|

Yanılıyorsunuz Sayın General
Ahmet Altan/17.11.2007/Taraf
Ben basit
bir adamım.
Onun için hayat anlayışım da gayet basit ve sadedir.
Hatta o kadar sadedir ki bunu iki kurala indirgeyebilirim.
Birincisi, herkes kendi hatasının bedelini kendi ödemelidir, başkasına
ödetmemelidir.
İkincisi de, kimse hak ettiğinden fazlasını almamalıdır.
Bizim ordunun duruşuna da bu iki nedenle karşı çıkarım.
Çünkü generallerimiz hatalarının bedelini bize, tüm halka ödetiyorlar.
İkincisi, hak ettiklerinden fazlasını isteyerek siyasi bir güç olarak
kalmak için gereksiz bir çaba gösteriyorlar.
Önceki akşam televizyonda Kara Kuvvetleri Komutanı'nı gördüm.
İsim vermeden, Neşe Düzel'in röportaj yaptığı emekli generalin
iddialarını cevaplıyordu.
Dağlıca baskınında "yönetim zaafı" yani bir "hata" olmadığını
söylüyordu.
Bir askeri karakol basılıyor, çatışma otuz altı saat sürüyor, 13 asker
öldürülüyor, sekiz asker kaçırılıyor.
Ve bu olayda bir "askeri hata" yok.
Sanırım sayın general bu açıklamanın ne kadar dehşet verici olduğunun
pek farkında değil.
Bu olayda "askeri bir hata olmaması," olmasından daha kötü çünkü.
Hata varsa düzeltirsiniz.
Ama "hata" olmadığı halde bir askeri karakol bu kadar rahat basılıyorsa,
otuz altı saatlik çatışma sırasında yardım gitmiyorsa, on üç çocuğumuz
öldürülüyor ve sekizi kaçırılıyorsa, o zaman yerleşik ve çok ciddi bir
sorun var demektir.
Ordunun bütün yapılanmasını, eğitimini, stratejisini yeniden gözden
geçirmemiz gerekir.
Bu baskın ülkeyi temelinden sarstı.
Çok tehlikeli sokak gösterileri, öfke kabarmaları, intikam istekleri
toplumun psikolojisini derinden yaraladı.
Birçok kentte Kürtler saldırıya uğradı, Kürtlerin dükkânlarından,
pazarlarından alış veriş yapılmaması için el ilanları dağıtıldı.
Oradaki Amerikan ordusu ve peşmergelerle savaşmak ihtimalini de göze
alarak Kuzey Irak'a girilmesi gündemimize oturdu.
Operasyon hazırlığı nedeniyle birçok ülkeyi karşımıza aldık.
Ülke ekonomisinin altüst olacağı, kalkınmanın duracağı, işsizliğin,
fakirliğin artacağı gerçeği, "konu vatan olunca her şey teferruattır"
cümlesiyle bize kabul ettirildi.
Ve biz bütün geleceğimizi etkileyecek bir gelişmenin başlangıç noktası
olan Dağlıca'da neler yaşandığını öğrenemedik.
O kadar kalabalık bir grup nasıl fark edilmeden o karakolu sardı, o ağır
silahlar nasıl kimse görmeden oralara çıkarıldı, otuz altı saat neden
yardım gelmedi, sekiz asker nasıl esir düştü… Bilmiyoruz.
Ve orgeneral bu trajedide bir "yönetim zaafı", bir "hata" olmadığını
söylüyor bize.
O karakolda o kadar çocuk öldüyse bir ey yanlış yapıldı.
Bize o yanlışı söyleyin o zaman.
Kara Kuvvetleri Komutanı'nın buna verdiği cevap gerçekten şaşırtıcı.
Aynen şunu söyledi, "yaptığımız incelemelerin sonuçlarını hiç kimseyle
paylaşmak zorunda değiliz."
Yanılıyorsunuz sayın general.
Hem de çok yanılıyorsunuz.
"Hiç kimseyle paylaşmama" lüksüne sadece imparatorlar, krallar,
padişahlar sahipti, onlar güçlerini ve "meşruiyetlerini" tanrıdan
aldıklarını iddia ettikleri için kimseye hesap vermezlerdi.
Ama onlar tarihe karıştılar.
Artık herkes görevini kötü yaptığında toplumuna hesap vermek zorunda.
Siz bir devlet görevlisisiniz.
Meşruiyetinizi, gücünüzü, maaşınızı bu halktan alıyorsunuz.
Bu halkın bütün geleceğini etkileyecek bir olay sizin görev alanınızda
yaşandı.
Sizin sorumluluğunuzda olan çocuklar öldü.
Neşe Düzel'le konuşan emekli tümgeneral Pamukoğlu, bütün sorumluların en
alttan en üste kadar yargılanmasını istiyor.
Ben birilerinin yargılanmasını istediğim için söylemiyorum bunları, ceza
verilmesi değil benim amacım.
Ben, gerçekleri açıklamanızı istiyorum.
Gerçekleri açıklamak zorunda olduğunuzu bilmenizi istiyorum.
Padişahlıkla generalliği karıştırmamanızı istiyorum.
Parlamentoya ve halka hesap vermekle yükümlü olduğunuzu fark etmenizi
istiyorum.
Bizim "efendilerimiz" değil, bizim "görevlilerimizsiniz".
Size görevi halk veriyor, siz de hesabı halka vereceksiniz.
Dağlıca'da ne olduğunu anlatacaksınız.
O çocuklar niye öldü, öğreneceğiz.
Öğrenelim ki, bir daha çocuklar o kadar kolay ölmesin.
Hataların "paylaşılmadan" kalacağına kimse güvenmesin, kimse o kadar
kolay hata yapmasın.
Konuşmanızda, sizinle aynı görüşte olduğum bir bölüm de vardı.
"Kuzey Irak'a gidelim," "saldıralım," "uçakları gönderelim Kürtlerin
camlarını kıralım" diye tutturan "savaşkan" Türk basınına sizi ve
politikacıları biraz rahat bırakmasını söylüyordunuz.
Bu ölüm ve savaş merakları çok can sıkıcı, haklısınız.
Ama onları bu hale kim getirdi?
Başbakana, hükümete, parlamentoya bilgi vermek, öneride bulunmak yerine
basın toplantısı düzenleyip, "sınır ötesi operasyon yapmalıyız" diye
fikrini önce basınla paylaşan Genelkurmay Başkanının da bir payı
olabilir mi acaba bu durumda?
Sanırım herkesin görev alanlarına dönmesi, mesleklerini evrensel ölçüler
içinde gerçekleştirmesi, hataların ortaya çıkarılması ve halka hesap
verilmesi hepimizin hayatını daha kolaylaştıracak.
Bir de bunu düşünün isterseniz. |