|

Kökten Yabancılaşmalar
Atasoy Müftüoğlu
Dünyanın,
hayatın, finansallaştırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde,
toplumsal, tarihsel, kültürel gerçeklikleri yok sayan, silip süpüren bir
zihniyet saltanatını sürdürüyor. Bu dönemin en baskın özelliği iyi'nin,
erdemli'nin yerine faydalı'nın geçmiş olmasıdır. Bugün, artık birey de
yok, yalnızca tüketici var. Bu durum, insani/ahlaki dünyada kökten bir
yabancılaşmanın ifadesidir. Kökten yabancılaşma, ortak insani duygulara,
kaygılara, duyarlıklara, özlemlere geçit vermiyor. İdeolojik, politik,
ırkçı saplantılar, insanları birbirlerinden uzaklaştırıyor. İdeolojik,
politik ve ırkçı saplantılar, her toplumda fanatik bir gündem
oluşturuyor. İdeolojik, politik ve ırkçı dil/söylem, anlayış, şefkat ve
merhamet gibi tanımlara, değerlere hayat hakkı tanımıyor.
İçerisinde yaşadığımız pazarlama çağı, aynı zamanda bir tekdüzelik çağı
haline geliyor. Bugünün ilişkileri ihtiras ilişkileridir. Her yerde
fanatizmin sesi, sağduyunun sesini bastırmaktadır. Egemen sistem, mantık
ve zihniyet, her durumda ve ne pahasına olursa olsun, egemenliğini
sürdürebilmek için, hayali düşmanlar ve tehditler icat ediyor. Küresel
cunta, toplumların iradelerini ve tercihlerini manipüle edebiliyor. Bu
konuda, çok kaba, çok ilkel, manipülasyon yöntemleri kullanılıyor. Gerek
küresel, gerekse yerel bürokratik aygıtlar, doğruların tek
belirleyicileri olduklarını iddia ediyor. Günümüzde hangi konuda olursa
olsun, her şeyi bir olay'a dönüştürülerek gündeme almıyor. Günümüz
insanı nesnelerin yardımıyla kişilik kazanmaya çalışıyor.
Bugünün dünyasında bütün toplumlar ideolojik klişelerin ilkel
barbarlığına maruz bırakılıyor. Küresel düzlemde de, yerel düzlemde de
klişeci zihniyet, yerel-ulusal gündemi ideolojik olarak etkileyebilmek
için, bu klişelerin faşizmine başvuruyor. Bugün, özellikle İslam'a ve
Müslümanlara yönelik olarak kullanılan resmi ideolojilerin barbar
kavramlarının zamansal ve tarihsel hiç bir derinliği ve meşruiyeti yok.
İslam toplumlarında, devlet-merkezli söylemi, sömürge eğitimi alan
geleneksel seçkinler oluşturuyor. Sömürgeci klişeler aracılığıyla
toplumlarımız edilgenleştiriliyor. Bu konuda, Türkiye'de, Cumhuriyetin
kuruluşuyla birlikte, İslam tarihinin, kültür ve uygarlık
mirasının/değerlerinin bütünüyle sıfırlanmasını hatırlamak gerekiyor.
Günümüz toplumlarında, kitlelerin, hayata, olaylara ve dünyaya bakışları
televizyonlar aracılığıyla belirleniyor. Türkiye'de yaşandığı üzere;
bütün modern-laik tanımlar, toplumu ideolojik/politik anlamda hizaya
getirmek üzere kötüye kullanılıyor. Dinî hayat, her durumda, devletin
otoriter denetimi altında tutuluyor. İslam toplumlarında, Türkiye'de
olduğu gibi, Batılılaşma hareketleri, toplumun bütünüyle ilgisi olmayan,
çok dar, çok sığ, çok sorunlu kadro hareketleri olarak etkisini
sürdürüyor. Bir yanda modernliklerin, bir diğer yanda gelenekselliklerin
baskısına maruz kaldığımız için, varoluş tarzlarımız, inanç tarzlarımız,
yaşayış tarzlarımız tutarlılığını yitiriyor. İslami kesimler muhafazakar
modernlikler, muhafazakar liberallikler, muhafazakar kapitalistlikler
yönünde tercihler yapmaya başlıyor. İslami tercihlerimizin zamana ve
koşullara dayanıklı olmadığını üzülerek görüyoruz. Gerçeklikle ilişki
kurarken, kendi inanç ve değerlerimizden, ahlaktan vazgeçmek zorunda
olmadığımızı unutuyoruz.
Küresel eşkıyalık çağında, modernlik adına sürdürülen vahşet çağında,
İslam dünyasına yönelik yeni bir sömürgecilik döneminde, bilinç
dünyamızı, ruh dünyamızı ve ahlak dünyamızı yeniden ve sorumlu bir
biçimde gözden geçirmeli, İslamî bütün boyutlarıyla temsil edip
etmediğimizi kendimize sormalı, akli ve kalbi etkinliklerimizi
çoğaltmalı, bir irade ve eylem zemini açmalıyız. Genel sürece
baktığımızda, dünya'nın, din'e tercih edildiği bir dönemi yaşadığımızı
görüyoruz. Postmodern kozmopolitanizm, kimliklerimizi ve kültürlerimizi
etkiliyor, bölüyor. İslamî kimliğimiz kapsayıcı bir kimlik olmaktan
çıkıyor. Kitleler tensel hazlara yöneliyor. Hesapçı bencil yaklaşımlar,
araçsal yaklaşımlar bu dönemin tarzı haline geliyor. Gizemci, batınî bir
din algısının etkili hale gelmesi nedeniyle, İslam hukukunun hayatımız
üzerindeki etkisi belirsiz hale geliyor. Anlam ve amaç ufkunu
kaybettiğimiz için, ahlaki bir duyarsızlaşma yaşıyoruz. Pragmacı
Müslümanlar korkunç açgözlülükler sergiliyor. Modern hayat tarzının ve
dünya görüşünün bireyselleştirici, dünyevileştirici bir özelliği var,
sınırsız açgözlülük, ihtiras ve şehvet üreten bir özelliği var. Bu
özellikler artık İslamî kesimleri de bir biçimde etkiliyor.
Akli erdemler, ahlaki ve ruhani erdemler kuşatıcı bir bütünlüğü temsil
ederler. Her durumda, aklın ahlakla, ahlakın akılla bütünleşmesi
gerekir. Günümüzde, ahlaksız, vicdansız ve merhametsiz bir aklın
egemenliğine tanık oluyoruz. Bu durum kabul edilebilir bir durum
değildir. Akli kemal, ancak, ahlaki kemal ile mümkün olabilir. Bedensel,
zihinsel, ruhsal, ahlaki güçler eksiksiz bir bütün oluşturmalıdır. Her
tür düşüncesizlik zorbaca davranışlara neden olur. Benciller, narsistler
düşünce ihtiyacı duymazlar; başka düşüncelere, yorumlara kesinlikle
kapalıdırlar. Egoist açgözlülükler her şeyi yalnızca kendileri için
isterler. Başkaları üzerinde egemenlik kurma tutkusu marazi bir
kişiliğin yansımasıdır. Kişinin bencil olmadan kendi benliğini temsil
etmesi gerekir. Ümmet aidiyetini reddeden, cemaat, hizip, ırk, mezhep
aidiyetini öne çıkaran her tür bencil dil/ söylem karşısında çok
dikkatli olmamız gerekir.
Akla gelebilecek acıların, hüzünlerin, mahrumiyetlerin, yalnızlıkların
tamamını yaşayan ve bu noktada akıllara durgunluk veren bedeller ödeyen
işgal altındaki İslam toplumlarının bu dehşetengiz serüveni devam
ederken normal hayatlar yaşamaya devam edemeyiz. Genel bilinçte köklü
bir değişimi sağlamak için, yoğun çabalar üretmek/geliştirmek
zorundayız. İslamî kesimlerde konjonktürel nedenlerle ortaya çıkan anlam
kaymalarını tartışmak/sorgulamak durumundayız. Bulanık düşüncelere
kayıtsız kalamayız. Hoşgörü içerisinde olmak demek, kayıtsız kalmak
demek değildir. Hepimizi aynılaştırmak isteyen, aklımızı ve irademizi
yok sayan hizipçi yaklaşımlara, mantığa ve zihniyete müsamaha ile
yaklaşamayız.
Gerektiğinde hayatlarımızla ilgili, tercihlerimizle ilgili,
hesaplaşmalar yapabilmeli, zihinsel alışkanlıklarımızı değiştirebilmeli,
zihinsel emek harcamalı, düşüncelerimizi bütün açıklığı ile dile getirme
cesaretine sahip olmalıyız. |