|

Türkiye-ABD İlişkilerinde Yeni Bir
Aşama
İhsan Çaralan/24.11.2007/Günlük Evrensel
5 Kasım
2007'de yapılan Bush-Erdoğan görüşmesi, Türkiye-ABD ilişkileri
bakımından yeni bir milat niteliği taşıyacak gibi görünüyor.
1 Mart Kararnamesi'nin reddiyle başlayan ve Irak'ın işgali ve Kuzey
Irak'ta "görevli" TSK mensuplarının başına çuval geçirilmesiyle
ilerleyen gerginlik sürecinin, Beyaz Saray'daki son görüşmede geride
kalmasına karar verildiği anlaşılıyor.
ABD'nin Irak'ın işgali sürecinde Kuzey Irak Kürtlerini en sağlam
dostları olarak görmesini, Türkiye'nin, ABD'nin dünya hegemonyası
mücadelesine 60 yıldır verdiği desteği bir kalemde silmesi olarak
algılayan Amerikan yandaşı asker ve sivil bürokrasi; CHP'den MHP'ye
sağın ve "sol"un milliyetçileri, "Amerika'ya karşı"; ABD'nin
politikalarını, Irak'ın işgalinin arkasındaki stratejiyi eleştiren bir
söylemi öne çıkarmaya yöneldiler. En azından son 60 yıldır "komünizmle
savaş" ya da "Türkiye'nin Ortadoğu'daki düşmanlarına karşı en kadim
müttefiki" olarak gördükleri ABD'nin bu "ihaneti" karşısında, hayal
kırıklıklarını "ABD karşıtlığı" ile dengelemeye yöneldiler.
Ancak son iki haftada, ABD için politika arenasından yükselen aleyhte
sloganları destekler görünen asker cenahı başta olmak üzere; sağın ve
"sol"un milliyetçileri, derin bir nefes aldılar; asıllarına dönmenin
rahatlığı artık sözlerinden ve gözlerinden okunur hale eldi. Çünkü
Amerikan karşıtlığı alanı onlar için çok yabancı hem de çok rahatsızlık
verici bir alandı. Bu yüzden de en küçük ışığı gördüklerinde, bir anda;
önce ABD aleyhtarı propagandayı kestiler, yavaş yavaş da "Amerika bizi
nihayet anladı" sözünü her vesileyle yinelemeye başladılar. Eğer ABD
Kuzey Irak'ta birkaç kez PKK ile çatışmaya girerse, birkaç PKK'liyi iade
etmeye yönelirse, bu çevrelerin; "Kore'de komünizme karşı ortak
savaştığımız günleri" hatırlayıp, '60'ların, '70'lerin "Silah arkadaşı
ABD", "Kadim müttefikimiz ABD" propagandasına dönmeleri hiç de sürpriz
olmayacaktır.
Gerçeklerin üstünü örtme amaçlı koparılan şoven milliyetçi patırtı bir
yana bırakılırsa; Türkiye'yi yöneten güçlerle ABD arasındaki çelişmenin
başlıca konusu(*) Kuzey Irak'ın statüsü, ABD'nin, Türkiye'nin Kuzey
Irak'taki hassasiyetlerini önemsememesidir!
ABD, bu konuda adım attığına ve Kuzey Irak'ın statüsünü Türkiye ile
ilişkileri çerçevesinde düzenlemeyi benimsemiş göründüğüne göre bundan
sonrası için ABD-Türkiye ilişkilerinin yeniden eskisi gibi "stratejik"
(Bunun anlamı ABD'nin stratejisine uyumdur) ve "dostane" olmaması için
bir neden kalmamıştır.
Dört yılı aşan bu "gerginlik" döneminde iki şeyin olduğu
anlaşılmaktadır: Bunlardan birincisi; ABD'nin, bölgedeki sorunları
Türkiye'yi dışlayarak çözmesinin kendisine daha pahalıya mal olduğunu,
bölgedeki diğer güçlerin, Türkiye'nin ABD'ye hizmetlerinin önüne
geçemeyeceğini görmüş olmasıdır.
(Genelkurmay Başkanı, daha birkaç ay önce, "ABD'yi bölgeden çıkaramayız
ama kalmayı ona daha pahalı hale getirebilecek gücümüz vardır" diye buna
işaret etmişti.) İkincisi ise Türkiye'nin egemenleri, Kuzey Irak'ta
Kürtlerin şöyle ya da böyle bir "özerk devlete", "federe devlete" sahip
olacakları gerçeğini kabul etmişlerdir. Yine Genelkurmay Başkanı
tarafından geçtiğimiz mart ayında, "Bu durum Türkiye'nin izlediği yanlış
politikalar sonucu olmuştur" saptamasıyla, "Kuzey Irak'taki durumun bir
realite olduğu" zımnen itiraf edilmişti.
Kuzey Irak ve Kuzey Irak Kürtlerinin geleceği üstünde ABD ile sürdürülen
yakınlaşmanın içerideki karşılığı; Kürtlerin taleplerini savunan,
mücadeleci, direngen Kürt güçlerinin tasfiye edilmesi ve onlara karşı
şiddet ve baskının sürdürülmesi (ABD ve AB'den bu konuda destek alınmış.
Kuzey Irak Kürtleriyle de bir uzlaşma sağlamak için hayli ileri adımlar
atıldığı anlaşılmaktadır), sadece PKK'nın değil DTP'nin de tasfiyesinde
(ya da ıslah olmasının sağlanması) kararlılığın devam edeceği
yönündedir. Orta vadede; ağalar ve şeyhlerle uzlaşılacak ve Kürtlerin
bazı kültürel hakları ve "bölgenin kalkınması" üstünden bir "Kürt sorunu
çözümü" dayatılacaktır. "Sınır ötesi" ya da "içerideki" operasyonların
ana amacı da bu olacaktır.
Bu gelişmeler, milliyetçi odakların anti-Amerikancılığını hızla
sönümlendirirken Musul-Kerkük, Ortadoğu ve ön Asya, Kafkasya üstünde
emperyal hayalleri kışkırtan bir milliyetçiliği öne çıkaran (dün bunlar
gerideydi) dönemin kapısını aralamıştır, hatta açmıştır. Ne var ki
içinden geçilen süreç; çok girift ilişkileri barındıran bir süreç olarak
öyle düz değil, daha pek çok çatışma ve gerilimin su yüzüne çıkmasıyla
ilerleyecektir. Ama ana doğrultu ve doğrultuyu besleyen yönelişler
böyledir.
Kuşkusuz ki önümüzdeki günlerde gelişmeler çok daha netleşecektir. Ama
ilerici demokrat güçler, gerek propagandalarında gerekse demokrasi
mücadelesi alanında bu gelişmeleri görerek davranmak, planlarını,
hesaplarını ona göre yenilemek durumundadırlar.
(*) İran konusunu şimdilik bir yana bırakabiliriz. Çünkü; ABD bu konuda
Türkiye'yi zaman içinde kazanmayı düşünecektir. |