|

Yanılgı ve Bedeller: Özkök, Hürriyet, Generaller, vs...
Ali Bayramoğlu/10.11.2007/Yeni Şafak
Dün Taha
Kıvanç'ın yazısı, özellikle yazının bir bölümü hoşuma gitti. Doğru:
Ertuğrul Özkök son zamanlarda ne öngördüyse ve ne istediyse tersi
gerçekleşiyor. AK Parti dışında koalisyon talebi, Gül cumhurbaşkanı
olmasın kampanyası, mahalle baskısı, irtica tehlikesi çağrısı, Irak'a
müdahale edilsin, Barzani'ye ders verilsin çığlıkları karşılık bulmadı.
Özkök'teki garip ve kaba militarist dil ve tutum, siyasi ve toplumsal
meşruiyete karşı kürek çekme, yoktan kriz üretme, düşünce adamına
yönelmekle yetinmeyip artık bizzat düşüncenin kendisini hedef alan garip
entelektüel düşmanlığı, Umur Talu'ya haksız, anlamsız, kendi açıklarını
gözler önüne seren saldırı nedeni belki de burada yatıyor…
Özkök, "hem endazesi hem asabı bozuk o malum yazılar"ı belki de bu
yüzden kaleme alıyor…
Özkök herhangi bir gazeteci değil.
Türkiye'nin en büyük ve en etkili gazetesinin yayın yönetmeni.
Bu tür gazeteler kamuoyu oluşturmakta mahirdirler ve o imkânlara
sahiptirler. İmkânlar ortada: Doğan grubu, Hürriyet, Vatan, Radikal ve
Posta gazeteleriyle, Kanal D, Star, CNN Türk gibi kanallarıyla, D-Smart
sistemiyle önemli bir güç…
Toplumsal dalganın bu denli dışında kalıp, bu denli yanılıp, sonuçta bu
denli etkisiz olup, büyük bir geminin kaptanlığını sürdürmek kolay bir
iş olmasa gerek…
En azından olup bitenden stresli bir iş olduğunu anlıyoruz…
Aslında işin beni ilgilendiren tarafı burası değil.
Şurası: Evet, Özkök ne öngördüyse tersi gerçekleşiyor. Ama bu tersine
gelişmelerin hemen hepsi Türkiye'nin hayrına oluyor. Bunlar Türk
siyasetinin normalleşmesini, krizlerini aşmasını, kendi dengelerini
bulmasını ifade ediyorlar…
Neden?
Hürriyet Gazetesi'nin önemli bir özelliği daha var.
Kendi patronunun deyişiyle bir devlet gazetesi Hürriyet… 28 Şubat
sonrası röportaj verdiği Zaman Gazetesi'nden Nuriye Akman'a aynen böyle
demişti Aydın Doğan…
Tabii devlet deyince hangi devletten, devletin hangi kesiminden söz
edildiği önemli...
28 Şubat döneminin, örneğin Andıç meselesi, Hürriyet ve Milliyet
gazetelerinin 22 Nisan'da başlayan krizle birlikte gösterdikleri
"performans"ın işaret ettiği "devlet" ortada.
Bu iki gazetenin 22 Nisan'dan sonra 4 aylık manşetlerinin toplu okuması
gerçekten dikkat çekicidir. Otobüste namaz, bayramda içki reyonu gibi
haberlerle oluşturulan hava, muhtemelen oluşmadığı içindir ki,
seçimlerden sonra bir anda yok olmuştur.
Demek ki yanılmanın, tersten akıntıya kürek çekmenin de bir nedeni
oluyor, olabiliyor…
Ama ilerlemek için bu oyunu kazanmanız gerekir.
Aksi halde bu oyunu başlatanlar da, yürütenler de kendileri için yol
alamaz hale gelirler…
Osmanlı düzeni başarı ister, "yükselme ve yok olma arasında" ara nokta
yoktur…
Ya da…
Evet ya da tersi olur ve tüm bir mekanizma zorlanmaya başlar…
Kontrol elinizden çıkar, inandıramazsınız, hatta kendiniz bile
inanmazsınız…
Bakın ne diyor eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Org. Aytaç Yalman:
"Dilini konuşmak, şarkısını, türküsünü dinlemek istiyor, kültürünü
yaşamak istiyor.
Oysa, bizler o dönemde, 'Kürt yoktur' diye eğitilmişiz. Kürtleri,
Türklerin kolu olarak görüyoruz. Ortalıkta işte dağlarda gezerken, karda
yürürken kart-kurt sesleri çıktığı için Kürt denilmiştir, gibi tarifler
dolaşıyor. O dönemde sosyal istekleri bile biz 'yıkıcı faaliyetler'
kapsamında görüyoruz.
Ne diyor emekli Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök:
"Sebep oradaki yoksulluk mudur? Üzerinde düşünmek lazım… Orta Anadolu da
yoksul. İzmir'in köyleri de var yoksul. Niye, PKK hareketi oralarda
olmadı da burada oldu?"
Demek yanıldılar ve kontrol kaçtı…
Benzerleri de bu ve benzer konularda yanılıyorlarsa eğer, artık bu işin
şakası olmaz…
Sorumlular ve "operatörler"in gitmeleri de yetmez, düzenler ve sistemler
çöker…
Ve bunun bedeli ağır olur…
Kimse rahatlamasın, ahlaki bedelden söz etmiyorum.
Bedel toplum önünde ve siyasi olacaktır… |