|

PAKİSTAN'DA NELER OLUYOR?
General
Pervez Müşerref, baskılara dayanamayarak, sonunda Genel Kurmay
Başkanlığı görevinden ayrıldı ve bundan böyle sadece Devlet Başkanı
sıfatıyla anılacak! Mart ayından beri ülkede yaşanan gerilim, devlet
başkanı seçildikten sonra Genel Kurmay Başkanlığı'nı bırakacağını ilan
eden Müşerref'in sözünü tutmak istemediğini gösteren icraatları üzerine,
sokaklara taşmıştı. Yüksek Mahkeme üyelerinden bazılarını istifaya
zorlamak da dahil olmak üzere, elindeki son kozları da kullanan
Müşerref, gelen baskılara dayanamadı ve nihayet 'pes etti'. Müşerref,
bundan böyle artık bir 'sivil' devlet başkanı olacak!
Peki bu gelişme ne anlama geliyor? Müşerref'in sivilliğe 'tenzi-i rütbe'
eylemesini nasıl yorumlamak gerekiyor? Bu noktada, öncelikle, ülkede
artan gerilimin kökenlerine inmek gerekmektedir. Bilindiği gibi,
Müşerref 1999 yılında gerçekleştirdiği askeri darbe ile iktidara
gelmişti ve Haziran 2001'den bu yana da devlet başkanlığı görevinde
bulunuyordu. Müşerref, kendinden önceki darbeci generaller gibi, ülkede
bütün dizginleri elinde toplamak için çalışmış ve bir dönem için bunu
başarmıştı da. Son başkanlık seçimlerinde yine aday olmuş ve seçilmişti;
fakat ülkede bütün ipleri elinde toplama siyasetinin bir çok kesimi
rahatsız etmesi sonucu, özellikle Amerika ve Batı'dan gelen eleştirilere
maruz kalmıştı. Bu eleştirileri göğüslemek adına da, göstermelik
'demokratikleşme' çabalarına girişmişti. Ancak askeri darbeyle iktidarı
ele geçirmiş olması ve gücünün 'sınırları' konusunda aşırı hayallere
kapılması nedeniyle, Amerika ile arası bozulmaya başladı. Bu sürecin
doğal sonucu olarak da, Amerika'nın ülke içindeki kimi kurumları
(özellikle de 'yargı'yı ve medyayı) devreye sokarak, iktidarını
sınırlama girişimlerine maruz kaldı. Tabii ki Müşerref buna karşılık
tedbirler almaya çalıştı. Fakat aldığı tedbirler, kendisini kurtarmaya
yetmedi. Çünkü darbeyle iktidara gelmesini ve iktidarını sürdürmesini
onaylayan Amerika, bu kez, sınırı aştığını düşünüyordu ve ülke içindeki
başka 'güç odakları'nı devreye sokarak, Müşerref'in Genel Kurmay
Başkanlığı görevini bırakmasını sağladı. Bu gelişme, Müşerref'in artık
Pakistan'da 'gerçek manada' gücünü yitirmesi anlamına gelmektedir. Her
ne kadar devlet başkanı olsa da, artık ülkedeki bütün siyasal kurumlar
üzerinde hakim değildir. Bunların başında da ordu gelmektedir. Ordunun,
Pakistan siyasetindeki rolü, bir çok bakımdan Türkiye'dekine benzediği
için, bu gelişme, Müşerref'in 'etkisizleştirilmiş' olduğu şeklinde
rahatlıkla yorumlanabilir.
Bu noktada, Türkiye'deki askeri darbe geleneği ile, Pakistan'daki darbe
geleneği ve siyasal tutumlar arasındaki benzerliğe de işaret
edilmelidir. Her iki ülkede de darbe yapıldıktan sonra, generaller
'demokrasi'ye geçileceği sözü vermekte, süreleri değişmekle birlikte,
sonunda 'çok partili seçimler' yapılmaktadır. Bu sürecin işleyişine,
Müşerref gibi, görünürde de olsa engel olmak isteyenlere ise, bir
biçimde 'sınırları' hatırlatılmaktadır. Her iki ülkede de, darbelerden
sonra geçilen sivil yaşamda, ordunun nüfuzu devam etmekte ve ola ki
siviller de 'yoldan çıktıklarında' ordu yoluyla 'düzen' yeniden tesis
edilmektedir. Ayrıca iki ülke 'kardeştir' ve tarihten gelen bağlarla
birbirlerine bağlıdırlar. Öylesine kardeştirler ki, Pakistan devlet
başkanı, bir Türk futbol takımını dahi tutabilmektedir! Bu ve bunun gibi
bir çok benzerlik, Türkiye'de olup bitenleri iyi bilenlerin, Pakistan'da
neler olduğunu anlamasına da yardımcı olacaktır. Pakistan'da şu an
yaşananlar, darbeci generale sınırlarının hatırlatılmasından başka bir
şey değildir. Şimdi sıra sivillere gelecektir! Sivil güçler öne çıkacak,
Benazir veya Nevaz Şerif rollerini üstlenecekler ve ülke 'normalleşme'
dönemine girecektir! Tabii ki bu 'normalleşme'yi, Amerika'nın istediği
sınırlara gelme olarak anlamak gerekmektedir. Bundan böyle, ülkede bir
'demokrasi' havası estirilecek ve sivil güçlerin sahnede arz-ı endam
etmesi sağlanacaktır.
Peki sonuçta ne olacaktır? Müşerref'in bu gergin süreçte iddia ettiği
gibi, 'radikal İslam' tehlikesi bir anda ortadan kalkmış olacak, hatta
sanki hiç yokmuş gibi, Pakistan siyasetinde 'ulusalcı' gruplar öne
çıkacaklardır. Halk, bu partilerden biri değilse diğerini destekleyecek
ve Pakistan'da demokrasi yeniden rayına oturtulmuş olacaktır!
Burada şu hususun altını çizmekte yarar vardır ki, Pakistan'da
Türkiye'ye göre geleneksel olarak 'güçlü' olduğu söylenen İslamcı
muhalefetin, aktüel politikada bir etkinliği yoktur. Pakistan'da
Müslümanlar, aktif bir İslami hareket oluşturmayı başaramamışlardır.
Mevdudi'nin çabaları da, bu dediğimiz manada bir sonuç vermemiştir.
Dolayısıyla, Pakistan'da şu an, İslam adına bir varlık gösterecek somut
bir oluşum yoktur. Nevaz Şerif'in partisi ile Türkiye'deki
muhafazakar-sağ tabana yönelik siyaset yapan partilerin özde farkları
yoktur. Dolayısıyla önümüzdeki birkaç ay içinde yapılacak seçimlerde,
İslami hareket adına somut bir gelişme olacağını beklemek de mümkün
değildir. |