Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 346 | Ekim  2007

                   

 

 


Statükonun Direnişi

Mehmet Kamış/21.09.2007/Zaman

İnanılmaz bir kargaşa yaşıyor Türkiye. İnsanlar, düşünceler, saflar o kadar birbirine karışmış ki, insan zaman zaman hayret, zaman zaman da dehşet içinde dinliyor söylenenleri.
'Anayasamıza dokundurtmayız' diyenlerin neredeyse tamamı yıllarca kamuoyuna kendini 12 Eylül mağduru olarak gösterenler. 'Yetişin, Kemalizm'i öldürüyorlar' diye en çok feryat eden, 30 bin kişinin katili olarak cezaevinde duran Abdullah Öcalan. Avrupa Birliği'ne en çok karşı çıkanlar, Türkiye'nin yönü batıdır mesajı vermek için Batı Çalışma Grubu'nu kuran ve herkesi dayakla Batılı yapmaya niyetlenenler. Demokrasinin, çağdaşlığın, en önemlisi özgürlüğün en keskin savunucuları ise dindarlar. Yani her şey garip. Garip olduğu kadar komik, komik olduğu kadar ibretlik, ibretlik olduğu kadar da trajik bir durumdayız.
Ne ilke, ne kimlik, ne düşünce yapısı hak getire. Yıllarca MHP'ye en ağır laflar edenler, MHP ile CHP'nin ittifak yapması gerektiğini savunurken, kendisini 'demokrat' olarak tanımlayanlar başkalarıyla ilgili en faşist talepleri dillendirebiliyor. Yıllarca 12 Eylül karşıtlığı üzerine ideoloji bina etmiş olanlar da bugün yüzleri hiç kızarmadan ısrarla, dokunmayın anayasama, diyebiliyor.
Bu ülkede çok garip bir denge kurulmuş, bu çarpıklık ve yamukluktan nemalanan hiç kimse statükonun değişmesini istemiyor. Ne Abdullah Öcalan, ne oligarşik bürokrasi, ne uyuşturucu kaçakçıları, ne çok zenginler, ne yıllarca devletten beslenenler mevcut düzenin değişmesini istiyor. Tekrar etmiş olacağım; ama olsun, 'Anayasa'ya dokunmayın' diyenlere ve kimliklerine bir bakar mısınız: Abdullah Öcalan, CHP, üniversite rektörleri, YÖK, medya takalarının reisleri, 12 Eylül mağdurları vs.
İnsanı merkez alan bir anayasamız olsun, bu ülkede yaşayan herkes kendini birinci sınıf hissetsin, imtiyazlı kimse olmasın, toplumun dokusuna uygun kurumlarımız, çağdaş ve demokratik bir ülkemiz olsun biz de böyle bir yerde yaşayalım, diyenler ise yerliler. Yani büyük çoğunluk. Yani üretenler, yani bu ülke -Allah muhafaza- battığında gidecek başka bir yerleri olmayanlar, yani ezilenler, yani Anadolu.
İnsanın 'bir dakika' deyip sorası geliyor: Sayın rektörler, sahi siz üniversitelerde neyi savunuyorsunuz? Bilimsel özgürlüğü mü, yoksa dogmatik hiyerarşiyi mi? Ön kabulleri ve ideolojisi olmayan bir üniversite mi hayal ettiğiniz, yoksa emir-komuta içinde bir eğitim kurumunu mu dilemektesiniz?
Bu ülkenin aydınları ve gazetecileri, özgürlükçü, çağdaş medeniyetler seviyesinde bir demokraside mi yaşamak istersiniz, yoksa üçüncü dünya ülkesi gibi sürekli vesayet altında mı kalem oynatmak hoşunuza gider? Batılılaşmak ve çağdaş muasır medeniyetler seviyesine çıkmak istemiyor muydunuz? Bizi böyle kandırmadınız mı?
Statükonun değişmesinden rahatsız olanlar her dönem yaptıkları gibi çok küçük pirelerden develer ortaya çıkartıp ortalığı geriyorlar. Abdullah Öcalan ortalığı geriyor, CHP geriyor, üniversiteler geriyor. Medya, küçük sembollerle, niyet okumalarla her daim rejim tartışması içinde tutuyor Türkiye'yi. Başını kaldırıp da sağına soluna bakmasın diye olabildiğince çok gerginlik çıkartıyor.
Normalleşmek herkesin altını oyuyor. Bu gerginlik tuzağına karşı hükümetin olabildiğince dikkatli olması gerekir. Yıllardır PKK terörünü gerekçe göstererek, başörtüsü ve laikliği gerekçe göstererek özgürlüklerin önünü kesenler aynı tezgâhı yeniden hayata geçirmek istiyorlar. Apo gelişmelerden rahatsız, üniversiteler gelişmelerden rahatsız, CHP gelişmelerden rahatsız, oligarşik bürokrasi de gelişmelerden rahatsız.
Ben bu ülkeyi hakikaten anlamıyorum.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...