|

Gülümsetirken Düşündüren Kısa Haber-Yorumlar (IV)
Arif Kaya/
arifkaya65@gmail.com
1) İslam
dünyasının en önemli fetva merkezlerinden biri olarak kabul edilen ve
İslam hakkındaki en ciddi araştırmalara imza atan Mısır'daki El Ezher
Üniversitesi, dün çok ilginç bir fetva yayınladı. Geçtiğimiz yıl
İstanbul'da da bir konferans veren Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf El
Kardavi, Müslümanların komünistlerden uzak durması gerektiğini
belirterek, "Komüniste kız vermek, malını komünist birine miras bırakmak
haramdır" ifadesini kullandı. Mısırlı din adamı fetvasının kapsamını
daha da genişleterek Komünistlerin cenazesinin de camiden kaldırılmaması
gerektiğini söyledi. [Vatan; 06/09/2007]
Hoppala yavrum yaz geldi, çarşıya kiraz geldi. Komünizmin cenazesi
kalkalı, komünistlerin ekseriyeti kapitalist, ulusalcı olalı onca zaman
geldi geçti fakat el Kardavi ne hikmetse orada öyle kalakalmış. Ortalık
kum gibi kapitalist ve de emperyalist kaynarken, Müslümanım diyenlerin
kafaları laik, demokratik, milliyetçi seküler düşünce kirlilikleri ile
malulken, sen kalk kafayı kimlerle boz. Kız vermeme, miras bırakmama ve
de cenazenin camiden kaldırılmaması uyarılarını kapitalist,
laik-demokrat, liberal, sosyal demokrat ve daha nice düşünce (ideoloji)
sahipleri için de yapmış mıdır acaba? Yıllarca firavunların hüküm
sürdüğü Mısır'da, yaklaşık 25 yıldır seçimle (!) cumhurbaşkanı (!)
seçilen Mübarek (!) biri hala hükümferma iken, Allah bilir Hz. Musa
misali olmak biraz sıktığı için olacak herhal, varsa eğer hıncını
"düşene bir tekme de sen vur" kabilinden komünistlerden mi çıkarmak
istemiştir acaba? Yoksam adı Hüsnü olduğu için onun hakkında 'hüsnü
niyet' mi beslemektedir? İslam dünyası(!) böyle müftü(fetva veren)lere,
böyle müçtehitlere sahip olmakla övünebilir ve de sırtı yere gelmez
evelallah. En ciddi araştırmalara imza atan böyle üniversiteleri varken
de her zaman gurur duyabilir. Eğer müslümanım diyenler ve de
Müslümanların önüne alim ve de lider olarak düşenler, komünizmin İslam'a
aykırılığı, İslamdışılığı noktasında gösterdikleri duyarlılığı, diğer
batılı ve doğulu ideolojiler karşısında da gösterebilselerdi, o zaman bu
fetvanın da bir kıymet-i harbiyesi olurdu. Kur'an'ın "müşrik ve
kafirler" konusunda koyduğu, ilgili fetvada söz konusu edilen bu
hükümler, sadece komünizmle ilişkilendirilip diğer şirk ve küfür olan
ideolojiler o veya bu sebeple görmemezlikten gelinir ya da İslam'dan
addedilmeye kalkışılırsa ve bir de üstelik ahı gitmiş vahı kalmış bir
ideolojiye zamanı geçmiş, zamansız bir fetva verilirse kusura bakmayın
ben de dalgamı geçerim ufaktan. Bırak Allanı seversen Yusuf, bak sana
yalnız kargalar değil yusufçuk kuşları bilem gülüyor. Beni de güldürdün,
gülümsettin. Allah cızırtını versin emi.
2) ……. Numune Hastanesi Plastik Cerrahi Servisi'nden Dr. M.E, Hıristiyan
inancında kutsal bir yeri olan haçı kullanarak yapışık parmakları
ayırmayı başardı. Kur’an-ı Kerim'deki Hz. İsa ile ilgili ayetlerden yola
çıkarak, haç üzerinde biraz araştırma yaptığını belirten Dr. E., "Haçın
yapışık parmak ameliyatında yardımcı olduğunu gördüm. Haçı parmakların
üzerine bıraktıktan sonra, yapışık olan yeri haç şeklinde kesiyorum.
Böylece parmaklar, tek seansta sorunsuz bir şekilde ayrılıyor. Böylece
haç şekli de ilk kez bir Müslüman doktor tarafından ameliyatlarda
kullanılıyor" dedi. [www.jurnalturk.com; 06/09/2007]
Şundan emin olun, bu memlekette birçok konuda sıkıntı yaşayabilirsiniz
ama mizahi konu bulmakta hiçbir sıkıntı çekmezsiniz. İlk bakışta
Anadolu'da bir ilçe ya da kasabaya yeni gelen doktorun 'filan ameliyat
Dr. … tarafından başarıyla ilk defa uygulandı' cinsinden ahbap çavuş
ilişkisi ile (para karşılığı olduğu da söyleniyor bazılarınca) yerel
gazetelere reklam mahiyetinde 'dost ve müşterilerimize saygıyla ve
önemle duyurulur' kabilinden bir habere benziyor sanki. Genelde bu tür
haberler 'Türk doktorun büyük başarısı' diye servis edilirdi ama bu
sefer işin içine dini bir simge (Allah'tan siyasal bir simge değil yoksa
yassah hemşerim diyebilirdi birileri) girince doktorun Müslüman
olduğunun altı çizilmiş. Fakat gelin görün ki -eğer haber metni aynen
doğru kabul edilirse- bu Müslüman doktorumuz 'öküzün altında buzağı
arama' kabilinden Kur'an'daki Hz. İsa ile ilgili ayetlerden yola çıkarak
(!) vara vara, varılması mümkün olmayan haç'a varıyor. Romalıların bir
cezalandırma usulü olarak kullandıkları çarmıha germe yönteminin Hz. İsa
ile ilişkilendirilip sonrasında bir dini simgeye -haç- dönüştürüldüğü
herkesin malumu iken sen kalk bunu Kur'an'da ara bul, tabii
bulabilirsen. Bir nevi artı işareti olarak da tanımlanabilecek bir
şekli, ameliyatta kalemle rahatça çizebilecekken 'haçı parmakların
üzerine bırakmak' işi deyim yerindeyse tam bir şarlatanlık örneği. Artık
yakında müslüman olmayan doktorlar da hilal, davud yıldızı, gamalı haç
ve diğer dini-siyasal simgeleri de kullanırsa hiç şaşırmayın. Herhalde
ilgili dinlerin yaygın olduğu ülkelerin medyası da fırsatı kaçırmaz, bu
ve buna benzer haberlere yer verirler sayfalarında artıkın. Yapışık
parmak ameliyatında kullanılabilen bir kesi şeklini, sırf insanların
dikkatini çekmek için birtakım sembollerle, simgelerle ilişkilendirmek
meslek ahlakıyla bağdaşır mı bağdaş mı karar sizin. Ha bir de unutmadan,
yahu bu hıristiyan doktorlar bugüne kadar bu haç şeklini ameliyatlarda
kullanmayı niye akledemedi diye de insanın aklına gelmiyor değil
doğrusu.
3) Yıllardır 'Türkiye İranlaşıyor' propagandasıyla toplumsal
kutuplaşmayı körükleyen çevreler şimdi de Malezya modelini manşetlere
taşıyor. İddiaları yapay ve temelsiz bulan uzmanlar ise 'Laik ve
demokratik bir ülke olan Türkiye'nin kendisi bir model. Benzetmeler
anlamsız' diyor. Sivil Anayasa girişimini engellemek isteyen çevrelerin
başlattığı 'Malezya' ve 'mahalle baskısı' tartışmaları tehlikeli bir
kutuplaşmaya davetiye olarak değerlendiriliyor. Özellikle bir medya
grubunun yürüttüğü 'Türkiye Malezya olacak' kampanyası toplumda
gerginlik ve çatışma tehlikesi boyutlarına vardı. Ayırımcılık ve dinsel
farklılığı körükleyen iddialar her gün manşetlere taşınıyor. [Star;
23/09/2007]
Suudi Arabistan, İran, Cezayir derken sonunda Malezya modelini de bulduk
Allahıma şükür. Herhalde ileriki yıllarda Katar, Fildişi sahilleri,
Patagonya modellerini de konuşup tartışıyor olacağız. Osmanlının son
yüzyılında iyiden iyiye kendine olan güvenini yitirip kurtuluşu, izzet
ve şerefi özellikle Batı'da (Fransa, İngiltere, Almanya, ABD) ve azcık
da olsa Doğu'da (Sovyetler Birliği) arayan bu ülkenin erkmen'leri
(erk-güç sahibi adamları) negatif anlamda ve de toplumu korkutmak amaçlı
öyle veya böyle İslam'ın bir şekilde uygulandığı ülkeleri gündeme
taşıdılar. Ülkenin rotasını-kıblesini ha babam de babam AB ya da ABD'ye
çevirmişken, seksen yılı aşkındır bu uğurda darbe dahil her şeyi göze
alan 'şu çılgın Türkler', zaman zaman onlardan yüz bulamadıkları, azar
işittiklerinde ise başka dünyaların varlığından bahseder hale de
geldiler zaman zaman. Hoş, 'beni almazsanız içinize, ben de alır bohçamı
sizin hoşlanmadığınız adama kaçarım' diyen ya da 'aşık olduğu oğlanı
kıskandırmak için başka erkeklerle gezip dolaşan ela gözlü mahalle
dilberinin' tehdit-cilve karışımı halleri inandırıcı olmaktan da hayli
uzak elbette. Dışarıya karşı tavrı bu iken, içeride ise toplumu manipüle
etmek, istediği kıvama sokmak için oyun üstüne oyun, plan üstüne plan
yapmakta bayağı hünerli devletlü zevat. Cumhuriyetin kazanımlarından
bahsederlerken -ki haklıdırlar her rejimde olduğu bu sistem de
taraftarlarına mal-mülk, makam-mevki ve daha nice şeyler kazandırmıştır-
devletin 'âlî menfaatleri'nden söz ederken, insanın aklına niye
birilerinin 'adi menfaatler'i geliyor doğrusu şaşırıp kalıyorum. Sistem
içi mücadelede, belli beylik kavramlar üzerinden ve de onların ardına
saklanarak yürütülen kavga, seyredenleri oyalıyor ya da yanıltıyor.
Yıllar yılı 'istismar, takiyye, yobazlık, çağdaşlık, radikallik,
aşırılık' kelimeleriyle ülkenin ekseriyetini karalayıp gözden düşürmeye
çalışırken aslında kendilerinin de bu kelimelerle malül olduklarını
gizleyip hedef saptırdılar. Öyle ya, onlara ne yapsalar yakışırdı, kim
onlara yan gözle bakabilirdi ki, alimallah adamın feleğini şaşırtıp
doğduğuna doğacağına pişman ederlerdi. Fakat gelin görün ki sürgit
insanları nasıl, neyle korkutup çekip çevireceksiniz, dolma üstüne dolma
yutturacaksınız. Ya bir gün uyanır ve etrafında dönüp duran dolapları
fark ederse. Yıllar yılı laiklik, çağdaşlık, kamusal alan, cart curt
deyip her türlü eza ve cefayı reva gördüğünüz insanlar bir gün sizin
tabirinizle 'kalelerinizi' zorlarsa ne yapacaksınız? Kendi isteği ve
iradesi ile İslami şekilde örtünen bayanlara on yıllarca "can'a kast ve
ırza tasaddi" dışında her türlü 'devlet baskısı'nı reva gördüğünüz
ortada iken, muhtemel bir 'mahalle baskısı'nı mı dilinize pelesenk
edeceksiniz? (Türkiye'de mahalle baskısı tartışmaları devam ederken
üniversitelerdeki başörtüsü yasağı artarak devam ediyor. Gazi
Üniversitesi'ne bağlı fakültelerde öğrencilerin derslere peruklu olarak
girmeleri de yasaklandı. Milliyet, 26/09/2007) Ulusalcı bir refleksle
atıp tuttuğunuz AİHM'den 'yetiş ya şeyhim' diyerek medet mi umacaksınız?
Fıtri (yaradılışa uygun) ve de Allah'ın emri olan başörtüsünün
yaygınlaşacağından korkuyorsunuz ama İslami ölçülere uygun örtünmenin
kadına, dolayısıyla erkeğe ve de topluma sağlayacağı kazanımları bilerek
ya da bilmeyerek göz ardı ediyorsunuz. Laik cumhuriyetin -dilerseniz bu
terkibe 1. cumhuriyetçi iseniz hiçbir şey ilave etmeyebilirseniz, 2.
cumhuriyetçi iseniz yahu bunun tadı tuzu yok diyerek demokrasi,
liberalizm tuzu, biberi de katabilirsiniz- kazanımlarından ziyade
kaybedimlerinden bahsetmenin vakti zamanı gelmedi mi hala? Sakın, gerek
bu ülkede ve gerekse dünyada laik ve demokrat sistemler, "Allah'tan
korkmaz, kuldan utanmaz", yalnız dünya hayatının güzelliklerine
gözlerini dikip bencil ve haz endeksli insan tipi üretiyor olmasın?
Yaratılış amacını unutan, yeryüzünde "kan döküp bozgunculuk yapan",
kendini Allah'tan azade (özgür) zannederken kendi nefsine (istek ve
arzularına) ya da başka kullara kulluk yapan insanlara, ne bu dünyanın
kaynakları yeter, ne de asırlar geçse de kan ve gözyaşı diner. İran
İslam inkılabını takip eden günlerde bu ülkede "ya İran rejimini bize
ihraç ederse" diye bir korku vardı, malum korkular üreten cenahta. O
yıllarda tek tv kanalı olan TRT'de eli yüzü düzgün tek haber proğramı
olan '32. gün'de Mehmet Ali Birand dönemin İran Dışişleri Bakanı'na aynı
soruyu yöneltiyordu. Cevap düşündürtücü ve de şaşırtıcı idi, ama
kızaracak, utanacak yüzü olanlar için. Mealen dedi ki cevap veren
yetkili "Ne münasebet, ne demek devrim ihracı (İran kilimi ve kavunu
filan olsa hadi neyse-not: bu benim eklentim), siz Osmanlı gibi
yüzyıllarca hüküm sürmüş büyük bir devletin tecrübesine, birikimine
sahip insanlarsınız." Garibim bilmiyor ya da dili varıp söyleyemiyor
bizimkilerin 1923'ü milad olarak kabul edip ondan evvelini yallah
tarihin çöplüğüne attığını. Yeri gelmişken aynı Mehmet Ali Birand, AB
ile müzakerelere başlama kararı verildiği gün AB'nin ne kazandıracağı,
ne anlama geldiği ile ilgili bir soruyu "Artık bu ülkede insanlar
kırmızı ışıkta duracak, yeşilde geçecek" diye bir cümlede
özetleyivermişti. Bir insanın kendini ve toplumunu aşağılaması, aptal
yerine koyması daha nasıl olur anlayan varsa beri gelsin. Bu ülkenin
insanları cahil, aptal muamelesi görmek, hak etmek için ne yaptılar
aklım bir türlü almıyor. 1923'lerde toplanıp "Düşündük, taşındık. Sizin
için cumhuriyeti seçtik, en uygun olduğuna karar verdik" diyenler aradan
80 küsur yıl geçmesine ve de 'on yılda onbeş milyon genci baştan
yaratmış (!)' olmalarına rağmen hala "ulen, bu toplumun önünü
koyverirsen ya davulcuya (İslam'a, şeriat'a, irtica'ya) ya da zurnacıya
(bölücülüğe, kürt milliyetçiliğine, komünizme, vs.) kaçar" diye "koruma
ve kollama" vazifesini bihakkın yerine getirmeye çalışıyorlar. Onlar
olmasa halimiz ne olurdu mazaallah. İran, Suudi Arabistan, Cezayir,
Malezya, Sovyetler Birliği (hoş o şimdi aramızda yok, toprağı bol olsun)
ve daha bilmem dünyada ne kadar ülke varsa oluverirdik ama herhalde bir
kendimiz olmazdık. Bu kafa yapısıyla, bu gidişle de olacağa da
benzemiyoruz, "çıkmadık candan -ya da Allah'tan ümit kesilmez"
temennisini de ilave etmeyi unutmadan.
4) Çılgın konuşma. Bush'un gözünün içine baka baka hakaret etti. İran
Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Birleşmiş Milletler(BM) Genel
Kurulu'nda tarihinin en gergin konuşmasını yaptı. Başkan G.W.Bush,
Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy ve batılı liderlerin gözlerinin
içine baka baka "Şeytana uymaktan vazgeçin" dedi. Nükleer deneyimi başka
ülkelere vermeye hazır olduklarını ifade eden Ahmedinejad, ABD ve Avrupa
halklarının da siyonist baskıdan kendileri sayesinde kurtulacağını ima
etti. …"Dünya milletleri uyanmıştır. Dünya halkını düzeltmeye çalışmak
yerine kendinizi düzeltin, kendi halkınıza hizmet edin. Dünya
milletlerinin size ihtiyacı yok. Şeytana uymaktan vazgeçin, artık
Allah'a teslim olun. …Hz. Mehdi, (Şiilerin 12. imamı) Mesih (Hz. İsa)
ile birlikte tekrar dünyaya gelerek, dünyayı adaletle dolduracak."
[www.hurriyet.com.tr; 26/09/2007]
Çılgın konuşma deyince hatırıma yine 'şu bizim çılgın Türkler' geldi.
Acaba böyle çılgın bir konuşmayı onlar da yapabilir miydi? Gerçi onlar
daha çok ülke içinde çılgınlık yapmayı yeğliyorlar nice yıldır. Artık
'yedi düvel'e karşı koymuyorlar yani harici bedbahtlardan kurtuldular.
Fakat heyhat, bu dahili bedbahtlar var ya onlar için darbe, muhtıra
(elektroniği de dahil), süreç de sahneye konsa bir türlü
kurtulamıyorlar. AB'ye, ABD'ye inandırıcılığı olmayan tepkiler verseler
de çılgınlıkları daha çok 'Kurtlar Vadisi Irak' gibi filmler ve 'Metal
Fırtına' gibi hayal mahsülü kitaplarla sınırlı. Devletin kurucu partisi
genel başkanı'nın ifadesiyle "Türkiye'nin ihtiyacı olmayan" (!) bu
Ahmedinejad, Bush'un karşısında el bağlayıp iki büklüm ve de süklüm
püklüm bir vaziyette "bir emrin var mı sayın Prezidınt Buş" diyeceği
yerde "gözlerinin içine baka baka hakaret etmiş"miş. Ne zamandır hakkı,
hakikati bir zalimin yüzüne söylemek hakaret olarak değerlendirilir
oldu, bilen varsa beri gelsin. Ha bu arada yeri gelmişken belirteyim.
Vuku bulmasından bu yana İran İslam Cumhuriyeti ve onun kurucu lideri
hakkında hiçbir fırsatı kaçırmadan yalan yanlış her türlü çirkin haberi
yıllardır yazan, bir çeşit yarı resmi gazete hüviyetindeki Hürriyet'in
sahibi ve yayın kurulu olmasa bile, okurları ulusalcılık, kuvvacılık
yeni trend olalı -İran'a ve onun liderinin sahip olduğu dünya görüşüne
itibar etmeseler de- Ahmedinejad'ın bu onurlu, dik duruşuna (kimilerine
göre bu diklenmek demekmiş) hayranlıklarını gizleyemiyorlar. (Genelde
hürriyet.com.tr yayın politikasına aykırı olmayan yorumların onaylandığı
Hürriyet İnternette, okurlar Ahmedinejad'a övgü yağdırdı.
www.haber10.com, 26/09/2007) Gelelim Ahmedinejad'ın sözlerine. Yahu bu
Ahmedinejad da bir hoş. Sen kalk "Büyük Şeytan"ın ve dostlarının bütün
hışmını, öfkesini üzerine çek. Yahu kardeşim senin neyine gerek bu
zalimlere hak sözü söylemek, onları uyarmak. Git sen kapitalizmin mabedi
mesabesindeki New York borsasının açılışını yap. (ABD'deki temaslarını
sürdüren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu kapsamda dünya finans
piyasalarının merkezi, kapitalizmin kalesi ve kalbi sayılan Wall
Street'te New York Borsası'nın açılış gongunu brokerların alkışları
arasında çaldı. www.hurriyet.com.tr, 26/09/2007) Yok mu senin ABD'de
çoluk çocuğun. Git onların ziyaretine. Ne diye İslam'dan ölesiye nefret
edenlerin alay, tahkir ve eziyetlerine uğrayasın, alkış almak varken.
(ABD Columbia üniversitesi rektörü Lee Bolinger, Ahmedinejad'ı kürsüye
davet ederken "dar kafalı ve gaddar bir diktatör" diye tanıttı.
www.habervitrini.com, 26/09/2007) Ne diye yalnız kalmak ve de türlü
baskı ve tehditleri göğüslemek pahasına İslam'ın izzetini, şerefini
savunuyorsun. İslam'ı laik-kapitalist-demokratik dünya görüşüyle te'lif
etsene. İslam'ı tanınmayacak hale getirip Batı'nın (ve de Doğu'nun)
küresel çıkarlarına amade kılsan ya. BOP, GOP gibi emperyalist
projelerde ortak olup Ortadoğu'ya, İslam Dünyası(!)na
laik-demokratik-kapitalist model ülke olsana. (Birleşmiş Milletler'deki,
"Demokrasi Forumu"nda Başbakan Tayyip Erdoğan, 5 dakikalık kısa bir
konuşma yaptı. Metne bağlı olmadan yaptığı konuşmada, terörle topyekün
mücadelenin önemine işaret etti. Erdoğan'ı dikkatle dinleyen Bush,
konuşmasının ardından iki sıra yanında oturan Erdoğan'ın elini sıkarak,
"Türkiye'deki seçim sonuçlarından memnuniyet duydum. Tebrik ederiz.
Türkiye'de demokratik sistemin işleyişinden memnuniyet duyuyoruz" dedi.
Sabah, 27/09/2007) Espri bir yana Ahmedinejad'ım, şu sözlerin gerçekten
altına imza atılacak ve alkışlanacak cinsten. "Dünya milletleri
uyanmıştır. Dünya halkını düzeltmeye çalışmak yerine kendinizi düzeltin,
kendi halkınıza hizmet edin. Dünya milletlerinin size ihtiyacı yok.
Şeytana uymaktan vazgeçin, artık Allah'a teslim olun." Bu sözün
Kur'an'ın özüne, esprisine ve de Hz. Peygamber'in pratiğine uyuyor.
Fakat sonraki sözün maalesef uymuyor, zıt düşüyor. "Hz. Mehdi, (Şiilerin
12. imamı) Mesih (Hz. İsa) ile birlikte tekrar dünyaya gelerek, dünyayı
adaletle dolduracak." Kusura bakma ne Hz. Mehdi diye biri mevcut, ne de
o ve Mesih tekrar dünyaya gelmeyecek. Dünyayı zulümden kurtarıp adaletle
dolduracak ise senin deyiminle "Şeytana uymaktan vazgeçip, artık -ve
yalnızca- Allah'a teslim olan" muvahhid Müslümanların cehdidir,
çabalarıdır, gayretleridir. Ötesine inanmak veya beklemek yakışmaz sahih
iman sahibi mü'minlere. Allah'ın eli (yardımı) da elbette böyle
kullarına ulaşıcıdır. Kendini ve İran'lı Müslümanları, Şia inancının
Kur'an'a ve Hz. Peygamberin sahih sünnetine aykırı olan şeylerinden
arındır, Şia mezhebinin boyasıyla değil Allah'ın boyası ile boyan. O
zaman sen ve senin gibiler, ölse öldürülse bile, galip sayılır bu yolda,
mağlup dahi olsa. Yeter ki sen, siz, biz yani hepimiz topyekün "sahih
iman ve salih amel sahibi birer mü'min" olarak Allah'ın yolu'ndan
ayrılmayalım. Ölüm bizi bu yolda bulsun Mahmudum, Ahmedim ve de Nejadım.
|