Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 348 | Aralık  2007

                   

 

 


PKK, İslamcılarla Ordu Arasında Tarihi Bir Uzlaşı Yarattı

İlyas Harfuş/05.11.2007/Radikal

(el Hayat)*
PKK, İslamcılarla ordu arasında tarihi bir uzlaşı yarattı
Türkiye'de İslamcılarla laik kesim arasındaki sürtüşme son günlerde azalırken, birliklerini sağlayamamış Araplar Türk deneyimini iyi incelemeli. Arapların da Türkiye'deki gibi bir milliyetçi-İslamcı uzlaşıdan çıkarları var.
Türkiye'yle Kuzey Irak'taki Kürt ayrılıkçılar arasındaki çekişme, Türkiye'nin laik ve İslamcı kesimlerinin tarihi çıkarlarını gerçekleştirmekte başarılı oldu. Türk milliyetçiliğinin Atatürk'ün planladığı veya düşündüğünden daha istikrarlı ve sürekli olması bekleniliyor.
Hilafetin başkenti İstanbul'da İslamcı bir parti yönetimi eline alırken Türkiye Cumhuriyeti'nin 84. yıl dönümünün kutlanmasına tanık olmak gerçekten 'tarihi' bir olay. Bu köklü kentin İslami geçmişine ait unsurlar her köşe başında belirginliğini koruyor. Generallerin 29 Ekim'de Atatürk'ün mezarı önünde mevcut siyasi yöneticilerle yan yana saygı duruşunda bulunmaları tarihi bir sahneydi.
Türk milliyetçiliği, milliyetçi kimliklerine Irak, Suriye, İran ve Lübnan'a bağlılıklarını zayıflatacak biçimde tutunan Kürtlerle çatışma sonucu kaçınılmaz bir biçimde güçlenecekti. Fakat Türk milliyetçiliği geçmişte de Arap milliyetçiliğinden beslendi. İki milliyetçilik arasındaki karışık ilişkinin pek çok nedeni var ancak en önemlileri tarihle ilgili: Modern Türkiye Arap milliyetçileri, 1. Dünya Savaşı'nda Britanya'yla koalisyon yaparak Osmanlı mirasına saldırmakla suçladı. Arap dünyasında da, yeni kurulan ülkelerden alınan İskenderun gibi toprakların iadesine yönelik milliyetçi çağrılar yapıldı.
Fakat Türk laikliğiyle (siyasiler ve ordu) siyasal İslam (Gül ve Erdoğan) arasındaki bu tarihi koalisyonda Arapları ilgilendiren nokta, istekli başlangıçlara, dil, kültür ve coğrafya birliği gibi bütünleşme unsurlarına ve İsrail'le ortak çatışmaya rağmen Arap milliyetçiliğinin çöküşüne yol açan nedenler. Bu milliyetçi deney, (Arap milliyetçi partilerin de başını çeken) ordu, düşünme ve muhalefet görevini üstlenen laik kesimler ve ulusun temeli olarak nitelenen dini çevrelerden oluşan ulusun çıkarlarını güvence altına almakta niçin başarısız oldu?
Akla ilk gelen şey, 'milliyetçi' Arap devletlerin askeri yönetimlerinin başvurduğu açıklama: Türk yöntemi muhalefete hoşgörülü davranmadı. Fakat Arap milliyetçileri tevazu gösterip, Türkiye'deki askeri şiddetin her zaman geçici olduğunu ve sadece 'ihtiyaç' duyulduğunda kullanıldığını itiraf etmeli. Durum böyle olmasaydı Kenan Evren 1980'lerdeki meşhur darbe sonrası iktidarı Özal'a nasıl iade edebilirdi ki? Veya AKP nasıl iktidara gelirdi?
Arap ordusunun, siyasetin sahiplerine iadesi alanındaki 'var olmayan' sicilini hatırlatmaya gerek var mı? Buna, Arap milliyetçilerin dini akımlara karşı kötü niyetini de ekliyorum. Bu yaklaşım, dini ihtiyaç duyulduğu dönemlerde siyasi bir araç olarak kullanmakla, milliyetçi amaca 'muhalif' görüldükleri durumlarda İslami hareketlerle savaşmak arasında gidip geliyordu. Saddam Hüseyin, Mısır lideri Nasır ve Suriye lideri Hafız Esat'a kadar bunun birçok örneği var.
Buna karşın Türk ordusunun siyasal İslamcı akımların yükselişine uyum konusunda, Arap ordularının ihtiyaç duyduğu bir olgunluk ortaya koydu. Doğal olarak Türk ordusu, 'laikliğin bekçisi' olduğuna yönelik söyleminde görüldüğü gibi bazı sınırlar çizdi. Ordu, ülkeyi çoğu Arap'ın içinde yaşadığı ve çözüm bulamadığı köktencilik dalgasından korumak için bu sınırlar konusunda fazla esneklik de göstermedi. Fakat daha önemlisi, Türk İslamcıların siyasete katılımı bu kez geçmiştekinden çok daha gerçekçi ve demokratikti. O zaman öncelik, bölgedeki çekişmelerle ilgilenmek mi (ki bunların en önemlisi halihazırda Türkleri endişelendiren Kürt 'tehdidi')? Yoksa, Arap milliyetçilerinin ihtiyaç duyduğu ve başaramadığı bir milliyetçi-İslamcı uzlaşıda çıkarlar mı var?
*(Londra'da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, 1 Kasım 2007)

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...