|

“Mahalle Takımı”na Karşı “İkinci
Cumhuriyet” Milli Takımı...
Cengiz Çandar/22.09.2007/Hürriyet
Hürriyet yazarlarından
biri, farkında olarak mı, olmadan mı, bilmiyorum 11 kişilik bir takım
kurmuş, beni de dahil ettiği o 11 kişilik takımdan istekte bulunuyor.
Şöyle diyor:
"AKP, ısmarladığı Anayasa taslağı ile tek parti iktidarı planladığını
artık gizlemiyor. Bu Anayasa taslağı ile Cumhuriyet'i iğdişleştirmeyi
tasarladığını da gizlemiyor. Anayasalar tarihinde benzeri görülmemiş bir
girişim ile Anayasa Darbesi yapmaya hazırlanıyor. Sonuç olarak sadece
laikliği değil, Cumhuriyet'i, üniter devleti de tehlikeye atıyor.
Bu nedenle, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Murat
Belge, Mehmet Altan, Eser Karakaş, Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu,
Hasan Cemal, Şahin Alpay ve Orhan Pamuk gibi has ve acar demokratların
AKP ile ilişkilerini gözden geçirmeleri ülkemiz için çok yararlı olur."
İlk paragraf, işin "hezeyan" kısmı. Bu hezeyan, ya algılama zaafı ile
ilgili ya da başka bir şey. Bazılarının görev aldığı "psikolojik
savaş"ın bir parçası olabilir. Ama, ben, bugün işin bu kısmıyla
ilgilenmeyeceğim. 11 kişilik takıma konulmam ve takımdaki mevkiim beni
ilgilendiriyor. Çünkü, hoşuma gitti.
Takımı bir daha sayalım. Kalede Mehmet Barlas, geri dörtlü M.Ali Birand,
Cengiz Çandar, Murat Belge, Mehmet Altan. Orta saha Eser Karakaş, Etyen
Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal. İleri ikili Şahin Alpay ve Orhan
Pamuk.
Tabii bu 4-4-2 düzenine göre böyle. Futboldan anlayanlar bilir, genel
diziliş 4-4-2 olsa da, bu, oyun içinde, daha ziyade 4-4-1-1 şeklinde,
yani "tek santrforlu" bir düzene dönüşür. Bu durumda, "bizim takım"ın
asıl hücum oyuncusu yani tek santrforu Orhan Pamuk oluyor. Yakışır.
Türkiye'nin dünya çapındaki en önemli oyuncusu o. 2006 Nobel Edebiyet
Ödülü sahibi. Bugüne dek Nobel kazanmış tek Türk.
Ben, geri dörtlüye yerleştirilmişim. Yazar, benim solak olduğumu nereden
biliyor, bilmiyorum; ama doğru biliyor. Ben, gerçekten solakımdır. Hem
yazıyı sol elimle yazarım, hem de futbol oynadığım dönemlerde,
futbolseverlerin "tek ayaklı" dedikleri cinsten bir solaktım. Sağ
ayağım, koşmaya, yürümeye, topu kontrol etmeye, en fazlasından yakın
mesafede pas vermeye yarardı. Sol ayağımı ise, övünmek gibi olmasın,
raket gibi kullanırdım.
Solda, kanatta oynardım. Dolayısıyla, Hürriyet yazarının kurduğu "bizim
takım"ın geri dörtlüsünde sağ kanatta M.Ali Birand (doğru tercih
olduğundan kuşkuluyum), orta blokta yani günümüz futbol terimleriyle iki
stoper olarak Murat Belge ve Mehmet Altan, sol dışta ise ben oynuyorum.
Söz konusu yazar, bu kadroyu "İkinci Cumhuriyet Milli Takımı" diye
algıladığı için, konunun beni özellikle hoşnut eden tarafına geleyim.
Bu durumda ben, bu takımın Roberto Carlos'uyum!
Yakışır. Teşekkürler.
Benim siyaset ve düşünce hayatımızın "Roberto Carlos'u" olarak
yerleştirildiğim "bizim takım"ın kurulduğu yazının başlığı "Mehmet
Barlas'ın mantığı" idi. Bizim "kaleci" ile ilgiliydi yazı.
Aynı gün, Mehmet Barlas ne yazmış diye baktım; son günlerin moda kavramı
"mahalle baskısı"ndan ilham almış, "Her mahallenin farklı farklı baskısı
vardır" başlıklı bir yazı yazmış. Aklı "Kız Sen İstanbul'un
Neresindensin" şarkısına gitmiş. Güfteye de yer vermiş:
"Duruşun andırır asil soyunu
Hisar, Kuruçeşme, sahil boyu mu
Arnavutköylü mü Ortaköylü mü
Kız sen İstanbul'un neresindensin?
Başında esen kavak yeli mi
Gözünden akan aşkın seli mi
Sarıyer Tarabya İstinyeli mi
Kız sen İstanbul'un neresindensin?
Gülüşün sahte mi yoksa candan mı
Bağlarbaşı'ndaki tozlu yoldan mı
Erenköy Kadıköy Üsküdardan mı
Kız sen İstanbul'un neresindensin?"
Okurken, ister istemez, şarkıyı mırıldanmamak mümkün değil. Ardından
devam ediyor:
"Türkiye'de 'yeni siyaset"in şifrelerini çözmeye çalışırsanız, bu
şarkının güftesi size yardımcı olabilir.
Diyelim ki kuş uçsa "İşte şeriat tehlikesi gelmekte" diye feryat eden
bir yazarla ya da konuşurla karşılaşıyorsunuz.
Diyelim ki henüz taslağı bile tam oluşmamış bir anayasa metnini eline
alıp, "İşte kanıt, laiklik elden gidiyor" diye bağıran biri çıkıyor
karşınıza…
Diyelim ki "Mahalle baskısı darbe yapıp, bunları da devirir" diyen
yorumcularla karşılaşıyorsunuz…
Hemen sorun:
- Kız sen Türkiye'nin hangi mahallesindensin?
Sonra da kendi güftenizi yapmayı deneyin:
"Giysilerin sanki Batılı gibi
Sanki demokratsın, sahi öyle mi
YÖK'ten misin yoksa CHP'den mi
Derin milletten mi, derin devletten mi
Kız sen Türkiye'nin neresindensin?"
Şimdi ortada iki çağrı söz konusu. İlki benim Roberto Carlos'u olduğum
has ve acar demokratlardan oluşan 11'in AKP ile, ülkemiz için çok
yararlı olması için, ilişkilerini gözden geçirmesi; ikincisi ise bu
çağrıyı yapan yönelik çağrı, daha doğrusu soru: "Kız sen Türkiye'nin
hangi mahallesindensin?"
İlk çağrının gereğini yerine getirmek hayli zor. Zira, o 11 içinde bir
tane AKP'li yok. Çağrıyı yapanın sandığı türden ilişkiler de yok.
Dolayısıyla, ikinci çağrıya uymalı ve sormalı:
"Kız sen Türkiye'nin neresindensin?"
Bu soruyu çoğul haline getirerek sormak, daha da isabetli:
"Kızlar size Türkiye'nin neresindensiniz? Hangi mahallesinden? Bağdat
Caddesi'nden, Cinnah'tan, Bahçelievler'den mi? Etiler'den, Ulus'tan,
Kordonboyu'ndan mı?"
Haklı bir soru bu. Mehmet Barlas'ın dediği gibi "Türkiye'de bir de
kendilerine benzemeyen herkesi ve her şeyi "tehdit" ya da "tehlike"
olarak gören modernci yahut "monden" ve hatta "militarist" mahalleler de
var."
Üniversitede ilk günümde, dersine ilk girdiğim, yani benim "ilk hocam"
Prof. Şerif Mardin idi. ODTÜ İdari İlimler Fakültesi'nin birinci
sınıfında, adını hatırlamadığım ilk dersin hocasıydı. Dersten aklımda
kalan, Şerif Mardin'in çok iyi bir hoca olduğu izlenimim dışında, pek
bir şey olmadı. Ankara Üniversitesi SBF'ni kazandığımı öğrenip, kaydımı
ODTÜ'den Mülkiye'ye kaydırdığımda, üzüldüğüm şeylerden biri Şerif
Mardin'den ayrılacak olmaktı. Neyse ki, Şerif Mardin, SBF'de de ders
veriyordu.
Aradan uzun yıllar geçti. Bu yıllar zarfında, Şerif Mardin, dünya
çapında bir sosyolog ve siyaset bilimcisi olarak adını uluslararası
alanda duyurdu. Özellikle, "Türk modernleşmesi" ve "din ve siyaset
ilişkileri" hakkında yazdığı kitaplar ve makalelerdeki özgün
görüşleriyle dikkati çekti.
Hocam ile, 1993-94 yıllarında Yeni Demokrasi Hareketi'nin oluşumunda
birlikte çalışmak onurunu yaşadım. Evet, Prof. Şerif Mardin de, Yeni
Demokrasi Hareketi'nin kurucu isimleri arasında yer aldı.
Bu bilgilerden yola çıkarak, tanıklık ederim ki, "mahalle baskısı"
sözcüklerinin "patent hakkı"na sahip olmasından ötürü, Prof. Şerif
Mardin'den "sivil dinci-faşist darbe" gibi safsataların "ideologu"nu
saygın "kuramcısı"nı üretemezsiniz. Şerif Mardin, bugünlerde kendisini
dayanak alan "monden-militarist" cemaatin tam zıddı yönde, "has ve acar"
demokrat"tır. Bu gibi tartışmalı konularda, bizim "11"in "Zico'su"
olacak özelliklerdedir.
İşi, Mehmet Barlas'ın naklettiği bir "Temel fıkrası"yla "tatlı"ya
bağlayalım,
"Temel'e bir evde taze incir ikram etmişler. İlk kez gördüğü ve yediği
bu meyveyi çok sevmiş ama bunun adını sormaya utanmış. Ertesi yıl aynı
eve gidince, ev sahibine "Bana geçen yıl bir yiyecek ikram etmiştiniz,
ondan var mı?" diye sormuş. Ev sahibi "Size ne ikram etmiştik?" deyince,
Temel aklında kaldığı kadarı ile geçen yıl yediği meyveyi tarif etmiş.
- Kabuğu mor renkteydi. Kabuğu soyunca, içi beyaz ve yumuşaktı.
Ev sahibi bu tarifi duyunca, "herhalde buna patlıcan ikram ettik" diye
düşünmüş ve Temel'e bir patlıcan getirmiş. Temel patlıcanı ısırmış,
yüzünü buruşturmuş,
- Siz bunu hem uzatmışsınız, hem de tadını kaçırmışsınız, demiş ev
sahibine."
"İncir"i "patlıcan" zanneden yazarlar da, 22 Temmuz'dan bu yana, bir çok
şeyin tadını kaçırdılar... |