Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 348 | Aralık  2007

                   

 

 


                           

Abant
‘Yeni Anayasa’nın Nesi Geliyor?

Mehmed Durmuş

Biz de kendi çapımızda yıllardır söylüyoruz, Abant'ın sıradan bir 'gönüllü kültür teşkilatı' olmadığını, giderek Türkiye'de egemen sistemin önemli bir think-tank kuruluşu olarak iş yapar hale geleceğini. Ve nitekim işte Abant bunu yapıyor. Biz de bu yüzden Abant platformunu 'Abant Konsili' olarak adlandırıyoruz ve bunda isabet ettiğimizi de her geçen gün Abant'ın kendisi doğruluyor.
"Türkiye'de yaşanan 'Yeni Anayasa' tartışmalarıyla Abant'ın ne ilgisi olabilir ki?" desem, doğrusu haksızlık etmiş olurum. Çünkü hem, Cumhuriyet'in revize edilmesinde hayati bir öneme sahip görülüp işlerlik kazandırılan bir 'sivil inisiyatif'den bahsedeceğim, hem de bu inisiyatife, anayasa tartışmalarında müdahil tutumu çok göreceğim! Bu bir çelişki olurdu.
Dönem başkanlığını Prof. Mete Tunçay'ın yaptığı Abant Platformu'nun, 16-17 Kasım 2007 tarihlerinde İzmit'in Sapanca ilçesi Maşukiye semtinde 1700 metre yükseklikteki Kartepe'de icra ettiği 15. Konsil'in konusu 'Yeni Anayasa' idi. Green Park Otel'de "Yeni Bir Anayasa" üst başlığı altında iki gün süren dört oturumda, konuyla ilgili yaklaşık 200 kişinin katılımı ile Yeni Anayasa'nın felsefesi, yaslanacağı paradigma ve anayasanın, dolaylı olarak da rejimin revize edilmesinin önündeki engeller tartışılmış bulunmaktadır.
Dört oturumdan oluşan toplantının 1. oturumunda 1982 Anayasası, 'Felsefesi ve Uygulaması', daha doğrusu 'uygulanamayışı' toplumun ihtiyaçlarına cevap verememesi konuşulmuş. 2. Oturumda, 'Sivil Yeni Bir Anayasa İhtiyacı, Felsefesi Ve Evrensel Hukukla İlişkisi', yeni anayasanın ruhu ve 'Yeni Anayasa' ile Uluslararası Belgeler ve AB Hukuku ilişkisi' tartışılmış. 3. Oturumda 'Asker-Siyaset İlişkisi', 'Askerin Siyasi Yönetimdeki Rolü', 'Gücün Kötüye Kullanılmaması Ve İstikrar Bakımından Erkler Arası İlişkiler' konuları masaya yatırılmış. 4. Oturum ise, Yeni Anayasa'da hak ve özgürlüklerin nasıl düzenleneceği konusuna ayrılmış.
Toplantıya katılan isimlerden bazıları: Prof. Dr. Ergun Özbudun, Prof. Dr. Mehmet Altan, Prof. Dr. Levent Köker, Doç. Dr. Serap Yazıcı, Tarhan Erdem, Prof. Burhan Kuzu, Prof. Dr. Yavuz Atar, Prof. Dr. Eser Karakaş, Prof. Dr. Mithat Sancar, Prof. Dr. Zafer Üskül, Prof. Dr. Zühtü Arslan, Prof. Dr. Ali Şafak, Doç. Dr. Sibel İnceoğlu, Prof. Dr. Ümit Kardaş, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Mümtaz'er Türköne, Özlem Türköne, Hüsnü Tuna, Mete Tunçay, Harun Tokak, Ali Bulaç, Naci Bostancı, Şahin Alpay, Bejan Matur, Leyla İpekçi, Nazlı Ilıcak.
Abant'ta Neden Anayasa?
15. Abant toplantısına hükümet kanadından sadece iki bakanın (Adalet Bakanı M. Ali Şahin ve Dengir M. Mehmet Fırat) katılması, Abant toplantısının bir sivil inisiyatif olup, hükümetin de buna ilgi duymadan edemediği intibaını vermek için uygun bir sınırlama. Açılış konuşması yapan bakan Şahin, Abant'ın, terör ve sınır ötesi harekât değil de anayasayı gündeme almış olmasını, bütün bu meselelerin ancak iyi bir anayasa ile çözülebileceğine işaret saymaktadır.
Abant Kartepe'de 1982 anayasasının bütün zaaflarına işaret edildiği görülmektedir. Abant Platformu Bilimsel Koordinatörü Emekli asker Ümit Kardaş, "1982 Anayasası bir toplumsal mutabakatın değil, bir dayatmanın, bireyi ve toplumu adeta cendereye almanın metnidir." demektedir.(1) Kimi bilim adamları da, 82 Anayasası'nın yasakçılık, otoriterizm ve vesayetçilik gibi özelliklerine dikkat çekmektedirler. Abant Platformunun bir yetkilisi (Salih Yaylacı) ise, "Bu Anayasa ile ülkemiz, talip olduğu muasır medeniyet seviyesini yakalamak bir yana, yanına bile yaklaşamaz." sözleriyle, bunca çabalarının hangi hedefe matuf olduğunu ortaya koymuş olmaktadır.
'Ülkemizin' ne kadar temel meselesi varsa, 'millet olarak yürüyüşümüzün önünde engel gibi görünen ne kadar tartışma konusu varsa' bunların hepsinin 'Abant ruhu' ile ele alındığı kaydedilmektedir. Abantçılara göre, her geçen gün olgunlaşıp yerleşen Abant ruhu, 'demokratikleşme çabalarımız' diye ifade ettikleri gelişmelere cesaret açısından kaynaklık etmektedir. Abantçılar, 'Kürt meselesinin' çözümünde hoşgörüyü Abant ruhunun mayaladığını ileri sürüyor ve "farklılıklarımız asla kavga sebebi olamaz, farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir" diyorlar. (H. Gülerce).
ANAYASA HANGİ ÖZELLİKLERİ
TAŞIMALI?
Abant Kartepe toplantısında, yeni anayasanın genel özelliklerinin altı çizilmiş, yaslanması istenen paradigma net bir şekilde ortaya konulmuştur.
Adalet Bakanı M. Ali Şahin, anayasanın temel karakterini şöyle tanımlamaktadır: "Ortak dilimiz, aklımız ve ortak paydamız olmalı; her bireyin haklarının üst seviyede korunduğu bir sığınak olmalıdır. Toplumun gerisinde olmamalı. Bir adım önünde olmalıdır. Bir takım sorunları ortadan kaldırmak istiyorsanız anayasa karşınıza çıkmamalıdır. Anayasa her şeyin yolunu açabilmeli, devlet millet kaynaşmasını sağlayabilmeli, özgürlük ve güvenliği sağlayabilmelidir. Ne özgürlük için güvenlik ne de güvenlik için özgürlükten vazgeçilemez. Yeni anayasalar bireyi merkeze alan bir nitelikte olmalı. Güçlü devlet karşısında zayıf vatandaşı da koruyan olmalıdır. Bireyin doğuştan birlikte getirdiği özellikleri teminat altına alan bir anayasa olmalıdır. Bu, bir tepki anayasası olmamalıdır." Şahin, stresten uzak, toplumun her kesiminden katılımın sağlandığı bir anayasa profili çiziyor(2) ve ekliyor: "Yeni anayasa için bu ülkede yaşayan her birey 'benim anayasam' diyebilmeli."(3) Bizler de bu ülkede yaşadığımıza göre, demek ki AKP-Abant'ın yapacağı anayasaya biz de 'benim anayasam' diyebileceğiz…
Abant'ta gerek hükümet yetkilileri, gerekse diğer katılımcılar tarafından sıklıkla, yeni anayasanın "toplumun hiçbir kesimini dışlamaması," herkesi kucaklaması gereği vurgulanmış, bireyin hak ve özgürlüklerine alabildiğine vurgu yapılmıştır. 1700 Metre yükseklerde konuşmanın verdiği cesaretle olsa gerek, kimileri, "normal hayatta geçerli olamayan devrim kanunları taslakta yer almamalıdır" derken, kimileri de (Ümit Fırat), ben 63 yaşından sonra Atatürk milliyetçisi olmak istemiyorum; anayasada Atatürk milliyetçiliği kavramı yer almamalıdır" gibi cüretkâr sözler sarfetmişlerdir. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden Prof. Dr. Doğu Ergil'le, Katılımcı Demokrasi Partisi Genel Başkanı Şerafettin Elçi de yeni anayasa taslağında Atatürk milliyetçiliğine atıfta bulunulmaması gerektiğini dile getirmişler.(4)
Kısaca Abant'tan çıkan hava odur ki, Türkiye demokratik, sivil ruhlu ve özgürlükçü yeni bir anayasayı çoktan hak etmiştir!
Haklar ve Özgürlükler
Abant'ın anayasa tartışmalarında bireyin hakları ve özgürlükler meselesi epey yer tutmuşa benzemektedir. Konuşmasına "Titre ve kendine gel" sözleri eşliğinde kendi ifadesiyle ulusalcı bir girişle başlayan Prof. Ali Şafak, kanun devletinin her yerde var olduğunu, önemli olanın "bizim hukuk devleti olmamız gerektiğini" belirterek, "Tabi haklar doğuştan kazanılmıştır ve yasaklarla düzenleyemezsiniz. Anayasada bu hakların nasıl kullanılacağına ilişkin hükümler yer almamalıdır. Sonradan kazanılmış hakların nasıl kullanılacağı ise elbette anayasalarla düzenlenebilir" diyerek, yeni anayasa metninin kişi haklarını kısıtlamaması gerektiğine işaret etmiştir. Bununla beraber Prof. Şafak, bireyin öne çıkartılmasında hümanist yaklaşımdan kaçınılmasını da salık vermeyi ihmal etmemiştir. Şafak'a göre, hâdim devlet bireyi mutlu edecek, birey de devlet güvenliğine zarar vermeyecektir. Bununla beraber, halkın âlî menfaatlerine karşı çıkıldığında gereken müdahale yapılır. Dolayısıyla genel kamu düzeni neyi gerektiriyorsa ona göre bir düzenleme yapmak gerekir. Ne devlet için birey ne de birey için devlet feda edilemez. Ama devlet birey için kurulmuştur. Bunu da göz ardı etmemek gerekir. Kendi insanına şaşı bakan 'Anayasamızın' Batı etkisinde fazlasıyla kaldığını belirten Şafak, ancak bu etkiden kurtulduğu müddetçe kendi halkının ihtiyaçlarına cevap verebilecek niteliğe kavuşabileceğini vurgulamıştır.(5)
Zaman gazetesi yazarı Şahin Alpay, sadece birey haklarının modern bir toplumun temeli olarak görülemeyeceğini, grubun da haklarının olduğunu hatırlatarak, 'birey hakkı'nın fazlaca vurgulandığına dikkat çekmek istemiştir.
Toplantının bu kısmında bir Ali Bulaç klasiği yaşandığı, aktarılan notlardan anlaşılmaktadır. Ali Bulaç, içinde bulunduğu salon için belki 'rijit' kaçacak, ancak sonuçta 'anayasa içi' olduğu için hiçbir özgül ağırlığı olmayan bir çıkış yaparak, "Türkiye'nin can yakıcı meseleleri var ama anayasa bunları ele almıyor. Problemler alt seviyede inceleniyor. Bireysel hak ve özgürlükler konusunda kimseye sorulmuyor." dedikten sonra ekliyor: "Ben bir Müslüman olarak Cuma namazımı kılmak istiyorsam ve asla hutbenin devlet tarafından yazılmasını istemiyorsam veya bir alevi din derslerini almak istemiyorsa anayasa bunlara nasıl bakıyor. İnsanın birey olarak tarifi ile şahsiyet olarak tarifi farklıdır. Bunların temel hak ve özgürlükleri farklıdır. Siz bir insan tanımı yapıyorsunuz. Bu insan tanımına uyanlara hak veriliyor. Bunun dışında olanlara bir hak verilmiyor. Avrupa insan haklarının başörtülüleri mağdur etmesi meselesinde de durum aynı. Onlara göre başörtülüler onların tanımlarına göre insan sınıfına girmiyor."(6)
Bulaç'ın son cümlesine tamamen katıldığımı belirtmeliyim. Ne var ki, Bulaç madem ki Cuma namazından giriş yapmış, laik Cumhuriyette Cuma namazının ne anlam ifade ettiğini tartışacağı yerde, orada kıldığı Cuma namazında hutbeyi kimin yazacağını sorgulamaktadır! Eğer Cuma hutbesini sivil toplum teşkilatlarına havale edebilirsek, sorun kalmayacak demektir! Bu çıkışıyla Abant ruhunu biraz ağır bir havaya sokan Ali Bulaç, hiç değilse Abant'ın 'radikal İslamcısı' olduğunu da göstermiştir!
Ebu Hanife'ye Anayasa Yaptırmak!
Ali Bulaç, güzelleme yapmaya devam ederek, yeni anayasa taslağının "üç illet"le malül olduğunu, ilk olarak, saf liberal bir söylemden yola çıktığını ve grup haklarını göz ardı ettiğini öne sürmüş. İkinci illet olarak, metin hazırlanırken AB yol haritası belirleyici olmuş, hatta süreci domine edici rol üstlenmiştir. Üçüncü illet olarak ise aktüel meseleler, anayasa metninde temel ilkelerin önüne geçmiştir. Fakat diyor Bulaç, Kant, Mill, Locke gibi düşünürlere sürekli atıf yapılırken, Farabi, Gazali, Ebu Hanife gibi İslam âlimleri ve filozofları göz ardı edilmiştir (birinci illet).(7) Ergun Özbudun ise, "Kendine Gazali'yi, Ebu Hanife'yi referans alanlar da tartışma sürecine katılabilir" diyerek,(8) Bulaç'ın havasının önüne geçmiştir.
Ali Bulaç şunu demeye getiriyor: Anayasa metni hazırlanırken E. Kant, J. S. Mill ve J. Locke gibi batılı filozofların liberal fikirleri referans alınmış, oysa Farabi, Gazali ve Ebu Hanife gibi İslam alimi ve filozofları da pekala referans alınabilirdi! Böyle bir 'itiraz', özrü kabahatinden büyük özdeyişi ile açıklanabilir mi acaba? Yani AKP'nin sipariş ettiği, TBMM çatısı altında liberal akademisyenlere hazırlatılan bir yeni anayasa metni, birkaç satırında da Gazali, Farabi ya da Ebu Hanife referans gösterilse ne değişecek? Bu anayasa, Gazali'nin ve Ebu Hanife'nin kendilerini bağlı hissettikleri dünya görüşünün damgasını mı taşıyacak? Farabi ile Gazali’yi de bir kenara bırakalım, Ebu Hanife'nin dünya görüşü ile, tartışılan 'Yeni Anayasa'nın, Abant Ruhu ile örtüşen ruhunu nasıl bağdaştıracağız? J. Locke Ebu Hanife, Ebu Hanife de J. Locke olmayacağına göre ortaya, Cahit Zarifoğlu'nun 'Katır-Aslan'ı misali uzlaşmacı, eklektik, İslam'la liberalizm karışımı bir düsturun çıkması mı arzu edilmektedir? Ebu Hanife, Emevi ve Abbasi ruhunu da İslamî bulmadığı için, işkence altında ölmeyi göze almış, ama onların İslamî olduğu kendisine söyletilememişti. Çünkü Ebu Hanife, çok az bir meta olan dünyevî ulûfeleri, iman ettiği Din'e tercih etmiyordu. Ebu Hanife'nin bildiğimiz kadarıyla 'anayasa'sı Kur'an idi.
Ali Bulaç'ın sözlerinin geri kalanına cevap veren Ergun Özbudun, AB'nin süreçte rol oynadığını inkâr etmemiş; ama insan haklarının Avrupa'ya özgü olmadığını da eklemiş.
'SİVİL ANAYASA'
Abant Kartepe konsili, sivil bir anayasa talebi üzerinde tam bir ittifak içerisindedir. Ancak 'sivil anayasa' ile katılımcıların muratlarının farklı farklı olduğu görülmektedir. Ali Bulaç, toplantıda sivil anayasa hazırlığıyla ilgili üç ayrı sivil tanımının ortaya çıktığını belirtmektedir. Bunlardan biri, 'yurttaşların' hazırladığı, diğeri 'uygar', üçüncüsü de, 'rejimi sivilleştiren' anayasayı 'sivil anayasa' saymaktadır.(9)
Hükümetin de görüşünü yansıtıyor olması gereken Dengir Mir Mehmet Fırat, Yeni Anayasa'nın 'sivilliğinden' kastın 'uygarlık' olduğunu beyan etmiş ve uygar bir anayasa yapmaya çalıştıklarını açıklamıştır. Fırat, anayasa hazırlama kurulundan "özgürlükçü, demokrat, uygar bir anayasa yapmalarını istediklerini" sözlerine eklemiştir.(10)
Abant'a katılan bilim adamları ve kimi gazeteciler, ilk defa askerin vesayetinde olmadan, tamamen sivil bir anayasa hazırlık sürecine girildiğini, bunun demokratik bir Türkiye için iyi bir fırsat olduğunu belirtmektedirler. "İlk defa silahsız kuvvetler anayasa yapmaya kalkıyor" diyen Abantçının, bunun dayanılmaz hafifliğine kendini kaptırdığı muhakkaktır. Ancak Türkiye'de İslamî siyasî düşünce açısından son derece kritik gelişmeler yaşandığı bilinmektedir. Bilhassa AKP iktidarı ile birlikte, onunla koalisyon kuran bazı bildik cemaatler ve ılımlı İslam hocaları, Türkiye'nin sorununu, rejimi revizyondan geçiren Müslüman-demokratlarla (güvercinler), rejimin revizyonuna direnen, (ya da kim bilir belki de direniyor görünen) jakoben cumhuriyetçiler (şahinler/Türk neo-conlar) arasındaki mücadeleye indirgemiş durumdadırlar. Şu anda bu, Türk toplumunun ölüm-kalım meselesi olarak lanse edilmektedir. Anayasa meselesi de aynı perspektif(sizlik)ten ele alınmaktadır. Yani eğer yeni anayasayı askerler yaptırırsa kötü, 'siviller' yaptırırsa iyidir. Çünkü sivil anayasa ile demokratikleşmenin önündeki bütün engellerin kalkacağı, muasır medeniyet seviyesinin yakalanmasında artık hiçbir mazeretin kalmayacağı iddia edilmektedir.
Abant toplantısının ruhanî lideri olan Fethullah Gülen, Mustafa Kemal'in işaret ettiği muasır medeniyet seviyesini yakalamanın amaç olduğunu yıllar önce beyan etmişti.(11) Şu halde, her ikisinin de amacı muasır medeniyeti yakalamak olan iki kanat arasında özde bir farklılığın bulunamayacağı, mücadelenin öze ilişkin olamayacağı hatırdan çıkartılmamalıdır.
Sorunun, sistem içindeki iki ayrı tarafın mücadelesiymiş gibi yansıtılması, bilmezlikten ziyade, kasta dayanmaktadır. Müslümanların gündeminden İslam'ı uzaklaştırmanın en iyi yolu budur. Yani, askeri olan dayatmacıdır, tepeden inmecidir, yasakçıdır; sivil (ılımlı) olan ise halktandır, halkın kendisidir, demokratik ve özgürlükçüdür! İşte, Müslümanların ayaklarının kaydığı kaygan zemin burasıdır. Zira bir siyasî tasarrufun İslam dışı olması için illa da askerî vesayete dayanması gerekmemektedir. Nice 'sivil' girişimler, askeri olandan çok daha İslam dışı olabilir ve öyledir de.
Türkiye gibi toplumlarda 'müslüman' halkın zihnini, İslam düşmanı batıcı paradigmaya uygun hale getirme işini askerden ziyade siviller yürütegelmiştir. Her askerî yönetimden sonra, nöbet 'sivillere' devredilmiş, 'kötü polis'ten sonra iyi polis rolündeki siviller, dipçiğin benimsetemediği gayri İslamî ideolojiyi sivil yöntemlerle benimsetmişlerdir.
Dolayısıyla, 'sivil anayasa' nitelemesi, ılımlı ve ılımlılıkçı şakirtleri efsunlamaya yeterli ise de, akletmeyi teslim oluşunun bir gereği bilen mü'minleri aldatması mümkün değildir.
Kaldı ki, yeni anayasa taslağının sanıldığı kadar 'sivil' olmadığı da, bizzat Abant konuşmacıları tarafından itiraf edilmiştir. Bazı maddelerin kaldırılamadığına, yeni taslakta da aynen korunduğuna dikkat çeken S. Ü. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Atar'ın, "aslında 82 anayasasını tamamen atmak gerekir." sözlerine Ali Bulaç, "bir anayasa sürecinde asker yoksa, o anayasa sivil mi olur?" sorusuyla itiraz etmiş ve Bulaç'ın bu sorusu, kulislerde bile konuşma konusu olmuş.(12) Bulaç'ın sorusu, elbette meselenin özüne dikkatleri yönelten bir uyarıdır.
Yeni taslakta 82 anayasasının büyük bir kesiminin korunmuş olduğunu, bundan da büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını söyleyen başka akademisyenler de bulunmaktadır. (Doç. Dr. Sibel İnceoğlu). AKP Milletvekili Prof. Dr. Zafer Üskül de, Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması, MGK'nın sadece danışma işlevi görecek bir kurul haline getirilmesi, ne kadar gizli yönetmelik varsa hepsinin açıklanması gibi isteklerin yerine getirilmesinin çok kolay olmadığını, hem de "Yapılsın bakalım nasıl yapılacaksa… Bana göre o kadar kolay görülmüyor" gibi 'acı' sözlerle itiraf etmiştir.(13) Nazlı Ilıcak, Zafer Üskül'ü, "Ankara sizi epeyce törpülemiş; korkunun ecele faydası yok; cesur olun!"(14) gibi sözlerle, titretip kendine döndürücü 'damarsal' hitaplarla cesaretlendirmiştir.
'Sivil' kavramı, genelde sanıldığının aksine, askerî olmayan demek değildir. Sivil toplum, 'resmi toplumun' (devletin) karşıtı değildir; kamusal sosyal hayata ilişkin bir modeldir.(15) Fakat içine İslam doldurulamayan bir model. Abant toplantısının değerlendirme metninin 4. maddesi, hangi sivillikten bahsedildiğini yeterince açıklamaktadır.
Öte yandan 'sivil' kavramı 'uygarlık' anlamında kullanıldığında ise, çok daha derin analizler yapmayı gerekli kılmaktadır. Hiç değilse şu söylenebilir ki, liberal 'uygarlık' kavramı, medeniyetin aynısı olmadığı gibi, uygarlıkla, Ali Bulaç'ın da zikrettiği, başı örtülü bir kızı insan yerine bile koymayan, ama diyalogçuları Lordlar Kamarası'nda aziz misafir olarak ağırlayan bir batı münafıklığı kastedilir.
Laikliğin Teminatı
Abant Kartepe'de yeni anayasa taslağının tartışmaları esnasında laiklik, anayasanın temel karakteri olarak gündeme gelmiştir. Prof. Ergun Özbudun, laikliği yasayla korumanın anlamsızlığına şu sözleriyle dikkat çekmiş: "Bana göre laikliğin de cumhuriyetin de teminatı halktır. Türkiye'de bir şeriat yönetimine taraf olanların oranı araştırmalara göre % 8-9 civarındadır. Dolayısıyla rejimin ve laikliğin koruması için müstahkem kalelere gerek de yoktur."(16)
Ergun Özbudun'un tespiti çok önemlidir. Türkiye'de 'ılımlı İslam' projesinin hiçbir aksamı tutmamış olsa bile, laiklikle 'dindarları' uzlaştırma hedefine ulaşılmıştır. Bunda da gerek AKP ve gerekse Abant platformu gibi işbirlikçi teşkilatların en büyük katkısı olmuştur. Kartepe toplantısında Prof. Mümtaz'er Türköne'nin, konuşmasına başlarken anlattığı söylenen fıkra, bizim meramımızı da anlatmaya elverişlidir. Şöyle demiş Türköne: AKP'lilere, "Meclis gündemine bir kanun geldiği zaman neye göre oy veriyorsunuz?" diye sormuşlar. Onlar da, "biz Salih Kapusuz'a bakıp karar veriyoruz" demişler. CHP'lilere sormuşlar, onlar da, "biz de Salih Kapusuz'a bakıp karar veriyoruz" demişler.(17) İşte Türkiye'de cemaatler ve gruplarda fikir ve kanaatler böyle oluşmaktadır. Dün 'dinsizlik' olduğu söylenen herhangi bir ideoloji, bugün cemaatin vaizi tarafından 'aslında dinin yoldaşı' olduğu söylenmişse, karar verilmiş ve bitmiştir. Dolayısıyla, bundan sonra laikliği, İslam tandanslı partiler ve 'ehli kıble' cemaatler, jakobenlerin zecrî tedbirlerle korumasından çok daha iyi bir şekilde koruyup yaşatacaklardır. Fethullah Gülen'in sözcüsü konumundaki bir gazetecinin, Özbudun'un kanaatini teyid edercesine söylediği, "Bu ülkede büyük çoğunluğun laiklikle bir problemi olmadığı halde, buradan da bir laikler-laik olmayanlar kavgası çıkarmaya çalışmaktadırlar" sözü,(18) bu iddiamızın delilidir.
Değerlendirme Metni
1. Geniş bir katılımla gerçekleşen 22 Temmuz seçimlerinden sonra oluşan ve büyük bir demokratik temsil kabiliyetine sahip bulunan TBMM'nin anayasa değiştirme yetkisi olduğu gibi yeni bir anayasa yapmaya yetkisi de vardır.
2. Yeni bir anayasanın yapılmasında izlenecek yöntem bakımından TBMM'nin bir somut anayasa teklifi üzerinde görüşmelere başlamadan önce, en geniş toplumsal katılımı temin etmesi gereklidir.
3. Böyle bir katılımın temini için önce yeni anayasaya temel oluşturacak demokratik değerler ve kurumlar hakkında ilkeler düzeyinde bir mutabakatın büyük yarar sağlayacağı düşünülmüştür.
4. Böylece oluşacak yeni anayasa, sadece vatandaşlar tarafından sahiplenilen bir toplumsal mutabakat metni niteliğinde olmayıp aynı zamanda uygar milletler tarafından benimsenmiş evrensel hukuk ilkelerini içermek ve siyasi rejimi demokratikleştirmek anlamlarında da sivil bir anayasa olacaktır.
5. Bu bağlamda 1982 Anayasası ile yerleştirilmiş olan antidemokratik bürokratik vesayet mekanizmalarının yeni anayasada ortadan kaldırılması gereği üzerinde mutabakat sağlanmıştır.
6. Yeni anayasanın çağdaş demokrasinin temel özelliklerinden olan toplumsal farklılıkların eşit saygı görmesi ilkesi uyarınca en geniş hak ve özgürlüklerle ve bunlarla uyumlu kamu idaresi mekanizmalarıyla donatılması gerekmektedir.
7. Bu cümleden olmak üzere özellikle vatandaşlık, din ve inanç hürriyeti ve eğitim hakkı konularında demokratik çoğulculuk ilkelerine uygun düzenlemelerin benimsenmesi gerektiği ancak bu şekilde farklılıklarımızı koruyarak barış içinde ve özgürce bir arada yaşayabileceğimiz anlaşılmıştır.
8. Netice olarak Türkiye Cumhuriyeti demokratik ilkeler temelinde inşa eden bir yeni anayasa düzeni ile çağdaş dünyada layık olduğu saygın yeri alacağı üzerinde görüş birliğine varılmıştır. Katılımcılar, sivil ve demokratik yeni anayasanın makul bir süre içinde hayata geçirilmesinin sadece önemli tarihi bir fırsat değil, aynı zamanda bir zaruret olduğu düşüncesindedirler.(19)
Sekiz maddelik değerlendirme metni dikkatlice incelendiğinde, yeni anayasanın dayanması istenen tamamen batıcı, seküler, muasır medeniyet seviyesini yakalamayı amaç edinen, rejimin su kanalları içindeki birikintileri temizlemeyi düşünen liberal özellikteki paradigmayı yansıttığı açıkça görülecektir. Bu paradigma, Fethullah Gülen cemaatinin eseridir.
Yaklaşık on yıldır, hem kendi tabanını, hem de dinî duyarlılığı olan bütün bir toplumu Amerikancı ılımlı İslam anlayışına doğru evirmek için faaliyetler yürüten Abant Platformu, 15. toplantısını, yeni anayasa taslağının tartışılmasına tahsis etti. Doğrusu Abant'ın böyle bir konuyu gündemine almaması eksiklik olurdu. Çünkü Türkiye kabuk değiştiriyor. Türkiye, muasır medeniyet seviyesi adı verilen, İslam'dan uzaklaşma politikalarını daha bir kalıcı ve bilimsel temellere oturtmaya çalışıyor. Mevcut CHP muhalefetinin hırçın yüzleri halkı, ipteki cambaza baktırır ve kaşlarını olanca hıncıyla çattırırken, oyunun elebaşıları, onların altlarındaki halıyı çekmekte hiç zorlanmamaktadırlar. Aslında işin doğrusu, halkın ayakları altındaki halı çekilmiyor, onlara daha albenili, daha cıvıl cıvıl yeni halılar veriliyor.
Nasıl ki İsa'nın getirdiği İslam, konsillerle Hristiyanlığa dönüştürüldüyse, Muhammed (sav)in getirdiği İslam da, modern konsillerle bir 'ılımlı İslam' dinine dönüştürülmeye çalışılıyor. Bunu yapan aparatlardan biri de işte Abant toplantılarıdır ve Abant gerçek anlamda bir Konsil'dir. Biz Abant'ı hep Konsil olarak anmaya devam edeceğiz.
Bütün İslamî kavramlar teker teker iğdiş edilmektedir. Bugüne kadar özünü muhafaza etmiş bütün temel kavramlar ve değer yargıları, flulaştırılıyor, bulanıklaştırılıyor ve çarptırılıyor. İslam'ın, İsa'yı Allah'ın oğlu yapan Hristiyanlık misali, mistik ve putperest bir dine dönüşmesi isteniyor. İslam, bütün siyasî muhteviyatından arındırılmak isteniyor. İslam'ın, çağdaş kâfir emperyal güç merkezlerine hiç ses çıkartmadan teslim olacak bir kıvama ermesi hedefleniyor. Dahası İslam, terörle eş anlamlı kılınmak isteniyor. Ama ne utanmazlıktır ki, getirdiği Din-i Mübin-i İslam'ı terörle eş anlamlı kılan işbirlikçi 'dindarlar', Nisan ayı geldiğinde onun için gözyaşı dökmekten ve 'sen olmasaydın Allah âlemleri yaratmayacaktı' diye hezeyanlar savurmaktan da geri kalmıyorlar. Hâlbuki aynı Peygamber (sav) eğer şimdi aramızda bulunsaydı, "Wanted!" pankartlarıyla, ölü ya da diri ele geçirilmesi ilanlarına sessizce ve korkakça itaat edeceklerdi.
Bu satırlarımız, kesinlikle bir telaş, korku ve panik sözleri değildir. Zira bu Din'in sahibi Allah'tır. Bizler, vüs'atimiz oranında Allah'ın Dini'ne şahitlik yapar, O'nun yolunda gitmek irademizi açığa vururuz. Fakat bizimkisi sadece, fitne kasırgasına, hatta tsunamiye karşı, avazımızın ulaştığı kadar uyarı görevini yapmaktır.
Abant Platformunun tartıştırdığı yeni anayasanın ilkeleri, referansları bağlamında bir kez bile Allah'ın adı geçmemektedir. Kartepe Abant'ın en 'islamcı' söylemi, Ali Bulaç'ın, Farabi, Gazali ve Ebu Hanife'yi de işin içine katma çağrısıdır. Hâlbuki anayasa, bir toplumun ne ile hükmettiğini gösteren en temel kaynaktır. Neredeyse laik bir düzende anayasa, İslam toplumunun Kur'an'ı işlevini görmektedir. Biz elbette Abant tartışmalarında Allah adının geçmesi gerektiği gibi bir garabeti savunmuyoruz. Sadece, bu faaliyetlerin İslamî bir boyutunun olduğunu sananlara, bunun gayri İslamî olduğunu idrak etmek için daha ne yapılması gerektiği sorusunu idraklerine yöneltmeye çalışıyoruz. Gerisi Allah'ın takdirine kalmıştır.

Dipnotlar
1-Ümit Kardaş, Anayasa Taslağı Önce Tartışılır Sonra Yazılır, Star, 26.11.2007.
2-Yeni Anayasa Tepki Anayasası Olmamalı, 16.11.2007.
3-Türkiye'nin Gerçek Gündemi Sivil Anayasa, Zaman, 17.11.2007.
4 -Ilıcak İle Üskül'ün Törpülü Diyaloğu, haber7.com, 17.11.2007.
5 -Ali Şafak, Anayasamızın İnsana Şaşı Baktığını Belirtti, gyv.org, 17.11.2007.
6 -Abant'ın Yeni Anayasa Toplantısı Son Oturumunu Tamamladı, gyv.org.17.11.2007.
7 -Zafer Özcan, Anayasaya Abant Ayarı, Aksiyon, S. 677.
8 -Zafer Özcan, Anayasaya Abant Ayarı, Aksiyon, S. 677.
9 -Ali Bulaç, Sivil Anayasa, Zaman, 26.11.2007.
10 -D. M. Fırat, Yeni Anayasa Tepki Anayasası Olmamalı, 16.11.2007.
11 -Nuriye Akman, F. Gülen'le Röportaj, Zaman, 25.03.2004.
12-Asker Yok Diye Anayasa Sivil mi Olur?, gyv.org, 16.11.2007.
13-Ilıcak İle Üskül'ün Törpülü Diyaloğu, haber7.com; gyv.org, 17.11.2007.
14-Ilıcak İle Üskül'ün Törpülü Diyaloğu, haber7.com.17.11.2007.
15-Mustafa Erdoğan, Aydınlanma, Modernlik ve Liberalizm, Ank-2006, s.251.
16 -Cengiz Şimşek, Anayasalar Rejim Korkusuyla Vesayet Altına Alınamaz, gyv.org, 17.11.2007.
17 -Zafer Özcan, Anayasaya Abant Ayarı, Aksiyon, S. 677.
18 -Hüseyin Gülerce, Yeni Anayasa ve Abant Ruhu, Zaman, 22.11.2007.
19 -Değerlendirme Metni, Zaman, 17.11.2007.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...