|

İslâm
Tehlikesi mi, Laik Batı Tehlikesi mi?
Yusuf Kaplan/ 02.06.2006/ Yeni Şafak
Bütün insanlığın, birincisi, Batı'ya yakalandığı; ikincisi de, seküler
Batı kültürünün ve sivilizasyonunun saldırısına maruz kaldığı kaotik bir
çağın tam ortasına fırlatılmış durumdayız. Yani?
Yanisi şu: Seküler Batı kültürü ve sivilizasyonunun, geliştirdiği kavram
ve kurumların, sadece Batı'da değil, bütün dünyada yaygınlaşması, hâkim
olması, tahakküm kurması; dolayısıyla, diğer kültürlere varolma ve hayat
hakkı tanımaması; Batı kültürü dışındaki kültürleri ya düzleştirmesi ve
hadım edilmesi ya da fiilen yok etmesi gibi bir küresel tehditle karşı
karşıya bütün insanlık.
Evet, bütün insanlığın başındaki en büyük belâ, Batı tehdidi veya Batı
tehlikesidir.
Eğer seküler Batı tehdidi ve tehlikesi durdurulmazsa, insanlığın karşı
karşıya kaldığı hayatî sorunlar, en temel varoluş sorunları da aslâ
durdurulamaz, hâl yoluna konulamaz. Artık bu, anlaşılmış olmalı.
Ama biz, bunu henüz anlayamadık; Batılılar bunu çok iyi anladıkları
için, bütün enerjilerini, kaynaklarını, stratejilerini Batı'ya
yakalanma'ya ve Batı saldırısına maruz kalma'ya direnen, itiraz eden
yegâne aktör olan İslâm'ın durdurulması çabasına teksif etmiş durumdalar
ve bu uğurda, her tür yola başvurmayı mübah sayıyorlar ve İslâm'la
savaşıyorlar.
İslâm'la iki cephede/n savaşıyorlar: Birincisi, hoşlarına gitmeyen
(kendilerine itaat etmeyen) ülkeleri, terör tehdidi tezgâhı ve silahıyla
ya işgal ederek, ya da karıştırarak; bu ülkelerin liderlerini,
kendilerine itiraz eden hareketleri, ya "devşirerek" ya da fiilen yok
ederek.
İkincisi de, "İslâm'a karşı İslâm" stratejisine başvurarak. Bunun için,
Müslüman toplumların, İslâm'la sahih ve doğrudan ilişkiler kurmalarını
engelleyecek, İslâm'ı bireysel bir inanç meselesi hâline getirmelerini
sağlayacak şekilde İslâm'ı, İslâm'ın olmazsa olmaz ilkelerini,
simgelerini kamusal, siyasî, iktisadî, kültürel ve entelektüel hayattan
uzaklaştırmaya çalışıyorlar.
İslâm dünyasındaki laik karikatürleri ve uzantıları da bu işi "irticayla
savaş" stratejisi olarak kabul ediyorlar ve (üstün, ileri, gelişmiş [!])
Batılı efendilerinin kendilerinden bekledikleri laiklik misyonerliğini,
üstelik de Batılıların bile uygulamaya cesaret edemeyecekleri şiddet,
yıldırma, aşağılama, ayrımcılık, tezgâh yöntemlerine başvurarak kraldan
çok kralcı (laik Batılılardan çok laikçi) geçinerek, laikliği din katına
yükselterek yapıyorlar.
Meselâ, Müslümanlığını ciddiye alan insanları, grupları ve cemaatleri,
"radikal Müslümanlar"; Müslümanlığı ciddiye almayan ve İslâm'a mesafeli
duran, hatta İslâm'dan nefret eden sözümona Müslümanları da, "ılımlı
Müslümanlar" diye tarif edip; ılımlı ve radikal diye yaftaladıkları veya
icat ettikleri Müslümanları birbirlerine düşman etmeye, birbirlerine
düşürmeye çalışıyorlar. Show TV'de gösterilen, "Hacı" dizisi, bunun en
ürkütücü habercilerinden biridir.
Biz de, bu "zoka"yı yutuyoruz! Ve Müslüman bir toplumun ruhunu,
dinamizmini, varoluş gerekçesini, özgürlüğünün ve bağımsızlaşmasının
yegane dayanağını ve kaynağını oluşturan İslâm'ı hayatımızdan
uzaklaştırmak için olmadık akrobasiler yapıyor, olmadık numaralar
çeviriyoruz. Pes doğrusu!
Ne yazık ki, Batı'ya yakalandığımızı ve Batı'nın saldırısına maruz
kaldığımızı göremediğimiz için, bu yakalanma ve saldırının bizi yok
edecek bir süreci tetiklediğini, bunun zeminini oluşturduğunu, bu
milleti ikiye böldüğünü; laiklik misyonerliğinin daha çocuk yaştaki
insanlarımızı, annelerini babalarını ve arkadaşlarını yoktan yere
öldürecek kadar vahşîleştiridiğini; uyuşturucuyu, cinsel sapıklıkları,
bencil ilişki biçimlerini zıvanadan çıkacak kadar hızla
yaygınlaştırdığını göremiyoruz; ya da bu yakıcı gerçekleri görmek
işimize gelmiyor!
O yüzden, hem bizim, hem de dünyanın önündeki en büyük sorunun, İslâm
tehlikesi değil, insanı, insanlığından eden, vahşîleştiren,
barbarlaştıran, hayvanlaştıran; insanlığın, tüm dünyanın sorunlarına
karşı duyarsızlaştıran, yabancılaştıran; kişiliksizleştiren,
bencilleştiren seküler Batı kültürünün geliştirdiği küresel saldırı
sorunu olduğunu artık biz de görmek ve aklımızı başımıza devşirmek;
bunun için de İslâm'ın kardeşliğe, yardımlaşmaya, dayanışmaya,
paylaşmaya, hakkaniyete, diğergâmlığa, adalete ve hakkaniyete dayalı
mükemmel bir insan tipi önerdiği gerçeğini kavramak zorundayız. Yoksa,
kendi kendini sömürgeleştiren ve kendi kendine intihar eden bir ülke
olarak tarihin çöp tenekesini boylayan ilk, tek ve son ülke olarak
tarihteki şerefli (!) yerimizi almaktan kurtulamayacağız, Allah
muhafaza.
|