|

Ben
Bilderberg’teyken
Fehmi Koru/ 18.06.2006/ Yeni Şafak
Bilderberg neden yazılmaz?
Toplantıya dâvet edilmem ülke içerisinde hayli gürültü kopardı.
Bilderberg yolculuğum, Türkiye'den bir internet sitesinin örgütü çok
yakından izleyen bir gruba yönelttiği, "Acaba neden çağrılmış olabilir?"
sorusu sebebiyle uluslararası kamuoyunun da dikkatine sunulmuş oldu.
Bu yıl Bilderberg toplantısına benden başka beş kişi daha katıldı
Türkiye'den: Koç Holding'in patronu Mustafa Koç, Boyner Holding'ten Ümit
Boyner, Ak Parti İstanbul Milletvekili Egemen Bağış, ARI Grubu lideri
Kemal Köprülü ve Bilgi Üniversitesi'nden Sabah yazarı Soli Özel...
Toplantı bitmiş, Washington'a gidecek Soli Özel bizden önce yollara
düşmüş, havaalanına gitmek üzere aracımızı beklerken, Mustafa Koç, Ahmet
Hakan'ın o gün Hürriyet'te çıkan yazısını Blackberry cihazından teker
teker hepimize okuttu. Ahmet Hakan, "Bilderberg Fehmi Koru'yu dâvet
ettiğine, Fehmi Koru da dâveti kabul edip gittiğine göre bir büyük
komplo miti sona erdi" diyordu özetle... Keşke hayat bu kadar düz olsa
Ahmet... Yazıyı beğenen Ümit Boyner, bana dönüp, "Siz de yazmayı
düşünüyor musunuz?" diye sorduğunda şu cevabı verdim: "Elbette
yazacağım."
Haklarını yemeyeyim, grup üyelerinden biri bile, "Sakın yazma" demedi.
DÂVET EDİLECEĞİMİ ÖNGÖRMÜŞTÜM
Arkamdan "Katılmam demişti, katıldı" türü nice yâveler okudunuz.
Okuduklarınızın çoğu gibi bu iddia da fostu. Bakın, bir yıl önce (13
Mayıs 2005), Bilderberg konusunda kendimle ilgili nasıl bir öngörüde
bulunmuşum:
"Ara sıra, 'Acaba beni ne zaman dâvet ederler?' beklentimin
depreşmesinin sebebi bu işte. Öyle ya, üç yıldır üzerindeki 'esrar
perdesi' Türkiye sayesinde hafifçe aralanıyor Bilderberg'in, aranızda
kabul etmeyenler çıksa bile, ben bu gelişmeyi biraz da kendime
bağlıyorum... Eğer bu bir hüsnü kuruntu değilse, adamlar belki de, 'Onu
da çağıralım da ilgisi iyice pörsüsün' diyebilirler... / Şimdi
yazacağımı ise hüsnü kuruntu sayabilirsiniz: Üç yıldır yaşanan
gizliliğin adım adım delinmesi olayını, toplantı planlayıcıları arasında
bulunan bu sütunun tiryakisi bir Bilderbergçi'ye borçlu olabiliriz; adam
(veya kadın) oraya beni de dâvet edebilmek için, bu üç yılı bilerek
yaşatmış olabilir örgütüne..."
O gün yazarken içimde 'acaba?' sorusunu taşıyor olsam bile, bugün yüzde
100 doğru olduğuna inandığım bir öngörü bu. Hürriyet yazarı Ertuğrul
Özkök, sağolsun, her şey olup bittikten sonra yazdığı yazıda,
Bilderberg'e dâvet edilmem sürecini şöyle özetlemiş: "Türkiye'den
Bilderberg'e gidecekleri, çok tanınmış iki üç iş insanı belirler. / Bu
çevre, bu yıl Türkiye'den gidecekler arasına Yeni Şafak Gazetesi'nin
yazarı Fehmi Koru'yu da ekledi. / Bana göre güzel bir karardı."
ULUSLARARASI SORUN DA OLDUM
Toplantıya dâvet edilmem ülke içerisinde hayli gürültü kopardı, bunu az
çok biliyorsunuzdur. Bilderberg yolculuğum, Türkiye'den bir internet
sitesinin örgütü çok yakından izleyen bir gruba yönelttiği, "Acaba neden
çağrılmış olabilir?" sorusu sebebiyle uluslararası kamuoyunun da
dikkatine sunulmuş oldu.
Gruptan Tony Gosling'in beyan ettiği tahmini şu: "Bilderberg'i yüksek
sesle eleştiren birinin neden dâvet edilmiş olabileceğini soranlar
çıkıyor; cevabım ancak eleştirileri en etkili olanların dâvet
edildiğidir. Bilderberg'in en korktuğu, dünya basınının merceği altına
alınmaktır. Koru, sessiz kalmaya ve kendileriyle 'dost' olmaya ikna
etmeleri gereken biri. Bilderberg toplantısının ana amacı, özel bir
halkla ilişkiler taktiği kullanarak, Koru gibi serseri mayınları
kendilerinin NeoLiberal Küreselleşme, Dünya Hükümeti gündemlerine dahil
etmektir."
Güzel bir cevap ama, Tony Gosling'in yaptığı da bir tahminde bulunmaktan
ibaret. Bildiğim kadarıyla, sert eleştirileriyle tanınmış birinin
toplantıya dâveti Bilderberg tarihinde bir ilk; benden önce böyle bir
dâvet daha olmadı ki, "Ancak eleştirileri çok etkili olanları dâvet
ederler" denilebilsin...
Ona yöneltilen benimle ilgili "Acaba neden dâvet edildi?" sorusu hâlâ
cevabını bekliyor. Aklımdan, hepsi de gönlüme hoş gelen onlarca muhtemel
sebep geçiyor, soruya kendim cevap vermeye kalktığımda; özellikle
Ottawa'ya gittiğim günden başlayarak medyada sürdürülen tartışmalara
baktığımda ise olumsuz tahminler yürütmem gerektiğini anlıyorum.
Kısacası, "Neden dâvet edildi?" sorusuna herkesi -ve kendimi- tatmin
edecek kestirme bir cevabım yok...
En mâkul açıklamayı dolaylı da olsa Ertuğrul Özkök Hürriyet'te çıkan
benimle ilgili yazısında verdi. Bilderberg'in dâvetini 'güzel', benim
dâveti kabulümü de 'yürekli' diye nitelendiren Doğan Medya Grubu'nun
önemli adamı, "Gelsin, Hürriyet'in ve Doğan Medya Grubu'nun haber ve
sayfa toplantılarına da katılsın" teklifinde bulundu aynı yazıda. Bir
gazetenin ve yayın grubunun mahrem toplantılarını başka bir gazetenin
mensubuna sonuna kadar açması âdetten değildir; bu jest grubunun bana
güvenini göstermesi bakımından önemli. Teklif olarak kalacak olsa da
güzel bir jest.
"Acaba" diyorum, "Bilderbergçiler de benzer bir değerlendirmeden
hareketle ve 'gelsin-görsün-yazsın' düşüncesiyle beni toplantılarına
dâvet etmiş olmasınlar?"
GELECEK YIL İSTANBUL'DA
Aslında, Bilderberg'e katılan gazetecilerin kendilerini bağlı saymaları
gereken kural o kadar da ters ve geleneklere aykırı değil. Dâvetlilere
gönderilen ilk belgeden başlayarak sürekli uyarıldığınız, toplantılar
sırasında yansıtmalarla da hatırlatılan tek bir kural var:
"İşittiklerini yazma" diyen yok, yalnızca "Yazarsan, hangi görüşün kime
ait olduğunu belirtme" deniliyor. Yani insanlar konuşurken kendilerini
söylediklerinden dolayı hesaba çekilecekleri baskısından uzak
hissetsinler diye konulmuş şu ünlü 'off-the-record' kuralı... Son üç
yıldır, katılanların adlarını ve içeride hangi konuların ele alındığını
toplantı bittiğinde kendileri açıklıyorlar zaten... Bu bakımdan,
günlerdir burada yazdıklarım, toplantıda ele alınan konulara dair
aktardıklarım, Bilderbergçilerin kurallarına aykırı değil...
Öyleyse, o kadar önemli gazetecinin katıldığı toplantı neden dünya
medyasında hemen hiç yer almıyor? Toplantıya her yıl dâvet edilen
gazetecilerin sessizliği onlara farklı bir kural uygulandığını
düşündürüyor. Belki de sürekli dâvet edilmeyi ancak susarak garantiye
alabiliyorlar. Bir defalığına çağrılan gazeteciler ise, muhtemelen, daha
sonra yeniden çağrılmayı umarak sessiz kalıyorlar...
Çok insanî bir duygu bu. Ancak televizyon ekranlarında izleyebileceğiniz
dünya liderleriyle aynı mekânda bulunmak, birlikte yemek kuyruğuna
girmek, aynı masayı ve sohbeti paylaşmak, kendilerine ilk isimleriyle
hitap edip soru yöneltmek... Yazılarını ve kitaplarını okuyup durduğunuz
araştırmacı, düşünür ve politika kuramcılarıyla görüş alışverişinde
bulunmak... Ülkelerinde karar alma mekanizmaları içerisinde yer alan
bürokratlar veya uluslararası örgüt yöneticilerinin ağzından öngörüler
dinlemek...
Sadece müthiş bir "Sonunda bu işi becerdim" duygusu vermez bu gelişme
bir gazeteciye, aynı zamanda gözünü açarak meslekî performansına da
olumlu katkılarda bulunur. Sürekli katılan biri olmayı, tatillerini
büyük patronlarla, dünya liderleriyle geçirmeyi de hayal ediyordur
çağrılan meslektaşlar...
Gelecek yıl Bilderberg toplantısı İstanbul'da yapılacak; Ottawa'dan
"İstanbul'daki toplantıda da buluşalım" temennisiyle uğurlandım. Eğer
yine çağırırlarsa, Bilderberg'in İstanbul toplantısından izlenimlerimi
de yazarım.
|