|

Mahalleye Razı Olmak
Akif Emre/27.09.2007/Yeni Şafak
Türkiye'nin
ne olup olmayacağı tartışmasını ortaya atanlar aslında "bu ülkenin ne
olduğu sorusu"nu unutturmak isteyenlerdir. Bir tür "akıl tutulması"nı
çağrıştıran tartışmalara bakarak topluma yön verdiğini düşünen
yazar-çizer takımından medya mensuplarına, akademisyenlerden
siyasetçilere kadar kalburüstü insanların adeta bir cinnet içinde
olduğunu düşünmemek elde değil.
Türkiye'nin Malezya olacağı tehlikesini gündeme getirmek ne kadar abes
ise Malezya olmayacağını ispatlamaya çalışmak da bir o kadar saçma...
'Korku ticareti'yle iktidar alanlarını, ideolojik hegemonyalarını
sürdürmek isteyenlerin dönemsel olarak benzer tonda yaptıkları yayın
adeta kodlanmış bir psikolojik harp tekniğini çağrıştırıyor. Psikolojik
savaş tekniklerinin tüm ayrıntılarını çok kaba biçimde uygulamaya koyan
bu okur-yazar zümresinin ayrıcalıklı konumlarını sürdürebilmelerinin
kestirme yöntemi olarak dönemsel bir ritüel adeta... Ne var ki bu
psikolojik savaş tekniğinin dayandığı temeller, yaslandığı argümanlar ve
bizzat açık ettikleri korku bir cinnet halini ortaya seriyor.
"Mahalle baskısı" edebiyatından başlayıp "Malezyalılaşma" gibi
absürtlükle zirveye tırmanan bu hal, kullanılan dil ve simgeleri
semiyolojik olarak analiz ettiğinizde ortaya çıkan korkunun ve bundan
beslenen siyaset tarzının, aslında bu ülkeye/ kültürüne/Malezya kadar
uzak bir aidiyetin yansımasıdır. "Bu yıl hac mevsimi kurban bayramıyla
çakıştı" tespitini yapacak kadar ülkesine yabancı bir merkezin(!)
mahalle baskısından dem vurmasını anlamak mümkün. Sorun, bunların tekil
örneklerden ibaret olmayıp aynı zamanda bu kadar uzakta durdukları,
tanımadıkları, ürktükleri ve de aşağıladıkları büyük çoğunluğa nizamat
vermeye kalkmalarında yatıyor.
Bunun karşısında, bir zamanlar mahcup, ezik, bastırılmış biçimde kendini
savunanların, artık belli bir siyasal alanı işgal ettikleri gözönüne
alındığında konumlarıyla ters orantılı olarak bu kampanya karşısında
geliştirdikleri savunma yöntem ve dili daha 'özür dilemeci' bir hal
alıyor. Kim bilir, belli iktidar alanlarını ele geçirmiş olmanın
suçluluk psikolojisini o eziklik günlerinden kalma bir miras olarak
şimdilere taşıyorlar. Bir taraf alabildiğine pervasız, üstelik iktidar
ve gücü kaybetme telaşesinin verdiği bir hırçınlıkla aşağılayıcı bir dil
kullanırken diğer tarafın özür dilemeci bir tavırla ne kadar uslu çocuk
olduklarını kanıtlama çabasında olması tuhaf deeğil mi? İktidara
gelmekle işbaşına gelmek ayrımının bıçak sırtı gibi keskin ve bir o
kadar da can acıtıcı durumu...
Tüm bu psikolojik savaş taktiklerine karşı geliştirilen özür dilemeci
dilin hiç kimseyi ikna etmeyeceği ortada. Kadın, erkek bu ülkenin
insanları modernleşme adına adeta bin bir kötekle "adam edilme"ye
çalışılırken "mahalle baskısı" altında yürütülen kampanyaya mağdurun
duruşu da cesaret vermiyor mu?
Mahalle baskısından Malezya korkusuna medyada kullanılan dilin ortak
paydası çok açık biçimde bir İslam korkusudur. Hatta korkudan da öte,
İslam'la hesaplaşmadır. Medya ortamlarında kullanılan 'göstergeler'
dikkatle incelendiğinde açık bir İslam korkusu toplumda
yaygınlaştırılıyor. Son on beş yıl içinde medyada belli vesilelerde
İslam'ı konu edinen en basit haberden kampanyaya dönüştürülen yayınlar
arasında dine ilişkin olumlu, en azından tarafsız haber-yorumun oranı
nedir? Görsel ve basılı yayın organlarının ürettiği bu kadar olumsuz
imajın saldırısı altında kalan nesillerin dine ait bilgileri bir yana
İslam algısı ne olabilir? Her kampanyanın sonunda yazılanların gerçek
olup olmadığının anlaşılması bir anlam ifade etmeyecektir. Zihinlerde
tortu olarak kalan ve bu toplumun İslam'la kuracağı ilişki marazi bir
hal alacaktır..
İşte korkularından beslenen 'yerel bir kabile' dürtüsüyle hareket eden
zümrenin 'yerli olan/değer'le kurdukları ilişkinin cinnet boyutuna
geldiği nokta burası... Mahalle baskısının açılımı bu ülkenin
Müslümanlık'la kurduğu yüzlerce yıllık ilişkisidir. Diğer tarafta
mahalle baskısı olmadığını savunmaya kalkarak, ikna etmeye çalışmak
tersinden bu ülkeye sahip çıkmak durumunda olanların da İslam'la
ilişkilerinin korkak, kuşkulu ve şüpheli bir konuma itilmesi demektir.
İslam'ın bu ülkede bir mahalli etki alanına indirgendiğini kabul
ettirdikten sonra maksat gerçekleşmiş demektir.
İslam'ı çektiğiniz vakit bu ülkenin varoluşunu mümkün kılacak hangi
ortak düzlem var dersiniz? Baskı yapmıyoruz demek, biz kendi hayatımızda
da İslam'ı savunmaktan, yaşamaktan vazgeçiyoruz demektir (cinnet hali o
noktada ki, bu sözlerden baskı/cılığı savunduğumu bile söyleyebilirler).
Söz konusu olan, İslam'ın insanı özgürleştirici yanının basık olarak
algılanmasıdır.
Malezya üzerinden polemik yapanların Türkiye'yi bilmedikleri gibi bu
ülkeden de haberdar olmadıkları ortada. Ayrıca ne tarih ne toplumbilim
ne de güncel anlamda siyasetten bile haberlerinin olmadığı çok açık...
Bu ülkenin devraldığı miras, medeniyet birikimi karşılaştırıldığında
tarihi boyunca İslam medeniyetine orijinal katkısı olmamış Malezya gibi
kapitalist toplumun farklı bir versiyonundan alacağı ne olabilir?
İslam'la ilişkilendirilen her şeyi aşağılama, sindirme ve korku meselesi
haline getirenler yaptıklarının bilincinde ya bunlara karşı çıkanlar?
|