|

İntihar (Öldüren Bencillik)
Dr. Murat Baş
Ölüm,
yaşam kadar eskidir, hatta yaşamın bir parçasıdır. Değişen sadece ölümün
hikâyesi ve zamanla değişen şeklidir… İntihar(tıbbi ismiyle suicid) ölüm
sebeplerinden birisi, ama en ızdıraplısı. İnsanın ömür süreci sarp
yokuşlar, ani inişler, tehlikeli virajlarla doludur. Yaşam, bütün bu
süreyi kesintisiz aşıp, güçlüklere karşı mukavemeti sağlar ve önerir.
Zira hiçbir pratik, yaşam ne kadar çetin şartlarla yüz yüze gelirse
gelsin, kendisinden menkul bunalım ve kaosu doğuramaz. Yani yaşamın
kendisinin varlığı, bunalım ve kaosları "çözmek, aşmak" içindir. Yaşamın
kendisi bunalım sebebi olamaz. Daha açıkçası yolunda ve ayarında
gitmeyen, mecrasını yitirmiş bir felsefe ancak yaşamın kesintiye
uğratılmasını meşrulaştırabilir. 'İntihar' gibi riskli bir bölgeye
yaklaşmış yaşamın, "meşruiyet (var olma)" sorunu vardır.
Kayıtlar eksik ve yanlış
İntihar eden(müntehir)lerin sayısının, basına yansıyanın en az üç katı
ve kayıtlara geçenin ise muhtemelen en az iki katı olduğunu söylüyor
istatistikler. Van'da görev yaptığım esnada bölgedeki (Batman örneği
gibi) intihar vakalarının çok olduğu iddiasına, Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Tıp Fakültesi'nde o dönemde öğretim üyesi olan Psikiyatri Profesörü Dr.
Hayrettin Kara katılmadığını belirtmişti. Hatta Batı'da intihar
edenlerin sayıca Doğu'ya göre kıyaslanamayacak kadar çok olduğunu
söylemişti. Yinede acı olan, Anadolu insanın yeni de olsa hayatına
eklendiği bir ölüm formu idi intihar.
İlk bakışta kendi kendini yok etmek, anlamsız ve derinliksiz bir eylem
gibi gözükse de, künhüne inebildiğinde intihar, bazen yaşamdan daha
"bilinçli" gözükebilir. Genellikle "mistik" bir eylem olan intihar,
bitirilmemiş bir iç hesaplaşmanın tezahürü veya dış hesaplaşmada
başkasına çıkarılan faturanın tahsil edilemeyişinin adaletsizliği
karşısında bir haykırışın tutarlı bir göstergesi olarak gözümüzün önünde
durabilir. İntihar kimseyi yanına almayan, kimseden yardım istemeyen
(her ne kadar modern tıp, intiharın bir yardım isteme biçimi olduğunda
ısrarlı ise de) ve içindeki yalnızlığı, kimsesizliği, büyüyüp kutsayan,
kendi çarmıhını kendi hazırlayan bir mahremiyete sahiptir.
Çözüm arayışı mı?
Hayatı boyunca meramını insanlara sesi ile sözü ile davranışı, duruşu
ile oturuşu ve yaşayışı ile anlatamamış, hep anlaşılmayı murat etmiş
olan bireyin, bütün insanların yüreğini ateşe verip, yangın yerine
çeviren bir eylemdir intihar… Sahip olduğu değerleriyle yaşamı ayakta
tutamayanların, faturayı başkasına ve topluma yüklediği bir kaçış
biçimidir intihar… Bütün çabası bir gün fazla yaşamak olan insanoğlunun
gelmesi muhtemel nice güzel günlere veya yeni yaşamlara rağmen, bunları
bekleyecek kadar "ümitsiz" olması neticesinde kendini belirsiz bir
boşluğa bırakmasıdır intihar…
Kendini katletmek, yani cinayet biçimi olan intiharı seçen kişi, yaşayan
herkesin bir parça kendisinin katili olduğunu ve ölümde pay sahibi olup,
bir gizli linçe uğradığını göstermektedir aslında. Kim bilir belki
çoğumuz, intihar edenin, intiharına sebep olan olayları, hem de
fazlasıyla yaşamışızdır. Öyleyse hayat, onların onuruna dokunacak kadar
ağır, bizim tempomuzu düşürmeyecek kadar mülayim ve bizden yana mı? Oysa
hayat hep aynıdır. Objektiftir, ne bizden yana ne de ondan yanadır.
Önemli olan, hayatın bizim iç dünyamızdaki olumlu, olumsuz tesirleridir.
Yaşamayı becerememek
Gerçekte, hayatı yaşamayı becerebilenlerin sayısı çok azdır. Nice
düşünen, okuyan ve yazan, entelektüel birikimi olan kişiler, hayata uyum
sağlama girişimlerinde hep başarısız olmuşlardır. Nice okumamış, köylü
kişiler bütün yaşadıklarına rağmen dimdik hayatta kalmayı
başarabilmişlerdir. Hayatı yaşamayı becerenler, hayatı anlamlı
kılanlardır. Hayattaki her şeyi, acıları bile… Elbette ayrılıkların,
yoksunluk ve yoksullukların, acıların ve ölümün herkesin ağırına giden
ve tahammül edemediği bir yönü vardır. Ama, hayata karşı alıngan olmak
neyin nesidir? Hayatı bir tehlike olarak görmek, nasıl izah edilebilir?
İntihar eden kişi, hayatı bir tehlike olarak görüp, bu tehlikeye karşı
kendini her geçen gün donanımsız ve silahsız hissederek, direnci
kırılan, ölümü bir nevi doğmamış olma veya yaşamama özgürlüğü zanneden
kişidir.
Şeytanın bir oyunu
Şeytanın insanoğluna oynadığı oyunlardan birisidir intihar. "Her şey
eskisinden daha iyi olacak" aldatmacasıyla yasak meyveyi yedirmek.
Müntehir de bu yaşam için de bulunduğu dünya bahçesinden aynı aldanışla
sürgün olur. Acısız ve sıkıntısız olacağı aldanışı ile çözümü kendi
ölümünde görür. Yaşadığı sürece hayatını anlamlandırmayanlar hep
'müntehir' olma riskine sahiptirler. İnsanlar içinde de en çok filozof
ve şairlerin hayatı anlamlandırma arayışına girdiği görülür. Bu aslında
bir zorlama olup, zaten anlamlı olan hayatı, mecrasından saptırarak
başka anlayışlarla tatmin olma duygusudur. Ve aradıkları felsefe ve şiir
sokaklarında yüzlerce kez nafile turlar atarlar. Sonra ani bir düşüş ve
kırılmanın sonucunda intiharı seçerler.
Diğer bir intihar arzusu, yaşamıyla insanların hafızalarında ve
gönüllerinde yer edip tutunamamış insanlarda, ölümü bu amaç için
kullanmakla oluşur. Yaşama nedeni onun hayata tutunmasına yetmeyince,
belki ölmüş olma sebebi insanı çok daha uzun bir süre hafızalarda diri
tutabilir diye düşünür müntehir. Oysa yaşamın alternatifi yine
kendisidir. Ölüm, yaşamın alternatifi değil bir parçası, bir
basamağıdır. Her sorun yaşamış olmamızdan kaynaklandığı gibi, her çözüm
de yaşamı devam ettirmemizle mümkündür. Sorunlar yaşamımız üzerinde
odaklanıyor ve tehlike olduğuna dair alarm zilleri çalıyor ise,
bilinmelidir ki yaşamın yine kendisinden başka sığınılacak bir
alternatifi yoktur. Yani insan, yaşamdan yine yaşama kaçmalıdır. Hayatın
kışkırtıcı sorunları, intihar bir alternatif gibi gösterse de intiharı
çözüm değildir.
Müntehir, yaşadığı toplumdan ve kendisinden intikam almak ister. İntihar
bir itiraf ve şikayet biçimidir. Yanlış olsa da, kaldığı yerden yaşamayı
sürdürmek, bir uzlaşma, bir yenilgi, bir onursuzluk gibi gelir intihar
edene. Yani müntehirler, hep kendi haklı gerekçelerini bulurlar. Kendi
bedenlerini katletmemiş, mutlu ve sağlıklı yaşatmayı becermiş
milyarlarca insanın yaşadığı bir dünya var önümüzde. Bedenlerini ortadan
kaldırarak intihar edenlerin sayısının ihmal edilecek kadar az olduğu bu
dünyada, zihinsel ve sosyal intiharı seçenleri anlamaya çalışmak daha
doğru değil mi?.
Yaşamayı becerebilmenin tek yolu yaşamı anlamlandırmaktır.
Anlamlandırmanın yolu da "doğru değerler" yüklemektir. Aksi halde
insanoğlunu toplu intiharlar beklemektedir. Hayatın gerçek sahipleri
yaşamayı becerebilenlerdir. İntihar için her zaman gerekçe üretilir ve
kimse bu gerekçeleri sorgulama hakkını her nedense kendinde göremez.
Sanki intihar etmek bireysel bir "hak" imiş gibi davranılır.
Öldüren Bencillik*
İnsan sevdiklerinin ölümünü görmemeyi dileyerek, onlara kendi ölümünün
acısını tattırmayı göze aldığı zaman mı daha bencil davranmış olur,
yoksa ölümün acısını onlara tattırmamak için sevdiklerinden sonra ölmeyi
dilediği zaman mı? Kanımca kendi ölümünün acısını sevdiklerine
tattırınca daha bencil davranmış olur. Yaşamak alabildiğine ne kadar
doğal ise, kendi canına kıymak da hayatın en büyük çelişkisidir. Ölüm
karşısında bencilliğini sorgulamayanların, yaşamlarında da bencilliğini
hiç sorgulamamış olması daha muhtemeldir.
Sıradan ölümleri doğal karşılayan bizler intihar haberlerinde kendimizi
sorular, çelişkiler ve tuhaflıklar içinde buluruz. Yaşamın tam ortasında
bir korku, bir ürküntü hissettirir her intihar bize. Zaman zaman
bilinmeyen olarak algıladığımız ölümün, içimizden birileri için nasıl
oluyor da özlenen ve istenen bir şey olduğunu anlamaya çalışıyor, haklı
ve meşru görüyoruz.
İntihar eden kimleri cezalandırmak istemiştir acaba? Zira yokluğunu
birileri için en keskin acıya intihar ile dönüştürebilir insan.
Başkaları içinde yaşamak zorunda olduğunu göz ardı eden ve geleceğini bu
anlamda kusurlu gören kişi ancak intiharı seçebilir. Kendilerinin
celladı olan bu insanların içine düştüğü patolojik psikolojiyi haddimizi
aşmayıp uzmanlarına bırakırsak ve uzmanlarının tanımlarıyla anlamaya
çalışırsak da cevabını belki de hiç bulamayacağımız sorular belirir
kafamızda.
Bir taraftan acıyıp bir taraftan kızarız onlara. Geleceğe, değişime ve
iyileşmeye olan inançlarını bu derece tükettikleri için kızarız.
Yaşamayı başarmadıkları ve kendilerini aşmayı becermedikleri için.
Acırız bir taraftan onlara, yaşamın ölümden daha zor olduğunu düşündüren
şartlarını duyumsadıkça. Yarını yaşamaya takat getiremeyişlerine,
acizlik ve çaresizliğe teslim oluşlarına baktıkça...
İntihar, kendi gözüyle yaşamı acı bir deneyim ve ölümü kurtuluş olarak
görenlerin kararıdır. Hayata ve çevresindekilere nefretini büyütürken,
bencilliğini had safhaya ulaştırır insan. Bütün zorlukları bir gayeye
kanalize edemeyince, yaşadıklarını haksızlık ve zulüm olarak algılayıp
ölümüyle herkesi mahkum etmek ister intihar eden. Oysaki intihar
başkasına yapılacak en büyük haksızlıktır. Bütün gerekçelerine rağmen
insanın en büyük bencilliğidir.
Kız kardeşimin deyimiyle "öldüren bencillik"tir intihar.
*Deniz
BAŞ'ın "İntihar" yazısından alıntı yapılmıştır. |