|

Varoluşsal Başlangıçlar Yapmak
Atasoy Müftüoğlu
Hiç bir kategoriye, ölçüye sığdırılması mümkün olmayan,
eşsiz, benzersiz durumlar yaşıyoruz. Farklılaştırıcı, ötekileştirici,
adaletsiz, eşitsiz, bencil çıkarların ifadesi olan ideolojik
müdahaleler/girişimler, utanç verici aşırılıklarla toplumu sarsıyor.
Türkiye'nin eşi ve benzeri olmayan bir gerçeği var. Türkiye'de her
durumda sadece devlet var, toplum yok; bürokrasi var, siyaset yok.
Türkiye'de siyasal gücün saygınlığından değil, devletin gücünün
saygınlığından söz edilebiliyor. Türkiye'de siyasal sınırların/ufkun
genişletilmesine çalışılmıyor, devletin gücünün genişletilmesine
çalışılıyor. Türkiye'de topluma dayalı siyaset yapmak yerine, devlet
ideolojisine dayalı olarak siyaset yapılabiliyor. İlginçtir ve tuhaftır,
Türkiye'de hükümetleri seçmenler değil, askeri bürokrasi denetliyor,
baskılıyor ve cezalandırıyor. Askeri bürokrasi bireysel, toplumsal,
siyasal tercihlere, özgürlüklere itibar etmeyebiliyor. Bu nedenledir ki;
Türkiye sık sık siyasal drama'lar yaşıyor. Türkiye'yi dünyaya bütünüyle
olumsuz yansıtan, yasal/sosyal/ekonomik/siyasal belirsizliklere ve
karmaşa neden olan muhtıralara/darbelere maruz kalıyoruz. Militer
zihniyet, uluslararası gündemi, insanlığın gündemini dikkate almıyor.
Statükocu siyaset, devlet adına sürdürülen siyaset, bürokratik
oligarşinin hassasiyetlerini sömürüyor, bu hassasiyetlere hitap ediyor.
Tepeden inmeci, baskıcı, taklitçi, içi boş modernleştirme; biçimlerle,
dış görünüşle, kılık kıyafetle sınırlı bir modernleştirme; İslami,
insani, ahlaki, manevi, içsel nitelikler, bilgelikler, derginliklerin
reddi/inkarı şeklinde somutlaştırılan modernleştirme girişimleri,
eksiksiz bir şekilde sömürgeci yaklaşımın/mantığın/bağımlılığın ifadesi
olarak ilerliyor. Toplumun sahip olduğu, kültürel, tarihsel birikim ve
uygarlık içeriğiyle hiç bir ilgisi bulunmayan
laikleştirici/modernleştirici çerçeveler, kültürel çatışmalara neden
oluyor. Militarist yaklaşımları, yorumları yücelten akımlar, oluşumlar
hepimizi asker-vatandaş olarak konumlandırmak istiyor. Çoğunluk
milliyetçiliği, yeniden ve bir kez daha çok kaba bir biçimde
dayatılıyor.
Faşist bir dar görüşlülük ve ufuksuzluk umutsuz bunalımlara yol açıyor.
Kendine güvenemeyen, kendini tamamlayamayan, kişiliği gelişmemiş,
yönünü/istikametini bir türlü tayin edemeyen bireyler, toplumlar,
ülkeler dünyaya ve hayata kapalı olurlar. Böylesi ortamlarda, daha çok
etnik-kültürel asabiyetler ve ruhsuz aşırılıklar kışkırtılıyor.
Heterofobi, farklı olandan rahatsızlık/tedirginlik duymak şeklinde
somutlaşıyor.
Kendini bilmeyen, tanımayan, ötekini/farklıyı bilemez, tanıyamaz.
Basmakalıp imgelerle farklı'yı etiketlemek büyük bir zulümdür, büyük bir
haksızlıktır.
İmajlarla sınırlı kimlikler üzerinde sağlıklı değerlendirmeler
yapılamaz.
İslami kimliğimiz; varoluşumuzun, tarihin, kültür ve medeniyetimizin
kurucu unsurudur, kalbidir, ruhu ve temelidir.
Selim bir akılcılık evrensel niteliklere açıktır. Evrensel nitelikler,
ırk, toprak, dil bağnazlılarıyla tanımlanamaz.
Kendi hayatlarımıza niteliksel anlamlar kazandırdığımız takdirde, tarihe
bir anlam kazandırabiliriz.
Bunun için, varoluşsal başlangıçlar yapmalıyız.
Modern sürünün, ya da geleneksel sürünün bir parçası haline gelenler hiç
bir şey haline gelmişlerdir.
Hayır demeyi öğrendiğimizde gerçek anlamda özgür oluruz, gerçek anlamda
var oluruz.
İslami çerçeve, yorum, çözümleme dondurulamaz. Değişim, yeni başlangıç
zorunlu hale geldiğinde, yeni çerçeveler de zorunlu hale gelir. Bugün
karşı karşıya bulunduğumuz ağır sorunları, ağır koşulları bizler
yanıtlamak, aşmak ve çözümlemek zorunayız. Her şey olup bittikten sonra,
tarihi geriye dönerek yazmaya çalışmak yerine, geleceğe yönelik,
sağlıklı, tutarlı çalışmalar yapılabilmelidir. Bugün için gereken
yanıtları, geçmişe havale edemeyiz. En hayati proje/uğraş/çaba, İslami
nitelikler/pratikler üzerine kurulu bir toplum inşa etmek olmalıdır.
Böyle bir toplum oluşturulmadan bütünlüklü bir mücadele verilemeyeceğini
öğrenmiş olmalıyız.
Yalnızca reaksiyon göstermek yerine, içerik/anlam üreten bir dil
geliştirmeliyiz. Kültürel kimliğimizin bulanık hala gelmesine seyirci
kalamayız. Yenilgi psikolojisini aşmak günübirlik ilgilerin sınırlarını
aşmak zorundayız. Kişisel çıkarları hizip, grup, etnik köken çıkarlarını
ya da bencilliklerini aşmayı başarmak zorundayız. İman, kimi özel
durumlarda, kimi özel günlerde, kimi özel yerlerde somutlaşması gereken
bir duygu olmayıp, bütün durumlarda, bütün zaman ve mekanlarda, onur ve
vakarla, bilinç ve coşkuyla temsil edilmesi gereken bir gerçekliktir.
Sorumlu muvahhidler tarihsel süreçlere eleştirel yanıtlar
verebilmelidir. Güncel tarihinin karşısında nasıl bir tavır almamız
gerektiğine karar verebilmeliyiz.
İdeolojik bilgi, ırkçı bilgi, çıkara dayalı bilgi, bilgi değildir.
Pozitivist bilim anlayışı, modern bireysellik anlayışı, modern
bireysellik anlayışı, bütün ilahi değerleri, bakış ve anlayışları tahrip
etti. Modernlikler utanma ve haya duygularını yok etti. Modern
zamanların en büyük ve dokunulmaz putları, para/ güç/ iktidar/ teknik/
cinsellik/ moda/ ulus/ ideoloji/ şöhret ve başarıdır. Dikkat edilirse bu
putlara hizmet edenler büyük ölçüde ahlaki bir yabancılaşmaya uğramakta,
insani yanları paramparça olmaktadır.
Takvaya ve zühde hayatın dışında değil, hayatın içinde ihtiyacımız var.
Hayatımızın içsel birliğini ve bütünlüğünü gerçekleştirmeksizin, dışsal
birliğini ve bütünlüğünü gerçekleştiremeyiz. Aklın da, kalbin de,
sınırlarının bilincinde olması için İlahi Vahyin yardımına ihtiyacı
vardır. Vahiyden bağımsız akıl, aklın, akılsızca kullanılması demektir.
Tarihsel an'lara özgür yanıtlar verebilmek için İslami imkanların
farkına varmalı, öncelikle neye ihtiyacımız olduğunu tespit etmeliyiz.
Sahip olduğumuz bilinç ve aşk, değiştirebilen, dönüştürülebilen bir güç
haline gelmelidir. |