Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 348 | Aralık  2007

                   

 

 


PAKİSTAN'DA NELER OLUYOR?

General Pervez Müşerref, baskılara dayanamayarak, sonunda Genel Kurmay Başkanlığı görevinden ayrıldı ve bundan böyle sadece Devlet Başkanı sıfatıyla anılacak! Mart ayından beri ülkede yaşanan gerilim, devlet başkanı seçildikten sonra Genel Kurmay Başkanlığı'nı bırakacağını ilan eden Müşerref'in sözünü tutmak istemediğini gösteren icraatları üzerine, sokaklara taşmıştı. Yüksek Mahkeme üyelerinden bazılarını istifaya zorlamak da dahil olmak üzere, elindeki son kozları da kullanan Müşerref, gelen baskılara dayanamadı ve nihayet 'pes etti'. Müşerref, bundan böyle artık bir 'sivil' devlet başkanı olacak!
Peki bu gelişme ne anlama geliyor? Müşerref'in sivilliğe 'tenzi-i rütbe' eylemesini nasıl yorumlamak gerekiyor? Bu noktada, öncelikle, ülkede artan gerilimin kökenlerine inmek gerekmektedir. Bilindiği gibi, Müşerref 1999 yılında gerçekleştirdiği askeri darbe ile iktidara gelmişti ve Haziran 2001'den bu yana da devlet başkanlığı görevinde bulunuyordu. Müşerref, kendinden önceki darbeci generaller gibi, ülkede bütün dizginleri elinde toplamak için çalışmış ve bir dönem için bunu başarmıştı da. Son başkanlık seçimlerinde yine aday olmuş ve seçilmişti; fakat ülkede bütün ipleri elinde toplama siyasetinin bir çok kesimi rahatsız etmesi sonucu, özellikle Amerika ve Batı'dan gelen eleştirilere maruz kalmıştı. Bu eleştirileri göğüslemek adına da, göstermelik 'demokratikleşme' çabalarına girişmişti. Ancak askeri darbeyle iktidarı ele geçirmiş olması ve gücünün 'sınırları' konusunda aşırı hayallere kapılması nedeniyle, Amerika ile arası bozulmaya başladı. Bu sürecin doğal sonucu olarak da, Amerika'nın ülke içindeki kimi kurumları (özellikle de 'yargı'yı ve medyayı) devreye sokarak, iktidarını sınırlama girişimlerine maruz kaldı. Tabii ki Müşerref buna karşılık tedbirler almaya çalıştı. Fakat aldığı tedbirler, kendisini kurtarmaya yetmedi. Çünkü darbeyle iktidara gelmesini ve iktidarını sürdürmesini onaylayan Amerika, bu kez, sınırı aştığını düşünüyordu ve ülke içindeki başka 'güç odakları'nı devreye sokarak, Müşerref'in Genel Kurmay Başkanlığı görevini bırakmasını sağladı. Bu gelişme, Müşerref'in artık Pakistan'da 'gerçek manada' gücünü yitirmesi anlamına gelmektedir. Her ne kadar devlet başkanı olsa da, artık ülkedeki bütün siyasal kurumlar üzerinde hakim değildir. Bunların başında da ordu gelmektedir. Ordunun, Pakistan siyasetindeki rolü, bir çok bakımdan Türkiye'dekine benzediği için, bu gelişme, Müşerref'in 'etkisizleştirilmiş' olduğu şeklinde rahatlıkla yorumlanabilir.
Bu noktada, Türkiye'deki askeri darbe geleneği ile, Pakistan'daki darbe geleneği ve siyasal tutumlar arasındaki benzerliğe de işaret edilmelidir. Her iki ülkede de darbe yapıldıktan sonra, generaller 'demokrasi'ye geçileceği sözü vermekte, süreleri değişmekle birlikte, sonunda 'çok partili seçimler' yapılmaktadır. Bu sürecin işleyişine, Müşerref gibi, görünürde de olsa engel olmak isteyenlere ise, bir biçimde 'sınırları' hatırlatılmaktadır. Her iki ülkede de, darbelerden sonra geçilen sivil yaşamda, ordunun nüfuzu devam etmekte ve ola ki siviller de 'yoldan çıktıklarında' ordu yoluyla 'düzen' yeniden tesis edilmektedir. Ayrıca iki ülke 'kardeştir' ve tarihten gelen bağlarla birbirlerine bağlıdırlar. Öylesine kardeştirler ki, Pakistan devlet başkanı, bir Türk futbol takımını dahi tutabilmektedir! Bu ve bunun gibi bir çok benzerlik, Türkiye'de olup bitenleri iyi bilenlerin, Pakistan'da neler olduğunu anlamasına da yardımcı olacaktır. Pakistan'da şu an yaşananlar, darbeci generale sınırlarının hatırlatılmasından başka bir şey değildir. Şimdi sıra sivillere gelecektir! Sivil güçler öne çıkacak, Benazir veya Nevaz Şerif rollerini üstlenecekler ve ülke 'normalleşme' dönemine girecektir! Tabii ki bu 'normalleşme'yi, Amerika'nın istediği sınırlara gelme olarak anlamak gerekmektedir. Bundan böyle, ülkede bir 'demokrasi' havası estirilecek ve sivil güçlerin sahnede arz-ı endam etmesi sağlanacaktır.
Peki sonuçta ne olacaktır? Müşerref'in bu gergin süreçte iddia ettiği gibi, 'radikal İslam' tehlikesi bir anda ortadan kalkmış olacak, hatta sanki hiç yokmuş gibi, Pakistan siyasetinde 'ulusalcı' gruplar öne çıkacaklardır. Halk, bu partilerden biri değilse diğerini destekleyecek ve Pakistan'da demokrasi yeniden rayına oturtulmuş olacaktır!
Burada şu hususun altını çizmekte yarar vardır ki, Pakistan'da Türkiye'ye göre geleneksel olarak 'güçlü' olduğu söylenen İslamcı muhalefetin, aktüel politikada bir etkinliği yoktur. Pakistan'da Müslümanlar, aktif bir İslami hareket oluşturmayı başaramamışlardır. Mevdudi'nin çabaları da, bu dediğimiz manada bir sonuç vermemiştir. Dolayısıyla, Pakistan'da şu an, İslam adına bir varlık gösterecek somut bir oluşum yoktur. Nevaz Şerif'in partisi ile Türkiye'deki muhafazakar-sağ tabana yönelik siyaset yapan partilerin özde farkları yoktur. Dolayısıyla önümüzdeki birkaç ay içinde yapılacak seçimlerde, İslami hareket adına somut bir gelişme olacağını beklemek de mümkün değildir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info