|

Zihniyet*
"Modern
literatürde "bilinç" (felsefe çevrelerinde "görüş tarzı") ile karşılanan
ama daha oturmuş bir kullanıma sahip olan "zihniyet" kelimesi, zihin
kavramından gelir. Zihin ise genelde algılama, anımsama, düşünme,
değerlendirme, karar verme aşamalarında rol oynayan yetenekler
bütünüdür. Yansımaları; duyumlar, algılar, duyular, bellek, arzular,
çeşitli akıl yürütme biçimleri, güdüler, tercihler, kişilik özellikleri
ve bilinçdışı oluşumlarda görülür; düşünme, bilgi, niyet(amaç) gibi
olgularla birlikte ele alınır."
"Zihniyet; insan ya da toplumların insan, toplum ve doğa üstüne düşünce
tarzı, onları algılama biçimi ve bu algılamaya bağlı ortaya konan bir
tavır olarak görülebilir. Bu bağlamda zihniyet bir bilgi türü değil, bir
bilme tarzıdır. Bu bakımdan toplumsal şartları ifade eden gelenek, din
ve daha kapsamlı görünümüyle kültürden ve ideolojiden (benzerliklerine
rağmen) farklıdır."
Bir görüş veya düşünce ait olduğu zihniyetin dışında anlamını ve
değerini yitireceğinden başka bir zihniyete aktarılması halinde
orijinalliği bozulmuş olur. Bir zihniyetin kendisi benimsenmeden ona ait
kimi değerlerin benimsenmesi ve başka bir zihniyete uyarılmaya
çalışılması, o değeri bozacağı gibi aktarılan zihniyetin bozulmasına da
neden olur. Zihniyetler arasındaki doku uyuşmazlığı algılamayı ve anlam
vermeyi olumsuz etkiler.
Bütün dünya görüşleri, düşünce tarzları, sosyal ve kültürel oluşumlar
belli bir zihniyetin dışa yansımasıdır. O bakımdan hiçbir düşünce ve
görüş dayandığı zihniyetten ayrı olarak pratiğe yansıtıldığında bağlı
olduğu zihniyette verdiği sonucu vermez. Zira ona hayat veren şey
dayandığı zihniyettir.
"Sosyal kültürel dünyamız kognitif**, normatif ve maddi yönlerden oluşan
bir yapıdır. Zihniyet bu yapılardan kognitif olanı oluşturmaktadır." Bu
yapının öğeleri birbirlerinden farklı olsalar da iç içe oluşumlardır.
Biri diğerinde kendi temelini veya yansımasını bulabilmektedir.
Zihniyet, kognitif yapıyı oluşturmasına rağmen inanç, düşünce, sanat,
siyasi, ekonomik v.b. alanlarda yansıması görülen bir öğedir. Maddi ve
manevi her alanın bir şekilde zihniyetle ilişkisi vardır.
Zihniyet; düşünce, kültür, sanat bilim v.b. insan zihni tarafından
üretilen her şeyin öznel formudur. "Toplumsal ve zihinsel" süreçlerin
bileşkesinde ortaya çıkan bir olgudur. Zihin ve bilgi ile doğrudan
bağlantılı kişisel bir durum olan zihniyet, toplumsal bağlantılarla
beslenerek şekillenir ve bir form kazanır.
Toplumsal anlamda zihniyet, kültürlerin insana ve doğaya bakış tarzıdır.
Dünya görüşü, çağın anlayışı ve kültürü karşılayan zihniyet, aynı
zamanda farklılıkları veya benzerlikleri sağlayan şeydir. Ahlak ve
kültürle ciddi bağlantıları olmakla birlikte onlarla özdeş değildir.
Daha ziyade "içsel bir duyuş ve inanış" olan ahlaka karşın zihniyet bir
yaşam tarzıdır. Zihniyet, hareket ve davranışlara yön veren kural, kaide
ve ölçüdür. Değer hükümleri, tercih ve eğilimler toplamıdır. Toplumun
dini, ahlaki, ekonomik, sosyal, siyasal şartların bileşkesinde oluşan ve
insanın insan, toplum ve doğaya karşı genel bir bakış tarzıdır. Pek çok
değişkenin bileşkesinde ortaya çıkan bir olgudur
Toplumsal yapılar, siyasi, ekonomik ve sosyal oluşumlar; felsefecilere
göre doğu ve batı zihniyeti; günümüzde modern ve geleneksel zihniyet
veya rasyonel ve rasyonel olmayan zihniyet şeklinde
temellendirilmektedir. Bu tanımlar toplumları kapsadığı gibi, kişileri
de kapsamaktadır. Modern dünyanın felsefi ve sosyolojik tanımlarının
kategorize ettiği zihniyet tanımında din, zihniyeti oluşturan yan
öğelerden biri olarak görülmektedir. Diğer öğelerin yanında dine verilen
rol toplumsal ve siyasal hiçbir boyutu olmayan figüranlıktır, sahip
olduğu değerin çok altındadır.
Her kavramın kendine özgü bir anlam dünyası vardır. Dışarıdan belli bir
forma dahil olan şey o forma göre şekil alır. Yani forma göre anlam
kazanır. Özellikle düşünsel ve toplumsal olgular, başka bir forma
uygulandıkları zaman o zihniyetin formuna göre anlam değişikliğine
uğrarlar. Soyut, rasyonel, teolojik ve sosyal bilimlere konu olan
anlayış ve yorumların tamamı zihinde oluşan zihniyet formuna göre anlam
kazanır.
Düşünürlerin, filozofların, entelektüellerin ana malzemesi insan
zihnidir. Amaç zihne bir form kazandırarak belli bir zihniyet
oluşturmaktır. Zira istenilen şeyin elde edilmesi zihinsel oluşumun
gerçekleşmesine bağlıdır. Bu zihni oluşum gerçekleşince de kendi
kurumlarını oluşturur ve bu kurumlarla zihniyet arasındaki ilişki
sürecinde karşılıklı etkileşim ve bu etkileşimlere bağlı olarak ta
dönüşümler gerçekleşir. Değişim ve dönüşümün gerçekleşmesi zihnin
etkilenerek zihniyeti değiştirmesine bağlıdır.
Her zihniyetin değişmez sabiteleri, temel referansları vardır.
Modernizmde aklın, sekülerliğin ve insanın; İslamda vahyin, tevhidin
temel sabiteler olması gibi. Her zihniyet, değişmezlerini, zihniyetinin
temeli, ana belirleyicisi olarak görür. Bu sabiteler zihniyetlerin
kumanda merkezini oluştururlar. Bir zihniyetin sabitesini oluşturan
öğelerden birisinin değişmesi demek o zihniyetin değişmesi veya
bozulması demektir.
Çağımızın hakim zihniyetinin kumanda merkezinde rasyonellik yer
almaktadır. Günümüz sosyal bilimcilerin çoğunluğu, özellikle sosyologlar
ve entelektüeller, zihniyeti "akılcı" ve "akıl dışı" olmak üzere ikiye
ayırmaktadırlar. Bu iki eğilimden akılcılık, kendini genelde
dünyevilikte özelde siyaset ve ekonomide gösterir; akıl dışılık ise
dinde gösterir. Bunlar; günümüzde dini (irrasyonel) ve dünyevi
(rasyonel) zihniyetin paylaşıldığı bir yaşama biçiminden söz
etmektedirler. Bu zihniyete göre akılla din, dünya ile din ortak bir
zihniyet oluşturamazlar. Bugün dünya çoğunluğunun sahip olduğu bu
zihniyetin kaynağı, batı kültürü, özellikle aydınlanma çağı
düşünürlerinin, filozoflarının düşünceleridir. Bu aydınlara göre adı ne
olursa olsun bütün dinler (Hıristiyanlık’tan hareketle) akıl dışıdır;
dünyayı zindana çevirmektedirler, dolayısıyla özgür olmak için ondan
uzak durulmalıdır. Bugün dünyaya hakim olan zihniyet bu düşüncenin
şekillendirdiği zihniyettir.
Bir zihniyetin kendisi kabul edilmeden ona ait temel bir değerin veya
onu oluşturan bir öğenin benimsenmesi; ya o değerin veya öğenin gerçek
anlamını yitirmesi demek olur ya da zihniyet değişikliği ve dönüşümü
süreci başlamış olur. Hiçbir görüş ve düşünce kaynaklandığı veya
şekillendiği zihniyetten ayrı düşünülemez. Zihniyetler, düşünceye şekil
ve anlam veren kalıplardır. Örneğin laiklik öğesi ait olduğu zihniyetin
dışında pratiğini bulamaz. Kendini gerçekleştirecek ortamı bulamayacağı
gibi gerçek etkisini de gösteremez. O kendini var eden bütünün bir
parçasıdır. Parça bütünden koparıldığı zaman özelliğini kaybeder. Zira
her parça ait olduğu bütünle birlikte olduğunda fonksiyon sahibi olur.
Laikliği benimsemek ancak onun ait olduğu zihniyeti kabullenmekle olur.
Yoksa benimsenen şey laiklik olmaz. Nasıl ki her iklimin bir bitki
örtüsü varsa ve bitki örtüsü için iklim neyse düşünce ve görüş için de
zihniyet odur.
İnsan etkilenme özelliğine sahip bir varlık olarak yaratılmıştır. Zihin
de ilişkide olduğu her şeyle bir etkileşim durumu yaşar. Özellikle
kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkinin zihniyetin oluşumunda
çok önemli etkisi bulunmaktadır. Bu etkileşimlerle zihnin mevcut formu
değişerek yeni bir form kazanabilir.
Ancak yine de zihniyetin toplumsal anlamda değişim ve dönüşümü oldukça
zordur. Çünkü insan yapı olarak kolay kolay kabullerinden vazgeçmez.
Ayrıca değişim ve dönüşümün hakim kültürle çok önemli bağlantıları
vardır. Hakim kültür, genellikle toplumun seçkinleri tarafından
şekillendirildiğinden aynı zamanda bu seçkinlerin desteğine ve
korumasına da sahiptir. Zihniyet yapı olarak salt bilgi aktarımıyla
değişmeye yatkın değildir. Aksine güçlü bir statükocu yapıya sahiptir.
Kolay kolay değişmez. Değişim ve dönüşümlerin çok uzun süreçlere bağlı
olarak gerçekleşmesi bunun en iyi göstergesidir. Bir zihniyetin
toplumsallaşması, diğer bir ifade ile toplumun ortak bir zihniyete
kavuşması, fertlerdeki tek tek değişikliğin gerçekleşmesi ile
olabilmektedir. Ve bu nasıl uzun bir süreç gerektiriyorsa yerleşik
zihniyeti değiştirmek de aynı sürecin tersten işleyişiyle mümkündür.
Kimi zihniyet değişikliklerinin yüzyıllar sürdüğü bilinmektedir. Avrupa
aydınlanması örneğindeki gibi... Bu bakımdan yerleşik zihniyetin yapı
değişikliğinin özünde taşıdığı bu güçlük hakim düşüncenin işini
kolaylaştıran bir unsurdur.
Her zihniyet gelişmelere göre kendini değiştirme refleksine sahip
olmalıdır. Bunu başaramayan; gelişme ve yeniliğe öncülük edemeyen
zihniyetin toplumsal gücünü koruması, hatta varlığını sürdürebilmesi
dahi çok güçleşir. Varlık ve etki alanı giderek daralacağından tarihle
birlikte o da tarih olur.
Temel niteliği itibariyle değiştirilemez, dokunulamaz sabiteleri
olmasına karşın İslam, yapısı gereği ilerlemeye ve yeniliğe, değişim ve
dönüşüme açık bir zihniyettir. Bu sahip olduğu sabitelerinin ve
değiştirilemezlerinin bir gereği olarak böyledir. Temel ölçüt, değişim
ve yeniliklere kapalı olmak değil; bu değişim ve yeniliğin sabitelere
uygun olup olmamasıdır. Gelişmelere açık olmak, değişim ve yeniliğe uyum
sağlamak veya bunlara öncülük etmek; sabitlere uygun olma koşuluyla
bizzat bu sabitelerin ön gördüğü, gerçekleştirmek istediği bir
gerçekliktir.
Modernist sosyal bilimcilere göre zihinsel alanda iki ayrı dünya vardır.
Göreceli olarak bir çok zihniyet varsa da bu zihniyetleri iki tür olarak
gruplandırmak mümkündür. Farklı terimlerle ifade ediliyor oluşları, bu
ikili kategoriyi değiştirmemektedir. Bunlar: modern-geleneksel,
batı-doğu, ilkel-gelişmiş, rasyonel-irrasyonel tiplemeleridir. Her iki
tipte yer alan zihniyetlerin temel değerlerine ve referanslarına
bakıldığında birinde akıl, bilim, dünya diğerlerinde gelenek, din,
akıl-dışılık ve öte dünyanın merkez alındığı görülmektedir. İki temel
zihniyet arasında ortak bazı değerlerin bulunması, sonucu değiştirecek
bir ölçüt oluşturmaz. Temelde zihniyetler ikiye ayrılmaktadırlar:
Batının (coğrafi anlamda değil) akılcı zihniyeti ve Batılı olmayanların
akıldışı zihniyeti.
Zihniyetler merkezlerinde yer verdikleri değerlere ve belirleyici
unsurlarına göre tanımlanırlar. Bu husus dikkate alındığında İslami
bakış açısıyla da esas olarak zihniyetler ikiye ayrılmaktadır: Vahye
dayalı olan ve olmayanlar. Temel referansı vahiy olmayan zihniyetler
ister akılcı olsunlar ister akıl-dışı, ister batılı ister doğulu, ister
çağdaş ister geleneksel, ister sezgiyi ister duyumu, ister düşünceyi
referans alsınlar, kendi aralarındaki çok önemli farklılıklara rağmen
vahyin dışında olmak gibi ortak bir vasfa sahiptirler. Bu da onları aynı
gurupta değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.
Vahiy kaynaklı zihniyet ile "beşeri" zihniyetler arasında ortak yönler,
birbirleriyle paylaştıkları öğeler olabilir. Hatta merkezlerine
aldıkları kimi değerlerde benzerlikler de olabilir. Bu, onların aynı
olduğu anlamına gelmez. Temel referansı vahiy olmayan bir zihniyet,
vahye dayalı zihniyetle ne kadar ortak veya benzeşen öğelere sahip
olursa olsun bu ona meşruiyet kazandırmaz.
Keza, vahye dayalı zihniyet salt vahiyden ibaret değildir. Temel
belirleyicinin ve ölçünün vahiy olması şartına uyularak, insanın sahip
olduğu bütün değerlerinin bir araya gelmesiyle oluşur.
Yukarıda zihniyeti vahyi ve vahiy-dışı olarak temelde ikiye ayırmıştık.
Çağımızın eksen zihniyeti olan modern bilinç de zihniyeti kendi
açısından temelde ikiye ayırmaktadır; rasyonalizmin gelişmiş yeni
versiyonu olan modern bilinç, zihniyet olarak hayatı "kendisi ve
diğerleri" olarak ikiye ayırmaktadır. Modern bilincin kendisini farklı
görmesinde en önemli argümanı teknolojik üstünlük, sosyal gelişmişlik ve
oluşturduğu sosyal, siyasi ve ticari kurumlardır. Özellikle teknoloji
modern bilincin öncü gücüdür. Teknolojinin olmadığı yerde modern
bilincin olması mümkün görülmemektedir. Modern zihniyetin kendine eksen
aldığı bilgi türü ise bilimsel bilgidir.
Zihniyetler toplumun paradigmasını oluşturan aydınlar ve toplumu
yönetenler tarafından temsil edilirler. Aydınlar ve yöneticilere göre
hayat bir okul, halk da eğitilmesi ve öğretilmesi gereken öğrencilerden
oluşmaktadır. Zihniyeti ne olursa olsun bütün toplumlarda bu böyledir.
Üsten alta doğru bir etkileşim ve buna bağlı olarak da altta değişim ve
oluşum gerçekleşmektedir.
Müslüman dünyanın(!) zihniyetini oluşturan adın, teolog ve sufilerde
eksen bilgi/argüman dindir. Müslüman yöneticilerin iktidarlarını
yaşatmak için dini iktidarlarına uygun hale getirme çabalarının yanı
sıra, genişleme süreci içinde farklı kültürlerle yüzleşme; öğeleri isim
olarak İslam’la aynı olsa da gerçekte İslam’la ilgisi olmayan bir
zihniyetin oluşmasına neden oldu. Özellikle Orta Asya, Hint, İran, Yunan
ve Hıristiyan inançlarının karışımı olan tasavvuf, zihniyet değişiminde
en büyük paya sahiptir. Tasavvufla birlikte vahyin oluşturduğu
zihniyetin yerini şirk ve saltanat kültürünün oluşturduğu, beşeri
unsurların ölçü alındığı, aklın devre dışı bırakıldığı bir zihniyet
aldı. Tarikatların hiyerarşik yapısıyla devreye giren ruhbanlık ve
aracılık olgusu belirleyici olma inisiyatifini Allah’tan alarak
insanlara verdi.
Tasavvufun kullandığı dil ve öğelerin çoğu ismen İslam’a ait olmakla
birlikte, içerik olarak İran, Yunan, Hint, Hıristiyan unsurların
karışımından oluşmuştur. Bu hareket Budizm, Manihizm dinlerine dayalı
Hint-İran mistik kültürleriyle, Yahudi ve Hıristiyan mistik
geleneklerini taşıyan Suriye ve Mısır bölgesindeki mistik kültürlerle
etkileşime girerek farklı bir anlayış olarak ortaya çıkmıştır. İlk
dönemlerinde kendini kabul ettirmede oldukça zorlansa da, daha sonra
gelişmelerin yardımıyla da toplum nezdinde elde ettiği itibar nedeniyle,
yöneticilerden ilgi görmeye ve himaye edilmeye başlandı. İktidarların
kamuoyu oluşturma, muhalefeti bastırma, desteği arttırmada yararlanmak
için ilişkiye girdikleri bu anlayış; iktidarların desteğini de yanına
alarak kendine özgü zihniyetin toplumsallaşmasını ve kurumsallaşmasını
sağladı. Körü körüne bağlılık, akletmeden kabul etme ve teslimiyet
düşüncesinin toplumsal zihniyete dönüşmesiyle, "dünyanın içten ve dıştan
uzağında durulması gereken, ölümlü bir varlık olduğu, daha doğrusu "var
görülen bir yokluk" olduğu anlayışı İslam’ın ilk ve öz kaynaklarındaki
dünya anlayışını değiştirdi.
İslami zihniyetin temel belirleyici unsuru, onun değişmez sabitlere
sahip oluşudur. Onun, değiştirildiğinde, zihniyeti İslamilikten
çıkaracak sabitleri vardır. Modern dünyanın hakim kültürü olan Batı
uygarlığının etkisinde kalan Batının sosyal bilimlerdeki üstünlüğü
karşısında içine düştüğü kompleksle karşı koyma refleksini kaybeden
günümüz teolog ve entelektüelleri, var olabilmek için sabitelerden
bazılarını sosyal bilimlerin, bilimsel bilginin ve modern aklın
kabullerine uydurmaya çalışmaktadırlar. Oysa ki bu sabitelerden
birisinin dahi değiştirilmesi zihniyeti İslami olmaktan çıkarır.
Her zihniyetin kendine özgü öncelikleri vardır. Tanımlama, ayrıştırma,
kategorize etme, şekil verme ve oluşturmada temel etken olarak öncelik
sırası dikkate alınmayan bir zihniyet; kendi içinden çözülmüş;
değişikliğe, dönüşüme açık hale gelmiş demektir.
Vahyin temel muhatabı insanın zihnidir. Önemli olan zihniyet
değişikliğinin gerçekleşmesidir. Vahye uygun hale gelen zihniyetin
oluşturacağı düşünce kalıpları ile insanların gerçeği bulmaları ve bu
kalıplarla olayları ve yaşamı doğru algılamaları mümkün olabilecektir.
Cahili bir zihin yapısıyla İslami mesajı doğru algılamak mümkün
değildir. O bakımdan önce zihni düşünce kalıplarının İslamileşmesi
sağlanmalıdır. Bozuk bir zihniyetten doğru bir sonucun çıkarılması
mümkün değildir. Doğru karar verebilmek için bilgi tek başına yeterli
değildir. Doğru mantıkla düşünmek en az bilgi kadar önemlidir. Bilginin
doğru kurgulanması diğer bir deyimle işin mantığının kavranması, yani
zihniyetin doğru olması öncelik bakımından en önemli faktördür. Vahiy bu
faktörü "kesin olarak" karşılayan tek olgudur.
**Kognitif(bilişsel): Bilgi üretme, saklama, aktarma, dönüştürme.
*İktibas, Sayı: 291 |