|

Gülümsetirken
Düşün-dürten Kısa Haber-Yorumlar 5
Arif Kaya
1) Laiklik
sulanırsa AB'yi unutun. AK Parti'nin, Hıristiyan Demokratların Birliği
olan EPP'ye girmesini sağlayan ve Avrupa Konseyi Parlamenterler
Asamblesi Başkanı Hollandalı siyasetçi Linden, son günlerdeki "Türkiye
Malezya olur mu? ve laiklik" tartışmalarıyla ilgili olarak net konuştu:
"Laiklik sulanır, Türkiye, İslam devleti'ne kayarsa, AB üyeliği hayal
olur. Türban takmaya zorlanan olursa, AİHM'e yapılacak ilk başvuruda
üyeliği tartışmaya açılır." [www.objektifhaber.com; 02/10/2007]
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel
Kurulu'nda yaptığı konuşmada laiklik ilkesinin yeni anayasada
korunacağını vurgularken "Din ve devlet işleri ayrıdır ve ayrı olmaya
devam edecektir" dedi. (www.gercekgundem.com; 03/10/2007)
Başbakan Erdoğan, onur konuğu olarak katıldığı ABD'de düzenlenen Sun
Valley konferansında, 'Demokrasi, İslam ve Siyasal Laiklik Ekseni
Üzerinde Türkiye Modeli' başlıklı bir konuşma yaptı. Erdoğan, basına
kapalı konuşmasında, "Bugün Müslüman toplumların büyük bir bölümünde
karşılaştığımız durum İslamiyet'in özünde yatan yüksek toplumsal
değerlerin siyasi amaçlar doğrultusunda istismar edilmesidir" ifadesini
kullandı. Başbakan, din üzerinden siyaset yapmanın, dini ideolojik bir
araç haline getirmenin, dini düşünceyi dogmalaştırma ve din adına
dışlayıcı siyaset yürütmenin hem toplumsal barışa hem de siyasi
çoğulculuğa zarar verdiğini söyledi. Erdoğan, "Belki de en kötüsü, dini
yozlaştırmak ve amacından saptırmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu
tutum, bana göre dine, demokrasiye ve insanlığa karşı 'suikast'
düzenlemekten farksızdır" dedi. Erdoğan, "Türkiye, nüfusunun çoğunluğu
İslam inancını benimsemiş bir toplumun, laiklik temelinde demokrasiyi
yaşatabileceğinin ve ileri demokratik normları yerleştirebileceğinin en
güzel örneğini vermektedir'' dedi. (Yeni Şafak; 07/07/2005)
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, hazırlanan anayasa taslağının laikliği,
demokrasiyi, sosyal hukuk devleti ilkesini zayıflatan bir nitelikte
olamayacağını belirterek, "Türkiye'de sistemi ve cumhuriyeti daha da
güçlendirmek, halkımızın rejime daha çok sahip çıkacağı bir anayasayı
hazırlamak durumundayız" dedi. (www.habervitrini.com; 21/09/2007)
AKP Adana Milletvekili ve Başbakan Eski Siyasi Danışmanı Ömer Çelik;
"…Demokrasi, sivil özgürlükler ve hukuk devleti" prensipleri, belli bir
coğrafyanın ya da kültürün malları değildir. İnsanlığın ortak değerleri
ve mirasıdır bunlar. Bu değerler, hiçbir coğrafi ya da kültürel
determinizmin çerçevesine sığdırılamazlar. Bu değerlerden boşanmış bir
dünyanın, insanın uygarlık öncesi yaşamıyla hiç farkı olmayan olaylara
sahne olacağı kesindir. Demokrasi, hukuk devleti ve sivil özgürlükler
düzeneğinin "omurga"sında ise "laik değerler" vardır. Laik değerler,
sadece düzene, rejime ve sisteme ilişkin bir alanda biçimsel
demokrasinin işlemesi ve hukukun şeklen var olması ile sınırlı da
değildir; sadece bu alanlara indirgenemez... Toplumsal yaşamı bir arada
tutan kodların ve kolonların sağlamlığı da laik değerlerin varlığı
sayesinde mümkündür. Laik değerlerin zayıfladığı toplumsal ve siyasal
ilişkilerde, toplumun demokrasi, hukuk ve özgürlükler temelinde bir
arada yaşama imkanı kalmaz. Batı'nın kendi dışındaki coğrafyalara ve
kültürlere, laik değerlerin temel olmadığı siyasetler ve düzenler
önermesi, o coğrafyalara ve kültürlere mensup olan halkları
demokrasiden, hukuktan ve özgürlüklerden yoksun bir hayata mahkum etmek
demektir. Bunun, o halkların geleceğini, güvenliğini ve refahını da
yaralayacağı açıktır. Laik değerleri zayıflatan her siyasi öneri ya da
yapılanma, özgür bir geleceğin dostu değildir. (Özgür bir gelecek ve
laik değerler; Sabah; 19/05/2004)
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kızılcahamam Kampı'nda DTP'ye şöyle
seslendi: "…Demokrasi içindekileri dönüştürme gücüne sahiptir, kendisini
koruması için, çalıştırılması yeterlidir. Demokrasi için gerçek tehlike
içindekilerden değil, dışında kalanlardan gelir. Çünkü hiçbir sistem,
dışında kalanlara nüfuz etme imkanına sahip değildir. Kimse demokratik
zemininin dışına itilmesin istiyoruz. Terörle ve şiddetle henüz
yollarını ayıramayanları tercih kullanmaya çağırıyoruz. Onların
demokratik zeminlerde kalmalarını bizim arzu etmemiz tek başına yeterli
değil. Onların da ikisinin de bir arada olmasının mümkün olmayacağını
anlayıp terör yerine demokrasiyi tercih etmeleri gerekir samimi bir
şekilde. Demokrasiden haklarınızı korumasını bekliyorsanız, bu kadarı da
demokrasinin hakkı olmalıdır. Hiç kimse, hiç kimseye kötü olmasın.
İstismar edilmek istense bile bu mücadelede sonunda kazanan hep
demokrasi olacaktır. Demokrasi, bugün ulaştığı noktada farklı görüşlerin
hukuk çerçevesinde kaldıkları sürece, içinde tutabilme kabiliyetini
geliştirmiştir. Demokrasiye bağlı kalmanın yolu terörü reddetmek ve
hukuksal düzene uygun hareket etmektir… (www.lpghaber.com; 25/11/2007)"
"Günahlarıyla meşhur birini zebaniler cehenneme getirmişler. Cehennemden
iki bölüm göstermişler ve hangisini isterse o bölüme girme hakkı
vermişler. İlk kısımda insanların ağızları yırtılıyor, gözleri
çıkarılıyor vs. Türlü türlü işkenceler var, adam korkmuş. İkinci
bölümdekiler boyunlarına kadar pisliğin içine gömülmüşler ve sigara
içiyorlar. Adam düşünmüş, hiç değilse burası biraz daha rahat diye orayı
tercih etmiş. O da pisliğin içinde yer aldıktan sonra bir ses duyulmuş:
"Sigara molası bitti, herkes baş aşağı!".
2) Müşerref'ten ikinci darbe. Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref
olağanüstü hal ilan etti ve anayasayı askıya aldı. Özel televizyon
kanallarının yayını kesilirken, cep ve sabit telefonlar kullanıma
kapatıldı. 1999 yılında Pakistan Başbakanı Navaz Şerif'i kansız bir
darbeyle koltuğundan indiren Müşerref, olağanüstü hal kararını,
"ülkedeki aşırı dincilerin isyanı ve yargının müdahaleleri" nedeniyle
ilan ettiğini açıkladı. Polis, İslamabad'daki Yüksek Mahkeme binasını
kuşatma altına alırken, Başyargıç İftihar Çaudri, olağanüstü hal
kararını gayrimeşru ilan ettiklerini açıkladı. Yüksek Mahkeme,
Müşerref'in ocak ayında yapılması planlanan devlet başkanlığı seçiminde
aday olup olamayacağı konusunda 12 Kasım'dan önce bir karar
açıklayacaktı. Ancak olağanüstü hal uygulamasının, seçimin ertelenmesine
yol açabileceği belirtildi. Çaudri'nin Müşerref'in aleyhinde bir karar
açıklaması bekleniyordu. Müşerref, açıklamasında Yüksek Mahkeme'yi de
eleştirerek, mahkemenin aralarında polisin de bulunduğu devlet
memurlarını cezalandırdığını ve hükümet sistemini yarı felçli hale
getirdiğini söyledi. [www.aksam.com.tr; 04/11/2007]
"Adam şiddetli ishalmiş. Doktora gitmiş, derdini anlatmış. Doktor da
adama yanlışlıkla ishal ilacı yerine sakinleştirici vermiş ve demiş ki:
Bir hafta boyunca yemeklerden sonra iç ve yanıma gel. Adam bir hafta
sonra gelince, Doktor: İshalin nasıl oldu deyince, Adam da: Devam ediyor
ama takmıyorum artık, demiş."
Halkından Müslüman olanların çoğunlukta olduğu ülkelerde, o kadar çok
askeri darbe yapıldı ki çetelesini tutmak bile zorlaştı. "Sabah erken
kalkanın daha evvel darbe yaptığı" espriyle karışık söylenen Latin
Amerika ülkeleriyle nerdeyse yarışır hale geldiler. Pakistan en son
miladi 21. asrın arefesinde son askeri darbe ile 'müşerref' olmuştu.
Hatta hafızam beni yanıltmıyorsa o günlerde bu ülkenin darbelere oldum
olası karşı(!) akredite medyası, darbeye karşı gösteri yapan insanları,
darbeyi sevinçle karşılayanlar olarak haber yapmıştı. Ne demişler,
herkesi nasıl bilirsin, kendin gibi. Darbelere alıştık alışmasına da
böylesi tuhaf bir darbe galiba ilk defa oluyor. Darbe içinde darbe. Ulen
"halaskaran zabitan-kurtarıcı askerler" olarak indirmişsin darbeni
ülkenin tepesine be adam. Ulusal ve uluslararası konjonktür de senin
için müsait zemini oluşturmuş. Yörüngesinde bulunduğun dünyanın
patronları, efendilerin de sana karşı çıkar gibi gözüküp arka planda
desteklerini esirgememişler. Ülkeyi avucunun içine almışsın. Astığın
astık, kestiğin kestik. Zavallı insanların ensesinde rahat rahat boza
pişirmiş, üstelik geniş bir cumhur desteği (!) ile kendini cumhurbaşkanı
da seçtirmişsin. Aradan geçen 8 yılda neyi hallettin ki, bundan sonra ne
halt edeceksin. Yok mu len Pakistan'ın istirahate çekilip anılarını
yazacağın bir tatil beldesi. Hoş bu halk senin gibilerden kurtulsa bile,
bizde bu hıyarlık oldukça çok olur eline tuzu alıp koşan ve de cacık
(darbe) yapmak için heveslenen. Hala demode yöntemlerden vazgeçmiyorsun,
kardeş ülkeden postmodern darbe, e-muhtıra gibi yöntemler öğrensene. Yok
mu senin ülkende yapmak istediklerini daha soft yöntemlerle yapacak
adamlar. Yoksa tadını aldın da bırakamıyor musun koltuğunu. Vaktiyle
İngilizlerin oyununa gelip ayrıldınız Hindistan'dan. Güya pirü pak, ak
mı ak bir ülke kuracaktınız. İki yakanız bir araya gelmedi. Üstelik Doğu
Pakistan (Bangladeş) diye amip misali iki kısma ayrılıp bir de Keşmir'i
'ayrılığın hediyesi' olarak alıp başınıza iş açtınız. Pak olacağız diye
yola çıktınız, aklanıp paklanacağınız yerde iyice kirlendiniz. Hadi
gözün aydın Pervez paşa. Benden sana sevineceğin iki haber. Biri senin
atadığın mahkemeden, biri de dost ve kardeş bir ülkeden. "Pakistan'ın
yeni Yüksek Mahkeme'si, General Pervez Müşerref'in yeniden Cumhurbaşkanı
seçilmesine karşı yapılan sonuncu hukukî başvuruyu da, beklendiği gibi,
geri çevirdi… Yüksek Mahkeme'nin son kararı ardından General
Müşerref'in, söz verdiği gibi, Genel Kurmay Başkanlığı'ndan ayrılması ve
bir sivil Cumhurbaşkanı olarak and içmesinin yolu açıldı… Bu arada
Pervez Müşerref, Cumhurbaşkanı sıfatıyla bundan sonra atacağı adımlara
herhangi bir hukukî itirazda bulunulamaması için, Anayasa'da değişiklik
yaptı (www.bbc.co.uk; 22/11/2007)". "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün,
Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref'i telefonla arayarak, Türkiye'nin
terör ve aşırılıkla mücadelesinde ve demokratikleşme sürecinde
Pakistan'a olan güçlü desteğini ifade ettiği bildirildi
(www.netgazete.com; 19/11/2007)". Bu dünyada işin iş be Pervez.
Pakistan'da ve diğer coğrafyalardaki darbelerle sersemlemiş, mağdur ve
mazlum insanların halini, ahvalini soracak olursan. Hoş, sormazsın ama
ben yine de söylim. Darbeler ilaç gibi geldi, sakinleştik. İshal
(eşyanın tabiatına ve insan fıtratına uygun olmayan gayriislami rejimler
altında yaşama) devam ediyor, ama takmıyoruz.
3) Ahlaksız Batı (sürmanşet). 82 sayfalık 2007 Avrupa Birliği Türkiye
İlerleme Raporu'nda, Türkiye'de yaşanan başörtüsü zulmü ve katsayı
yasağının adını bile anmayan AB İlerleme Komisyonu, raporun 19.
sayfasında; lezbiyenlik, homoseksüellik ve sapkın düşüncelerin haklarını
savunarak, ayrımcılık yapıldığını iddia etti. [Vakit; 09/11/2007]
Vakit kaybetme'den, aynı gazetenin birinci sayfasında sür (üst) değil de
alt manşette verilen haberi de not edelim. "Yasaklar neyi çözdü?
Baskıcı, dayatmacı, yasakçı anlayışın hiçbir sorunu çözmediğini, aksine
çıkmaza götürdüğünü belirten siyasiler ve STK temsilcileri, "sivil
demokratik bir anayasa"nın gerekliliğinde birleşiyor… (Vakit;
09/11/2007)" Şimdi birtakım içi fitne fesat dolu olanlar hemen lafa
karışıp 'oldu mu ya, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu' filan diyecekler
fakat olsun bre, laf kalabalığına getirip şark kurnazlığını sergilemek
nasılsa prim yapıyor bu ülkede. Ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyormuş,
çelişkilerle dolu imişiz, fikri sefalet paçalarımızdan dökülüyormuş kime
ne. Her gün bol bol müslümanım diyenlerin duygularını çoşturup futbol
maçındaymışızcasına bağırıp çağırarak haklılığımızı ispatlayıp(!) yanan
bağrımızı serinleterek ve de rakip takıma gol attığımızı sanırken kendi
kalemize nice gol atıyormuşuz kimin umurundaki. Yahu illa birileri
Batı'nın ahlaksız değil de 'demokratik (ve de elbette laik) ahlak'
sahibi olduğunu ve de 'lezbiyenlik, homoseksüellik ve sapkın
düşüncelerin haklarını savunma'nın da bunun bir parçası, doğal bir
sonucu olduğunu hatırlatıp bizim canımızı sıkmak, bizi ofsayta düşürmek
zorunda mı? Ahhh ah, şu Batı ne olurdu 'lezbiyenlik, homoseksüellik ve
sapkın düşüncelerin haklarını savunduğu' gibi bir de 'başörtüsü zulmü ve
katsayı yasağı'ndan dolayı mağdur olanların haklarını da savunsa ya. O
vakit, işte o vakit yaparız be cancağızım biz de artık ahlaklı hale
gelmiş Batı ile Akit. Demokratik tevbemizi ettikten sonra da ne üst ne
de alt manşet atmayız artık Batı'nın ve de Demokrasi'nin aleyhinde.
Artık o zaman seyreyleyin görün bizi "inanca saygı (sapkın da olsa, şirk
de olsa, putperestlik de olsa); başörtüsüne (mini eteğe, açık göbeğe de)
özgürlük" mitinglerinde. Sırat-ı AB (AB yolunda) ve de demokratik ahlak
(Batı ahlakı) konusunda Yeşiller Partisi Eş Başkanı Daniel Cohn Bendit,
Türk İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu Genel Merkezi'ni
ziyaretinde yaptığı konuşmada bakın neler söylemiş; "…Türkiye'nin AB
üyelik sürecinde ilerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın
homoseksüel olabileceğine şimdiden kendinizi hazırlamalısınız. Şimdi bu
sözlerime gülebilirsiniz ama 20 yıl önce Fransa'da boşanmış birinin
Cumhurbaşkanı olması bile imkânsızdı. Benim demokrasi anlayışıma göre,
bir ülkede çok sayıda insan başörtüsü takıyorsa Cumhurbaşkanı'nın eşinin
de takması gayet normal. Bu özgürlük için mücadele edebilirsiniz ama
aynı zamanda başörtüsü takmayanlar için de mücadele etmelisiniz…(Sabah;
21.11.2007)" Sen 'vakit'li vakitsiz, 'zaman'lı zamansız konuşan, yazıp
çizenlerin kusuruna bakma ABi. Ahlaksız da olsan, ayrımcılık da yapsan
verip veriştiririz sana, ama sen ciddiye alıp takma kafanı bize. Biz
böyleyiz işte. İşimize nasıl gelirse öyle. 'Alemi sersem, herkesi kör
zannederiz' ve de 'tribünlere oynayıp kalabalıkları gaza getiririz'. Ne
olur ABi, gözünün yağını yiyim, bizi de al AB'ye. Sözde değil özde
demokratız; jakoben (baskıcı, dayatmacı), hard(sert) olmasa da ılımlı,
hoşgörülü, soft(yumuşak) laikiz. Bak postacı geliyor, selam veriyor.
Herkes (değilse bile her iki kişiden biri) ona bakıyor, destek veriyor.
"Erdoğan, İtalya Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema ile görüştü ve 'AB'ye
girmekte kararlıyız' dedi." (Vakit; 09/11/2007)
"Yolcular uçağa binerler. Bir müddet sonra bir araç piste yanaşır. Şoför
kapıyı açar. İçeriden bastonlu biri iner. Şoför hemen uçağın kapısına
kadar eşlik eder, etrafa da, "Yol verin lütfen, kaptan pilotunuz geldi"
der. Kaptan pilot el yordamıyla kapıyı bulur. Sonra yolcuların
yardımıyla koltuğunu bulur ve oturur. Tabii yolcular bu kör adamın
kaptan olacağına ihtimal vermez ve herhalde bize şaka yapıyorlar diye
düşünürler. Fakat uçak çalışır, komutlar verilir, filan… Yolcular
herhalde kamera şakası falan yapıyorlardır diye düşünürler. Bir müddet
sonra uçak yürümeye başlar. Yolcuların bir kısmı bunun gerçek olacağına
ihtimal vermediğinden, herhalde böyle bir adam pilot değildir, yolunu
bilir, diye ses çıkarmaz. Bir kısım yolcu ise korku içinde, "Aaa olamaz,
adam yoldan çıkıyor," diye bağırmaya başlar. Biraz devam edince biraz
daha fazla bir kalabalık, "Eyvahhh! Pistten çıkıyoruz!" diye feveran
ederler. Sonunda tüm yolcular hep bir ağızdan, "Aman Allah'ım, kuleye
çarpacağız!" diye bağırınca pilot havalanır, uçak yoluna devam eder. Bu
arada pilot mırıldanır: "Bir gün kazara şu yolcular seslerini
çıkarmasalar, pisi pisine gideceğiz yahu!".
E-posta: arifkaya65@gmail.com |