|

Şimdiyi Yaşayan Bir Bilinç
Atasoy Müftüoğlu
Her türlü
tiranlığın sorumsuzca dolaştığı bir dünyada yaşıyoruz. "Terörizme karşı
savaş" terörü, şiddeti, adaletsizliği, faşizmi çoğaltıyor. "Terör"
tanımı, yalnızca egemenlerin bakış açılarına göre tanımlanabiliyor,
"terör" imparatorluk terörüne dönüşüyor. Dünya, tek yanlı ideolojik
propoganda tanımlarıyla nitelendiriliyor. Irkçı ihtiraslar, ideolojik
ihtiraslar insanlık-dışı bir sistem oluşturuyor. Küresel sistem, başka
toplumların bütünüyle mahvolması pahasına ekonomik tutkular peşinde
koşuyor. Hemen her toplumda kötülüğün yıkıcı ve akıldışı güçleri
gündelik hayatı işgal ediyor.
Modern-laik ideolojiler, modern bilim, gündelik hayat için ahlaki
normlar geliştiremiyor. Hem yerel anlamda, hem de küresel anlamda İslam
karşıtı ideolojik önyargılar hiç bir şekilde yerinden kıpırdamıyor.
Toplumlarımızın değerlerini, kültürlerini içselleştiremeyen elitlerin
ideolojik denetimi, toplumlarımızda yapay gerilimlere neden oluyor.
Türkiye'de olduğu gibi, statükonun egemenlik alanını, etki alanını
genişletmek için icat ettiği, gerçekliği olmayan ideolojik kimlik,
çatışmacı çerçeveler oluşturuyor. Hem yerel anlamda, hem de küresel
anlamda düzen, ideolojik dışlamalara bel bağlamış durumda.
Modern dünyanın ahlaki otoritesi, ahlaki saygınlığı yok. Modernleşme her
toplumda kuralsızlık olarak somutlaşıyor. Pazarların vahşetini yaşayan
toplumlar, soylu anlamlardan, soylu ilişkilerden uzaklaşıyor. En ileri
modernlik, askeri ölçüsüzlükler biçiminde gelişiyor. Küreselleşme,
şirketlerin çıkarlarını, insanlığın çıkarlarından daha önemli buluyor.
İslami kimlik bütün toplumlarda tecrit edilmek isteniyor. Yakın
geçmişte, komünizme karşı İslam'ı araçsallaştıranlar, çıkarları için
İslam'ı araçsallaştıranlar, bugün İslam'ı tahkir ve tezyif ediyor,
Müslümanları terörizmle bütünleştiriyor. İslam karşıtı mücadeleye
öncülük eden Amerika'da, İngiltere'de, İsrail'de dinin siyasal sürecin
tam merkezinde olduğu unutuluyor. Toplumlarımız İslami dile, tarza,
tavra, yönteme daha çok yabancılaştırılıyor, entelektüel anlamda
sömürgeleştirildiğimizi fark etmiyoruz. Her toplumda öteki oluşturma
süreçleri yoğunlaşarak sürdürülüyor. Sahici anlamları olmayan
kavramlarla baskılanıyoruz. Batı toplumlarının gerçeklikleri dikkate
alınarak üretilen ırkçı kavramlar, kendi toplumlarımızın gerçeklikleri
asla dikkate alınmaksızın, inançlarımız, kültür ve uygarlık
çerçevelerimiz asla dikkate alınmaksızın toplumlarımıza zorla kabul
ettirilmeye çalışılıyor.
Gündelik hayatın ahlaksızlığı, ahlaki içerikten yoksun hayat tarzı,
ideolojik sistemleri hiç mi hiç rahatsız etmiyor. Amerika, İngiltere ve
İsrail için siyasal entrika ve siyasal bataklık üretmek günlük/sıradan
etkinlik halini almıştır. Modern dünyanın, Amerika'nın, Avrupa'nın,
kendileri tarafından ihraç edilen, kendileri tarafından pazarlanan
"demokrasi"ye hiç bir şekilde saygıları bulunmadığı, Filistin'de yaşanan
ekonomik, diplomatik ve siyasal baskılarla, kuşatmalarla bir kez daha
ortaya çıkmıştır. Çok kültürlü diyalog, küresel yönetimin çok taraflı
kurumsallaşması için propoganda klişeleri olarak kullanılıyor. Modern
zamanlar boyunca bütün kötülükler, zulümler, işgaller, katliamlar
"uygarlaştırma misyonu" söylemi ile yürürlüğe konulmuştur. Bugün,
Amerika'nın himayesi altında bulunan İslami akımlar, radikal İslami
hareketlere karşı konumlandırılmıştır.
Kapitalist ve Siyonist emperyalizm işgal altında tuttuğu toplumlarda
insanlığın sıfır noktasını temsil ediyor. Modernizmin son noktası,
insanlığın sıfır noktası haline gelmiştir. Bu dönem olağanüstü
vicdani/ahlaki kayıtsızlıklar dönemidir. Endüstriyel kültür, çıkar ve
sömürüyü tek amaç haline getiriyor. Küresel kapitalizmin çıkarları,
petrol ve doğalgaz kaynakları üzerinde denetimi gerektiriyor. Siyasal
üstünlük askeri yöntemlerle sağlanabiliyor. Bütün toplumlarda kamuoyunun
istenilen doğrultuda şekillendirilebilmesi için, bilgi küresel ölçekte
yönlendiriliyor. Her toplumda güvenlik mülahazalarıyla özgürlükler
bastırılıyor.
Bütün toplumlar nesneler dünyası tarafından yönetiliyor. Tüketimcilik
bir sapıklığa dönüşüyor. İnsanlar prestij sağlayan nesnelere yöneliyor.
İnsanlar prestij için tüketiyor ve israf ediyor. Statü, prestij ve
gösterişten ibaret bir hayat tarzı belirleyici hale geliyor. Kimliği
olmayan, hafızası olmayan, bilinci olmayan, kendisi olmayan bireyler ve
toplumlar gerçek anlamda var olamazlar. Neo-liberal küreselleşme
döneminde İslam da, Müslümanlar da çok keyfi bir biçimde tanımlanıyor ve
konumlandırılıyor. Kendisi olamayan toplumlar tehlikeli bir biçimde
istenilen yönde kullanılabiliyor. Bu dönemde Müslümanlar, karşı karşıya
bulundukları ideolojik/faşist fırtınalara savunmacı tepkiler veriyor.
Hepimizin üzerinde baskıcı ve bunaltıcı bir iklim oluşturuluyor. Tepkici
bir dil yerine, inşa edici bir dil oluşturmamız, hayatımızı bütün
boyutlarıyla etkileyen yapısal değişiklikleri anlamamız gerekiyor.
Müslümanlar da, günümüzde, mal-mülk ve iktidarın çekici pırıltılarına
mahkum olmak üzeredir.
Ezilmişlikle, aşağılanmışlıkla bütünleşmek, belirsizlik ve gerginlik
içerisinde yaşamak bir kader olamaz. Ütopik bir gerçekliğin içerisinde
yaşamak, bir eylemde bulunmaksızın beklemek şeklinde tezahür ediyor,
şimdi'yi yaşayan/çözümleyen/etkileyen bir bilince, duyarlılığa,
kararlılığa ihtiyacımız var. Gerçek dünyanın, bugünün gerçekliğinin
doğru algılanması ve bu doğrultuda bağımsız projeler oluşturulması
gerekir.
Ahlaki bir seçim yapmak demek, tutku ve çıkarlarımıza göre değil, İslami
sorumluluklarımıza göre davranmak demektir. Saygınlığımızı ancak kendi
tercihlerimiz doğrultusunda yaşayarak ifade edebiliriz. Kendi hayat
tarzımızı kendimiz seçerek varoluşumuzu somutlaştırabiliriz. Kendi
toplumlarımızın inançlarının, kültür ve uygarlık çerçevelerinin
meşru/saygın/yaşanabilir/temsil edilebilir olmaktan çıkarılması,
sömürgeci iradenin bir tasarrufu olduğu kadar hepimizin
kayıtsızlıklarıyla da ilgilidir.
İslam, ortak ve en büyük aileyi temsil etmeye devam ediyor.
İlahi ihsan ve ikrama mazhar olabilmek için, Ümmetle ilişkili
hassasiyetleri yaşatmak, Ümmete ilişkin terimlerle konuşmak gerekir.
İyiye çağıran, doğruluğu emreden, kötülükten sakındıran erdemli her
topluluğun vazgeçilemez bağlılık kaynağı Ümmet olmalıdır, işlevsel
dayanışmalar olmalıdır. Bütün insanlara ve varlıklara özen göstermekle
yükümlü bulunan Müslümanların günümüzde birbirlerine karşı özen
göstermemeleri kabul edilebilir bir tavır değildir. |