|

Fethullah Gülen Hareketi ve Yeni Soğuk Savaş
Nuray Mert/01.11.2007/Radikal
Geçtiğimiz
günlerde Londra'da, Fethullah Gülen düşüncesi, çevresi, hareketi üzerine
bir konferans yapılmış. Haber ve izlenimleri başta Zaman (ve tabii
Today's Zaman) gazetesi olmak üzere, muhafazakâr yazarlardan okuyoruz.
'Gülen'den bahsedilmeden İslam dünyası araştırılması yapılamaz'mış,
'Huntington'ın çatışma gördüğü yerde Gülen barış imkânı arıyor'muş.
'Gülen ve barış inşasına yaptığı küresel katkı' ne kadar önemliymiş.
Ne barışı, ne küresel katkısı? Hangi barış, ne katkısı? İslam coğrafyası
işgal, savaş, savaş tehdidinden yıkılıyor. Söz konusu konferansın
yapıldığı İngiltere'de temel hak ve özgürlükler Müslümanlar söz konusu
olduğunda askıya alınmış vaziyette. Tüm bunlardan bahsetmeden kimle ne
diyaloğu kurulacak? Bu olsa olsa başını kumdan çıkarmayan devekuşu
barışı, devekuşu diyaloğu olur.
İngiltere'nin yeni Başbakanı Gordon Brown, görevi devralır almaz,
haziran ayında yaptığı bir konuşmada yeni Soğuk Savaş ilan etti. Soğuk
Savaş döneminde kullanılan ideolojik mücadele, benzeri metotlara ihtiyaç
duyulduğundan söz etti. Fethullah Gülen düşüncesi, hareketi denilen
yapı, bu tür bir mücadele için bulunmaz araçlardan biri olabilir.
Nitekim, Londra'daki konferansın yayımlanan bildirilerinde, Gülen'in
barışçı mesajlarının 'öfkeli' Müslümanları yatıştıracağı yönünde
görüşler dile getiriliyor.
Müslümanların yaşadığı coğrafya işgal edilecek, henüz işgal edilmeyenler
tehdit edilecek, ama Müslümanlar öfkelenmeyecek, barış, diyalog
söylemiyle uyutulacak öyle mi? Dahası, Batı dünyasının tehdit olarak
gördüğü İslam kökenli şiddet, öfkeli Müslümanların silaha sarılmasıyla
başlamadı. Afganistan'da Sovyet işgaline karşı, radikal İslam
ideolojisinin ve cihat hareketinin ABD başta olmak üzere müttefikleri
tarafından desteklenmesi, bakılıp büyütülmesiyle başladı. Artık, radikal
İslam'a ve cihada gerek kalmadığı bir döneme girilmesi ve işlerin
kontrolden çıkması ile sorun İslam'a veya Müslümanlara ilişkin bir
sorunmuş gibi takdim edilmeye başlandı. Sanki mesele İslam'a ilişkin bir
mesele imiş de, ılımlı, barışçı yorumlar öne çıkarsa sorun çözülecekmiş
gibi davranmanın hiçbir anlamı yok.
Küresel çatışmanın diyalogla çözüleceğini iddia etmek için, peşinen
sorunun İslam'ın iyi anlaşılmaması gibi bir nedenden kaynaklandığını
düşünmek gerekiyor. Oysa, konu bu kadar basit değil. Dahası, sorunun
kaynağı, sadece Müslümanlar falan değil. Batı dünyasının çıkarları
peşinde, onlarla işbirliği yapan İslamcı hareketlerden şikâyet etmek
için bile, hangi Batı politiklarının bu istikamette yapılar ürettiğini
sorgulamak gerekiyor.
ABD önderliğindeki Batı ittifakı, Soğuk Savaş dönemi boyunca, Müslüman
coğrafyada Sovyetler ve sol tehdide karşı İslami hareket ve çevreleri
destekledi. Bu işbirliği Soğuk Savaş'ın son perdesinde, yani
Sovyetler'in çözülüş sürecinde doruk noktasına çıktı. Bu noktada,
Afganistan'daki Sovyet işgaline karşı radikal İslam, İran İslam
Devrimi'ne karşı ılımlı İslam hareketini desteklemek gibi iki yönlü bir
politika izlendi. Fethullah Gülen hareketi, ılımlı İslam kanadının bir
unsuru olarak desteklendi. Yoksa, dünyanın dört bir yanında okul açmak,
faaliyet göstermek, kendi halinde bir sivil hareketin tek başına
başaracağı şey mi?
Şimdi, belli ki, bu hareket benzer bir rol üstlenme hevesinde. Bu
hareket içinde yer alan insanların birçoğunun iyi niyetle barıştan,
diyalogdan yana olduğuna hiç kuşkum yok. Ancak genel tablo içinde ne rol
oynadıklarlarını sorgulamalarını beklemek durumundayız. Yoksa, yeni
Soğuk Savaş'ın bir uzantısı olmaya devam edecekler. Barış istiyorlarsa
önce Irak işgaline karşı çıksınlar, diyalog istiyorlarsa, bir de Iraklı
direnişçilerle konuşmayı veya onları dinlemeyi denesinler.
Not: Bu konuyu daha uzun ve geniş çerçevede irdelemek üzere, Doğu
Konferansı'nın dergisi olarak çıkan, 'Doğudan' dergisine 'Yeni Soğuk
Savaş' başlıklı bir yazı yazdım. İlgilenenlerin o yazıya bakmalarını
tavsiye ederim. |