Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 348 | Aralık  2007

                   

 

 


Türkiye-ABD İlişkilerinde Yeni Bir Aşama

İhsan Çaralan/24.11.2007/Günlük Evrensel

5 Kasım 2007'de yapılan Bush-Erdoğan görüşmesi, Türkiye-ABD ilişkileri bakımından yeni bir milat niteliği taşıyacak gibi görünüyor.
1 Mart Kararnamesi'nin reddiyle başlayan ve Irak'ın işgali ve Kuzey Irak'ta "görevli" TSK mensuplarının başına çuval geçirilmesiyle ilerleyen gerginlik sürecinin, Beyaz Saray'daki son görüşmede geride kalmasına karar verildiği anlaşılıyor.
ABD'nin Irak'ın işgali sürecinde Kuzey Irak Kürtlerini en sağlam dostları olarak görmesini, Türkiye'nin, ABD'nin dünya hegemonyası mücadelesine 60 yıldır verdiği desteği bir kalemde silmesi olarak algılayan Amerikan yandaşı asker ve sivil bürokrasi; CHP'den MHP'ye sağın ve "sol"un milliyetçileri, "Amerika'ya karşı"; ABD'nin politikalarını, Irak'ın işgalinin arkasındaki stratejiyi eleştiren bir söylemi öne çıkarmaya yöneldiler. En azından son 60 yıldır "komünizmle savaş" ya da "Türkiye'nin Ortadoğu'daki düşmanlarına karşı en kadim müttefiki" olarak gördükleri ABD'nin bu "ihaneti" karşısında, hayal kırıklıklarını "ABD karşıtlığı" ile dengelemeye yöneldiler.
Ancak son iki haftada, ABD için politika arenasından yükselen aleyhte sloganları destekler görünen asker cenahı başta olmak üzere; sağın ve "sol"un milliyetçileri, derin bir nefes aldılar; asıllarına dönmenin rahatlığı artık sözlerinden ve gözlerinden okunur hale eldi. Çünkü Amerikan karşıtlığı alanı onlar için çok yabancı hem de çok rahatsızlık verici bir alandı. Bu yüzden de en küçük ışığı gördüklerinde, bir anda; önce ABD aleyhtarı propagandayı kestiler, yavaş yavaş da "Amerika bizi nihayet anladı" sözünü her vesileyle yinelemeye başladılar. Eğer ABD Kuzey Irak'ta birkaç kez PKK ile çatışmaya girerse, birkaç PKK'liyi iade etmeye yönelirse, bu çevrelerin; "Kore'de komünizme karşı ortak savaştığımız günleri" hatırlayıp, '60'ların, '70'lerin "Silah arkadaşı ABD", "Kadim müttefikimiz ABD" propagandasına dönmeleri hiç de sürpriz olmayacaktır.
Gerçeklerin üstünü örtme amaçlı koparılan şoven milliyetçi patırtı bir yana bırakılırsa; Türkiye'yi yöneten güçlerle ABD arasındaki çelişmenin başlıca konusu(*) Kuzey Irak'ın statüsü, ABD'nin, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki hassasiyetlerini önemsememesidir!
ABD, bu konuda adım attığına ve Kuzey Irak'ın statüsünü Türkiye ile ilişkileri çerçevesinde düzenlemeyi benimsemiş göründüğüne göre bundan sonrası için ABD-Türkiye ilişkilerinin yeniden eskisi gibi "stratejik" (Bunun anlamı ABD'nin stratejisine uyumdur) ve "dostane" olmaması için bir neden kalmamıştır.
Dört yılı aşan bu "gerginlik" döneminde iki şeyin olduğu anlaşılmaktadır: Bunlardan birincisi; ABD'nin, bölgedeki sorunları Türkiye'yi dışlayarak çözmesinin kendisine daha pahalıya mal olduğunu, bölgedeki diğer güçlerin, Türkiye'nin ABD'ye hizmetlerinin önüne geçemeyeceğini görmüş olmasıdır.
(Genelkurmay Başkanı, daha birkaç ay önce, "ABD'yi bölgeden çıkaramayız ama kalmayı ona daha pahalı hale getirebilecek gücümüz vardır" diye buna işaret etmişti.) İkincisi ise Türkiye'nin egemenleri, Kuzey Irak'ta Kürtlerin şöyle ya da böyle bir "özerk devlete", "federe devlete" sahip olacakları gerçeğini kabul etmişlerdir. Yine Genelkurmay Başkanı tarafından geçtiğimiz mart ayında, "Bu durum Türkiye'nin izlediği yanlış politikalar sonucu olmuştur" saptamasıyla, "Kuzey Irak'taki durumun bir realite olduğu" zımnen itiraf edilmişti.
Kuzey Irak ve Kuzey Irak Kürtlerinin geleceği üstünde ABD ile sürdürülen yakınlaşmanın içerideki karşılığı; Kürtlerin taleplerini savunan, mücadeleci, direngen Kürt güçlerinin tasfiye edilmesi ve onlara karşı şiddet ve baskının sürdürülmesi (ABD ve AB'den bu konuda destek alınmış. Kuzey Irak Kürtleriyle de bir uzlaşma sağlamak için hayli ileri adımlar atıldığı anlaşılmaktadır), sadece PKK'nın değil DTP'nin de tasfiyesinde (ya da ıslah olmasının sağlanması) kararlılığın devam edeceği yönündedir. Orta vadede; ağalar ve şeyhlerle uzlaşılacak ve Kürtlerin bazı kültürel hakları ve "bölgenin kalkınması" üstünden bir "Kürt sorunu çözümü" dayatılacaktır. "Sınır ötesi" ya da "içerideki" operasyonların ana amacı da bu olacaktır.
Bu gelişmeler, milliyetçi odakların anti-Amerikancılığını hızla sönümlendirirken Musul-Kerkük, Ortadoğu ve ön Asya, Kafkasya üstünde emperyal hayalleri kışkırtan bir milliyetçiliği öne çıkaran (dün bunlar gerideydi) dönemin kapısını aralamıştır, hatta açmıştır. Ne var ki içinden geçilen süreç; çok girift ilişkileri barındıran bir süreç olarak öyle düz değil, daha pek çok çatışma ve gerilimin su yüzüne çıkmasıyla ilerleyecektir. Ama ana doğrultu ve doğrultuyu besleyen yönelişler böyledir.
Kuşkusuz ki önümüzdeki günlerde gelişmeler çok daha netleşecektir. Ama ilerici demokrat güçler, gerek propagandalarında gerekse demokrasi mücadelesi alanında bu gelişmeleri görerek davranmak, planlarını, hesaplarını ona göre yenilemek durumundadırlar.
(*) İran konusunu şimdilik bir yana bırakabiliriz. Çünkü; ABD bu konuda Türkiye'yi zaman içinde kazanmayı düşünecektir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...