL:
Sayın Cumhurbaşkanı, biz Alman tarihinin sadece 12 seneden ibaret
olmadığının bilincindeyiz. Buna rağmen Almanlar adına çok korkunç
cinayetlerin işlendiğini kabul etmek zorundayız. Biz bunu kabul ediyoruz
ve bu durum savaş sonrası tarihte Almanların kendi tarihleriyle
hesaplaşabilmeleri açısından büyük bir başarısıdır.
Ahmedinecad: Bunu Alman halkına söylemeye hazır mısınız?
SPIEGEL:
Tabi ki, biz bunu yapıyoruz.
Ahmedinecad: Peki, tarafsız bir gurubun Alman halkına sizin
görüşlerinizi paylaşıp paylaşmadığı konusunda anket uygulamasına müsade
eder misiniz? Hiçbir halk aşağılanmayı kabul etmez.
SPIEGEL:
Ülkemizde her soru sorulabilir. Fakat elbette Almanya'da sadece
Yahudi-karşıtı değil, yabancı düşmanı da olan radikal sağcı guruplar
var. Ve bunları hakikaten bir tehlike olarak görüyoruz.
Ahmedinecad: Benim size bir sorum var. Bu ne kadar böyle devam
edecek? Daha ne kadar Alman halkı siyonistlerin rehinesi olacak? Bu ne
zaman bitecek - 20, 50, 1000 sene sonra mı?
SPIEGEL:
Biz sadece kendimiz için konuşabiliriz. SPİEGEL kimsenin rehinesi değil,
SPİEGEL sadece Alman tarihi ve Almanların suçlarıyla meşgul olmuyor. Biz
kesinlikle Filistin sorununda tenkitsiz bir İsrail taraftarlığı
yapmıyoruz. Fakat bir şeyin altını çizmek istiyoruz: Biz eleştireliz,
bir bağımsızız, fakat biz Toplu Katliam'tan sağ kalan birçok insanın
yaşadığı İsrail devletinin varlık hakkının sorgulanmasına müsade
edemeyiz, en azından protestosuz.
Ahmedinecad: İşte tam da bunu söylüyoruz. Neden siz siyonistlere
karşı kendinizi sorumlu hissedeceksiniz ki? Eğer Toplu Katliam olduysa
İsrail, Avrupa'da olmalı, Filistinde değil.
SPIEGEL:
Savaşın bitiminden 60 sene sonra bir halkı tamamıyla tekrar başka bir
yere mi yerleştireceksiniz?
Ahmedinecad: Beş Milyon Filistinli 60 seneden beri vatansız. Çok
enteresandır: Siz 60 seneden beri Toplu Katliam için tazminat
ödüyorsunuz ve 100 sene daha ödeyeceksiniz. Fakat niçin Filistinlilerin
kaderi tartışma konusu olmuyor?
SPIEGEL:
Filistinliler Avrupalılar tarafından çok destekleniyorlar, zira bizim de
bölgede nihayet barışın gelmesi konusunda tarihi bir sorumluluğumuz var.
Fakat sizin de böyle bir sorumluluğunuz yok mudur?
Ahmedinecad: Evet, fakat saldırganlık, işgal ve Toplu Katliam'ın
tekrarlanması barışa götürmez. Biz kalıcı bir barış istiyoruz, sorunları
köküne inerek çözmeliyiz. Ben sizin dürüst insanlar olduğunuza ve
siyonistleri destekleme konusunda sorumlu olduğunuzu söylemenize
seviniyorum.
SPIEGEL:
Sayın Cumhurbaşkanı, bunu söylemedik.
Ahmedinecad: Siz İsrailliler dediniz.
SPIEGEL:
Sayın Cumhurbaşkanı biz Toplu Katliam üzerinde İran'ın muhtemel atom
silahları üzerinde konuşmak için duruyoruz - ve bu yüzden Batıda bir
tehlike olarak değerlendiriliyorsunuz.
Ahmedinecad: Batıda bazı gruplar, nesneleri ya da şahısları
tehlikeli olarak kategorize etmeyi seviyorlar. Buyrun, siz hürsünüz,
nasıl uygun görüyorsanız öyle yargıda bulunun.
SPIEGEL:
Asıl soru şudur: Ülkeniz için nükleer silah istiyor musunuz?
Ahmedinecad: Bir tartışma başlatmama müsade edin: Dünyanın Batılı
güçlerin retoriğiyle daha ne kadar yönetilebileceğini düşünüyorsunuz?
Bir kişiye karşı olunduğunda hemen propaganda ve yalanlarla, iftiralar
ve şantajlarla hareket ediliyor. Bu ne kadar böyle devam edecek?
SPIEGEL:
Biz de hakikati bulmak için geldik zaten. Bir komşu ülkenin devlet
başkanı SPİEGEL'e dedi ki: "Bomba yapımı konusunda çok istekliler." Bu
doğru mu?
Ahmedinecad: Bakınız, bizim sizinle ve Avrupalı hükümetlerle olan
tartışmamız aslında daha başka, daha yüksek bir düzeyde cereyan ediyor.
Biz bir avuç ülkenin geri kalan dünyaya iradelerini dayattıkları şu
hukuk sistemini ayrımcı ve istikrarsız buluyoruz. Biz de dahil olmak
üzere 139 ülke Viyana'daki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun
üyeleridir. Hem bu UAEK'nin tüzüğü, hem de diğer anlaşmalar üye ülkelere
barışçıl hedefler için Atom enerjisi üretme hakkı tanımaktadır; bu her
halkın kanunen meşru hakkıdır. Bunun dışında Uluslararası Atom Enerjisi
Kurumu atom silahına sahip bulunan ülkelerin silahsızlanmala çabalarını
desteklemek için hayata geçirildi. Ve şimdi bakın, bugün ne olmaktadır:
İran bu kurumla en iyi işbirliğine sahipti. 2000 kereden fazla
tesislerimizde teftişler yapıldı, müfettişler 1000 sayfadan fazla
döküman aldılar bizden. Onların kameraları nükleer santrallerimizde
kurulu. Bütün raporlarda UAEK, düzensizlikler konusunda herhangi bir
ipucunun bulunmadığını ifade etti. Bu işin bir yanı.
SPIEGEL:
UAEK bunu tam sizin gördüğünüz gibi görmüyor
Ahmedinecad: Fakat diğer taraf ise şu: Hem nükleer enerrji hem de
nükleer silahlara sahip olan bazı ülkeler var. Onlar nükleer silahlarını
başka halkları tehdit edebilmek için kullanıyorlar. Tam da bu güçler,
İran'ın barışçıl kullanım yolundan sapabileceğini söylüyorlar. Biz ise
diyoruz ki, eğer bu güçler kaygılı iseler, bizi gözlemleyebilirler.
Fakat bu güçler şöyle karşılık veriyorlar: İran nükleer bir imkana sahip
olmamalı, zira o zaman barışçıl yoldan sapma ihtimali bulunabilir. Biz
de diyoruz ki, bu ülkelerin kendileri çoktan barışçıl yoldan sapmışlar.
Bunların bu şekilde bizimle konuşmaya hakları yoktur. Bu düzen adil
değildir ve böyle kalamaz.
SPIEGEL:
Sayın Cumhurbaşkanı, asıl soru şudur: Başka ülkeler de atom güçleri
haline gelirlerse dünya ne kadar daha tehlikeli olacak - eğer,
Cumhurbaşkanının tehditler savurduğu İran gibi bir ülke, krizlerin yoğun
olduğu bir bölgede bombayı inşa ederse?
Ahmedinecad: Biz silah depolarının atom silahlarıyla daha fazla
doldurulmasına temelden karşıyız. Bu nedenle tarafsız organizasyonların
kurulup atom güçlerini silahsızlandırmalarını teklif ettik. Bizim bu tür
silahlara ihtiyacımız yoktur, biz medeni ve kültürel olarak zengin bir
ülkeyiz, tarihimiz, hiçbir ülkeye saldırmadığımızı gösteriyor.
SPIEGEL:
İran'ın inşa etmek istediği silaha ihtiyacı yok mu?
Ahmedinecad: Avrupa ülkelerinin diktatör Şah rejimine o dönemde
nükleer teknolojiyi vermek istemeleri enteresan değil midir? Bu rejim
tehlikeliydi, buna rağmen ona atom teknolojisi vermek istediler. Fakat
İslam Cumhuriyeti olduktan sonra buna karşılar. Ben tekrar vurguluyorum,
bizim atom silahlarına ihtiyacımız yoktur. Çünkü dürüst olduğumuzdan ve
meşru sınırlar içerisinde hareket etmek istediğimizden, sözümüzün
arkasındayız. Biz hilekar değiliz. Biz sadece meşru hakkımızı kullanmak
istiyoruz. Ayrıca kimseyi de tehdit etmedim - bu da sizin orada bana
karşı yürütülen propaganda makinasının bir iftirası.
SPIEGEL:
Bu durumda hiç kimsenin korkuya ve endişeye kapılmasına meydan vermemek
için gayret göstermek gerekmez mi? Siz muhtemelen İsrail'e karşı
kullanabileceğiniz ve böylece bir dünya savaşı başlatabileceğiniz
nükleer silahlar üretebilirsiniz? Sayın Cumhurbaşkanı, siz bir barut
fıçısı üzerinde oturuyorsunuz.
Ahmedinecad: İki şeyi söylememe müsade edin. Bölgede hiçbir halk
bizden korkmuyor. Biz inanıyoruz ki ABD ve şu iki üç Avrupa ülkesi
bölgeye karışmasalar, o zaman bölgenin halkları barış içinde birlikte
yaşayabilirler, 1000 seneden fazla birlikte yaşadıkları gibi. Saddam
Hüseyin de 1980'de Avrupa'daki ülkeler ve Amerika tarafından bize karşı
savaş yapması için kışkırtıldı. Filistin konusunda pozisyonumuz çok
açık. Diyoruz ki: bu ülkenin sahiplerinin görüşlerini söylemelerine izin
verin. Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların düşüncelerini
söylemelerine müsade edin. Bu teklifin karşıtları savaşı tercih
ediyorlar ve bölgeyi tehdit ediyorlar. Neden ABD ve bu iki-üç Avrupalı
ülke buna karşılar? Toplu Katliam araştırmacılarını hapsedenler savaş
taraftarı ve barış karşıtıdırlar. Bizim pozisyonumuz demokratik ve
barışçıldır.
SPIEGEL:
Filistinliler sizden bir adım öndeler, onlar İsrail'i bir gerçeklik
olarak tanıyorlar, buna karşın siz onu halen haritadan silmeye
çalışıyorsunuz. Filistinliler İki-devletli çözüme hazırlar, siz ise
İsrail'in var olma hakkını inkar ediyorsunuz.
Ahmedinecad: Yanılıyorsunuz. Siz Filistin'de halkın serbest
seçimlerde Hamas'ı seçtiğini gördünüz. Biz diyoruz ki, ne siz ne de biz
Filistin halkının sözcülüğüne soyunmayalım. Filistinliler kendileri ne
istediklerini söylesinler. Avrupa'da bile her sorun için bir referendum
yapılmıyor mu? Filistinlilere de görüşünü ifade etme imkanı verilmeli.
SPIEGEL:
Filistinlilerin kendi devletlerine sahip olma hakları var, fakat bizim
görüşümüze göre İsraillilerin de elbette buna hakları var.
Ahmedinecad: İsrailliler nereden geldiler?
SPIEGEL:
Eğer insanların nereden geldiklerini hesaplamaya başlarsak, biliniz ki,
Avrupalılar da bütün insanların köken olarak geldiği Doğu Afrika'ya
gitmeleri gerekiyor.
Ahmedinecad: Biz Avrupalılar üzerinde konuşmuyoruz, Filistinliler
üzerinde konuşuyoruz. Filistinliler Filistindeydiler. Şimdi 5 milyon
mülteci oldu. Onların yaşamaya hakları yok mudur?
SPIEGEL:
Sayın Cumhurbaşkanı, dünya nasılsa öyle ve statüko nasıl ise, bunu
kabullenmeliyiz deme zamanı gelmeyecek mi hiç? Irak'a karşı savaştan
sonra İran çok müsait bir durumda. Amerika Irak-savaşını fiilen
kaybetti. O halde İran'ın Ortadoğuda yapıcı bir barış gücü haline
gelmesinin zamanı gelmedi mi? Ve bu İran'ın atom planları ve tahrik
edici konuşmaları bırakması gerektiği anlamına da gelmiyor mu?
Ahmedinecad: Ben sizin Avrupalı politikacıların pozisyonlarını kabul
edip fanatik bir şekilde savunmanıza şaşırıyorum. Siz bir dergisiniz,
bir hükümet değil. Dünyayı olduğu gibi kabul etmek, İkinci Dünya
Savaşı'nın galiblerinin daha 1000 yıl galip güç olarak kalmaları ve
Alman halkının daha 1000 yıl aşağılanması anlamına gelir. Bunun doğru
bir mantık olduğunu mu düşünüyorsunuz?
SPIEGEL:
Hayır, bu doğru mantık olmaz ve vakıayı da yansıtmıyor. Savaş
sonrası dönemde Almanlar dünyada mütevazi, fakat önemli bir rol
oynadılar, 1945'ten sonra da kendilerini aşağılanmış ve onurları
kırılmış hissetmiyorlar. Zira çok özgüven sahibiyiz. Fakat biz İran'ın
bugün yapması gerekenler üzerinde konuşmak istiyoruz.
Ahmedinecad: Bu durumda, her gün Filistinlilerin öldürülmesini,
terör aksiyonlarından dolayı kurban vermelerini, evlerin yıkılmasını
kabul edeceğiz. Fakat Irak'tan bahsetmeme müsade edin. Biz her zaman
bölgede barış ve güvenden yanaydık. Batılı ülkeler sekiz sene Saddam'ı
bize karşı savaşta askeri yönden (kimyasal silahlar dahil)
silahlandırdılar ve siyasi bakımdan desteklediler. Biz Saddam'a direndik
ve ondan dolayı çok zarar gördük; onun devrildiğine de seviniyoruz.
Fakat biz, bir ülkenin Saddam'ı devirme bahanesiyle yutulmasını kabul
etmiyoruz. 100.000'den fazla Iraklı, işgalcilerin hakimiyetinde
hayatlarını kaybetti. Ne mutlu ki, içlerinde Almanlar yok. Biz Irak'ta
emniyet istiyoruz.
SPIEGEL:
Fakat Sayın Cumhurbaşkanı, Irak'ı kim yutuyor? Savaş ABD için pratikte
kaybedilmiştir. Eğer İran yapıcı bir şekilde etkili olsa, Amerikalılara
muhtemelen yardım edilmiş olurdu ve onlar geri çekilme konusunda
düşünebilirlerdi.
Ahmedinecad: Bu çok enteresan: Amerikalılar ülkeyi işgal ediyorlar,
insanları öldürüyorlar, petrolü satıyorlar ve kaybettikleri zaman
başkalarının üzerine suçu atıyorlar. Irak halkının bizimle çok sıkı bir
bağı vardır. Sınırın her iki tarafında birbirleriyle akraba olan birçok
insan var. Biz binlerce sene beraber yaşadık. Bizim kutsal mekanlarımız
Irak'tadır. Irak, İran gibi medeniyetin merkeziydi.
SPIEGEL:
Bundan hangi sonuç çıkıyor?
Ahmedinecad: Biz her zaman halk tarafından seçilen hükümeti
desteklediğimizi açıkladık. Fakat benim açımdan Amerikalılar çok kötü
yapıyorlar. Onlar bize defalarca mesajlar gönderdiler ve yardım ve
işbirliği istediler. Onlar Irak üzerinde müzakereler yapmamız
gerektiğini söylediler. Halkımız Amerika'ya güvenmediği halde biz bu
teklifi yine de kabul ettik ve kamuya açıkladık. Amerika ise olumsuz
karşılık verdi ve bizimle alay etti. Şimdi bile Irak'taki güvenliğin
tesisi için katkımızı sağlıyoruz. Konuşmaların şartı, Amerikalıların
davranış tarzlarını değiştirmeleridir.
SPIEGEL:
Amerikalıları ve dünyanın geri kalan ülkelerini tahrik etmek size bazen
zevk veriyor mu?
Ahmedinecad: Hayır; ben kimseye hakaret etmem. Bay Bush'a yazdığım
mektup nezaketli bir üslupta yazılmıştı.
SPIEGEL:
Biz hakaret etmeyi değil, tahrik etmeyi kasdediyoruz.
Ahmedinecad: Hayır, biz kimseye karşı düşmanlık duymuyoruz. Biz
Irak'ta hayatlarını kaybeden Amerikan askerlerinden dolayı kaygılıyız.
Onlar neden orada canlarını vermek zorundalar? Savaş anlamsızdır.
Akıllıca hareket etmek dururken neden savaş var?
SPIEGEL:
Başkana yazdığınız mektup aynı zamanda doğrudan müzakerelerin
başlatılması için yapılmış bir jest midir?
Ahmedinecad: Biz pozisyonumuzu orada net olarak ortaya koyduk,
dünyadaki sorunları aynen öyle görüyoruz. Dünyanın siyasi atmosferi bazı
güçler tarafından çok zehirlendi, çünkü onlar açısından yalan ve aldatma
meşru araçlar. Bu bizim açımızdan çok kötü. Bize göre bütün insanlar
saygıya layıktırlar. Eğer adalet hakim olursa, barış olur. Adaletsiz
durumların sürekliliği yoktur, Ahmedinecad buna karşı bir şey demese
bile.
SPIEGEL:
Bu mektupta 11 Eylülle ilgili bir pasaj var. İktibas ediyoruz:
"Böyle bir operasyon gizli servis ve emniyet servislerinin koordinasyonu
olmaksızın, bir diğer ifadeyle bu servislere büyük çapta sızılmadan
nasıl gerçekleştirilebilir? Sizde hep töhmet altında bırakıcı
çağrışımlar dalgalanıyor. Bu ne demek? CIA mı Muhammed Atta ve diğer 18
kişinin saldırılarını gerçekleştirmelerine katkı sağladı?
Ahmedinecad: Hayır, bunu kasdetmedim. Onlar kimin suçlu olduğunu
söylemeleri gerekir diye düşünüyoruz. Onlar 11 Eylülü bahane edinerek
Ortadoğu'ya askeri saldırıda bulunmamalılar. Onlar suçluları mahkeme
önüne çıkarsınlar. Biz buna karşı değiliz, saldırıları kınadık. Biz
masum insanlara karşı her türlü eylemi mahkum ediyoruz.
SPIEGEL:
Bu mektupta Batılı anlamda liberalizmin başarısız olduğunu yazıyorsunuz.
Bu düşünceye nasıl varabiliyorsunuz?
Ahmedinecad: Bakınız, mesela Filistin sorunuyla ilgili binlerce
tanımınız var ve demokrasi için de herkes farklı tanım yapabiliyor. Eğer
bir fenomen, onu gelişigüzel yorumlama hakkına sahip birçok kişinin
görüşüne bağımlı ise, bu anlamlı değildir ve bununla dünya problemlerini
çözemezsiniz. Yeni bir yola ihtiyaç var. Biz elbette, halkın hür
iradesinin hakim olması taraftarıyız, fakat herkesin kabullendiği kalıcı
prensiplere ihtiyacımız var: örneğin adalet. Bu noktada İran ve Batı
hemfikirler.
SPIEGEL:
Atom sorununun çözümünde Avrupa'nın rolü ne olmalı ve Almanya'dan hangi
beklentileriniz var?
Ahmedinecad: Biz oldum olası Avrupa ile iyi ilişkiler kurduk,
özellikle Almanya'yla. İki halk birbirini seviyor. Biz, bu ilişkilerin
daha da gelişmesini istiyoruz. Avrupa bizim halkımıza yönelik üç hata
yaptı. Birinci hata, Şah'ı desteklemekti. Bizim halkımız bundan dolayı
kırgın ve hoşnutsuz. Gerçi Fransa İmam Humeyni'ye iltica hakkı tanımak
suretiyle özel bir pozisyon almıştı, fakat daha sonra bunu da kaybetti.
İkinci hata Saddam'ın savaşta desteklenmesiydi. Hakikatte ise, halkımız
Avrupa'yı kendi yanında görmek isterdi, karşısında değil. Üçüncü hata
nükleer sorundaki tutumdu. Avrupa en büyük mağlup olacak ve hiçbir şey
elde edemeyecek. Bunu biz istemiyoruz.
SPIEGEL:
Batı dünyası ile İran arasındaki sorun bundan sonra nasıl devam edecek?
Ahmedinecad: Amerikalıların mantığını anlıyoruz. Onlar İslam
Devrimi'nin başarısıyla zarar gördüler. Fakat biz bazı Avrupa
ülkelerinin bize karşı olmalarına şaşırıyoruz. Nükleer sorunla ilgili
bir mesaj gönderdim ve Avrupalıların Amerikalıların sözlerini neden
tercüme ettiklerini sordum. Siz bizim faaliyetlerimizin barışçıl
olduğunu biliyorsunuz. Avrupalılar İran'ın tarafında olurlarsa, bu, hem
onların hem de bizim çıkarımıza olur. Zira bizim halkımız güçlü ve
kararlı. Fakat bize karşı tutum belirlerlerse sadece kendilerine zarar
verirler. Avrupalılar Ortadoğu’daki rollerini tamamen kaybetmek
üzereler; dünyanın diğer bölgelerinde de itibarlarını kaybediyorlar.
İnsanlar, Avrupalıların problem çözebilme durumunda olmadıklarını
düşünecekler.
SPIEGEL:
Sayın Cumhurbaşkanı, bu konuşma için teşekkür ederiz.
*Konuşmayı, Gerhard Spörl, Stefan Aust und Dieter Bednarz Tahran'da
gerçekleştirdiler.
|