|

ABD ve
Rusya
-Ezeli Emniyet İkilemi-
Blätter für deutsche und internationale Politik, 08.2007
Heinz Gärtner
Çev: Kamil Cengiz
Dünya kamuoyu Temmuz
başında Rus ve Amerikan Başkanlarının, Amerikan Federal Eyaleti Maine'e
bağlı Kennebunkport'daki buluşmalarını büyük bir sabırsızlıkla
gözlemledi. Fakat her ne kadar bu bir ilk idiyse de, şimdiye kadar
George W. Bush hiçbir hükümet başkanını ailesinin yazlığında kabul
etmemişti: Elde edilen sonuçlar çok iyi değildi, Amerika'nın Doğu
Avrupa'da planladığı roketsavar sistemi konusundaki çatışmanın
çözülmesine yönelik ümitler gerçekleşmedi.
Sonuç itibariyle buluşma ciddi ilerlemeler kaydedilemeden bitiverdi,
temel tartışma noktalarında bir netlik sağlanamadı: Sistem kime karşı
kurulacak, İran ve Kuzey Kore'den gelebilecek olan roket saldırılarına
karşı mı yoksa gerçekten Rusya'dan gelebilecek saldırılara karşı mı?
Sadece planlanmış saldırılara mı yoksa yolunu şaşırmış roketlere karşı
mı savunma yapılacak? Kim ya da ne korunacak: Avrupa mı ABD mi, askeri
tesisler mi ya da sivil altyapı mı? Ve nihayet asıl belirleyici soru:
Yoksa bunun arkasında aslında bir saldırı sistemi mi var?
Halen devam eden belirsizlikleri, ABD'nin bu arada müttefiklerini
rahatlatmak için başlattığı enformasyon kampanyası da gideremedi.(1)
Bazı şeyler gerçekten de açıklığa kavuşturuldu, fakat birçok soru tatmin
edici bir şekilde cevaplandırılamadı.
ABD halen planlanan sistemin savunma-amaçlı olduğunu ve sadece İran'a
karşı konuşlandırılacağını söylemeye ısrarla devam ediyor. Bu şekilde
Avrupa'nın bazı bölgelerini korumaktaymışlar; bu koruma hem şehirleri
hem de askeri birlikleri içine alıyormuş. Füze rampaları zaten saldırı
roketleri için uygun değilmiş; bunların sayıları da zaten o kadar azmış
ki - on tane savunma tesisatı Polonya'da ve bir tane radar tesisatı da
Çek Cumhuriyetinde - Rusların caydırma kapasitesini tehlikeye
sokamazmış. Bunun dışında Rusya, planlanan az savunma sistemlerinin
zaten çoğunu vuramayacağı yeteri kadar etkili stratejik roketlere
(İCBMs) sahipmiş.
Taarruz ve Savunmanın Birliği
Argümanlar gerçekten de ikna edici geliyor ve hatta ahlaki yönden kabul
edilir görünüyor, zira askeri savunma askeri müdahaleden daha iyidir.
Fakat iyi niyetli sözler silahlanma sorunlarında temel kaygıları
gidermek için yeterli değildir. Çünkü ileri sürülen gerekçelerin
hakikate uyup uymadığı bir tarafa, planlanan sistem şu an önü alınması
zor olacak bir iç dinamik geliştirme kapasitesine sahip.
Bugün gözlemleyebildiğimiz türden bir fenomeni tasvir edebilmek için
sosyal bilimciler emniyet ikilemi kavramını ortaya atmışlardır. Kavramın
anlatmak istediği şey şudur: A'nın kendisini savunmak için silahlanması
eşzamanlı olarak B tarafından bir tehdit olarak algılanacak, bu nedenle
de B karşı tedbirler alacak, bunlar yeniden A tarafından bir tehdit
olarak algılanacak ve ila ahir. Böyle bir silahlanma yarışının kapıda
olduğu korkusu gerekçesiz değil, Avrupa'nın genç tarihinin gözler önüne
serdiği gibi.
Bunun haricinde Amerikan hükümetinin iddiasının aksine silahlanma
sürecinde salt savunma tedbirleri olmaz. Prusyalı askeri stratejist Karl
von Clausewitz 19. yüzyılda üstünlüğün saldırı ve savunma becerisinin
birleştirilmesiyle elde edilebileceğini fark etmişti. Hatta onun için
savunma savaş yönetiminin daha güçlü şeklidir, zira savunma karışımı
olmayan bir saldırı olamaz. Diğer taraftan salt savunma ile de bir savaş
olamaz: Kılıçsız bir kalkan anlamsızdır, tıpkı topları olmayan bir kale
gibi. İşte bu, savunma sistemlerinin hep daha iyi saldırı becerisi
kazandırdıkları anlamına gelir - en azından başkaları tarafından böyle
bir şey tahmin ediliyorsa.
Bu Amerikan Roketsavar sistemi için hangi anlama gelmektedir? 1972'de
işte bu sebepten dolayı Roketsavar sistemlerinin yasaklanması (ABM)
anlaşması imzalanmıştı. Saldırı-amaçlı stratejik kıtalararası roketler,
savunma sistemleriyle koruma altına alınamamalıydılar. Zira bu ABM
sistemlerinin hedefiydi: İlk saldırıya bir reaksiyon olarak karşıt
roketlere bir misilleme darbesi imkansızlaştırılmış ya da en azından çok
azaltılmış olurdu, zira geri kalan roketler çok kolay bir şekilde
durdurulabilirdi. Bunun gerçekten olmasını ABM anlaşması engelliyordu.
ABD, 2002 yılında, Rusya'nın ciddi protestolarıyla karşılaşmadan, bu
anlaşmadan ayrıldı. Bundan sonra ABD Nuclear Posture Review'da (2) daha
geliştirilmiş konvansiyonel silah sistemlerine ve daha küçük nükleer
silahlar ve roketsavar sistemlerine yoğunlaştı. Buna karşın Rusya,
Topol-M serisinin daha yeni yapılmış testlerinin gösterdiği gibi, daha
çok kendi stratejik saldırı roketlerini geliştirdi. Böylece Soğuk Savaş
döneminde her iki tarafın büyük sayıda ürettiği nükleer roketler
lüzumsuz hale gelmiş görünüyorlardı. Bu durum Mayıs 2002'de Moskova'da
SORT anlaşmasıyla (Strategic Offensive Reductions Treaty) kağıda
geçirildi. Burada Putin ve Bush, nükleer silahlarını 2012 yılına kadar
2000 adete indirmeyi karara bağlamışlardı.
Bu, ABD'nin yeni roketsavar sistemlerini inşa etmek isteyişinin ve Rus
Başkanı'nın yeniden Soğuk Savaş dönemine dönüldüğünü düşünmesinin
arkaplanıdır. Ve ABD'nin iki itirazı isabetli olsa bile, yeni savunma
roketleri, yüksek derecede emniyetsiz bir global çevrede yine de büyük
bir kızışma potansiyelini içinde barındırıyor. Şu an için üç senaryo
düşünülebilir:
Birincisi: Rusya bütün saldırı becerilerini seferber edecek, bunun
üzerine ABD de kendi açısından karşı tedbirler almaya zorlanacak.
Aşılmış ABM anlaşmasının ötesinde kaçınılmaz olarak diğer silahlanmayı
kontrol eden anlaşmalar da tartışma konusu olacak. Rusya şimdiden bile
konvansiyonel sistemlerin (savaş tankları, savaş uçakları, saldırı
helikopterleri, panzerli taşıtlar, toplar) sınırlandırılmasına yönelik
anlaşmayı askıya aldı ve orta menzilli roketleri yasaklayan (İNF)
1987'deki anlaşmayı iptal etmekle tehdit etti. Aynı zamanda kesin olarak
stratejik saldırı silahlarını modernize edecek. ABD ve Rusya arasında
yeniden bir silahlanma yarışı kaçınılmaz bir sonuç olur.
İkincisi: Avrupada kurulacak olan tesislerle kriz dönemlerinde hemen
konuşlandırılabilecek saldırı roketleri de daha iyi koruma altına
alınmış olur. Rusya da bu nedenle kendi açısından Avrupa'ya çevrili
konvansiyonel ve nükleer silahlanma potansiyelini kullanma tehdidinde
bulunur. İNF anlaşması bu şekilde kullanılmaz ve belki de iptal edilmiş
sayılır. Avrupa topraklarında karşılıklı bir mücadele yeniden mümkün
olur. (3)
Üçüncüsü: ABD'nin kendi yaralanamazlığını yükseltme arzusu (ve hatta
bunun ötesinde nükleer ilk vuruş becerisi elde etme arzusu) (4) aynı
zamanda bir nevi suretin aksi gibi global rakiplerinin -özellikle Rusya
ve Çin'in- yaralanabilirliğini büyütebilir. Amerika'daki ve Avrupa'daki
savunma sistemleriyle rakiplerin caydırıcı etkisi azaltılır, çünkü
onların ikinci vuruş becerisi küresel boyutta çok sınırlandırılmış
olacak. Böylece yeni bir global silahlanma yarışı başlatılmış olur.
Güvenlik ve Siyasi Sadakat
Kısacası, saldırı sistemleri de yapsan savunma sistemleri de yapsan,
güvenlik ikileminden kurtulmak mümkün değil. Clausewitz haklı sebeplerle
bunların birlikteliğine işaret etti. Bu nedenle silah sistemlerinin
savunma karakterinin vurgulanmasına, doğru da olsa yanlış da olsa, fazla
itimat edilmemektedir.
Bunun üzerine, tarihin öğrettiği gibi, böyle iyi niyet ifadelerinin çoğu
zaman yalan olduğu gerçeğini de eklemek gerekir. Ta Nixon yönetimi bile
ABM anlaşmasının imzalanmasından önce böyle bir savunma sisteminin
Sovyetler Birliğine karşı değil, Çin'e karşı olduğuna teminat veriyordu.
Bunun böyle olmadığını dönemin güvenlik danışmanı Henry Kissinger on
sene sonra Center for Strategic and International Studies önünde yaptığı
konuşmada itiraf etmişti. (5) Bu sebeple de ve ayrıca stratejik bir
kapasiteye ulaşmaktan çok uzaklarda olan İran gibi sadece bir 'şer
devleti'ne karşı kendilerini korumak istedikleri iddiasına inanmak zor
geliyor. Bilhassa Nuclear Posture Review (6) da Çin, Rusya, Irak, Kuzey
Kore, İran, Libya, Suriye gibi ülkelerin potansiyel hedefler olarak
zikredilmelerini düşünürsek. (7)
Nihayet Avrupa'da bir roketsavar sistemi konuşlandırmak için askeri
sebeplerin dışında bir siyasi sebep de bulunabilir. Yani ABD'nin
müttefiklerinin sadakatini garanti altına almak için bu aynı zamanda bir
araçtır. Soğuk Savaş döneminde Avrupalılar ABD'nin koruyucu şemsiyesine
muhtaçtılar. Bitiminden sonra artık buna ihtiyaç yok. Terörizme karşı
savaş şimdiye kadar bu sadakati yeniden oluşturamadı, özellikle çoğu
Avrupalının Irak savaşına karşı oluşlarından dolayı. Planlanan savunma
sistemleriyle ABD Avrupa'nın güvenliğini garanti altına alacak olan
yeniden bir 'kamu ürünü' piyasaya sürmek istiyor. Fakat bu diğer
taraftan Avrupa'nın güvenliğini uzun süre ABD'ye bağlar.
Dipnotlar
1) Deputy Assistant Secretary of Defense for European and NATO Policy,
Daniel P. Fata, Avusturyalı Uluslararası Politika Enstitüsündeki
birifing, 26.04.2007.
2) Department of Defense of the United States of America, Nuclear
Posture Review, 9.1.2002.
3) 80li yılların Orta menzil tartışması, roket savunmasını da ekleyerek,
yeniden başlamış olur.
4) Krş. Dieter Senghaas, Abschreckung nach der Abschreckun [Caydırma
sonrası Caydırma], in: "Blätter" 7/2007, S. 825-835.
5) Henry Kissinger, NATo - The Next Thirty Years, Remarks at the Center
for Strategic and International Studies, Georgetown University,
Washington D.C., 1.9.1979.
6) Krş. Los Angeles Times, 9.3.2002.
7) 90lı yılların sonunda Pentagon tarafından Hind roket teknolojisi
(Agni) de İranlı Şaheb gibi aynı tehdit derecesine konuldu. Krş. Office
of the Secretary of Defense, Department of Defense, Proliferation:
Threat and Response, Washington D.C., Januar 2001. |