|

Pantolon Solcusu
Engin Ardıç/25.07.2007/Akşam
Dertleri zevk edinmek kavramı vardır ya,
halkımızın "sado/mazo" özelliğini yansıtır...
Bazı gazeteci arkadaşlar da buna benzer bir "yanılma tiryakiliği"
geliştirdiler, yanıla yanıla bunu sevmeye başladılar. Yanılmadan
edemiyorlar.
Deniz Baykal'a ateş püskürüyorlar (her seçimde olduğu gibi)... Baykal
bir bıraksa "CHP şahlanacak, oylarını ikiye katlayacak, iktidara gelecek"...
Çünkü halk sol istiyormuş. Tabii, CHP'nin sağa kaydığını söyleyenlerin
yanısıra, bu partiye hâlâ utanmadan ve sıkılmadan sol diyenler bile var
(emekli memur gazeteleri)... Bu arada birçok sersem de, bizim yıllardır
yazdığımız gerçeği, yani "Baykal'ın aslında iktidara gelmek melmek
istemediğini, ölünceye kadar ana muhalefet lideri konumundan çok memnun
olduğunu" yeni yeni anlamaya başladı...
Kimisi de ufaktan ufaktan gene Mustafa Sarıgül ismini ısıtmaya çalışıyor,
o adamın da neresinin sol olduğunu bugüne kadar anlayabilmiş değiliz.
Şunların birine sarmısak, birine soğan assalar belki işimiz kolaylaşacak.
Hayatımda ilk kez pantalon diktirmeye gittiğimde, terzi Nazmi bana "abi
sağcı mısın solcu mu" diye sormuştu, ne demek istediğini önce
anlayamamıştım...
Bunlar da olsalar olsalar "pantalon solcusu" olurlar, o kadar!
CHP'yi ne Mustafa Sarıgül kurtarabilir, ne Mahzun Kırmızıgül, ne de
Yılmaz Morgül.
CHP sağa da kaysa iktidara gelemez, sola da kaysa iktidara gelemez,
ortada da dursa iktidara gelemez, amuda da kalksa iktidara gelemez.
(Birtakım kart tilkilerin yönlendirmeleri doğrultusunda koalisyona
giremez demedim, tek başına "salt" iktidardan sözediyorum.)
CHP bir memur partisidir. Devletin partisidir, bürokrasinin partisidir.
Bürokratik oligarşinin partisidir. Yani, adında halk kelimesi geçen
parti, halkın partisi değildir.
Sağa kaysa, sağcılığı "ondan daha iyi yapanlar" vardır, aslı varken
kimse taklidini seçmez. Bunu, geçen pazar günü de gördük.
Sola kaysa, evet, solda kimse yoktur ama halk sol istemiyor ki!
CHP'nin hiçbir umar yolu, çıkar yolu yoktur. CHP, "hileli ve şaibeli"
1946 seçimlerini bir yana bırakırsak iktidarı ilk serbest ve doğru
dürüst seçimde, 1950 yılında kaybetmiştir, bir daha da geri dönememiştir.
Dönemez, dönemeyecektir.
Bürokrasinin dönem dönem "teşrifatı bir yana bırakarak" iktidara
doğrudan ve sertçe el koyması, CHP'nin dönmesi anlamına gelmez. "Arkadaşlarıdır"
gelenler.
CHP, dönem dönem "ortanın solu" ayakları çekse de dönemeyecektir, dönem
dönem "ulusalcı takılsa" da dönemeyecektir.
Baykal ve emirerleri, bunu çok iyi biliyorlar. Bildikleri için de "yiyemeyecekleri
yemeğin önüne oturmuyorlar"... Baykal son derece gerçekçi bir adam, ve
kendisine kızmak şöyle dursun, "partisini hiç olmazsa bu noktalarda
tuttuğu için" kutlamak bile gerekir. "Yüzme geyiklerini" bıraktığınız
gün bunu göreceksiniz.
İdris Küçükömer'e küfür eden budalalardan çok daha gerçekçidir Deniz
Baykal.
Görevi, gerçek görevi, bürokrat oligarşinin çıkarları doğrultusunda,
halkın kilit iktidar noktalarını ele geçirmesini mümkün mertebe
önlemektir, bunu da iyi kötü başarmıştır.
Misyonu, dikta sökmeyince bulunmuş bir uzlaşmayı, "çifte Ankara hükümeti
sistemini" mümkün mertebe korumaktır. Halka bırakılmak zorunda kalınan "mevzileri"
terketmek, "tutabilecekleri hatta" direnmek...
Vallahi, Eskişehir-Kütahya çarpışmalarının ardından "askerlik ilminin
icabatını yerine getirerek" oraları bırakıp Sakarya ırmağının doğusuna
çekilmek gibi bir şey ha!
Sayın Baykal politikacı olmasa, örneğin gençliğinde bıraktığı bilim
adamı kimliğini hatırlasa, tabii bir de dili varsa, kurtuluş savaşımızın
da aslında bir "halk savaşı" falan olmadığını, bir bürokrat mücadelesi
olduğunu, halkın alt tarafı "İstanbul hükümeti tarafından değil de ona
başkaldıran Ankara hükümeti tarafından askere alındığını" kabul edecek...
Aklıma gelmişken, hem ona hem de size sorayım:
İnönü hangi serbest seçimi kazanmıştı da önce milletvekili sonra da
cumhurbaşkanı seçilmişti yahu? 1939 mu, 1943 mü?
Peki Atatürk? 1927 mi, 1935 mi?
Yani şu, CHP'nin, katılma oranı yüzde kaç olursa olsun yüzde 100 oy
topladığı seçimler mi? O zaman iktidar çantada kekliktir tabii. Boşuna
mı birtakım huysuz ihtiyarlar "aah o otuzlu yıllar" diye ağlaşıyorlar? |