Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 346 | Ekim  2007

                   

 

 


ABD ve Rusya
-Ezeli Emniyet İkilemi-
 

 

Blätter für deutsche und internationale Politik, 08.2007

Heinz Gärtner

Çev: Kamil Cengiz

Dünya kamuoyu Temmuz başında Rus ve Amerikan Başkanlarının, Amerikan Federal Eyaleti Maine'e bağlı Kennebunkport'daki buluşmalarını büyük bir sabırsızlıkla gözlemledi. Fakat her ne kadar bu bir ilk idiyse de, şimdiye kadar George W. Bush hiçbir hükümet başkanını ailesinin yazlığında kabul etmemişti: Elde edilen sonuçlar çok iyi değildi, Amerika'nın Doğu Avrupa'da planladığı roketsavar sistemi konusundaki çatışmanın çözülmesine yönelik ümitler gerçekleşmedi.
Sonuç itibariyle buluşma ciddi ilerlemeler kaydedilemeden bitiverdi, temel tartışma noktalarında bir netlik sağlanamadı: Sistem kime karşı kurulacak, İran ve Kuzey Kore'den gelebilecek olan roket saldırılarına karşı mı yoksa gerçekten Rusya'dan gelebilecek saldırılara karşı mı? Sadece planlanmış saldırılara mı yoksa yolunu şaşırmış roketlere karşı mı savunma yapılacak? Kim ya da ne korunacak: Avrupa mı ABD mi, askeri tesisler mi ya da sivil altyapı mı? Ve nihayet asıl belirleyici soru: Yoksa bunun arkasında aslında bir saldırı sistemi mi var?
Halen devam eden belirsizlikleri, ABD'nin bu arada müttefiklerini rahatlatmak için başlattığı enformasyon kampanyası da gideremedi.(1) Bazı şeyler gerçekten de açıklığa kavuşturuldu, fakat birçok soru tatmin edici bir şekilde cevaplandırılamadı.
ABD halen planlanan sistemin savunma-amaçlı olduğunu ve sadece İran'a karşı konuşlandırılacağını söylemeye ısrarla devam ediyor. Bu şekilde Avrupa'nın bazı bölgelerini korumaktaymışlar; bu koruma hem şehirleri hem de askeri birlikleri içine alıyormuş. Füze rampaları zaten saldırı roketleri için uygun değilmiş; bunların sayıları da zaten o kadar azmış ki - on tane savunma tesisatı Polonya'da ve bir tane radar tesisatı da Çek Cumhuriyetinde - Rusların caydırma kapasitesini tehlikeye sokamazmış. Bunun dışında Rusya, planlanan az savunma sistemlerinin zaten çoğunu vuramayacağı yeteri kadar etkili stratejik roketlere (İCBMs) sahipmiş.
Taarruz ve Savunmanın Birliği
Argümanlar gerçekten de ikna edici geliyor ve hatta ahlaki yönden kabul edilir görünüyor, zira askeri savunma askeri müdahaleden daha iyidir. Fakat iyi niyetli sözler silahlanma sorunlarında temel kaygıları gidermek için yeterli değildir. Çünkü ileri sürülen gerekçelerin hakikate uyup uymadığı bir tarafa, planlanan sistem şu an önü alınması zor olacak bir iç dinamik geliştirme kapasitesine sahip.
Bugün gözlemleyebildiğimiz türden bir fenomeni tasvir edebilmek için sosyal bilimciler emniyet ikilemi kavramını ortaya atmışlardır. Kavramın anlatmak istediği şey şudur: A'nın kendisini savunmak için silahlanması eşzamanlı olarak B tarafından bir tehdit olarak algılanacak, bu nedenle de B karşı tedbirler alacak, bunlar yeniden A tarafından bir tehdit olarak algılanacak ve ila ahir. Böyle bir silahlanma yarışının kapıda olduğu korkusu gerekçesiz değil, Avrupa'nın genç tarihinin gözler önüne serdiği gibi.
Bunun haricinde Amerikan hükümetinin iddiasının aksine silahlanma sürecinde salt savunma tedbirleri olmaz. Prusyalı askeri stratejist Karl von Clausewitz 19. yüzyılda üstünlüğün saldırı ve savunma becerisinin birleştirilmesiyle elde edilebileceğini fark etmişti. Hatta onun için savunma savaş yönetiminin daha güçlü şeklidir, zira savunma karışımı olmayan bir saldırı olamaz. Diğer taraftan salt savunma ile de bir savaş olamaz: Kılıçsız bir kalkan anlamsızdır, tıpkı topları olmayan bir kale gibi. İşte bu, savunma sistemlerinin hep daha iyi saldırı becerisi kazandırdıkları anlamına gelir - en azından başkaları tarafından böyle bir şey tahmin ediliyorsa.
Bu Amerikan Roketsavar sistemi için hangi anlama gelmektedir? 1972'de işte bu sebepten dolayı Roketsavar sistemlerinin yasaklanması (ABM) anlaşması imzalanmıştı. Saldırı-amaçlı stratejik kıtalararası roketler, savunma sistemleriyle koruma altına alınamamalıydılar. Zira bu ABM sistemlerinin hedefiydi: İlk saldırıya bir reaksiyon olarak karşıt roketlere bir misilleme darbesi imkansızlaştırılmış ya da en azından çok azaltılmış olurdu, zira geri kalan roketler çok kolay bir şekilde durdurulabilirdi. Bunun gerçekten olmasını ABM anlaşması engelliyordu.
ABD, 2002 yılında, Rusya'nın ciddi protestolarıyla karşılaşmadan, bu anlaşmadan ayrıldı. Bundan sonra ABD Nuclear Posture Review'da (2) daha geliştirilmiş konvansiyonel silah sistemlerine ve daha küçük nükleer silahlar ve roketsavar sistemlerine yoğunlaştı. Buna karşın Rusya, Topol-M serisinin daha yeni yapılmış testlerinin gösterdiği gibi, daha çok kendi stratejik saldırı roketlerini geliştirdi. Böylece Soğuk Savaş döneminde her iki tarafın büyük sayıda ürettiği nükleer roketler lüzumsuz hale gelmiş görünüyorlardı. Bu durum Mayıs 2002'de Moskova'da SORT anlaşmasıyla (Strategic Offensive Reductions Treaty) kağıda geçirildi. Burada Putin ve Bush, nükleer silahlarını 2012 yılına kadar 2000 adete indirmeyi karara bağlamışlardı.
Bu, ABD'nin yeni roketsavar sistemlerini inşa etmek isteyişinin ve Rus Başkanı'nın yeniden Soğuk Savaş dönemine dönüldüğünü düşünmesinin arkaplanıdır. Ve ABD'nin iki itirazı isabetli olsa bile, yeni savunma roketleri, yüksek derecede emniyetsiz bir global çevrede yine de büyük bir kızışma potansiyelini içinde barındırıyor. Şu an için üç senaryo düşünülebilir:
Birincisi: Rusya bütün saldırı becerilerini seferber edecek, bunun üzerine ABD de kendi açısından karşı tedbirler almaya zorlanacak. Aşılmış ABM anlaşmasının ötesinde kaçınılmaz olarak diğer silahlanmayı kontrol eden anlaşmalar da tartışma konusu olacak. Rusya şimdiden bile konvansiyonel sistemlerin (savaş tankları, savaş uçakları, saldırı helikopterleri, panzerli taşıtlar, toplar) sınırlandırılmasına yönelik anlaşmayı askıya aldı ve orta menzilli roketleri yasaklayan (İNF) 1987'deki anlaşmayı iptal etmekle tehdit etti. Aynı zamanda kesin olarak stratejik saldırı silahlarını modernize edecek. ABD ve Rusya arasında yeniden bir silahlanma yarışı kaçınılmaz bir sonuç olur.
İkincisi: Avrupada kurulacak olan tesislerle kriz dönemlerinde hemen konuşlandırılabilecek saldırı roketleri de daha iyi koruma altına alınmış olur. Rusya da bu nedenle kendi açısından Avrupa'ya çevrili konvansiyonel ve nükleer silahlanma potansiyelini kullanma tehdidinde bulunur. İNF anlaşması bu şekilde kullanılmaz ve belki de iptal edilmiş sayılır. Avrupa topraklarında karşılıklı bir mücadele yeniden mümkün olur. (3)
Üçüncüsü: ABD'nin kendi yaralanamazlığını yükseltme arzusu (ve hatta bunun ötesinde nükleer ilk vuruş becerisi elde etme arzusu) (4) aynı zamanda bir nevi suretin aksi gibi global rakiplerinin -özellikle Rusya ve Çin'in- yaralanabilirliğini büyütebilir. Amerika'daki ve Avrupa'daki savunma sistemleriyle rakiplerin caydırıcı etkisi azaltılır, çünkü onların ikinci vuruş becerisi küresel boyutta çok sınırlandırılmış olacak. Böylece yeni bir global silahlanma yarışı başlatılmış olur.
Güvenlik ve Siyasi Sadakat
Kısacası, saldırı sistemleri de yapsan savunma sistemleri de yapsan, güvenlik ikileminden kurtulmak mümkün değil. Clausewitz haklı sebeplerle bunların birlikteliğine işaret etti. Bu nedenle silah sistemlerinin savunma karakterinin vurgulanmasına, doğru da olsa yanlış da olsa, fazla itimat edilmemektedir.
Bunun üzerine, tarihin öğrettiği gibi, böyle iyi niyet ifadelerinin çoğu zaman yalan olduğu gerçeğini de eklemek gerekir. Ta Nixon yönetimi bile ABM anlaşmasının imzalanmasından önce böyle bir savunma sisteminin Sovyetler Birliğine karşı değil, Çin'e karşı olduğuna teminat veriyordu. Bunun böyle olmadığını dönemin güvenlik danışmanı Henry Kissinger on sene sonra Center for Strategic and International Studies önünde yaptığı konuşmada itiraf etmişti. (5) Bu sebeple de ve ayrıca stratejik bir kapasiteye ulaşmaktan çok uzaklarda olan İran gibi sadece bir 'şer devleti'ne karşı kendilerini korumak istedikleri iddiasına inanmak zor geliyor. Bilhassa Nuclear Posture Review (6) da Çin, Rusya, Irak, Kuzey Kore, İran, Libya, Suriye gibi ülkelerin potansiyel hedefler olarak zikredilmelerini düşünürsek. (7)
Nihayet Avrupa'da bir roketsavar sistemi konuşlandırmak için askeri sebeplerin dışında bir siyasi sebep de bulunabilir. Yani ABD'nin müttefiklerinin sadakatini garanti altına almak için bu aynı zamanda bir araçtır. Soğuk Savaş döneminde Avrupalılar ABD'nin koruyucu şemsiyesine muhtaçtılar. Bitiminden sonra artık buna ihtiyaç yok. Terörizme karşı savaş şimdiye kadar bu sadakati yeniden oluşturamadı, özellikle çoğu Avrupalının Irak savaşına karşı oluşlarından dolayı. Planlanan savunma sistemleriyle ABD Avrupa'nın güvenliğini garanti altına alacak olan yeniden bir 'kamu ürünü' piyasaya sürmek istiyor. Fakat bu diğer taraftan Avrupa'nın güvenliğini uzun süre ABD'ye bağlar.
Dipnotlar
1) Deputy Assistant Secretary of Defense for European and NATO Policy, Daniel P. Fata, Avusturyalı Uluslararası Politika Enstitüsündeki birifing, 26.04.2007.
2) Department of Defense of the United States of America, Nuclear Posture Review, 9.1.2002.
3) 80li yılların Orta menzil tartışması, roket savunmasını da ekleyerek, yeniden başlamış olur.
4) Krş. Dieter Senghaas, Abschreckung nach der Abschreckun [Caydırma sonrası Caydırma], in: "Blätter" 7/2007, S. 825-835.
5) Henry Kissinger, NATo - The Next Thirty Years, Remarks at the Center for Strategic and International Studies, Georgetown University, Washington D.C., 1.9.1979.
6) Krş. Los Angeles Times, 9.3.2002.
7) 90lı yılların sonunda Pentagon tarafından Hind roket teknolojisi (Agni) de İranlı Şaheb gibi aynı tehdit derecesine konuldu. Krş. Office of the Secretary of Defense, Department of Defense, Proliferation: Threat and Response, Washington D.C., Januar 2001.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...