|

Först
Leydi
Engin Ardıç/26.09.2007/Akşam
Okunuşunu yazdım, halka
indim. "First Lady" yazsaydım "beyaz Türk" olacaktım, keh keh keh.
Hayrünnisa Hanım'ın başının bağlı olmasına gıcık kapanlar, bu yazı
size...
Emine Hanım'ın başının bağlı olmasına da bozuldunuz ama kocası beş
yıldır Türkiye'yi yönetti... Yani, Türkiye'nin "seçilmişlerin
yönetmesine izin verilmiş kısmını" yönetti.
Bozuldunuz, ama alıştınız. Meclis Başkanı'nın eşinin de başı bağlıydı,
yutkundunuz ama bir şey yapamadınız. Dışişleri Bakanı'nın eşinin de başı
bağlıydı, ona da ses çıkaramadınız. Kıyamet, aynı hanım "först leydi"
olunca koptu.
Çünkü kendinizi "först" ve "leydi" gibi kefere kavramlarıyla
şartlıyorsunuz!
Öyle deyince, insanın aklına Hillary Clinton, Barbara Bush, Nancy
Reagan, Betty Ford, Patricia Nixon gibi birtakım "havalı" ve de geçkince
kadınlar geliyor. Daha yaşlılara da Jacqueline Kennedy! Saçlar her daim
yapılı ve de boyalı, ille de tayyör-etek, dirhem yağ yok, sıfır beden,
saplı çanta, kısa topuklu siyah ayakkabı... Hepten rüküşlerine de şapka.
Çankaya'da oturacak hanım bu "formata" uymayınca da tatsızlık
başlıyor...
Cumhurbaşkanı eşleri, resmi protokolda kısaca "hanımefendi" olarak
geçerler. Şuna hanımefendi deseniz, rahatlayacaksınız. "First, second,
third, fourth" gibi saçmalıklar ortadan kalkacak.
Pardon, hanımefendi gibi ünvan ve lakapların kullanılması da yasaktı,
değil mi? O zaman, kısaca Bayan Gül.
Fakat Orgeneral Büyükanıt'a da "Yaşar Paşa" demeyeceksiniz ha, çünkü
devrim yasalarını çiğnersiniz, giderim vallahi Anıtkabir'e, yazarım
deftere bir yazı, sizi Atatürk'e şikâyet ederim
Nereden birinci oluyor bu hanım? O birinciyse, benim karım kaçıncı
sıradadır? Anam skalanın neresindedir? Ya ninem?
Hani bizim rahmetli kayınvalideyi birinci yapsanız ağzımı açamazdım
da!...
Madem cumhurbaşkanını da "devlet memuru" olarak kabul ediyorsunuz...
Yıllarca milletvekillerinin emekliliğine karşı çıktım, mebus kavramının
apayrı bir şey olduğunu söyledim, madem aldırmadınız... Madem Çankaya
Köşkü'nü de alt tarafı "herhangi bir devlet dairesinin en fiyakalısı ve
en iyisi" olarak algıladınız... O zaman, niçin Hayrünnisa Hanım'ı da
"devlet memurlarından bir devlet memurunun refikası" olarak kabul edip
geçmiyorsunuz?
Efendim, hariciye vekili başka, meclis reisi başka, başvekil başka,
cumhurreisi başka... Yok canım, niçin başka oluyormuş? Cumhurbaşkanı
padişah mı?
Efendim, eşinin "temsil" özelliği varmış... Yok canım! Nereden verilmiş
kendisine bu temsil görevi?
Dikmen sırtlarında "sevimli yavrusu Erdal'la birlikte" at binen Bayan
Mevhibe İnönü, haminnemi temsil mi ediyordu? Reşide Bayar'ın bizim yaşam
tarzımızla ve geçim sıkıntımızla bir ilgisi var mıydı? Melahat Gürsel
olsun, Atıfet Sunay olsun, Emel Korütürk olsun, kim bu hanımları kendine
yakın hissetmiş, onu temsil ettiği zahabına kapılmıştır?
Hasbelkader dönem dönem cumhurbaşkanlarının eşleridir, o kadar.
Evet, Hayrünnisa Gül bizim hanıma uzaktır. Bizim hanımın başı açıktır,
onunki kapalı. Ayrı dünyaların insanları.
Ama bizim hanım ne Semra Özal'da kendi yansımasını gördü, ne Nazmiye
Demirel'e yakınlık duydu, ne de Semra Sezer'e bayıldı... Sekine Evren'e
gelince... Onu hiç göremedi ki bir fikir edinsin!... Latife Hanım'ı da
tarih kitaplarında okudu ve onunla Safiye Sultan ya da Pertevniyal
Besime arasında bir fark gözetmedi, hepsi "tarihi şahsiyetlerdi"
bunların...
Fakat başkaldırmadı, "kocası benim cumhurbaşkanım olamaz" gibi bir
terbiyesizlik de etmedi hiçkimseye. Üzerinde durmadı.
Basın da bu hanımlara umacı gibi davranmaktan, örneğin başka bir hanıma,
Emine Hanım'a da "aaa, New York'ta The Phantom of The Opera'yı seyretti,
bu da bizim gibi ağzı burnu, gözü kulağı olan normal bir insanmış yahu"
şeklinde yaklaşmaktan vazgeçsin, terbiyesizliğin daniskasıdır. |