|

Komutan Postmoderne Neden Karşı?
İsmet Berkan/25.09.2007/Radikal
Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral İlker Başbuğ, dün Kara Harp Okulu'nun, yani Harbiye'nin
eğitim-öğretim dönemi açılış konuşmasını yaptı. Orgeneral Başbuğ,
özellikle iki tehdide, yani bölücülük ve irtica tehdidine ağırlık
verdiği konuşmasının bir yerinde 'modernizm' ile 'postmodernizm'i
(modernötesi) karşılaştırma gereği duydu ve deyim yerindeyse
'postmodernist' düşünce akımlarını bir çeşit 'tehdit' olarak
değerlendirdi.
Orgeneral Başbuğ, modernizm için, 'Kısaca, akıl ve bilimi esas kabul
eden, toplumsal kurallar, düzenlemeler ve kurumlara öncelik veren bir
dünya görüşüdür' derken, postmodernizmi de, 'Modernitenin yarattığı
kurumlara ve düşüncelere karşı çıkan bir düşünce sistemidir' sözleriyle
özetlemiş.
Hemen söyleyeyim, modernite-postmodernite tartışmalarını epeydir
yapmıyoruz, çünkü bu konu 15 yıl kadar önce fazlasıyla konuşuldu ve
aslında biraz da unutuldu. Orgeneral Başbuğ'un Türkiye'de yaşananları bu
tartışma bağlamında yeniden gündeme getirmesi belki unuttuğumuz
tartışmayı yeniden canlandırır.
Bir de şunu ekleyeyim: Orgeneral Başbuğ'un tanımının postmodernizmi
yeterince doğru anlatmadığı kanısındayım.
Üstünde ciltlerce (ve çoğu da anlaşılmaz) kitaplar yazılmış bir konuya
balıklama dalacak değilim ama en azından postmodernin moderne KARŞI
ÇIKIŞ olduğunu söylemek yerine eleştirdiğini söylemek sanki daha doğru
olur. (Burada not düşeyim, postmodernin bilime ve 'Aydınlanma'nın tüm
kazanımlarına karşı çıktığı gibi bir önerme de doğru değil, ama
eleştiriler saklı elbette.)
Postmodernizm, mimariden sanata, siyaset teorisinden pozitif bilimlere
kadar çok geniş alanlara yayılan bir 'düşünce okulu.' Ben burada konumuz
itibariyle işin siyaset teorisiyle, daha doğrusu Orgeneral Başbuğ'un
postmoderne esas kızma nedenini oluşturduğunu tahmin ettiğim konuyla
ilgileneceğim ve bir gazete köşesinin kaçınılmaz biçimde zorlaması
yüzünden bazı kaba nitelemelerde bulunacağım.
Modernizmi elbette çok yönden anlatabiriz ama demin söylemeye çalıştığım
kısıt içinde konuşacak olursak, belki de modernist siyaset felsefesini
1789 Fransız Devrimi'nin ideallerini yansıtan sloganında
özetleyebiliriz: Özgürlük, eşitlik, kardeşlik...
Koca bir Aydınlanma Felsefesi'ni bir slogana indirgediğim için ilgili
ilgisiz herkesten özür dilerim gerçekten ama amacım başka: Sloganda
geçen 'kardeşlik' ifadesi, postmodernistlere göre 'modernist
cumhuriyet'in en sorunlu bölümü.
Çünkü, onlara göre 'kardeşlik' ideali, yurttaşları tektipleştiriyor,
farklılıkları, özellikle de mikro kimlikler düzeyindeki farklılıkları
törpülüyor.
Tabii, 'kardeşlik' idealinin iktidarlar tarafından kötüye kullanımları,
özellikle farklı kökenden gelen yurttaşlar üzerinde onların kimliklerini
bir kenara bırakmaları konusunda bir baskı unsuru olarak kullanıldığı,
yani 'kardeşlik' idealinin de ötesine geçildiği gibi eleştiriler de
mevcut.
Yoksa postmodernin 'özgürlük' ve 'eşitlik' kavramlarıyla çok da fazla
derdi yok, daha doğrusu bir ölçüde var ama onların yeri şimdi burası
değil. Postmodern, esas olarak 'kardeşlik' idealini eleştiriyor.
Basitçe, 'Evet özgür olalım, evet eşit olalım ama bir arada yaşamak için
illa kardeş de olmamıza gerek yok, herkes kendi farklılığını özgürlük ve
eşitlik çerçevesinde dilediği gibi yaşayabilsin' diyorlar.
Türkiye özelinde bu önerme, bizi 'Kürt kimliği' ve 'İslami kimlik'
kavgasının göbeğine getiriyor. İşte komutanın kastettiği ve açıkça
tarafını belli ettiği nokta tam da burası.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey, postmodernizmin 'kardeşlik'le
ilgili sözlerinin birer KARŞI ÇIKIŞ değil, birer ELEŞTİRİ olduğu
gerçeği. Nitekim bu eleştirilerin bir karşılığı olduğu için dünyanın
dört bir yanında alt kimlik-üst kimlik tartışmaları yapılıyor, Belçika
bugün bölünmenin eşiğinde duruyor, Fransa başından beri gerilimli
yaşıyor, biz başından beri gerilimli yaşıyoruz.
Kaldı ki, Orgeneral Başbuğ'un ima ettiği türden bir 'pür' modernite
dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmıyor, yaşanmadı da zaten. 'Modern'
dünyanın her yerinde, her zaman gerek 'özgürlük', gerek 'eşitlik' ve
gerekse 'kardeşlik' konularında gerilimler ve siyasi çekişmeler yaşandı,
yaşanıyor, yaşanacak.
Mesele şu: Gerek 'özgürlük' gerekse 'eşitlik' idealleri, gündelik
siyasetin de yapıldığı alanlar zaten. Baktığınızda en sağdan en sola
kadar bütün siyasi partilerin bu idealler konusundaki tutumlarının
siyasetteki ana tutumları olduğunu görürsünüz. 'Kardeşlik' konusu ise
daha çok ultra veya mikro milliyetçi partilerin yaşama alanı.
Bu durum da, bize hem sorunumuz hem de çözümümüz konusunda bir şey
söylüyor olmalı. |