|

SON SİYASİ GELİŞMELER
Siyasetin
genelde durağan bir seyir izlediği yaz aylarına girerken, Türkiye'de iç
politikada önemli gelişmeler oldu. Şemdinli olaylarıyla başlayan ve
Danıştay Saldırısı'yla hız kazanan süreçten yararlanmayı uman çevreler,
yeni arayışlar içine girmeye başladı. Eski cumhurbaşkanı Süleyman
Demirel ve eski başbakanlardan Mesut Yılmaz'ın da 'katılım' işaretleri
verdiği yeni siyasi arenada, AKP'ye karşı ittifak (veya birleşme)
arayışlarına başlandı. Rahşan Ecevit'in de bu arayışlar içinde yer
almasıyla birlikte, çoktandır 'bekleme' konumunda bulunan siyasi
çevreler, kımıldanmaya ve zemin yoklama girişimlerinde bulunmaya
başladılar. Bir sonraki seçimde AKP'nin yeniden tek parti olarak
iktidarını istemeyen pek çok kesimin, bu girişimlere (en azından şu an
itibarıyla) sıcak baktığının gözlemlendiği şu ortamda, muhtemel
gelişmeler üzerinde değerlendirmeler yapmak gerekiyor.
İlk olarak, bu arayışların, iki temel dinamiği üzerinde durulması
gerekmektedir. Bunlardan biri AKP'nin misyonu ile, diğeri de muhalefetin
güçsüzlüğü ile ilgilidir. Malum olduğu üzere, AKP, Uluslararası Para
Fonu'nun eski koalisyon hükümeti döneminde başlattığı ekonomik programın
devamı açısından 'güçlü bir iktidar'a duyulan ihtiyacı gidermek üzere
hükümete gelmişti ve bu misyonunun gereğini de layıkıyla yerine
getirmişti. Ancak özellikle sürecin ilerleyen safhalarında, bu misyonun
büyük ölçüde yerine getirilmiş olmasının verdiği doymuşluk nedeniyle ve
ayrıca da, ulusal ve küresel düzeydeki konjonktürün getirdiği bir takım
parametrelerin etkisiyle, AKP iktidarına duyulan 'ihtiyaç' da görece bir
azalma oldu. Bu zaten, diğer bütün iktidarlar için de geçerli olan bir
durumdu. AKP'nin, bu dönem içerisinde, her tek parti iktidarının şu veya
bu şekilde uyguladığı 'inhisarcı' (tekelci) politikalar nedeniyle, çoğu
zaman da istem-dışı bir şekilde olmak üzere, muhalefetteki unsurları
tepki göstermeye 'zorlayan' icraatları da oldu. Bu icraatların neticesi
olarak, iktidardaki partiye karşı olan tepkiler zaman içinde arttı.
Ancak bunlar, bir anlamda doğal seyri içinde gelişen hadiseler olmanın
ötesine geçecek boyutta değildi. Çünkü özellikle siyasal ve ekonomik
dengelerin bir biçimde oturmuş olması, siyasi dengeleri belirleyen
çevreler için daha önemliydi ve bu nedenle de bu çevreler, AKP
iktidarından vazgeçmeyi uygun görmediler. Bu vasat, halen de devam
etmektedir ve son gelişmeleri kendi lehlerine kullanmak isteyen
muhalefet çevrelerinin, arzularına ulaşmalarını önleyici etkileri
olmaktadır. Bunu belki de en iyi gösteren son örneklerden biri
Cumhurbaşkanı seçimi tartışmalarıdır. AKP, yapılan onca baskılara
rağmen, Cumhurbaşkanı'nı meclisin (yani AKP'nin) seçeceğini söylemiştir
ve bu yöndeki tepkiler, istenen neticeyi vermemiştir. Bunun nedeni
konusunda ise, hemen şu önemli faktörün altını çizmemiz gerekmektedir.
Özellikle ABD ve AB, AKP iktidarını 'gözden çıkarma' tavrını
benimsemediği sürece, sistem-içi güç odaklarının bu tepkilerinin ciddi
bir netice vermesi beklenemez. Çünkü Türk Siyasal Sistemi'nin yapısı
gereği, küresel iktidarın taleplerinin, ulusal iktidarı oluşturan
çevrelerin talepleriyle çelişmesi durumunda, burada galip çıkan,
genellikle küresel iktidarın arzularıdır. Türkiye'de iktidara oynayan
siyasilerin, seçimlerden önce yaptıkları ABD 'gezileri'nin hikmet-i
vücudu da zaten budur! Aleyhte bazı emareler görünse de, küresel
iktidarın AKP'yi gözden çıkardığına dair somut bir delil henüz olmadığı
için, bu tür tepkilerin istenen neticeyi vermesi beklenmemelidir.
Peki küresel iktidar, önümüzdeki dönemde AKP'yi gözden çıkarır mı? Bu
sorunun (ve buna benzer soruların) cevabını, küresel iktidarın
'dengeleri gözetme' politikasını iyi okumakla vermek mümkündür.
Bilinmelidir ki, bütün küresel güçlerin siyaset mantığını belirleyen
kavram 'çıkar'dır. Batılı ülkelerde bu çıkar 'çoğunlukla' ekonomik
vasıflıdır. Batının 'modern' diplomasisinin temelinde de bu kavram
yatar. Bu kavramın, ulusal iktidarların şekillenmesindeki yerini ise
şöyle izah etmek mümkündür. Yerel iktidar sahipleri, daima küresel
iktidarın 'çıkarı'nı gözetmeli, onunla çelişmemeye özen göstermelidir!
Bu kuralın bozulması durumunda, küresel iktidar, yerel iktidarlara karşı
inisiyatif kullanır. Çelişkinin 'tahammül edilemez' sınırlara ulaştığı
yerlerde, küresel iktidar, istihbarat örgütlerini de devreye sokarak,
darbe veya iç karışıklıklar yoluyla, 'şımarık çocukları'na derslerini
verir! İtirazların tahammül edilebilir olduğu yerlerde ise, kulak çekme,
uyarı veya ufak tavizler yoluyla mesajlar verilir. Böylece itiraz
sahipleri de bir süre sonra susmak yolunu tercih ederler. Türkiye,
öteden beri, hep bu ikinci yolu seçen ülke konumunda olmuştur. Bir dönem
İngiltere, daha sonra da Amerika ile ilişkileri hep bu çerçeve
içerisinde gerçekleşmiştir. Kıbrıs Harekatı ve Tezkere Krizi gibi
hadiselerde, Türkiye, ya kulağı çekilerek ya da ufak tavizler verilerek,
kendisine uygun görülen konumu kabul etmiştir. AKP'nin önümüzdeki
dönemde gözden çıkarılması için ise, yurt-içi siyasi dengelerdeki
rolünden çok 'bölgesel' ve 'küresel' politikalar açısından takınacağı
tavır belirleyici olacaktır. Eğer AKP, IMF politikalarından ciddi bir
sapma gösterirse, veya Ortadoğu politikaları bağlamında ABD çizgisinden
uzaklaşırsa ya da AB'ye üye olma sürecinde ciddi bir hata yaparsa,
elbette ki gözden çıkarılmayı hak eder! Fakat bütün bu konularda AKP'nin
temel siyasetlerini oluşturan ekibin aksi yönde ne bir niyetleri ne de
bir teşebbüsleri vardır. Bunu da her vesile ile, gerek beyanat vermek
gerekse icraatta bulunmak suretiyle göstermişlerdir. Bu durumda geriye,
sadece ulusal dengelerin önemli ölçüde sarsılması gibi bir seçenek
kalmaktadır ki, zaten iç muhalefette meseleyi bu tarafa çekmeye
çalışmaktadır. Ancak bu noktada da ciddi bir bozulma emaresi
görülmemektedir. Sadece seçimlere doğru zaman yaklaştıkça, muhalefetin
sesi biraz daha çıkmakta ve yeni dönemde beklentisi olan çevreler, uygun
şartları zorlamaya çalışmaktadırlar. Bu çevrelerin, Cumhurbaşkanlığı
seçimleri ve Danıştay Saldırısı gibi olaylarda gösterdiği tepkiyi bu
şekilde yorumlamak gerekmektedir.
Muhalefet partilerinin son günlerde gösterdikleri ittifak arayışlarını
besleyen bir diğer faktör ise, bizatihi kendi güçsüzlükleriyle
alakalıdır. Şu anda CHP hariç, diğer partilerin baraj sınırında olması,
onları bir takım ittifaklara sürükleyen temel saik olarak görülmelidir.
Çünkü bu partilerin hiç biri, önümüzdeki seçimde meclis dışı kalmayı
istememektedir. Bunun için ne gerekiyorsa yapmak isteyecekleri de
bugünden bellidir. Milli Mutabakat, ittifak ya da birleşme gibi
çözümlerin hepsini de denemeleri mümkündür. Çünkü AKP'nin ikinci kez tek
parti olarak iktidara gelmemesi, hepsinin siyasal çıkarınadır. Zaten
kamuoyu yoklamaları da, AKP'nin belirli düzeyde bir oy kaybına
uğrayacağını göstermektedir. Muhalefet partileri, bu fırsatı kaçırmak
istemeyeceklerdir. Ancak bu arada, AKP'ye karşı kullanılacak kozlardan
biri olarak yine 'irtica' kampanyalarının gündemde olacağı da
söylenebilir. Bu siyasi tavrı, özellikle 'laiklik' konusunda hassas olan
çevrelerin, bu hissiyatını oya tahvil etmeye çalışacak çevreler
göstereceklerdir. Ancak sonucu, elbette seçimlere doğru ortaya çıkacak
olan siyasi atmosfer belirleyecektir. Çünkü son dönemlerde yapılan
seçimlerde 'tepki oyları'nın önemli bir rolü olmaktadır. Bu 'tepki'yi
iyi yönetenlerin, seçimlerden başarıyla çıkma ihtimalleri yüksektir.
Fakat ittifak arayışlarında gözden kaçmaması gereken hususlardan biri
de, artık seçmenin eski kavramlar üzerinden siyaset yapmaya, önceleri
kadar itibar etmediğidir. Yani sağ ve sol kavramları üzerinden yapılan
siyaset, artık önemli ölçüde bitmiştir. Eski siyasetçiler üzerinden
yapılan siyaset de büyük ölçüde bitmiştir. Fakat daha ilginci, 'yeni'
kavramlar ve yeni siyasetçilerle yapılan siyasetin de kitleleri cezb
edici çok fazla bir yönü yoktur. Bu durum, siyasetin küresel ölçekte
'tatsızlaşması' hadisesi ile yakından alakalıdır. Daha doğrusu, batılı
kavramlar temelinde yapılan siyasetin, artık dünya halkları için çekici
gelmemesiyle ilişkilidir. Bu nedenle, yeni dönemde, AKP'ye karşı ittifak
arayışlarının, 'konjonktürel' temellere dayanacağı (hatta bir ölçüde
'spontane' olacakları) söylenebilir. Yani yeni dönemin ittifaklarının
dayanacağı temel, yine 'geçici çıkarlar' olacaktır. Belki 'laiklik'
temelinde oluşturulmaya çalışılacak olan gerginliğin, ekstra bir katkısı
olabilir, fakat bu kavram dahi, uzun soluklu bir siyasal duruş için
yeterli olmayacaktır. Türkiye'de siyasete gerçek aktörler girmedikçe, bu
siyasi tablonun fazla değişmeyeceği açıktır. Gerçek aktörleri ise
'aktüel' olanlarından ayırmak gerekir. Çünkü belki Batılı kavramlar
temelinde yapılan siyasetin cazibesi kalmamıştır ancak İslami değerler
de, kalplerden bütünüyle sökülüp atılamamıştır. Türkiye'de köklü
sorunları çözecek olan siyaset, çıkarlar değil, idealler temelinde
yapıldığında mümkündür. Bu ise, İslami değerleri hem sahiplenme hem de
bu değerler için mücadele etme iradesine sahip oluşumlarla mümkündür.
Dini veya dini değerleri kullanarak yapılan siyasetin geleceği son
noktayı AKP deneyimi zaten göstermiştir. Bundan sonra da benzeri
deneyimler olabilirse de, artık bu yolun ne getireceği ne götüreceği
konusunda somut örnekler alınmıştır. Bundan böyle, bu yolu çare olarak
gösterenler de, eskisi kadar inandırıcı olamayacaklardır. |