Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 344 | Ağustos  2007

                   

 

 


                           

Varoluşsal Başlangıçlar Yapmak

Atasoy Müftüoğlu

Hiç bir kategoriye, ölçüye sığdırılması mümkün olmayan, eşsiz, benzersiz durumlar yaşıyoruz. Farklılaştırıcı, ötekileştirici, adaletsiz, eşitsiz, bencil çıkarların ifadesi olan ideolojik müdahaleler/girişimler, utanç verici aşırılıklarla toplumu sarsıyor. Türkiye'nin eşi ve benzeri olmayan bir gerçeği var. Türkiye'de her durumda sadece devlet var, toplum yok; bürokrasi var, siyaset yok. Türkiye'de siyasal gücün saygınlığından değil, devletin gücünün saygınlığından söz edilebiliyor. Türkiye'de siyasal sınırların/ufkun genişletilmesine çalışılmıyor, devletin gücünün genişletilmesine çalışılıyor. Türkiye'de topluma dayalı siyaset yapmak yerine, devlet ideolojisine dayalı olarak siyaset yapılabiliyor. İlginçtir ve tuhaftır, Türkiye'de hükümetleri seçmenler değil, askeri bürokrasi denetliyor, baskılıyor ve cezalandırıyor. Askeri bürokrasi bireysel, toplumsal, siyasal tercihlere, özgürlüklere itibar etmeyebiliyor. Bu nedenledir ki; Türkiye sık sık siyasal drama'lar yaşıyor. Türkiye'yi dünyaya bütünüyle olumsuz yansıtan, yasal/sosyal/ekonomik/siyasal belirsizliklere ve karmaşa neden olan muhtıralara/darbelere maruz kalıyoruz. Militer zihniyet, uluslararası gündemi, insanlığın gündemini dikkate almıyor. Statükocu siyaset, devlet adına sürdürülen siyaset, bürokratik oligarşinin hassasiyetlerini sömürüyor, bu hassasiyetlere hitap ediyor.
Tepeden inmeci, baskıcı, taklitçi, içi boş modernleştirme; biçimlerle, dış görünüşle, kılık kıyafetle sınırlı bir modernleştirme; İslami, insani, ahlaki, manevi, içsel nitelikler, bilgelikler, derginliklerin reddi/inkarı şeklinde somutlaştırılan modernleştirme girişimleri, eksiksiz bir şekilde sömürgeci yaklaşımın/mantığın/bağımlılığın ifadesi olarak ilerliyor. Toplumun sahip olduğu, kültürel, tarihsel birikim ve uygarlık içeriğiyle hiç bir ilgisi bulunmayan laikleştirici/modernleştirici çerçeveler, kültürel çatışmalara neden oluyor. Militarist yaklaşımları, yorumları yücelten akımlar, oluşumlar hepimizi asker-vatandaş olarak konumlandırmak istiyor. Çoğunluk milliyetçiliği, yeniden ve bir kez daha çok kaba bir biçimde dayatılıyor.
Faşist bir dar görüşlülük ve ufuksuzluk umutsuz bunalımlara yol açıyor.
Kendine güvenemeyen, kendini tamamlayamayan, kişiliği gelişmemiş, yönünü/istikametini bir türlü tayin edemeyen bireyler, toplumlar, ülkeler dünyaya ve hayata kapalı olurlar. Böylesi ortamlarda, daha çok etnik-kültürel asabiyetler ve ruhsuz aşırılıklar kışkırtılıyor. Heterofobi, farklı olandan rahatsızlık/tedirginlik duymak şeklinde somutlaşıyor.
Kendini bilmeyen, tanımayan, ötekini/farklıyı bilemez, tanıyamaz. Basmakalıp imgelerle farklı'yı etiketlemek büyük bir zulümdür, büyük bir haksızlıktır.
İmajlarla sınırlı kimlikler üzerinde sağlıklı değerlendirmeler yapılamaz.
İslami kimliğimiz; varoluşumuzun, tarihin, kültür ve medeniyetimizin kurucu unsurudur, kalbidir, ruhu ve temelidir.
Selim bir akılcılık evrensel niteliklere açıktır. Evrensel nitelikler, ırk, toprak, dil bağnazlılarıyla tanımlanamaz.
Kendi hayatlarımıza niteliksel anlamlar kazandırdığımız takdirde, tarihe bir anlam kazandırabiliriz.
Bunun için, varoluşsal başlangıçlar yapmalıyız.
Modern sürünün, ya da geleneksel sürünün bir parçası haline gelenler hiç bir şey haline gelmişlerdir.
Hayır demeyi öğrendiğimizde gerçek anlamda özgür oluruz, gerçek anlamda var oluruz.
İslami çerçeve, yorum, çözümleme dondurulamaz. Değişim, yeni başlangıç zorunlu hale geldiğinde, yeni çerçeveler de zorunlu hale gelir. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz ağır sorunları, ağır koşulları bizler yanıtlamak, aşmak ve çözümlemek zorunayız. Her şey olup bittikten sonra, tarihi geriye dönerek yazmaya çalışmak yerine, geleceğe yönelik, sağlıklı, tutarlı çalışmalar yapılabilmelidir. Bugün için gereken yanıtları, geçmişe havale edemeyiz. En hayati proje/uğraş/çaba, İslami nitelikler/pratikler üzerine kurulu bir toplum inşa etmek olmalıdır. Böyle bir toplum oluşturulmadan bütünlüklü bir mücadele verilemeyeceğini öğrenmiş olmalıyız.
Yalnızca reaksiyon göstermek yerine, içerik/anlam üreten bir dil geliştirmeliyiz. Kültürel kimliğimizin bulanık hala gelmesine seyirci kalamayız. Yenilgi psikolojisini aşmak günübirlik ilgilerin sınırlarını aşmak zorundayız. Kişisel çıkarları hizip, grup, etnik köken çıkarlarını ya da bencilliklerini aşmayı başarmak zorundayız. İman, kimi özel durumlarda, kimi özel günlerde, kimi özel yerlerde somutlaşması gereken bir duygu olmayıp, bütün durumlarda, bütün zaman ve mekanlarda, onur ve vakarla, bilinç ve coşkuyla temsil edilmesi gereken bir gerçekliktir. Sorumlu muvahhidler tarihsel süreçlere eleştirel yanıtlar verebilmelidir. Güncel tarihinin karşısında nasıl bir tavır almamız gerektiğine karar verebilmeliyiz.
İdeolojik bilgi, ırkçı bilgi, çıkara dayalı bilgi, bilgi değildir. Pozitivist bilim anlayışı, modern bireysellik anlayışı, modern bireysellik anlayışı, bütün ilahi değerleri, bakış ve anlayışları tahrip etti. Modernlikler utanma ve haya duygularını yok etti. Modern zamanların en büyük ve dokunulmaz putları, para/ güç/ iktidar/ teknik/ cinsellik/ moda/ ulus/ ideoloji/ şöhret ve başarıdır. Dikkat edilirse bu putlara hizmet edenler büyük ölçüde ahlaki bir yabancılaşmaya uğramakta, insani yanları paramparça olmaktadır.
Takvaya ve zühde hayatın dışında değil, hayatın içinde ihtiyacımız var. Hayatımızın içsel birliğini ve bütünlüğünü gerçekleştirmeksizin, dışsal birliğini ve bütünlüğünü gerçekleştiremeyiz. Aklın da, kalbin de, sınırlarının bilincinde olması için İlahi Vahyin yardımına ihtiyacı vardır. Vahiyden bağımsız akıl, aklın, akılsızca kullanılması demektir.
Tarihsel an'lara özgür yanıtlar verebilmek için İslami imkanların farkına varmalı, öncelikle neye ihtiyacımız olduğunu tespit etmeliyiz.
Sahip olduğumuz bilinç ve aşk, değiştirebilen, dönüştürülebilen bir güç haline gelmelidir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...