Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 348 | Aralık  2007

                   

 

 


                           

Gülümsetirken
Düşün-dürten Kısa Haber-Yorumlar 5

Arif Kaya

1) Laiklik sulanırsa AB'yi unutun. AK Parti'nin, Hıristiyan Demokratların Birliği olan EPP'ye girmesini sağlayan ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Başkanı Hollandalı siyasetçi Linden, son günlerdeki "Türkiye Malezya olur mu? ve laiklik" tartışmalarıyla ilgili olarak net konuştu: "Laiklik sulanır, Türkiye, İslam devleti'ne kayarsa, AB üyeliği hayal olur. Türban takmaya zorlanan olursa, AİHM'e yapılacak ilk başvuruda üyeliği tartışmaya açılır." [www.objektifhaber.com; 02/10/2007]
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada laiklik ilkesinin yeni anayasada korunacağını vurgularken "Din ve devlet işleri ayrıdır ve ayrı olmaya devam edecektir" dedi. (www.gercekgundem.com; 03/10/2007)
Başbakan Erdoğan, onur konuğu olarak katıldığı ABD'de düzenlenen Sun Valley konferansında, 'Demokrasi, İslam ve Siyasal Laiklik Ekseni Üzerinde Türkiye Modeli' başlıklı bir konuşma yaptı. Erdoğan, basına kapalı konuşmasında, "Bugün Müslüman toplumların büyük bir bölümünde karşılaştığımız durum İslamiyet'in özünde yatan yüksek toplumsal değerlerin siyasi amaçlar doğrultusunda istismar edilmesidir" ifadesini kullandı. Başbakan, din üzerinden siyaset yapmanın, dini ideolojik bir araç haline getirmenin, dini düşünceyi dogmalaştırma ve din adına dışlayıcı siyaset yürütmenin hem toplumsal barışa hem de siyasi çoğulculuğa zarar verdiğini söyledi. Erdoğan, "Belki de en kötüsü, dini yozlaştırmak ve amacından saptırmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu tutum, bana göre dine, demokrasiye ve insanlığa karşı 'suikast' düzenlemekten farksızdır" dedi. Erdoğan, "Türkiye, nüfusunun çoğunluğu İslam inancını benimsemiş bir toplumun, laiklik temelinde demokrasiyi yaşatabileceğinin ve ileri demokratik normları yerleştirebileceğinin en güzel örneğini vermektedir'' dedi. (Yeni Şafak; 07/07/2005)
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, hazırlanan anayasa taslağının laikliği, demokrasiyi, sosyal hukuk devleti ilkesini zayıflatan bir nitelikte olamayacağını belirterek, "Türkiye'de sistemi ve cumhuriyeti daha da güçlendirmek, halkımızın rejime daha çok sahip çıkacağı bir anayasayı hazırlamak durumundayız" dedi. (www.habervitrini.com; 21/09/2007)
AKP Adana Milletvekili ve Başbakan Eski Siyasi Danışmanı Ömer Çelik; "…Demokrasi, sivil özgürlükler ve hukuk devleti" prensipleri, belli bir coğrafyanın ya da kültürün malları değildir. İnsanlığın ortak değerleri ve mirasıdır bunlar. Bu değerler, hiçbir coğrafi ya da kültürel determinizmin çerçevesine sığdırılamazlar. Bu değerlerden boşanmış bir dünyanın, insanın uygarlık öncesi yaşamıyla hiç farkı olmayan olaylara sahne olacağı kesindir. Demokrasi, hukuk devleti ve sivil özgürlükler düzeneğinin "omurga"sında ise "laik değerler" vardır. Laik değerler, sadece düzene, rejime ve sisteme ilişkin bir alanda biçimsel demokrasinin işlemesi ve hukukun şeklen var olması ile sınırlı da değildir; sadece bu alanlara indirgenemez... Toplumsal yaşamı bir arada tutan kodların ve kolonların sağlamlığı da laik değerlerin varlığı sayesinde mümkündür. Laik değerlerin zayıfladığı toplumsal ve siyasal ilişkilerde, toplumun demokrasi, hukuk ve özgürlükler temelinde bir arada yaşama imkanı kalmaz. Batı'nın kendi dışındaki coğrafyalara ve kültürlere, laik değerlerin temel olmadığı siyasetler ve düzenler önermesi, o coğrafyalara ve kültürlere mensup olan halkları demokrasiden, hukuktan ve özgürlüklerden yoksun bir hayata mahkum etmek demektir. Bunun, o halkların geleceğini, güvenliğini ve refahını da yaralayacağı açıktır. Laik değerleri zayıflatan her siyasi öneri ya da yapılanma, özgür bir geleceğin dostu değildir. (Özgür bir gelecek ve laik değerler; Sabah; 19/05/2004)
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kızılcahamam Kampı'nda DTP'ye şöyle seslendi: "…Demokrasi içindekileri dönüştürme gücüne sahiptir, kendisini koruması için, çalıştırılması yeterlidir. Demokrasi için gerçek tehlike içindekilerden değil, dışında kalanlardan gelir. Çünkü hiçbir sistem, dışında kalanlara nüfuz etme imkanına sahip değildir. Kimse demokratik zemininin dışına itilmesin istiyoruz. Terörle ve şiddetle henüz yollarını ayıramayanları tercih kullanmaya çağırıyoruz. Onların demokratik zeminlerde kalmalarını bizim arzu etmemiz tek başına yeterli değil. Onların da ikisinin de bir arada olmasının mümkün olmayacağını anlayıp terör yerine demokrasiyi tercih etmeleri gerekir samimi bir şekilde. Demokrasiden haklarınızı korumasını bekliyorsanız, bu kadarı da demokrasinin hakkı olmalıdır. Hiç kimse, hiç kimseye kötü olmasın. İstismar edilmek istense bile bu mücadelede sonunda kazanan hep demokrasi olacaktır. Demokrasi, bugün ulaştığı noktada farklı görüşlerin hukuk çerçevesinde kaldıkları sürece, içinde tutabilme kabiliyetini geliştirmiştir. Demokrasiye bağlı kalmanın yolu terörü reddetmek ve hukuksal düzene uygun hareket etmektir… (www.lpghaber.com; 25/11/2007)"
"Günahlarıyla meşhur birini zebaniler cehenneme getirmişler. Cehennemden iki bölüm göstermişler ve hangisini isterse o bölüme girme hakkı vermişler. İlk kısımda insanların ağızları yırtılıyor, gözleri çıkarılıyor vs. Türlü türlü işkenceler var, adam korkmuş. İkinci bölümdekiler boyunlarına kadar pisliğin içine gömülmüşler ve sigara içiyorlar. Adam düşünmüş, hiç değilse burası biraz daha rahat diye orayı tercih etmiş. O da pisliğin içinde yer aldıktan sonra bir ses duyulmuş: "Sigara molası bitti, herkes baş aşağı!".
2) Müşerref'ten ikinci darbe. Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref olağanüstü hal ilan etti ve anayasayı askıya aldı. Özel televizyon kanallarının yayını kesilirken, cep ve sabit telefonlar kullanıma kapatıldı. 1999 yılında Pakistan Başbakanı Navaz Şerif'i kansız bir darbeyle koltuğundan indiren Müşerref, olağanüstü hal kararını, "ülkedeki aşırı dincilerin isyanı ve yargının müdahaleleri" nedeniyle ilan ettiğini açıkladı. Polis, İslamabad'daki Yüksek Mahkeme binasını kuşatma altına alırken, Başyargıç İftihar Çaudri, olağanüstü hal kararını gayrimeşru ilan ettiklerini açıkladı. Yüksek Mahkeme, Müşerref'in ocak ayında yapılması planlanan devlet başkanlığı seçiminde aday olup olamayacağı konusunda 12 Kasım'dan önce bir karar açıklayacaktı. Ancak olağanüstü hal uygulamasının, seçimin ertelenmesine yol açabileceği belirtildi. Çaudri'nin Müşerref'in aleyhinde bir karar açıklaması bekleniyordu. Müşerref, açıklamasında Yüksek Mahkeme'yi de eleştirerek, mahkemenin aralarında polisin de bulunduğu devlet memurlarını cezalandırdığını ve hükümet sistemini yarı felçli hale getirdiğini söyledi. [www.aksam.com.tr; 04/11/2007]
"Adam şiddetli ishalmiş. Doktora gitmiş, derdini anlatmış. Doktor da adama yanlışlıkla ishal ilacı yerine sakinleştirici vermiş ve demiş ki: Bir hafta boyunca yemeklerden sonra iç ve yanıma gel. Adam bir hafta sonra gelince, Doktor: İshalin nasıl oldu deyince, Adam da: Devam ediyor ama takmıyorum artık, demiş."
Halkından Müslüman olanların çoğunlukta olduğu ülkelerde, o kadar çok askeri darbe yapıldı ki çetelesini tutmak bile zorlaştı. "Sabah erken kalkanın daha evvel darbe yaptığı" espriyle karışık söylenen Latin Amerika ülkeleriyle nerdeyse yarışır hale geldiler. Pakistan en son miladi 21. asrın arefesinde son askeri darbe ile 'müşerref' olmuştu. Hatta hafızam beni yanıltmıyorsa o günlerde bu ülkenin darbelere oldum olası karşı(!) akredite medyası, darbeye karşı gösteri yapan insanları, darbeyi sevinçle karşılayanlar olarak haber yapmıştı. Ne demişler, herkesi nasıl bilirsin, kendin gibi. Darbelere alıştık alışmasına da böylesi tuhaf bir darbe galiba ilk defa oluyor. Darbe içinde darbe. Ulen "halaskaran zabitan-kurtarıcı askerler" olarak indirmişsin darbeni ülkenin tepesine be adam. Ulusal ve uluslararası konjonktür de senin için müsait zemini oluşturmuş. Yörüngesinde bulunduğun dünyanın patronları, efendilerin de sana karşı çıkar gibi gözüküp arka planda desteklerini esirgememişler. Ülkeyi avucunun içine almışsın. Astığın astık, kestiğin kestik. Zavallı insanların ensesinde rahat rahat boza pişirmiş, üstelik geniş bir cumhur desteği (!) ile kendini cumhurbaşkanı da seçtirmişsin. Aradan geçen 8 yılda neyi hallettin ki, bundan sonra ne halt edeceksin. Yok mu len Pakistan'ın istirahate çekilip anılarını yazacağın bir tatil beldesi. Hoş bu halk senin gibilerden kurtulsa bile, bizde bu hıyarlık oldukça çok olur eline tuzu alıp koşan ve de cacık (darbe) yapmak için heveslenen. Hala demode yöntemlerden vazgeçmiyorsun, kardeş ülkeden postmodern darbe, e-muhtıra gibi yöntemler öğrensene. Yok mu senin ülkende yapmak istediklerini daha soft yöntemlerle yapacak adamlar. Yoksa tadını aldın da bırakamıyor musun koltuğunu. Vaktiyle İngilizlerin oyununa gelip ayrıldınız Hindistan'dan. Güya pirü pak, ak mı ak bir ülke kuracaktınız. İki yakanız bir araya gelmedi. Üstelik Doğu Pakistan (Bangladeş) diye amip misali iki kısma ayrılıp bir de Keşmir'i 'ayrılığın hediyesi' olarak alıp başınıza iş açtınız. Pak olacağız diye yola çıktınız, aklanıp paklanacağınız yerde iyice kirlendiniz. Hadi gözün aydın Pervez paşa. Benden sana sevineceğin iki haber. Biri senin atadığın mahkemeden, biri de dost ve kardeş bir ülkeden. "Pakistan'ın yeni Yüksek Mahkeme'si, General Pervez Müşerref'in yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesine karşı yapılan sonuncu hukukî başvuruyu da, beklendiği gibi, geri çevirdi… Yüksek Mahkeme'nin son kararı ardından General Müşerref'in, söz verdiği gibi, Genel Kurmay Başkanlığı'ndan ayrılması ve bir sivil Cumhurbaşkanı olarak and içmesinin yolu açıldı… Bu arada Pervez Müşerref, Cumhurbaşkanı sıfatıyla bundan sonra atacağı adımlara herhangi bir hukukî itirazda bulunulamaması için, Anayasa'da değişiklik yaptı (www.bbc.co.uk; 22/11/2007)". "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref'i telefonla arayarak, Türkiye'nin terör ve aşırılıkla mücadelesinde ve demokratikleşme sürecinde Pakistan'a olan güçlü desteğini ifade ettiği bildirildi (www.netgazete.com; 19/11/2007)". Bu dünyada işin iş be Pervez. Pakistan'da ve diğer coğrafyalardaki darbelerle sersemlemiş, mağdur ve mazlum insanların halini, ahvalini soracak olursan. Hoş, sormazsın ama ben yine de söylim. Darbeler ilaç gibi geldi, sakinleştik. İshal (eşyanın tabiatına ve insan fıtratına uygun olmayan gayriislami rejimler altında yaşama) devam ediyor, ama takmıyoruz.
3) Ahlaksız Batı (sürmanşet). 82 sayfalık 2007 Avrupa Birliği Türkiye İlerleme Raporu'nda, Türkiye'de yaşanan başörtüsü zulmü ve katsayı yasağının adını bile anmayan AB İlerleme Komisyonu, raporun 19. sayfasında; lezbiyenlik, homoseksüellik ve sapkın düşüncelerin haklarını savunarak, ayrımcılık yapıldığını iddia etti. [Vakit; 09/11/2007]
Vakit kaybetme'den, aynı gazetenin birinci sayfasında sür (üst) değil de alt manşette verilen haberi de not edelim. "Yasaklar neyi çözdü? Baskıcı, dayatmacı, yasakçı anlayışın hiçbir sorunu çözmediğini, aksine çıkmaza götürdüğünü belirten siyasiler ve STK temsilcileri, "sivil demokratik bir anayasa"nın gerekliliğinde birleşiyor… (Vakit; 09/11/2007)" Şimdi birtakım içi fitne fesat dolu olanlar hemen lafa karışıp 'oldu mu ya, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu' filan diyecekler fakat olsun bre, laf kalabalığına getirip şark kurnazlığını sergilemek nasılsa prim yapıyor bu ülkede. Ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyormuş, çelişkilerle dolu imişiz, fikri sefalet paçalarımızdan dökülüyormuş kime ne. Her gün bol bol müslümanım diyenlerin duygularını çoşturup futbol maçındaymışızcasına bağırıp çağırarak haklılığımızı ispatlayıp(!) yanan bağrımızı serinleterek ve de rakip takıma gol attığımızı sanırken kendi kalemize nice gol atıyormuşuz kimin umurundaki. Yahu illa birileri Batı'nın ahlaksız değil de 'demokratik (ve de elbette laik) ahlak' sahibi olduğunu ve de 'lezbiyenlik, homoseksüellik ve sapkın düşüncelerin haklarını savunma'nın da bunun bir parçası, doğal bir sonucu olduğunu hatırlatıp bizim canımızı sıkmak, bizi ofsayta düşürmek zorunda mı? Ahhh ah, şu Batı ne olurdu 'lezbiyenlik, homoseksüellik ve sapkın düşüncelerin haklarını savunduğu' gibi bir de 'başörtüsü zulmü ve katsayı yasağı'ndan dolayı mağdur olanların haklarını da savunsa ya. O vakit, işte o vakit yaparız be cancağızım biz de artık ahlaklı hale gelmiş Batı ile Akit. Demokratik tevbemizi ettikten sonra da ne üst ne de alt manşet atmayız artık Batı'nın ve de Demokrasi'nin aleyhinde. Artık o zaman seyreyleyin görün bizi "inanca saygı (sapkın da olsa, şirk de olsa, putperestlik de olsa); başörtüsüne (mini eteğe, açık göbeğe de) özgürlük" mitinglerinde. Sırat-ı AB (AB yolunda) ve de demokratik ahlak (Batı ahlakı) konusunda Yeşiller Partisi Eş Başkanı Daniel Cohn Bendit, Türk İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu Genel Merkezi'ni ziyaretinde yaptığı konuşmada bakın neler söylemiş; "…Türkiye'nin AB üyelik sürecinde ilerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın homoseksüel olabileceğine şimdiden kendinizi hazırlamalısınız. Şimdi bu sözlerime gülebilirsiniz ama 20 yıl önce Fransa'da boşanmış birinin Cumhurbaşkanı olması bile imkânsızdı. Benim demokrasi anlayışıma göre, bir ülkede çok sayıda insan başörtüsü takıyorsa Cumhurbaşkanı'nın eşinin de takması gayet normal. Bu özgürlük için mücadele edebilirsiniz ama aynı zamanda başörtüsü takmayanlar için de mücadele etmelisiniz…(Sabah; 21.11.2007)" Sen 'vakit'li vakitsiz, 'zaman'lı zamansız konuşan, yazıp çizenlerin kusuruna bakma ABi. Ahlaksız da olsan, ayrımcılık da yapsan verip veriştiririz sana, ama sen ciddiye alıp takma kafanı bize. Biz böyleyiz işte. İşimize nasıl gelirse öyle. 'Alemi sersem, herkesi kör zannederiz' ve de 'tribünlere oynayıp kalabalıkları gaza getiririz'. Ne olur ABi, gözünün yağını yiyim, bizi de al AB'ye. Sözde değil özde demokratız; jakoben (baskıcı, dayatmacı), hard(sert) olmasa da ılımlı, hoşgörülü, soft(yumuşak) laikiz. Bak postacı geliyor, selam veriyor. Herkes (değilse bile her iki kişiden biri) ona bakıyor, destek veriyor. "Erdoğan, İtalya Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema ile görüştü ve 'AB'ye girmekte kararlıyız' dedi." (Vakit; 09/11/2007)
"Yolcular uçağa binerler. Bir müddet sonra bir araç piste yanaşır. Şoför kapıyı açar. İçeriden bastonlu biri iner. Şoför hemen uçağın kapısına kadar eşlik eder, etrafa da, "Yol verin lütfen, kaptan pilotunuz geldi" der. Kaptan pilot el yordamıyla kapıyı bulur. Sonra yolcuların yardımıyla koltuğunu bulur ve oturur. Tabii yolcular bu kör adamın kaptan olacağına ihtimal vermez ve herhalde bize şaka yapıyorlar diye düşünürler. Fakat uçak çalışır, komutlar verilir, filan… Yolcular herhalde kamera şakası falan yapıyorlardır diye düşünürler. Bir müddet sonra uçak yürümeye başlar. Yolcuların bir kısmı bunun gerçek olacağına ihtimal vermediğinden, herhalde böyle bir adam pilot değildir, yolunu bilir, diye ses çıkarmaz. Bir kısım yolcu ise korku içinde, "Aaa olamaz, adam yoldan çıkıyor," diye bağırmaya başlar. Biraz devam edince biraz daha fazla bir kalabalık, "Eyvahhh! Pistten çıkıyoruz!" diye feveran ederler. Sonunda tüm yolcular hep bir ağızdan, "Aman Allah'ım, kuleye çarpacağız!" diye bağırınca pilot havalanır, uçak yoluna devam eder. Bu arada pilot mırıldanır: "Bir gün kazara şu yolcular seslerini çıkarmasalar, pisi pisine gideceğiz yahu!".
E-posta: arifkaya65@gmail.com

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...