|

Statükonun Direnişi
Mehmet Kamış/21.09.2007/Zaman
İnanılmaz bir kargaşa
yaşıyor Türkiye. İnsanlar, düşünceler, saflar o kadar birbirine karışmış
ki, insan zaman zaman hayret, zaman zaman da dehşet içinde dinliyor
söylenenleri.
'Anayasamıza dokundurtmayız' diyenlerin neredeyse tamamı yıllarca
kamuoyuna kendini 12 Eylül mağduru olarak gösterenler. 'Yetişin,
Kemalizm'i öldürüyorlar' diye en çok feryat eden, 30 bin kişinin katili
olarak cezaevinde duran Abdullah Öcalan. Avrupa Birliği'ne en çok karşı
çıkanlar, Türkiye'nin yönü batıdır mesajı vermek için Batı Çalışma
Grubu'nu kuran ve herkesi dayakla Batılı yapmaya niyetlenenler.
Demokrasinin, çağdaşlığın, en önemlisi özgürlüğün en keskin savunucuları
ise dindarlar. Yani her şey garip. Garip olduğu kadar komik, komik
olduğu kadar ibretlik, ibretlik olduğu kadar da trajik bir durumdayız.
Ne ilke, ne kimlik, ne düşünce yapısı hak getire. Yıllarca MHP'ye en
ağır laflar edenler, MHP ile CHP'nin ittifak yapması gerektiğini
savunurken, kendisini 'demokrat' olarak tanımlayanlar başkalarıyla
ilgili en faşist talepleri dillendirebiliyor. Yıllarca 12 Eylül
karşıtlığı üzerine ideoloji bina etmiş olanlar da bugün yüzleri hiç
kızarmadan ısrarla, dokunmayın anayasama, diyebiliyor.
Bu ülkede çok garip bir denge kurulmuş, bu çarpıklık ve yamukluktan
nemalanan hiç kimse statükonun değişmesini istemiyor. Ne Abdullah
Öcalan, ne oligarşik bürokrasi, ne uyuşturucu kaçakçıları, ne çok
zenginler, ne yıllarca devletten beslenenler mevcut düzenin değişmesini
istiyor. Tekrar etmiş olacağım; ama olsun, 'Anayasa'ya dokunmayın'
diyenlere ve kimliklerine bir bakar mısınız: Abdullah Öcalan, CHP,
üniversite rektörleri, YÖK, medya takalarının reisleri, 12 Eylül
mağdurları vs.
İnsanı merkez alan bir anayasamız olsun, bu ülkede yaşayan herkes
kendini birinci sınıf hissetsin, imtiyazlı kimse olmasın, toplumun
dokusuna uygun kurumlarımız, çağdaş ve demokratik bir ülkemiz olsun biz
de böyle bir yerde yaşayalım, diyenler ise yerliler. Yani büyük
çoğunluk. Yani üretenler, yani bu ülke -Allah muhafaza- battığında
gidecek başka bir yerleri olmayanlar, yani ezilenler, yani Anadolu.
İnsanın 'bir dakika' deyip sorası geliyor: Sayın rektörler, sahi siz
üniversitelerde neyi savunuyorsunuz? Bilimsel özgürlüğü mü, yoksa
dogmatik hiyerarşiyi mi? Ön kabulleri ve ideolojisi olmayan bir
üniversite mi hayal ettiğiniz, yoksa emir-komuta içinde bir eğitim
kurumunu mu dilemektesiniz?
Bu ülkenin aydınları ve gazetecileri, özgürlükçü, çağdaş medeniyetler
seviyesinde bir demokraside mi yaşamak istersiniz, yoksa üçüncü dünya
ülkesi gibi sürekli vesayet altında mı kalem oynatmak hoşunuza gider?
Batılılaşmak ve çağdaş muasır medeniyetler seviyesine çıkmak istemiyor
muydunuz? Bizi böyle kandırmadınız mı?
Statükonun değişmesinden rahatsız olanlar her dönem yaptıkları gibi çok
küçük pirelerden develer ortaya çıkartıp ortalığı geriyorlar. Abdullah
Öcalan ortalığı geriyor, CHP geriyor, üniversiteler geriyor. Medya,
küçük sembollerle, niyet okumalarla her daim rejim tartışması içinde
tutuyor Türkiye'yi. Başını kaldırıp da sağına soluna bakmasın diye
olabildiğince çok gerginlik çıkartıyor.
Normalleşmek herkesin altını oyuyor. Bu gerginlik tuzağına karşı
hükümetin olabildiğince dikkatli olması gerekir. Yıllardır PKK terörünü
gerekçe göstererek, başörtüsü ve laikliği gerekçe göstererek
özgürlüklerin önünü kesenler aynı tezgâhı yeniden hayata geçirmek
istiyorlar. Apo gelişmelerden rahatsız, üniversiteler gelişmelerden
rahatsız, CHP gelişmelerden rahatsız, oligarşik bürokrasi de
gelişmelerden rahatsız.
Ben bu ülkeyi hakikaten anlamıyorum. |