Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 331 | Temmuz  2006

                   

 

 


Şimdiyi Yaşayan Bir Bilinç

Atasoy Müftüoğlu

Her türlü tiranlığın sorumsuzca dolaştığı bir dünyada yaşıyoruz. "Terörizme karşı savaş" terörü, şiddeti, adaletsizliği, faşizmi çoğaltıyor. "Terör" tanımı, yalnızca egemenlerin bakış açılarına göre tanımlanabiliyor, "terör" imparatorluk terörüne dönüşüyor. Dünya, tek yanlı ideolojik propoganda tanımlarıyla nitelendiriliyor. Irkçı ihtiraslar, ideolojik ihtiraslar insanlık-dışı bir sistem oluşturuyor. Küresel sistem, başka toplumların bütünüyle mahvolması pahasına ekonomik tutkular peşinde koşuyor. Hemen her toplumda kötülüğün yıkıcı ve akıldışı güçleri gündelik hayatı işgal ediyor.
Modern-laik ideolojiler, modern bilim, gündelik hayat için ahlaki normlar geliştiremiyor. Hem yerel anlamda, hem de küresel anlamda İslam karşıtı ideolojik önyargılar hiç bir şekilde yerinden kıpırdamıyor. Toplumlarımızın değerlerini, kültürlerini içselleştiremeyen elitlerin ideolojik denetimi, toplumlarımızda yapay gerilimlere neden oluyor. Türkiye'de olduğu gibi, statükonun egemenlik alanını, etki alanını genişletmek için icat ettiği, gerçekliği olmayan ideolojik kimlik, çatışmacı çerçeveler oluşturuyor. Hem yerel anlamda, hem de küresel anlamda düzen, ideolojik dışlamalara bel bağlamış durumda.
Modern dünyanın ahlaki otoritesi, ahlaki saygınlığı yok. Modernleşme her toplumda kuralsızlık olarak somutlaşıyor. Pazarların vahşetini yaşayan toplumlar, soylu anlamlardan, soylu ilişkilerden uzaklaşıyor. En ileri modernlik, askeri ölçüsüzlükler biçiminde gelişiyor. Küreselleşme, şirketlerin çıkarlarını, insanlığın çıkarlarından daha önemli buluyor. İslami kimlik bütün toplumlarda tecrit edilmek isteniyor. Yakın geçmişte, komünizme karşı İslam'ı araçsallaştıranlar, çıkarları için İslam'ı araçsallaştıranlar, bugün İslam'ı tahkir ve tezyif ediyor, Müslümanları terörizmle bütünleştiriyor. İslam karşıtı mücadeleye öncülük eden Amerika'da, İngiltere'de, İsrail'de dinin siyasal sürecin tam merkezinde olduğu unutuluyor. Toplumlarımız İslami dile, tarza, tavra, yönteme daha çok yabancılaştırılıyor, entelektüel anlamda sömürgeleştirildiğimizi fark etmiyoruz. Her toplumda öteki oluşturma süreçleri yoğunlaşarak sürdürülüyor. Sahici anlamları olmayan kavramlarla baskılanıyoruz. Batı toplumlarının gerçeklikleri dikkate alınarak üretilen ırkçı kavramlar, kendi toplumlarımızın gerçeklikleri asla dikkate alınmaksızın, inançlarımız, kültür ve uygarlık çerçevelerimiz asla dikkate alınmaksızın toplumlarımıza zorla kabul ettirilmeye çalışılıyor.
Gündelik hayatın ahlaksızlığı, ahlaki içerikten yoksun hayat tarzı, ideolojik sistemleri hiç mi hiç rahatsız etmiyor. Amerika, İngiltere ve İsrail için siyasal entrika ve siyasal bataklık üretmek günlük/sıradan etkinlik halini almıştır. Modern dünyanın, Amerika'nın, Avrupa'nın, kendileri tarafından ihraç edilen, kendileri tarafından pazarlanan "demokrasi"ye hiç bir şekilde saygıları bulunmadığı, Filistin'de yaşanan ekonomik, diplomatik ve siyasal baskılarla, kuşatmalarla bir kez daha ortaya çıkmıştır. Çok kültürlü diyalog, küresel yönetimin çok taraflı kurumsallaşması için propoganda klişeleri olarak kullanılıyor. Modern zamanlar boyunca bütün kötülükler, zulümler, işgaller, katliamlar "uygarlaştırma misyonu" söylemi ile yürürlüğe konulmuştur. Bugün, Amerika'nın himayesi altında bulunan İslami akımlar, radikal İslami hareketlere karşı konumlandırılmıştır.
Kapitalist ve Siyonist emperyalizm işgal altında tuttuğu toplumlarda insanlığın sıfır noktasını temsil ediyor. Modernizmin son noktası, insanlığın sıfır noktası haline gelmiştir. Bu dönem olağanüstü vicdani/ahlaki kayıtsızlıklar dönemidir. Endüstriyel kültür, çıkar ve sömürüyü tek amaç haline getiriyor. Küresel kapitalizmin çıkarları, petrol ve doğalgaz kaynakları üzerinde denetimi gerektiriyor. Siyasal üstünlük askeri yöntemlerle sağlanabiliyor. Bütün toplumlarda kamuoyunun istenilen doğrultuda şekillendirilebilmesi için, bilgi küresel ölçekte yönlendiriliyor. Her toplumda güvenlik mülahazalarıyla özgürlükler bastırılıyor.
Bütün toplumlar nesneler dünyası tarafından yönetiliyor. Tüketimcilik bir sapıklığa dönüşüyor. İnsanlar prestij sağlayan nesnelere yöneliyor. İnsanlar prestij için tüketiyor ve israf ediyor. Statü, prestij ve gösterişten ibaret bir hayat tarzı belirleyici hale geliyor. Kimliği olmayan, hafızası olmayan, bilinci olmayan, kendisi olmayan bireyler ve toplumlar gerçek anlamda var olamazlar. Neo-liberal küreselleşme döneminde İslam da, Müslümanlar da çok keyfi bir biçimde tanımlanıyor ve konumlandırılıyor. Kendisi olamayan toplumlar tehlikeli bir biçimde istenilen yönde kullanılabiliyor. Bu dönemde Müslümanlar, karşı karşıya bulundukları ideolojik/faşist fırtınalara savunmacı tepkiler veriyor. Hepimizin üzerinde baskıcı ve bunaltıcı bir iklim oluşturuluyor. Tepkici bir dil yerine, inşa edici bir dil oluşturmamız, hayatımızı bütün boyutlarıyla etkileyen yapısal değişiklikleri anlamamız gerekiyor. Müslümanlar da, günümüzde, mal-mülk ve iktidarın çekici pırıltılarına mahkum olmak üzeredir.
Ezilmişlikle, aşağılanmışlıkla bütünleşmek, belirsizlik ve gerginlik içerisinde yaşamak bir kader olamaz. Ütopik bir gerçekliğin içerisinde yaşamak, bir eylemde bulunmaksızın beklemek şeklinde tezahür ediyor, şimdi'yi yaşayan/çözümleyen/etkileyen bir bilince, duyarlılığa, kararlılığa ihtiyacımız var. Gerçek dünyanın, bugünün gerçekliğinin doğru algılanması ve bu doğrultuda bağımsız projeler oluşturulması gerekir.
Ahlaki bir seçim yapmak demek, tutku ve çıkarlarımıza göre değil, İslami sorumluluklarımıza göre davranmak demektir. Saygınlığımızı ancak kendi tercihlerimiz doğrultusunda yaşayarak ifade edebiliriz. Kendi hayat tarzımızı kendimiz seçerek varoluşumuzu somutlaştırabiliriz. Kendi toplumlarımızın inançlarının, kültür ve uygarlık çerçevelerinin meşru/saygın/yaşanabilir/temsil edilebilir olmaktan çıkarılması, sömürgeci iradenin bir tasarrufu olduğu kadar hepimizin kayıtsızlıklarıyla da ilgilidir.
İslam, ortak ve en büyük aileyi temsil etmeye devam ediyor.
İlahi ihsan ve ikrama mazhar olabilmek için, Ümmetle ilişkili hassasiyetleri yaşatmak, Ümmete ilişkin terimlerle konuşmak gerekir.
İyiye çağıran, doğruluğu emreden, kötülükten sakındıran erdemli her topluluğun vazgeçilemez bağlılık kaynağı Ümmet olmalıdır, işlevsel dayanışmalar olmalıdır. Bütün insanlara ve varlıklara özen göstermekle yükümlü bulunan Müslümanların günümüzde birbirlerine karşı özen göstermemeleri kabul edilebilir bir tavır değildir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...