|

PKK,
İslamcılarla Ordu Arasında Tarihi Bir Uzlaşı Yarattı
İlyas Harfuş/05.11.2007/Radikal
(el Hayat)*
PKK, İslamcılarla ordu arasında tarihi bir uzlaşı yarattı
Türkiye'de İslamcılarla laik kesim arasındaki sürtüşme son günlerde
azalırken, birliklerini sağlayamamış Araplar Türk deneyimini iyi
incelemeli. Arapların da Türkiye'deki gibi bir milliyetçi-İslamcı
uzlaşıdan çıkarları var.
Türkiye'yle Kuzey Irak'taki Kürt ayrılıkçılar arasındaki çekişme,
Türkiye'nin laik ve İslamcı kesimlerinin tarihi çıkarlarını
gerçekleştirmekte başarılı oldu. Türk milliyetçiliğinin Atatürk'ün
planladığı veya düşündüğünden daha istikrarlı ve sürekli olması
bekleniliyor.
Hilafetin başkenti İstanbul'da İslamcı bir parti yönetimi eline alırken
Türkiye Cumhuriyeti'nin 84. yıl dönümünün kutlanmasına tanık olmak
gerçekten 'tarihi' bir olay. Bu köklü kentin İslami geçmişine ait
unsurlar her köşe başında belirginliğini koruyor. Generallerin 29
Ekim'de Atatürk'ün mezarı önünde mevcut siyasi yöneticilerle yan yana
saygı duruşunda bulunmaları tarihi bir sahneydi.
Türk milliyetçiliği, milliyetçi kimliklerine Irak, Suriye, İran ve
Lübnan'a bağlılıklarını zayıflatacak biçimde tutunan Kürtlerle çatışma
sonucu kaçınılmaz bir biçimde güçlenecekti. Fakat Türk milliyetçiliği
geçmişte de Arap milliyetçiliğinden beslendi. İki milliyetçilik
arasındaki karışık ilişkinin pek çok nedeni var ancak en önemlileri
tarihle ilgili: Modern Türkiye Arap milliyetçileri, 1. Dünya Savaşı'nda
Britanya'yla koalisyon yaparak Osmanlı mirasına saldırmakla suçladı.
Arap dünyasında da, yeni kurulan ülkelerden alınan İskenderun gibi
toprakların iadesine yönelik milliyetçi çağrılar yapıldı.
Fakat Türk laikliğiyle (siyasiler ve ordu) siyasal İslam (Gül ve
Erdoğan) arasındaki bu tarihi koalisyonda Arapları ilgilendiren nokta,
istekli başlangıçlara, dil, kültür ve coğrafya birliği gibi bütünleşme
unsurlarına ve İsrail'le ortak çatışmaya rağmen Arap milliyetçiliğinin
çöküşüne yol açan nedenler. Bu milliyetçi deney, (Arap milliyetçi
partilerin de başını çeken) ordu, düşünme ve muhalefet görevini üstlenen
laik kesimler ve ulusun temeli olarak nitelenen dini çevrelerden oluşan
ulusun çıkarlarını güvence altına almakta niçin başarısız oldu?
Akla ilk gelen şey, 'milliyetçi' Arap devletlerin askeri yönetimlerinin
başvurduğu açıklama: Türk yöntemi muhalefete hoşgörülü davranmadı. Fakat
Arap milliyetçileri tevazu gösterip, Türkiye'deki askeri şiddetin her
zaman geçici olduğunu ve sadece 'ihtiyaç' duyulduğunda kullanıldığını
itiraf etmeli. Durum böyle olmasaydı Kenan Evren 1980'lerdeki meşhur
darbe sonrası iktidarı Özal'a nasıl iade edebilirdi ki? Veya AKP nasıl
iktidara gelirdi?
Arap ordusunun, siyasetin sahiplerine iadesi alanındaki 'var olmayan'
sicilini hatırlatmaya gerek var mı? Buna, Arap milliyetçilerin dini
akımlara karşı kötü niyetini de ekliyorum. Bu yaklaşım, dini ihtiyaç
duyulduğu dönemlerde siyasi bir araç olarak kullanmakla, milliyetçi
amaca 'muhalif' görüldükleri durumlarda İslami hareketlerle savaşmak
arasında gidip geliyordu. Saddam Hüseyin, Mısır lideri Nasır ve Suriye
lideri Hafız Esat'a kadar bunun birçok örneği var.
Buna karşın Türk ordusunun siyasal İslamcı akımların yükselişine uyum
konusunda, Arap ordularının ihtiyaç duyduğu bir olgunluk ortaya koydu.
Doğal olarak Türk ordusu, 'laikliğin bekçisi' olduğuna yönelik
söyleminde görüldüğü gibi bazı sınırlar çizdi. Ordu, ülkeyi çoğu Arap'ın
içinde yaşadığı ve çözüm bulamadığı köktencilik dalgasından korumak için
bu sınırlar konusunda fazla esneklik de göstermedi. Fakat daha önemlisi,
Türk İslamcıların siyasete katılımı bu kez geçmiştekinden çok daha
gerçekçi ve demokratikti. O zaman öncelik, bölgedeki çekişmelerle
ilgilenmek mi (ki bunların en önemlisi halihazırda Türkleri
endişelendiren Kürt 'tehdidi')? Yoksa, Arap milliyetçilerinin ihtiyaç
duyduğu ve başaramadığı bir milliyetçi-İslamcı uzlaşıda çıkarlar mı var?
*(Londra'da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 1 Kasım 2007) |